30 Eylül 2018

HIZLI YAŞA HIZLI TÜKEN


Yavaş ya da hızlı yaşam çoğu kişi bu iki kelimeyi duymuştur sanırım. Fakat yavaş yaşam denilince aklınıza yavaş hareket etmek gelmesin. Hızlı yaşam denilince de hızlı hareket etmenin gelmeyeceği gibi. Bu iki kelime bu tarz tanımlarla doldurulacak kavram değiller çünkü. Çevremizde hızlı yaşayan ve yavaş yaşayan insanları gün boyunca görürsünüz; ama çoğumuz fark etmeyiz bile. Hatta kendimizin hızlı yaşayan mı yavaş yaşayan bir insan olup olmadığımızı anlamayız üstelik. Kavramların içeriğini bilmeden hızlı yaşam daha olumlu ve tercih edilebilir gibi duruyor. Evet, maalesef yavaş yaşamaya oranla hızlı yaşama biz insanlar tarafından daha çok tercih ediliyor. Fakat bilinçli bir tercih değil bu. Hızlı yaşama adapte olmuş insanlar birçok işi aynı anda ya da bir işi hızlı bir şekilde yapmaya çalışırlar. Sadece iş gelmesin aklınıza ikili ilişkiler bile dâhildir buna.  Hatta çocuk yetiştirmek bile. Hızlı, içi doldurulmadan yapılan her şey mutsuzluk, pişmanlık ve doyumsuzluk olarak geri döner bu insanlara. Sonra tüketim sosyolojisinin üzerinde uzunca durduğu tüketim toplumu olup çıkıveririz. Her şeyi hızlıca tüketmek, her şeyi elde etmeye çalışmak, her işi yapmak için hızla karar vermek, yaptığımız işin hazzını duymadan.



Hızlı yaşamı tercih etmiş insanları oturuş şeklinden bile tanımanız mümkündür. Sandalyenin, koltuğun ucunda aniden kalacakmış gibi kaygılı bir şekilde otururlar. Tıbbi dilde A tipi kişilik özelliği olan insanlardır bunlar. Bu insanların yaşam sürelerinin kısa, psikolojik rahatsızlık ve kalp krizi, kalp hastalığına daha açık olduğu da kanıtlanmıştır. Bu kişiler genellikle acelecidirler, zamanları çok kıymetlidir, zamanlarını boş yere harcamak gibi lüksleri yoktur, çabuk öfkelenirler, aşırı kontrolcüdürler ve bulundukları grup içerisinde lider, iktidar sahibi olmak isterler.  

Yavaş yaşam nedir? Hızlı yaşamın zıt bir kutuptur aslında. Hayatı umursamayan, iş yapmayan, tembel insanlar gelmesin aklınıza. Böyle bir tanım oluştuysa zihninizde o tanımı silin. Yaptığı işi hissederek yaşayan insanlardır kendileri. Ve tıbbi dilde B tipi kişilik özelliğine sahip insanlar olarak tanımlanırlar kendileri.  Bu insanlar aceleci olamayan, rahat karakterli insanlardır, çok iş yapsalar da kendilerini strese sokmadan işlerini yapmaya çalışırlar, A tipi kişilik özelliğindeki gibi bulunduğu grup içerisinde rekabetçi olmak, lider olamaya çalışmak gibi bir özellikleri yoktur. Üstelik rekabetin insanın ruhunu en çok yoran şeylerden biri olduğu inkar edilemez bir durumken. Ve B tipi kişilik özelliğine sahip insanlar değiştiremeyeceği her şeyi olduğu gibi kabul ederler.

Peki, çocuklarınızın A tipi ya da B tipi kişilik özelliklerini benimsemesinde ailenin de büyük bir etkisinin olduğunu söylesem.  Bunu belki çocuğunun iyiliği için yaptığını düşünen insanlar var. Örneğin, çocuğu sıkıldığında en sevdiği çizgi filmi izletmek, tekrar sıkıldığında akıllı telefon vermek, arkasına geziye götürmek, buz patenine gitmek…..bu uzar gider. Dışarıdan bakıldığında çok sosyal hiç sıkılmaya vakitleri olamayan bir aile görüntüsü vardır. Arada sıkılmaya, düşünmeye çocukların yalnız kalmasına fırsat verin. Sıkılmak, düşünmeyi düşünmekte hayal gücünü ve yaratıcılığı geliştirir. Bu şekilde aileler farkında olamadan hızlı yaşam ve doyumsuzluğu çocukların hayatına empoze ediverirler. Sürekli rekabet eden, her şeyi elde etmeye çalışan, sürekli hızlı bir şekilde işlerini yetiştirmeye çalışan bu arada birçok aktiviteyi bir arada yapmaya çalışan zamanı olmayan, endişeli, kaygılı, öfkeli insanlar oluverirler.  Sosyal medyadaki profil tanımlarında bile tanıyabilirsiniz bu insanları. Örneğin, kayak, doğa yürüyüşü, taraveling, mühendis, danışman, tiyatro tutkunu…. üstelik bir de ana kuzusu.

Şimdi A tipi kişilik özelliğine mi sahipsiniz B tipi kişilik özelliğine mi sahipsiniz önce onu belirleyin. Ve hızlı gidiyorsanız yavaşlayın.  Elbette bu kişilik özelliklerini değiştirmek zor ama dinlediğiniz müziği, yaptığınız işi hissedin. Birçok sosyal aktiviteyi bir arada yapmak yerine birkaç tanesini belirleyip hissederek yapın.  Aşkı, sevgiyi yavaş yaşayın iliklerinize kadar hissedin, hızlı tüketmeyin. Ölümün olduğunun en iyi bilincinde olan varlıklardan birisi olduğu için belki de böyle hızlı hareket ediyor insan kendisinden geri de bir şeyler bırakmak istiyor belki. Fakat bu şekilde yaşadıklarında hayatı ıskaladıklarının farkında olmadan… Yavaş yaşayan da ölüyor hızlı yaşayan da önemli olan bu geçirdiğiniz süre içerisinde doyum sahibi, mutlu olmak. Görüştüğüm zaman görüşürüz! :)


SAHİPSİZ CÜMLELER

13 Eylül 2018

MAHREMİYET EĞİTİMİ (Çocuk Tacizlerinin Önüne Geçmek İçin)


“Yabancı biri sana şeker, çikolata verirse sakın alma” “Yabancı biri seni annene götüreceğim derse, onunla gitme, bağır” “bu kısımlar özel bölgelerin, buraya dokunan olursa hayır de, bağır” gibi birçok cümleyle çocuklarımızı taciz tehlikelerine karşı korumaya, onları bilgilendirmeye çalışıyoruz. Acaba bu yöntemler yeterli mi? Ya da eksik, gözden kaçırdığımız bir nokta mı var? Türk milleti olarak sıcak bir yapıya sahibiz ve sevgimizi coşkulu halde göstermeyi de seviyoruz. Tanımadığımız bir çocuğun yanağını sıkmak, çocuğun istememesine hatta ağlamasına rağmen sevimliliğine bakıp zorla öpmek gibi coşkulu halde sevgi gösterilerimiz var. Bunun neden yanlış olduğunun açıklamasını yapacağım ama peki anne babaların çocuklarını öpmek istediklerinde çocuklarından izin istemeleri gerektiğini söylesem. Anne, babaysam bende çocuğumu öpemeyeceksem nasıl bir pedagoji bu diyebilirsiniz. Elbette çocuğun anne ve babayla sevgi alışverişine ihtiyacı var, zaten çocuk sevgi, şefkat, sıcak bir sarılış görmek istediğinde sizin yanınıza kendi gelecektir. Sevgi sadece, öpmek ve sarılmak değildir, yanlış anladığımız noktalardan birisi de bu. Gün boyu çocukla ilgilenmeyip ama sadece öpmek sevgi göstermek değildir. Peki, neden çocuklardan onları öpmek istediğimizde izin almayız?



Çocuk tacizlerinin önüne geçilebilmesi için çocuğun üç aura alanının geliştirilmesi gerekmektedir. Bunlar fiziksel, zihinsel ve duygusal auradır. Fiziksel aura çocuklarda 3,5 yaş itibariyle gelişmeye başlar. Fiziksel auradan kasıt kişisinin çevresindekilerle iletişime geçeceği 45 cm bir uzaklıktır. Çocuğu pedagoglar çocuklarınızla sohbet ederken belli bir uzaklıktan çocukların göz hizasına inerek konuşmamızı isterler. Aslında burada amaçlanan çocuğun ya da karşımızdaki kişinin fiziksel aurasını ve kendi fiziksel auramızı korumaktır. Biz yetişkinler bile fiziksel auramız ihlal edildiğinde rahatsızlık duyarız. Örneğin, bankamatikten para çekerken ya da herhangi bir fatura kuyruğundan kulağımızın dibine kadar giren insandan rahatsız oluruz. Başkasının aurasını ihlal eden insanlar çocukken fiziksel auraları ihlal edilmiş insanlardır. Peki, çocuğa sürekli vurmak, zorla öpmek, izin istemeden odasındaki eşyalarını almak, yerlerini değiştirmek çocuğun fiziksel aurasına müdahale değil mi? Fiziksel aurası korunmamış çocuklar auraları yabancı biri tarafından ihlal edildiğinde anlayamamaktadırlar. Bu nedenle çocuğu öpmek istediğinizde, odasından herhangi bir şey yapmak istediğinizde ondan izin almanız gerekmektedir. Ve bu çocukların fiziksel auralarının gelişmesine neden olacaktır.

(Biz çocuklara matematik öğretir gibi bedenini korumayı öğretiyoruz, fiziksel aura, zihinsel ve duygusal aura kazanmış bir çocuk iç güdüsel olarak bu yabancının kendisine farklı davrandığını anlayacaktır.)

Zihinsel aura ise çocuğun düşüncelerin, konuşmalarının dinlemesi, çocuğa saygı duyulması ve çocuğun başkasının sözü bittiğinde konuşmayı öğrenmesidir. Çocuk konuşmaya başladığında aile tarafından çocuk can kulağıyla dinlenmelidir. Oysa “sen çocuksun sus, büyüklerin sohbetine karışılmaz” gibi çocuğa birçok olumsuz cümleler kurmaktayız.  Böyle bir aile ortamında yaşayan çocuğun zihinsel aurasının gelişmesi çok zordur. Bir kişinin yaşadıklarını anlatabilmesi, rahatsızlığını dile getirebilmesi için zihinsel aurasının gelişmiş olması lazım. Örneğin, otobüste fiziksel aurasını ihlal etmiş bir kişiye biraz öteye gidebilir misiniz, rahatsız oluyorum diyebilmek o kişinin zihinsel aurasının geliştiğini gösterir.

Duygusal aura, çocuğun duygularını yaşayabilmesidir. Çocuk duygularını ne kadar iyi yaşayabilirse o kadar duygularını anlayabilir ve yönetebilir. Oysa “Sen çocuk musun da ağılıyorsun, bunda üzülecek ne var, komik mi bu şimdi” gibi çocuklara birçok olumsuz cümle kurulmaktadır. Herhangi bir olumsuz bir olay başına geldiğinde o duyguyu anlayabilmesi önemlidir.  Üç aura kısmında Adem Güneş’in mahremiyet eğitimi kitabından yararlanarak metne döktüm, ama ekstradan birkaç şey daha eklemek istiyorum. Aileler bu konu da bilgi sahibi olmaya çalışıyor fakat bu mahremiyet eğitimi sadece ailelerle kısıtlı kalmamalı, bütün insanların mahremiyet konusunda bilgi sahibi olması kritik bir önem taşıyor. Belki aile evde çocuğunun fiziksel aurasını koruyor ama dışarıdaki herhangi bir insan çocuğun fiziksel aurasına müdahale edebiliyor. Örneğin, kolundan çekip çocuğu zorla öpmek ya da annesiyle otobüste ayakta duran çocuğu zorla kucağımıza oturtuyoruz. Bunların çoğu iyi niyetten yapılan şeyler belki ama lüften çocukların fiziksel auralarına müdahale etmemeyi öğrenelim. Seveceksek de uzaktan sevelim, zorla çocuğu sıkıştırıp öpmeye gerek yok. Çocukların sevimliliğine de dayanamıyorsanız, çocuk o diye düşünüyorsunuz ama bir empati kurun tanımadığınız bir insanın zorla sizi öptüğünü düşünün. Bu caydırıcı olacaktır sanırım. :) Görüştüğüm zaman görüşürüz!!


Sahipsiz Cümleler

2 Ekim 2017

DAMDAKİ KEDİ / İYİ BİR DİNOZOR

Size korkular üzerine çocuklarla birlikte okunacak güzel bir hikayeden bahsedeceğim. (Kitap 9 yaş ve üzeri) Kitabın adından anlaşılacağı gibi Damda mahsur kalan, daha doğrusu yükseklik korkusu olan bir kedicikle, iki kızın hikayesi anlatmakta. Kedicikler annesinden ayılır ve bir kamyonet kasasında çiftliğe götürülürken, çukura giren arabanın kasasından bir kızıl kedicik yola düşer. Son anda bir tekerleğin altında kalmaktan kurtulan kedicik yabancı bir yerdedir. 


Annesinden uzak olduğu yetmezmiş gibi şimdi kardeşlerinden de uzaktır. Sonra annesinin dedikleri akla gelir. Tehlikeli durumlarda ağaca çıkın, size orada kimse zarar vermez. Kedicik ağaç arar; ama hiç bir yerde ağaç yoktur. Her taraf taş binalarla, betonlarla dolmuştur. Köpek seslerinden korkan kedicik kendini korkulu halde bir garaj üzerine tırmanmış bulur, yorgun halde uykuya dalan kedicik sabah uyandığında bir de bakar ki çok yüksek yerde. Üstelik kedi de yükseklik korkusu da vardır. Günlerce her gece miyavlar ve mahalle sakinleri ondan oldukça rahatsızdırlar, bir küçük kız haricinde. Onun üzgün bir şekilde miyavladığını savunur. Küçük kız arkadaşıyla kediyi aramaya başlarlar. Yalnız bu iki çocuğununda korkusu vardır. Kitabın içeriğini çok anlatmayım, tadı kaçmasın. Ama kokular üzerine okunacak güzel bir kitap. 


Film tavsiyesi de  "İYİ BİR DİNOZOR" ikisi nasıl tesadüf oldu bende bilmiyorum. Konusunu okuduğumda korkular üzerine olduğu yazmıyordu. Filmle kitap kendini tamamladı bence. Bu arada filmdeki çizimlere bayılmadım değil. Özellikle ateş böceklerinin olduğu sahneye. Bol kitaplı günler. Görüştüğüm zaman görüşürüz! :)




SAHİPSİZ CÜMLELER

22 Eylül 2017

Büyük Sözcük Fabrikası

Bir ülke vardı ki orada yaşayan insanlar neredeyse hiç konuşmazlardı. Bu, büyük sözcük fabrikasının ülkesidir. Bu garip ülkede sözcükleri söyleyebilmek için onları satın almak gerekirmiş. Satın aldığınız kelimeleri yediğiniz zaman konuşabiliyorsunuz. Tabi zengin olup binlerce kelime satın alabilen insanlar varken Özgür gibi üç kelimesi olan "Toz, kiraz, sandalye" insanlarda vardır. 




Sınıfsal farkı bir çocuğa nasıl anlatacaksın deselerdi. Bu kadar güzel bir şekilde anlatmak aklıma hiç gelmezdi. Küçük Prens, Küçük Kara Balık gibi büyüklerinde okuması gereken bir kitap Büyük Sözcük Fabrikası.

İlk düşündüğüm şuydu. Keşke biz de kelimeleri satın alarak konuşsaydık ne güzel olurdu. O kadar çok kelimenin ağza almanın kolay olmasından dolayı anlamını yitirdi ki. 
Bir dolap kitabın bu kitap hakkındaki zevkli sohbetlerini dinleyin.
BİR DOLAP KİTAP SİTESİ
http://www.birdolapkitap.com/


Sahipsiz Cümleler

18 Şubat 2017

Film Tavsiyesi: Pink ( Pembe)

Filmle ilgili bilgilerim tazeyken sıcağı sıcağına sizinle de paylaşayım dedim. Muhteşem ötesi bir film bana göre. PK dan sonra başka film yerini alamaz diyordum, ama aldı. Filmin içeriğini anlatmayacağım ki tadı kaçmasın. Sadece erkeklerin hatta bazen kadınların kadınlar hakkında iffetli, iffetsiz kurallarını göreceksiniz. Örneğin:

- Bir kadın erkeğe gülümsüyorsa bu erkeğe davettir. Erkek bu iffetsiz kadına istediğini yapabilir. 
- Bir kadın kapalı, açık fark etmez gece sokaktaysa, hatta hava kararınca sokaktaysa iffetsiz bir kadındır. İffetsiz kadına istediğini yapabilirsin. 
- Bir kadın açıksa iffetsiz bir kadındır. O kadına istediğini yapabilirsin.
- Bir kadın erkekle aynı ortamdaysa iffetsiz kadındır..... vesaire vesaire vesaire. Neden hiç iffetsiz erkek kuralları, tanımı yok. 

"Hayır!" hayır demektir. İster arkadaşın ister sevgilin, ister karın, ister seks işçisi olsun. Hayır, hayır demektir. Bunu biri erkeklere öğretmeli. Kesinlikle izleyin filmi.

Görüştüğüm zaman görüşürüz! :D




18 Haziran 2016

Ki and Ka (Film Tavsiyesi)

Filmin fragmanını ilk izlediğimde gülümseme oluştu yüzümde. Fragmanı izleyince sizde anlayacaksınız. Şimdiye kadar izlediğiniz filmlerden oldukça farklı bir konuya sahip çünkü. Tabi benim gülümsemenin altında eril bir bakış açısı olduğu içindi. Benimsenmiş bir kanı vardır. Erkek çalışır evini geçindirir, erkek kariyer yapar. Kadın gerekirse kariyerinden vazgeçip ev hanımlığı  demiyorum artık, ev işi yapar. Bu gayet normal bir durumdur. Ama bu durumu tam tersine döndürelim. Kadının çalıştığı, erkeğin ev işi yaptığı. Olur mu öyle şey dediniz değil mi? 



Filmde kadın ve erkeğin yaptığı işi değiştirerek farklı bir bakış açısından bakmamız sağlanmış aslında. Belki çoğu kişi komedi diye izleyecektir bu filmi ama komediden çok zekice hazırlanmış bir senaryoyu içeriyor. Burada maskat kimin daha iyi iş yaptığı, hangi iş yaptığı değil. Yapılan işe yüklenen değer. Kabir erkek olarak evde iş yaparken, karısı Kai tarafından küçümseniyor. Başkasının sırtından geçinmek, hiç bir iş yapmamakla nitelendirilmek gibi. Eril bir gözle o bakıyor bu sefer eşine. 

Filmi eşinizle, sevgilinizle birlikte izleyin. Komedi diye geçiştirmeyin filmi. Kabir'in bu hayali (ona göre ev işi yapmak, annesi gibi olmak hayal) gerçekleşecek mi, toplum Kabir'in bu durumunu nasıl karşılayacak izleyin görün.

Tren düşkünü olan Kabir'in evi dekore ettiğinde kullandığı sürgülü kapı görüntüsünü de paylaşmadan geçemeyeceğim. 



Görüşmek üzere.  :))

29 Şubat 2016

Muhteşem Film Tavsiyesi (PK)

3 idiots ve Taare Zameen Par’ı izledikten sonra böyle muhteşem filmler izleyebilir miyim? Derdim. Arayış içine de girmiştim, arama motorlarında Amir Khan’ın yönettiği film, oynadığı filmler gibi filmler var mı diye? Tabi bu istediğimi karşılayacak hiçbir film bulamadım. Ve yine bu cevabı Amir Khan’ın rol aldığı film cevapladı. PK filmi. Bugün itibariyle en favori filmim. İzlediğim en muhteşem filmdi şimdiye kadar.



Filmi anlatmayacağım. Ama dini eleştirdiğini, daha doğrusu dini kullanan insanları, dini kültleri, din adına yapılan yanlışların eleştirdiğini göreceksiniz. İlginçtir, PK’yı kendime çok benzettiğim için sevdim belki. Aynı soruları soruyoruz onla. Benimle aynı şeyleri eleştiriyor. Mesela, televizyona çıkıp insanların, halkın açlığından bahsedip paraları götüren din tüccarları vb.

Ve benim sürekli dediğim bir cümle vardır. Din sosyalleşerek öğrenilir. Bunu üniversitede sınıfta dediğimde töbe töbe cevaplarıyla karşılaştığımı da belirteyim. Bulunduğunuz ortam, doğdunuz aile, ortam, zaman çok önemlidir bunda. Müslüman bir aile de doğarsınız Müslüman olursunuz. Hristiyanlığın hakim olduğu bir ülke de doğarsınız Hıristiyan olursunuz. Aynı şekilde, Budist, Yahudi…. Uzar gider.   

Bir matematik işlemi var elimizde. Farklı yollardan aynı sonuca ulaşıyoruz. İllaki matematik sorusunu benim gittiğim yoldan çözeceksiniz diyoruz. Aynı matematik sonucuna ulaştıktan sonra çözüm yolunun ne önemi var.

Şimdi önyargı, ideoloji elbisenizi hafifçe üzerinizden sıyırın. Dini kullanarak bazı şarlatanlar toplum üzerinde nasıl bir algı oluşturulur izleyin ve görün. Bunun dışında sosyolojik bir çok şeyi bulacaksınız. Statü, toplumsal yapı.... 

Doğru numaraya ulaşmanız ümidiyle. Görüşmek Üzere. Bu arada Aamir Khan kendisi Müslümandır. 




Sahipsiz Cümleler