19 Ekim 2012

Ben Gök Kuşağının Saçlarını Ördüm.


İlkbaharın ılık havası, çiçeklerin kokusu ve kelebekler ne güzeldi bu mevsim. Her mevsimi severdim, fakat ilkbaharın yeri bende ayrıydı. Güneş tepemizde bizi izliyordu. Bulutlar ilkbaharın gelişini gökyüzünde koşuşarak kutluyorlardı. Ayakkabımı, çorabımı çıkararak hafif ıslak çimenlere basıyordum, diğer yandan da çimene her basışımda çimenin yaydığı kokuyu içime çekiyordum.  Öğretmenimiz bir yere oturup doğa ile ilgili resim yapmamızı istemişti bizden.  Rengarenk küçüklü büyüklü pastel boyalarımı yere sermiştim. Küçüklü büyüklü diyorum çünkü çoğu renkler kullanmaktan neredeyse bitecek hale gelmişti, boyaların içinde en uzun kalanı beyaz boyamdı. Tüm boyalar bitince beyaz boyamla gördüğüm duvarlara, beton zemine, asfalta… resim çizerdim. Dünya benim için koca bir tualdi.  Ailemden azar işitmeme rağmen hiç kimse vazgeçiremezdi beni bu güzel huyumdan.

Çimenlerin üzerinde bağdaş kurarak resmimi çizmeye başlamıştım. Resim çizmeyi çok seven bir çocuktum ve doğuştan verilmiş resim çizme yeteneğim vardı. Bazen sınıfta resmi iyi olmayan arkadaşlar, öğretmen görmeden resim defterini getirir, resmi bana çizdirirdi. İlk önce çizmek istemesem de çizdiklerime hayran hayran bakmalarından zevk alırdım.

Resmimi tamamlamıştım.
Öğretmenimin resmim hakkında yorum yapmasını bekliyordum. Tek tek arkadaşlarımın çizdiği resme bakarken,  bazen gel birlikte çizelim diye resim defterine bir ev çiziyordu. Bazen de aferin diye öğrencisinin saçını okşuyordu. Emre’nin çizdiği resmi arkadaşlarıma gösteriyordu.

- Ne kadar güzel bir resim değil mi, diye.

Sonunda sıra bana gelmişti. Uzun bir süre resmimi inceleyen öğretmenim. Bana,

- Bu ne? Diye soru yöneltti.
- Gök kuşağı öğretmenim.
- İyi de gök kuşağı rengi böyle karmakarışık olmaz.
- Ben gök kuşağının saçlarını ördüm.
- Hıııım! Peki bulutların yanındaki silindirler ne?
- Gülerek…O da bulutların kovayla yeryüzüne döktükleri su, dedim. ( Ne şakacıydı bu bulutlar.)
Öğretmenim, resmimle ilgili soruları sormaya devam ediyordu.
 - Ha o mavi hayvan mı tavşan, öğretmenim.
- Tavşanlar mavi olmaz.
- Papatyalarda Yapraklarını yukarıya kaldırıp bulutların kovayla döktüğü sudan kendilerini koruyorlar, öğretmenim.


Öğretmenimizin resmimde anlamadığı çok şey vardı sanırım. Bir süre baktı. Gülümsedi, aferin diyerek saçımı okşadı. Aferin dese de beğenmemişti resmimi, anlamıştım.  Bütün öğrencilerden farklı çizmiştim oysa. Hepsi ev, dağ ve dağdan akan bir nehir ve gökyüzünde koskocaman güneş çizmişlerdi. Hepsi birbirinin fotokopisi gibiydi.  O gün anlam verememiştim, hatta en iyi resim yapan öğrencisinin resmine burun kıvıran öğretmenime kızmıştım. Şimdi anlayabiliyordum öğretmenimi. Hayaller büyüdükçe küçülüyordu. Daha realist düşünmeye başlıyordunuz. Herkes gibi oluyor, sıradanlaşıyordunuz. Farklı olmak, farklı düşünmek kabul görmüyordu bu Dünya'da.  Her çocuğun küçükken hayal gücü vardı ben bunu resmimle rahat ifade edebilen çocuklardandım. Kimi çocukta süper kahraman olacağı Dünya’yı kurtaracağının hayalini kurardı. 

Ben mavi tavşanların olduğu, gök kuşağının saçını ördüğüm, kelebeklerin papatyaların saçını çektiği büyük hazinemi kaybetmedim…  Resimlerimi çizerken hep o küçük çocuk olurum.  Gerçi hayaller büyüdükçe küçülüyor demek pek doğru değildi aslında, hayallerimizin küçülmesine biz kendimiz izin veriyorduk. Şimdi gözlerini kapat, çocukça bir hayal kur….

Sahipsiz Cümleler

( Anarschi bu sefer de resim çizmeyi seven küçük çocuk oldu. :D )

4 yorum:

  1. RESİM PEK GÜZELMİŞ.

    yalnız hayaller büyüdükçe hayal kırıklıkları artıyor ben onu biliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok yanlış düşünüyorsun. Soyut hayal kuranlar için geçerli değil o. Biz büyükler çıkarcı olduğumuz için hayallerimizden de karşılık bekliyoruz. Yani kurduğumuz hayaller yine realist hayaller. Örneğin zengin olduğunu hayal ediyor ya da sevdiği birini hayal ediyor. Ve karşılığını bekliyor.

      Sil
  2. Bütün sevdiklerimin olduğu bir dağ evi.

    YanıtlaSil