31 Ekim 2012

Hikayeni Yeniden Yaz


Otobüste arkadaşına dert yanan üniversiteli genç, elindeki faturaları yatırmak için banka sırası bekleyen adam. İşini yaparken sıkıntıyla işiyle ilgilenen bankacı, çayını yudumlayarak sokaktan geçenleri izleyen genç adam, mis kokular yayan iştah kabartıcı döneri kesen adam, arkadaşları gülerken suratı asık olan bayan… ve kendisi herkes mutsuzdu.  Gülen insanların bile gözündeki ışıl ışıl parlayan yıldız çalınmıştı, yerini kapkara bulutlar yerleştirilmişti. Gülen bir yüz fakat o gülümsemeye rağmen donuk bir göz.

Simitini alıp bir banka oturdu, bir yandan yanı başına toplanan güvercinlere simit kırıntısı atıyor diğer yandan sokaktan geçenleri, alışveriş yapanları izliyor, yanı başındaki kestanecinin pişirdiği kestane kokusunu içine çekiyordu. İnsanlar neden mutsuz, ben neden mutsuzum diye düşündü tekrar. Biraz sesli düşünmüş olacak ki

-Efendim abi kestane mi istedin, dedi satıcı.

 Zihnindeki düşüncelerin sesleri öyle yüksekti ki bisikletinin ziline sürekli basan çocuğu, annesinin elini bırakıp avazı çıktığı kadar ağlayan çocuğu, kendisine seslenen satıcının kalın sesini bile duymamıştı. Kahverengi montunun sol cebinden bir not defteri, montunun iç kısmındaki cebinden de yeşil renkte üzerinde siyah notların olduğu tükenmez bir kalem çıkardı. Alışveriş listeleri ve geçen hafta gittiği unutmayım diye sayfaya iliştirdiği doktorun ismi, adreslerle doluydu küçük siyah ciltli defter. Not defterinin rastgele boş bir sayfasını açtı. Mavi tükenmez kalemi ile iki kelimelik bir yazı yazdı not defterinin üst kısmına.

PİŞMANLIKLAR LİSTESİ

Hayatımızda çok kelimesi öyle yer edinmişti ki. Her cümlenin başına çok kelimesini iliştirir olmuştu insanlar. Çok para, çok ev, çok sevgi, çok insan, çok makam, çok sahip olmak, çok umut, çok beğenilmek, çok güzel olmak, çok elbise, çok ihtişam, çok gösteriş, çok tüketim… çok çok çok… Mutluluğu çoklarda aramak…

Sadece çok kelimesi ile problemi yoktu insanın, istediği gibi yaşayabiliyor muydu hayatını. Banka da sıkılarak işini yapan bankacı, ailesinin isteği ile bu mesleği seçmişti, bu iş ona mutsuzluktan başka bir şey vermiyordu. Elbet Dünya ya tozpembe bakmak mümkün değildi hatta bazı yaşam koşulları, bulunduğun çevre, maddi imkân konumunu belirliyordu.  

Pişmanlıklar listesinin ilk sırasına

1- Çalışmak için yaşamak mı, yaşamak için çalışmak mı, yazmıştı. Sadece karın doyurmak için mi çalışmak ve ben... diyerek yarım bırakmıştı cümlesini.

2- Hayalin için çaba sarf etmemek.  Sadece televizyon seyretmek ve yemek için çalışıyorum oysa hayalim roman yazmaktı.

Yine de durumum iyi en azından bir hayalim var, çoğu insan gibi ev, araba hayal etmiyorum ya da hayalimin ne olduğunu bilmeyen insanlardan değilim, diye teselli etmeye çalışıyordu kendisini.

3- Duygularını bastırmak, hayatın keyfini çıkarmamak.  Bir sene önce sevdiği kıza açılamamış, hakkımda ne düşünür korkusuyla öylece hayatın bir köşesinden onu izlemişti. Şimdi ise hala deseydim ne tepki verirdi sorusu hayatında bir parazit gibi duruyordu. İnsanların en büyük sorunlarından biri duygularını bastırmasıydı.

Kalemini aldı bu düşünceden sonra en iyi yazılacak pişmanlık cümlesi
3- Başkalarının kendimiz hakkında ne düşündüğünü çok önemsemek, yazmıştı.  Çevremizdeki insanları öyle çok önemsiyoruz ki kendi hayatımızı değil onların dayattığı hayatını yaşıyoruz dedi. Ve buna müsaade ediyoruz, başrolü bırakıp onların yazdığı tiyatro da oynuyoruz…

Başka bir sayfayı açtı ucunda yıldızın olduğu hani çizgi filmlerde perilerin sihirli değnekleri olur ya ondan çizdi not defterine.  Kendi hayatı için çok geç değildi bir şeyler değiştirebilirdi hayatında bu saatten sonra işini bırakması mümkün değildi fakat hayatı zevk alarak, duygularını bastırmadan ve başkalarının düşüncelerine göre yaşamayacaktı hayatı en önemlisi hayali için çaba sarf edecekti.

Çizdiği sihirli değneğe bakıp gülümsedi. Gerçekten böyle sihirli bir değneğim olsa şu sokaktan geçen insanlara sihir yapsam herkes istediği gibi olsa toplumun dayattığı gibi değil nasıl olurdu acaba diye düşündü içinden.  Belki şu köşe başındaki dönerci kendisi olurdu kim bilir. Gülümsüyordu genç adam Farklı bir gülümsemeydi bu gözlerinden çalınan yıldızı bulmuştu. Çalınmamıştı aslında o yıldız gözlerini kaplayan siyah buluttan dolayı görünmüyordu yıldızı. Adam güldü gözlerindeki yıldız parladı, tekrar güldü bu sefer daha çok parlıyordu yıldızı ışıl ışıl….
Sahipsiz Cümleler