18 Ekim 2012

Sana Bir Çiçek Çizdim, Asla Solmasın Diye!


 Kafasına çekmiş olduğu yorganı araladı gözlerini kırpıştırarak odaya baktı. Pencerenin kenarından sızan güneş gözünü kamaştırmıştı. O kadar çok uyuyordu ki, yataktan hiç çıkmak istemiyordu. Onsuz bir güne başlamak istemiyor ve onu hatırlatan hatıralarla dolu ev de yaşamak istemiyordu. Evi yatakhane gibi kullanmaya başlamıştı. İşten geldiğinde hemen odasına geçip sabah işe gidene kadar çıkmıyordu yatağından. Ona kabus gibi görünen hatırlardan saklanıyordu. Buzdolabına yapıştırılmış notlar, resimler. Masanın üstündeki kitap ve banyo da asılı olan pembe havlu…. Uyuyarak unutmaya çalışıyordu yaşadıklarını. Doktor ağır psikolojik rahatsızlığın eşiğinde olduğunu söylemişti, bir sürü ilaç vermişti. İlaçla daha sersem hale geliyordu daha iyiydi aslında uyumasına yardımcı oluyordu bu ilaçlar.

Kendini bu Dünya’da gereksiz görüyordu, işe yaramazın tekiydi. Anlamsızdı artık Dünya. Bu Dünya’da hele onsuz niye yaşamaya çalışıyordu ki.  Oysa ne kadar çok sevmişlerdi birbirlerini neden diye soruyordu fakat cevabını bulamıyordu. Unutmak istiyordu onu ya da unutmak istemiyordu kendisi de emin değildi ne düşündüğünden. Ne yapıyordu şimdi belki yeni bir ilişkiye başlamıştı. İki ay geçmişti ama onu hala ilk günkü gibi seviyordu. 

-Artık yaşamak anlamsız, dedi.

Ve yatağında doğruldu.

Doktorun verdiği bütün ilaçları boşaltmaya başladı. Beyaz ve yeşil renkli kapsüller, turuncu renkte avuç dolusu hapa bakıyordu. Birden cama yapıştırmış olduğu not dikkatini çekti.

“ Pencereni aç ve sabahı kokla. Hayat güzel sev onu ve gülümse”

Su almak için mutfağa doğru yöneldiğinde bir sürü hatıra onun mutfağa gelmesini bekliyordu. Buzdolabında ki fotoğraflar. Notlar. Ölme düşüncesi farklı bir cesaret vermişti ona. Fotoğrafları tek tek incelemeye başladı. Fotoğraflardan onun ve kendinin sesi ve gülüşleri geliyordu sanki. Sonra onun için dolaba yapıştırdığı notlara baktı.

- Seni seviyorum.
- Prensesim, dolapta senin için bir sürprizim var.
- Hiç ayrılmayalım olur mu?
- Sana bir çiçek çizdim, asla solmasın diye!
- Özledim :(….

Birden dizlerindeki can alındı sanki. Yere yığıldı. Su dolu bardak yere düşüp tuzla buz oldu. Avuç dolusu hap yere saçıldı. Gözlerini açtı yerde saçılmış haldeki haplara ve kırılan bardağa baktı, bayılmış olmalıydı. Yavaşça doğruldu. Sinirli bir şekilde Buzdolabındaki notları fotoğrafları, banyodaki pembe havluyu, diş fırçasını, askıda ki kahverengi şalı çöpe attı.  Sandalyeye oturup başını iki elinin arasına aldı. Ağlamaya başladı, öfkeliydi. Ona değildi öfkesi kendine öfkelenmişti. Kendime gelmeliyim yaşamıma devam etmeliyim dedi. 

O yaşadığı buhrandan sonra yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı.  Üç harfli aptal bir kelime ne hale getirmişti onu. Aşk’a atmıştı suçu, ölseydi tek suçlu oydu. Eve geldiğinde artık eskisi gibi yatağına koşmuyordu. Farklı bir parıltı çökmüştü eve pencereden giren güneşin ışığına sim atılmış gibi parlıyordu. Sonra pencerenin kenarına yaslanıp sokağı, sokakta top oynayan çocukları ve dedikodu yapan kadınları izledi.  Ne kadar çok şey kaçırmışım ben dedi sessizce.

Artık biliyordu aşkın ne olduğunu. 
Duygusal yönden zayıf olduğumuz zamanlarda karşımızdakine anlamlar yüklüyoruz ve asıl o kişiye değil kendi yarattığımız cümlelere aşık oluyoruz, dedi.  Duygusal yönden zayıf hasta olduğumuzda aşk denen ilaca başvuruyoruz. Herkese yan etkisi farklı oluyor işte bu aşk denen ilacın….

Sahipsiz Cümleler

8 yorum:

  1. ooooo bunu ben mi yazdım, sonu hariç?
    ya da ben söyledim sen yazdın
    bu benzerliğin başka bi açıklaması yoktur zaar
    ya da aşkın yan etkisi biz de aynı olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir arkadaşımızın blogunda aşk ve unutamama üzerine bir yazı gördüm acaba unutamayan insan nasıl olur şeklinde hayal ettim ve kendimi onun yerine koyup bu yazıyı yazdım. Hayali kahramanım erkekti :D.

      Sil
    2. ohooo hayali bir şey, umarım hep hayal de kalır. çok sıkıcı bir şey çünkü.

      Sil
  2. Kendimden hariç kimseden bir beklentim yok artık ! Üzücü birşeyler yaşamış hikayedeki karakter daha beterler şeylerde yaşanabiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle mutlu olmanın en önemli noktası karşındaki kim olursa olsun beklentini azaltacaksın.

      Sil
  3. Issız adam filminde banyoda,elinin yanlışlıkla çarpmasıyla,içinde eski sevgilisinin tokasının olduğu kavanoz kırılmıştı.O sahne gözümde canlandı okurken.Yaşama tekrar sarılmasına sevindim.Zaten yaşama hep sarılmak lazım.Bir gün zaten o bizi bırakacak.Doyasıya sarılmak lazım hemde.Yapabilene bravo..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hayal edip böyle bir karakter yarattım ama belki bunun daha kötüsünü yaşayanlarda vardır böyle bir duygu, rahatsızlık yaşamayan kişinin hayali karakteri ancak bu kadar olur :D

      Sil
  4. Yani hikayenin ana fikri: Karşımızdaki kişiye anlamlar yüklüyoruz, ona aşk cümleleri kuruyoruz. Belirli bir süre sonra ilişki bitiyor bazı nedenlerden dolayı. Hala onu sevmeye devam ediyoruz. Sonra bir bakıyoruz. Asıl biz karşımızdaki kişiye değil kendi yarattığımız aşk cümlelerine aşık olmuşuz. Aşk insanın ruhsal yönden zayıf olduğu anda kullandığı bir ilaçtır. Etkisi uzun sürmez. budur :D

    YanıtlaSil