21 Kasım 2012

Gönderilmemiş Mektup


Hızlı adımlarla kalabalığın içinde yürüyordu genç adam. Bazen yavaşlıyor bazen koşa adımlarla uğultulu kalabalığın arasından sıyrılarak yürüyordu. Bir yere yetişmeye çalışıyordu belli ki. Otobüse vardığında nefes nefese kalmış, kalmak üzere olan otobüse son anda yetişmişti. Hızlı nefeslerle koltuğunu arıyordu, bir yandan da yanında kimsenin olmaması için dua ediyordu. Geçen seyahatinde yanına yaşlı bir beyefendi oturmuş, hiç susmadan bir şeyler anlatıp durmuştu. Başkasının hayatını hatta sesini duymak istemiyordu. İstediği tek şey düşünmekti, yanındaki kişiler düşüncelerini baltalıyorlardı kelimeleriyle. Korktuğu başına gelmemişti bu sefer. Hafif bir tebessüm ve yolculuk boyunca yalnız kalmanın verdiği huzurla koltuğuna oturup, deri çantasını yanındaki koltuğun üzerine koydu.

İnsanların çoğu yolculuklardan nefret ederdi, ama o yolculukları çok seviyordu. Yaşanmışlıkları, pişmanlıklarını, kahkahalarını, üzüntülerini, güzel ve kötü günlerini hatırlıyordu bu yolculuklarda. Sanki başka bir şehre gitmiyor, hayatına, geçmişine yolculuk yapıyordu. Belki de insanların yolculukları sevmemesinin nedeni bundandı.  Bir hayalet gibi geçmişin çıkıveriyordu su yüzüne. 

Çantasının ön gözünden lacivert ciltli bir ajanda çıkardı. Tarihi 24.08.2011 tek bir kalem lekesi olmayan sayfayı açtı.
Yolculuk boyunca ne düşündüğünü ajandasına/ günlüğüne iliştirecekti. Yolculuk boyunca en çok o aklına geliyordu. Deliler gibi sevdiği kişi. Gerçi kıymetini onu yaptığı hata yüzünden kaybedince anlamıştı ama iş işten geçmişti artık. En olur olmadık zamanlarda aklına geliyor, garip bir boşluk hissediyordu kalbinde. Sanki o bitti deyip giderken kalbinden bir parçayı da koparıp gitmişti.

O okuyamayacaktı, bu yazdıklarını göremeyecekti ama ona bir mektup yazmaya karar verdi. Ajandanın arasına koymuş olduğu katlanmış olan beyaz kağıdı çıkardı.

En güzel hikâyemin yazından kışına geldim ben. Bunu bilerek seçtim. Seçtiğim bu kışımda üşüyorum. Tuhaf bir ürperti bu, vücudum, tenim üşümüyor, organlarım üşüyor sanki; en çokta kalbim üşüyor biliyor musun? Kalbim soğuktan uyuşuyor, bir şey hissetmemeye başlıyor, bir süre sonra kalbimdeki buzlanma hafif çözülmüş olacak ki, o sıcak, küçük alanda senin, sensizliğin sızısını hissetmeye başlıyorum. Sonra buz tutmuş kalbim sımsıcak senle dolu bir parçaya dönüşüyor.

 Şimdi bir gündüzden geceye yolculuk için hazırlandım. En çokta bu yolculuklarda aklıma geliyorsun, biliyor musun? Nereden bileceksin değil mi, Laf işte sanki karşılık verecekmişsin gibi soru soruyorum sana. Sensiz iyi değilim ben, iyi olmaya çalışıyorum, kalbimden seni çıkarmaya çalıştığımda, düşünmemek için uğraştığımda kalbim buz kesip, ruhsuz bir et yığınına dönüyor. Sonra yine sensizliğin sızısına yenik düşüyor, ateşi çıkıyor kalbimin. Ne yaptıysam olmadı, unutmaya çalıştım olmadı, yeni birini sevmeye çalıştım olmadı. Oysa seninleyken ihanet etmiştim sana, ama şimdi sensizliğe ihanet edemiyorum.  Başkasını sevemiyorum, sensizliğin kalbimde bıraktığı boşluğu kimse dolduramıyor.

Gittiğinde ışıl ışıl parlayan o gündüz kapkaranlık geceye dönüştü, artık hayatımda da gündüzlere yer yok. Uyanmak istemiyorum, gün ışığını görmek istemiyorum; çünkü gündüzlerde seni hatırlatıyor. Diyorum ki bazen bir insan ölene kadar uyuyabilir mi? Yapabilir miyim bunu ne dersin, uyuyarak seni daha az düşünmeyi sağlayabilir miyim? Bazen kör, bazen lal olmak bazen de düşünme yetimin benden alınmasını istiyorum. Aklıma gelmemenin tek çözümü bu. Gerçi bu da çözüm değil, kalbimdeki boşluğu nasıl dolduracaklar, düşünme yetimi alsalar bile kalbimdeki o boşluk hep sızı verecek.

Endişelenme kendime iyi bakıyorum. Endişelenir misin benim için, yoksa için hala nefretle mi dolu, az da olsa sızlamaz mı bana yüreğin? Yine de endişelenme sen, iyi bakıyorum kendime en azından insanların içine çıkıyorum, sohbet ediyorum, dertlerini dinliyorum hatta gülüyorum, mutlu rolü yapıyorum. Ve onlar benim ne kadar mutlu olduğumu, benim gibi olmak istediklerini söyleyip duruyorlar, benim içimde kopan fırtınaları bilmeden.

Mutlu musun, huzurlu musun, unuttun mu beni, sevmiyor musun gerçekten, iyi misin bensiz? Ben iyi değilim; İnsanların içinde gülüyorum ama aynaya her baktığımda gözlerimdeki hissizliği, sensizliği ve o donuk ifadeyi görmekten tiksiniyorum. Ağlamak istiyorum, bağırarak, hıçkırıklara boğularak ama lanet olası gurur yüzünden yapamıyorum.  Artık duygularımın hemen hemen hepsini kaybettim, senle birlikte sevme duyumu da kaybettim. Acımıyorum, sevmiyorum, nefret duymuyorum hissiz bir insan oldum ben. Önceden anlamazdım ama aşka sırtını dönen insanları çok iyi anlıyorum artık. Onlarında tıpkı benim gibi kalplerinde bir boşluk var.
İnsan en çok kendisi zarar verirmiş kendine. Bu söz doğru galiba ben seni kaybederken kalbimden bir parça kaybetmişim şimdi daha iyi anlıyorum. Şu an ağlamak isterdim, ama senin için değil kendim için her gün ölümümü izlediğim için. Kendimden gitmek istiyorum artık. Ancak öyle kurtulabileceğim kalbimdeki boşluktan…

Sahipsiz Cümleler

2 yorum:

  1. Senden benden farklı değilsin bugün :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hikayede ki karakterimiz için söylüyorsan doğru, ama benden bahsediyorsan yanlış bir çıkarım; böyle bir duygu yaşamadım, yaşamak istemem de. :))

      Sil