1 Kasım 2012

Zıplayan Kurbağa


Çevremdeki insanların ona bakışlarından rahatsız oluyorum, yerin dibine giriyorum anlıyor musun, diye babama bağıran annemin sesi…



Anlamıyorum sanıyorlardı fakat çevrem de olan her şeyin farkındaydım.  Ailem utanıyordu benden, öyle ki bir yere giderken yanlarında götürmek istemiyorlardı beni.  Bu Dünya da beni tek seven anneannemdi sanırım.  Bir tek o saçımı okşar, öper insanların tuhaf bakışına rağmen kafasını ve yüzünü yere eğmeden elimden tutar beni evine götürürdü.  En çok koridordaki boy aynasında kendime bakmayı severdim.  Vücudumu en çokta yüzümü saatlerce incelerdim aynanın karşısında.  Yuvarlak bir yüzüm vardı.  Bu yuvarlak yüze rağmen yassı bir burnum, birbirinden oldukça ayrık mesafe de çekik gözlerim vardı. Anneannemim aldığı pembe tokayı saçıma takıp yine kendime bakıyordum ayna da…

- Nine ben güzel bir kız mıyım?

Tabi Dünya’daki en güzel kızsın sen demişti ninem. Bunu beni üzmemek için söylemişti. Farklıydım işte diğer çocuklardan. Doğuştan benimle birlikte doğmuştu hastalığım Down Sendorumu diyorlardı doktorlar adına. Dış görünüşüm dışında, anlama güçlüğü çekiyordum. Zeka geriliği yani toplumun bakışıyla deliydim ben. Annem ve babam bu yüzden utanıyorlardı benden. İlkokula gidemiyordum, geri kalıyordum arkadaşlarımdan ve çirkin ördek yavrusu gibi kabul edilmiyordum hiç kimse tarafından. Özel eğitim almam gerektiği söylenmişti anneme.  İlk önce gitmemek için direnmiştim, ağlamıştım ninem dışında hiç kimse sevgi göstermiyordu bana. Yine yeni insanlar acınası bakışlar, yeni eziyetler ve yeni üzüntüler… beni bekliyordu emindim.

Suratı asık bir bayan çıkmıştı karşıma benim öğretmenim o olacakmış, bilmiyorum özel bir yetenek midir ama kötü kalpli beni sevmeyecek insanları hissediyordum önceden. O bayanla derse girmeyeceğim diye yerlere yatıp ağlamaya başlamıştım. Ninemde benle gelmişti o gün o da kızım yapma diye ayakta gözyaşı döküyordu. Çevrem kalabalıklaşmıştı. İnsanların bana acıyarak bakmasına sinir oluyordum. Sonra sıcak bir el omuzuma dokundu.  Güzel yüzlü bir bayan siyah iri gözleriyle bana bakıyordu.

- Bizi Eda ile yalnız bırakır mısınız? Hafif bir gülümseme ile Edaydı ismin değil mi, dedi.


Evet diyerek kollarımla gözyaşımı siliyordum. Tuhaftı ama his diyorum işte, bu bayana sakinleştirici bir şey vardı. Elimden tutup ders odasına götürmüştü beni.  Birbirimizi tanıyorduk daha çok o beni tanımaya çalışıyordu sanki. Hangi yemekleri sevdiğimi, hangi meyveyi, hangi hayvanları sevdiğimi, kaçıncı sınıfa gittiğimi, annemi babamı ve en sevdiğim arkadaşımın ismini soruyordu bana. Peri masalından çıkmış gibiydi istemsiz bir şekilde sorduğu her şeye cevap veriyordum.

Birlikte çiçek çizmiştik, Çiçeklerin her yaprağına bir sayı yazmıştı. İlk önce o çiçeğin birini boyadı. Bir yaprak, iki yaprak… yedi yaprak. Kaç tane yaprağı var çiçeğin bak.

- Bu sefer ben yapacağım diye elinden kalemi kapmıştım.

Sevimli bir gülümseme ile bana bakıyordu.

Çiçeğin yaprağını boyuyor ve sayıyordum. Bir yaprak, iki yaprak…takıldığım yerde hoş sesi ile bana eşlik ediyordu altı yaprak.
Birçok ders görmüştüm onunla birlikte eğlenceli vakitler geçiriyorduk ama bana birçok şey öğretmişti öğretmenim.  Kağıt katlayarak zıplayan kurbağa yapıyorduk, evcilik oyunu oynayıp makas tutma, bıçakla elma soyma oyunu oynuyorduk.

Beni her ders çıkışında İri gözleriyle gözlerimin içine bakarak sen farklısın sen özelsin Edacığım bunu unutma tamam mı? diyordu.

Onlar özel ve farklı insanlar, ki tekrarlıyorum biz de özürlü adayıyız…

( Babamın mesleğinden dolayı bu özel insanları daha iyi anlama fırsatım oldu. Acaba neler hissediyorlardır diye düşünerek bu yazıyı yazmaya çalıştım. Öyle olaylar duyuyorum ki özürlü olduğu için çocuğuna yemek vermeyen, devletin verdiği çocuğuna bakım için verdiği maaşa rağmen çocuğunu yırtık giysilerle, yırtık ayakkabılarla özel eğitim merkezine gönderen. Düşünün çocuğundan bir çorabı esirgeyen aileler var. Elbette çok zor bir durum ama Çocuğunun bu halinden utanan insanlar… bu Dünya iğrenç bir yer.)

Sahipsiz Cümleler

13 yorum:

  1. aynı durumda olsam ne yapardım diye düşündüm, yani özürlü bir çocuk sahibi olsam. Çok zor her iki taraf için de Allah kolaylık versin.

    etkileyici..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle biz dışarıdan gözlemlerimizi aktarıyoruz, böyle özel çocukların ailesi olmak gerçekten de zor bir durum. Hele bizim toplumumuzda öcü görmüş gibi bakmaları. Bizim de başımıza ne geleceği belli değil bir hastalık geçirip ya da bir kaza görme engelli, fiziksel engelli ya da zihinsel engelli olabiliriz. Hepimiz özürlü adayıyız işte. Sonra böyle insanları görünce kendime kızıyorum bazen ne gereksiz şeylere üzülüyorum diye..

      Sil
    2. ha bak zorlukları olabilir ama o çocuktan utanmaları saçmalık ya da sorunlu bi ailedirler. bakan utansın arkadaş, banane.

      Allah kimsenin başına vermesin.

      olur olmaz şeylere üzülme mevzusu derin bi konu ama kısaca sorun irademiz dışında üzülüyor olmamız. yoksa sağlıklı bireyler olduğumuz için mutlu olmamız gerektiğini elbette biliyoruz. akla söz geçmiyor..

      Sil
  2. Kalemine sağlık etkileyici bir yazı olmuş..Empati denilen şey böyle olsa gerek!!

    YanıtlaSil
  3. uzuuuun bir yorum yaziyordum ki ,bir anda yorumun kayip oldu gitti^^.. Neyse, tekrar yazicak gucum var mi bir deneyim bakalim : haa evet, diyordum ki : her seyin dis goruntusune onem veren, kapitalistlerin, bizlerin beynine medya ve okul araciyla koyduklari , para kazanma amaçli, kurgu mutluluklarla dolu , bir dunyada yasiyoruz malesef!kultur seviyemizi o kadar dusurduler ki içe donup manevi dunyamiza bakicak ,ne vaktimiz var ne de arzumuz kaldi. Halbuki olagan ustu bir mutluluk ,ve ebedi huzur oradadir aslinda , malesef sadece avuç iç kadar cok nadir insanlar bunun farkina vara biliyorlar,. isin en zor tarafi ise gençlerimizi, bu sahte matti ,kurgu mutluluktan uzaklastirip, kalici kaliteli maneviyatin getirdigi mutluluklara yaklasirmak olucaktir.Bu da zannederim,kultur ve bilgi seviyesini artirarak, toleransi artirmakla baslicaktir...
    Cok uzun oldu demi ??? umarim fazla kafani agritmamisimdir canim ;) sevgiler !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İstediğiniz kadar yazabilirsiniz. Kapitalizm, tüketim toplumu...Oy bu konuya girersem ben de çok uzun bir açıklama yaparım. Dediğiniz gibi maneviyatımızı kaybetmeye başlıyoruz, çoğumuz kaybettik bile.

      Sil
  4. Çok yakın bir arkadaşımın kardeşi down sendromu.Melek diyor kardeşine,günah nedir bilmez,kötülük bilmez,melek o diyor.Down sendromlu bir çocuğun anne babası olmak daha çok özveri, daha çok sabır, daha çok sevgi, daha çok anlayış demekmiş,evlerinde bulununca buna daha yakından şahit oldum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle canım çok zor ve özveri gerektiren bir yaşam. Bizim ki dışarıdan bir gözlem sadece.

      Sil
  5. anlamay çalışmak ama nereye kadar onuda bilemiyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef onların ne hissettiğini hiç bir zaman tam anlamıyla anlayamayacağız!

      Sil
    2. önümüzdeki hafta sonu blogumda reklam yayınlamaya başlıyorum reklamlara tıklanma oranında kazancım olacakmış elinizden geldiği kadar tıklarsanız sevinirim :)

      Sil
    3. Bu önümüzdeki ay da çok yoğunum. Kasımın 18 ne kadar. Blog için güncelleme bile yapamayacağım bu ara. Bu ay da ölmezsem ben bir daha ölmem. O derece ama Aralık ayı için söz verebilirim. :)

      Sil