31 Ocak 2013

Bir Balık Sevdim, Hiç Dokunmadan


"Boynuma sarılma gülüm, benden sana geçer ölüm" diyordu şair. Doktorlar hastalığından dolayı sevdiğiniz kişiye dokunamayacağınızı söylerse ne yapardınız. Biliyorsunuz şairin dediğin tam tersine siz ölmeyeceksiniz, dokunursanız aşkınız ölecek. Ya dayanamayıp yanlışlıkla dokunursak, ama o ölürse siz de yaşayan bir ölü olacaksınız.

Sevdiğiniz yanı başınızda ona dokunamıyorsunuz, nasıl bir azap olurdu.  Sevdiğinize sarılamamak, ona dokunamamak, canın yanar izah edemezsin, anlatmazsın o kalbindeki koru, acıyı yanar yanar yanar ve kül olup sonunu hazırlar yürek. Sarılıp kokusunu içine çekemezsin, omzuna başını koyamazsın, sarılıp uyuyamazsın. Sevdiğinizi sadece gözünüzle, yüreğinizle seversiniz. Ya da sevdiğiniz kişinin sizi gözleriyle, yüreğiyle sevmesi belki de en güzel sevme biçimlerinden birisidir.
Sadece hastalıktan değil, sevdiğinizi bilemediği için dokunamıyorsunuzdur, sevdiğiniz kilometrelerce uzaktır sizden ya da yanı başınızdadır ama kalben sizden uzaklaşmıştır artık gözleriniz bile dokunmuyordur artık birbirine.

25 Ocak 2013

Birlikte Hikaye Yazıyoruz !


Bir yürekte iki kişi barındırılır mı?  Yürek midir seven akıl mı? Kalp naklinde aşklarda nakil oluyor mudur peki. İnanır mısınız, bu soruyu günlerce sordum kendime. İki kişiyi barındırıyordu kalbim ya da aklım bilmiyorum.  Akıl ve kalp cenge tutuşmuştu bedenimin her hücresinde.  Bu davranışımdan dolayı, çoğuna göre sevginin ne olduğunu bilmeyen maymun iştahlının tekiydim.  Buzdan bir kalbe sahiptim hiçbir ateşin eritemeyeceği. Sevmenin limiti yoktu biliyordum, fakat göz önünde bulundurulması gereken bir sadakat vardı.  Hem öyle söylenmişti şiirlerde, romanlarda, şarkılarda bir kalpte iki kalp yaşamaz diye.

Sonra tam sevmek nedir sorusunun cevabını aradım günlerce, kitaplarda, filmlerde, yüreğimin eski sayfalarında. Nesin sen, kimsin, in misin cin misin anlat kendini dedim. Tam sevmek olsaydı insanlar ömrü boyunca sadece bir kişiyi severdi dedim. Hani yürekte bir sevgi barındırılırdı dedim. Siz bir yürekte iki sevgi barındırılmaz deyip, iki günde sevdiğini unutanlar dedim, asıl sizin kalbiniz buzdan dedim. Sonra tam sevmek kavramı kızdı bana, saçma sapan konuşma benim de aklımı bulandırma dedi.  Aklım ikisinden birini seçmemi söylüyordu, kalbime. Kalbim birini seçmeliydi ya da üç kalp birden ölecekti.

22 Ocak 2013

Kalp Hırsızları -2-



......Her zaman ki komşu kadının çirkin sesiyle uyanmıştım. Çırıl çıplak ayakları ve elindeki süpürgesiyle söylenerek kümesten yumurtaları çalan çocukların peşinden koşuyordu. İstisnasız her gün aynı saatte yaşanıyordu bu komik olay.  Komşu kadının komik koşuşu kahkahalarla gülmeme neden oluyordu. Çığlığı duyar duymaz, aynı sahneyle karşılaşacağımı bilmeme rağmen yatağımdan hızlı bir şekilde kalkar, penceremi açardım.  Odamın en çok sevdiğim köşelerinden biriydi pencere kenarı. Yere kadar uzanan çerçeve ve evin dışına doğru uzanan hafif bir çıkıntı vardı. Diz kapağıma kadar uzanan kahverengi boyalı korkuluklar ve pembe, kırmızı, sarı, mor renkte çiçeklerim vardı.  Odamda en çok burada zamanımı geçirirdim.  Bu ev de hatta bu dünya da ruhumu dinlendiren tek yerdi burası.

Kadının çığlığı kaybolduktan sonra bir müddet çiçekleri seyretmiştim. Mor çiçeğin üstündeki uğur böceği dikkatimi çekmişti. Hırpalamadan, canını yakmadan almak için çiçeğe doğru eğildiğimde kanatlarını rüzgâra bırakıp uçup gitmişti.  Her zaman ki gibi sıradan bir gündü ve günümü tek farklı yapan uğur böceğiydi. Seramızdan topladığımız sebzeleri pazara götürüp satacaktım. Sakat bir babaya ve neredeyse annesi olduğum, elimde büyümüş kız kardeşime bakmak gibi ağır yükü uzun süredir taşıyordum sırtımda ve ruhumda. Bir de onunla karşılaşma korkusu sarmıştı üstelik. Aslında bu karşılaşma korkusu değil, onu görememe korkusuydu. Pazarda satış yaparken gözlerim bir yandan da onu arıyordu.

21 Ocak 2013

Birlikte Hikaye Yazalım mı?

Eski blogum da hani bir araya toplanıp hikaye yazmıştık. On kişiydik yanlış hatırlamıyorsam. Yine birlikte hikaye yazsak mı ne dersiniz?

Yine ben hikayeyi başlatacağım. Sonra sıranıza göre hikayeyi yorum kısmına yazarak kendi bölümünüzü yazacaksınız? En son kişi hikayemizi sonlandıracak. Sonra ben bütün halinde hikayemizi blogum da yayınlayacağım, isteyen kendi blogun da yayınlayacak.

Birlikte yazdığımız hikayeyi de hatırlayalım:

14 Ocak 2013

İyilik Yap İyilik Bul !


Hayatında devamlı kötülük yapan Earl, televizyonda duyduğu karma felsefesi ile hayatın aniden değişir ona göre başına kötü şeylerin gelmesinin nedeni kötülük yapmasından dolayıdır. Bundan kurtulmanın tek bir yolu vardır iyilik yapmak ve geçmişte kötülük yaptığı insanları bulup yaptığı kötülükleri telafi etmek. İlk iyilik yapmaya başladığında kaybettiği 100.000$ lık kazı kazan kuponunun ayağına kadar gelmesi karma felsefesine daha çok inanmasına neden olur . Earl daha önce yaptığı tüm pisliklerin ve kötülüklerin listesini çıkartarak kendini o 259 kişiye affettirmeye, iyilik yapmaya adar. Earl’in listesinin bir kısmı şöyledir:

-içki dükkanından içki çalmak.
-lisedeki bir futbol maçına şike karıştırmak.
-babasına yaptığı her şey.
-yangın alarmını boş yere açmak.
-annesinin arabasını çalmak.
-bir kızdan ayrılmak için öldü numarası yapmak. ( bu çok hoşuma gitti!)
-elektriği boşa harcamak.
-köprüyü sprey boyayla boyamak.
-babasının seçimine zarar vermek.
-golfçünün birasını çalmak.
-posta kutularına zarar vermek, yok etmek.
-sınavlarda sürekli kopya çekmek.

Blog İçin Yararlandığım Siteler


Blog İçin Yararlandığım Siteler:

Bu sitede binlerce hareketli resim bulabilirsiniz! Blogumdaki sağ üstteki kedi gibi. Tek yapmanız gereken arama kutusuna kullanmak istediğiniz hareketli resmin adını yazmak cat mesela.

Bu sitede ise ücretsiz blog arka planı var. Siteye girdiğinizde istediğiniz template üzerine tıklayınız Oradan sağ alt tarafta blogger main var ona tıklayınca kodları kaydedebiliyorsunuz. Bloga uyarlayıp kullanabilirsiniz. Ben pek kullanmıyorum, çünkü aldığımız kodlar yüzünden eski kodları silmemiz gerekiyor mu, bilmiyorum açıkçası. Riks almak istemiyorum. Blogumun bannerlarını kendim tasarlıyorum.

Aynı şekilde buradan da ücretsiz blog arka planları bulabilirsiniz. Birkaç tane örnek:

13 Ocak 2013

Mutluluk Dükkanı


Her aksilikte beni bulur, diye sinirle dükkanın çatı çıkıntısının altına sığınmıştı. Otobüsü kaçırdığı yetmezmiş gibi, bir de yağmur yağmaya başlamıştı, beş metrelik mesafeye rağmen sırılsıklam olmuştu, ceketinden yere, tıpkı çatılardan beton zemine düşen yağmur damlaları gibi damlalar kaldırıma düşüyordu ve

pıt, pıt, pıt, pıt....

şeklinde ses çıkıyordu. Bu ses o kadar sinir ediyordu ki, ceketinin köşesinden tutup çamaşır sıkar gibi burdu burdu ve ceketindeki tüm inatçı damlaları biranda yere boşalttı. O anda arkasından açılan gıcırtılı kapı sesini duydu.

- Evladım gel içeride bekle istersen, yağmur duracak gibi değil. Pek ıslanmışsın.

Sesin geldiği yöne doğru başını çevirdiğinde, sevimli, tombul bir yüzü olan bir yaşlı adamla karşılaştı. Orta boylu, bembeyaz kar gibi saçlarına inat simsiyah kömür gibi gözleri vardı yaşlı adamın. Buradan binlerce kez geçmişti ama bu yaşlı adamı hiç görmemişti, hatta dükkanı bile. Kapının önünde iki kişinin oturabileceği bir masa, yer yer ahşap çıtalarla tutturulmuş camdan bir kapı ve dışarıya açılan küçük bir pencere. Mutluluk Dükkanı yazan tabelası olmasa, dükkan sanılmayacak kadar şirin, eski duvarları olan bir ev.


Ürkek, çekingen adımlarla içeri adımını attığında onu ilk karşılayan şey sıcak çikolata kokusu oldu. Buz gibi olmuş vücudu için sıcak çikolata iyi gelirdi. Yaşlı adam düşüncesini okumuş gibi, açık mavi kupa içinde ağzına kadar doldurulmuş, dumanı üzerinde türen sıcak çikolatayı önüne koyup

- Otur evladım, dedi yine tatlı sesiyle.

Önüne koyulan sıcak çikolatayı unutup, şaşkın bir şekilde dükkanın içini izlemeye başlamıştı genç adam. Neredeyse bütün eşyalar ahşaptı, zemin bile, dışarıdan bakıldığında küçük bir dükkan gibi duruyordu fakat içi alabildiğince uzundu. Raflar irili ufaklı şişelerle doluydu ve içlerinde şimdiye kadar görmediği parlak renkteki sıvılar. Dükkanın eskiliğine karşı renkleriyle inatla zıtlaşan şişeler. Sonra hafif ılımış çikolatasından bir yudum almayı akıl etti. Hafif ılımış olsa bile aldığı bir yudum  çikolata ısınmasına yetmişti. Sanki damarlarında dolaşan kan değil de sıcak çikolataydı.

O kadar uzun süreden sonra ilk defa sesi çıkan genç adam

- Pardon burası ne dükkanı acaba, ne satıyorsunuz ?

- Ben satmıyorum, alıyorum! deyip zeytin gözleri tekrar ışıldadı yaşlı adamın.

Bu dükkanın huzur veren bir yönü vardı ama huzursuzlukta veriyordu. Huzur ve huzursuzluğun muhteşem kokteyli nedir deseler bu dükkanı gösterirdi.

Devamı sonra......

Sahipsiz Cümleler


12 Ocak 2013

Bu Kızlar Çok Tatlı !


Japon dizileri özellikle animelerden bahsederek başınızı ağrıttım galiba. Sevdiğim ve yapmaktan hoşlandığım şeylerden arada bahsetmek istiyorum. Animeden bahsetmeyeceğim, Japon filmlerinden, dizilerinden de bahsetmeyeceğim. Bu sefer Kore'ye gidiyoruz. Paylaşacağım şey Kore ile alakalı. Enakei Kızlar. Ben bu çizimlere bayılıyorum.  Enakei ne anlama geliyor bilmiyorum; fakat bu çizimleri Koreli gençler genellikle telefon ekranları için kullanıyor. Ayrıca blog bannerlarında da sık sık karşılaşıyoruz Enakei Kızlarla. Sevdiğiniz çizimi banner yapabilirsiniz. Bir de Enakei’nin anlamı ne bilen var mı? Bu konu da  biri,  bizi bilgilendirirse sevinirim. İnternette Enakei Girl diye aradığınızda binlerce Enakei Girl çizimlerine ulaşabilirsiniz. Fakat bazı sitelerde artık birçok fotoğrafta olduğu gibi bu resimlerin kullanımı ücretli; ( Free Enakei Girl) yazan çizimler ücret talep etmiyor. Şimdilik Enakei Kızları ile paylaşım yapıyorum. Bunun gibi birçok paylaşım gelecek. Hadi şu seçmiş olduğum tatlı çizimlere bakalım.

Ayrıca: KKAROO ( Buradan)  çok güzel Enakei çizimlerine bakabilirsiniz.
ve http://pacoillust.com/

1 Ocak 2013

Ölüm Defteri


İnsanların animelere önyargısını anlamış değilim! Bildiğin çizgi film o cevabını alıyorum çoğunlukla. İzlediğin bir anime var mı diyorum. Verilen cevap hayır oluyor.  Animelerin iki türü mevcut birisi tamamen çocuklara yönelik olan Tsubasa, Pokemon gibi animeler. İkincisi ise yetişkin insanlara hitap eden animeler. Bazen öyle kurgu oluyor ki, sinema da şimdiye kadar izlediğin onlarca filmi çöpe at.  Genellikle de manga, animeden sonra filmleri de çekiliyor. Anime karakterlerini sevmiyorum, yerine insanların olduğu filmler daha iyi diyenlere söyleyecek bir sözüm yok.

Death Note ( Ölüm defteri) şahane kurgusu olan animelerden biri.  Zekâ derecesi hat safhada olan diyaloglar ve satranç karşılaşması gibi ilerleyen bir anime.  Kurgunun, diyalogların, hikayenin, zekanın sınırlarını zorlayan bir animeyi izlerken oha, yok artık, vay, hııım gibi tuhaf sesler çıkarmadan duramıyorsunuz.  Ölüm Meleği/ Tanrısı ölüm defterini Dünya’ya düşürür. Defter, Light adında gencin eline geçer. Defterin üzerinde yazan en önemli kural, bu ölüm defteri kimin eline geçerse, defterin boş sayfalarına yazdığı ismin sahibi ölür.  İlk önce inanmasa da birkaç isim yazar ve isim sahibi kişilerin öldüğünü görür. Light hukuk okumak istemektedir, fakat adaletin suçluları cezalandırmada yeterli olmadığını düşünmektedir. Ona göre bu Dünya çürüyen bir pisliktir ve Dünya’yı çürütenler ölmelidir. Bu nedenle ölüm defterine birçok suçlunun adını yazar. Ve bu ilginç ölümler kamuoyunun dikkatini çeker. Bu ölümlerden şüphelenen bir kişi de bay L’dir.