21 Ocak 2013

Birlikte Hikaye Yazalım mı?

Eski blogum da hani bir araya toplanıp hikaye yazmıştık. On kişiydik yanlış hatırlamıyorsam. Yine birlikte hikaye yazsak mı ne dersiniz?

Yine ben hikayeyi başlatacağım. Sonra sıranıza göre hikayeyi yorum kısmına yazarak kendi bölümünüzü yazacaksınız? En son kişi hikayemizi sonlandıracak. Sonra ben bütün halinde hikayemizi blogum da yayınlayacağım, isteyen kendi blogun da yayınlayacak.

Birlikte yazdığımız hikayeyi de hatırlayalım:


Eskiden Şizofrendim. Şimdi İkimiz de İyiyiz (12 Ağustos 2012)


Evde bulunduğum zaman hayatım daha çok kitaplığımda geçer. Hiçbir düzene uymadan, hiçbir amaç gütmeden bir bu kitabı, bir şu kitabı karıştırırım. Okuduğum kitapları tekrar göz atar altını çizdiğim cümleleri tekrar tekrar okurum. Okurken bana hissettirdikleri aklıma geldikçe de duygulanırım. Bir kaç kitabın özel yerleri vardır raflarda. Üzerine toz konmasını, sayfalarının kırılmasını istemem. Kimseye de vermem okuyup geri vermeleri için. Çünkü herkes benim o kitaplara değer verdiğim kadar değer veremez onlara.   Günlük tutmama sebep olan Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu kitabı bunlardan bir tanesidir.

Geçenlerde okuduğum bir romanın fazlasıyla etkisinde kalmıştım,
Krem renkli koltuğun önündeki ahşap sehpada televizyon yayın akışını gösteren günü geçmiş gazete ekleri vardı, depresyona girmiş birinin televizyonda zap yapmasını kolaylaştırmaya yönelik önemli dokümanlardı ve birde barut kokusu metaline işlemiş siyah renkte patlamaya hazır babadan kalma bir altı patlar. Silahı elime almamı söyledi son derece ciddiydi,
-Bana doğru doğrult dedi,
normal bir insanın bana doğru doğrultma ricasının tam tersi, silahla kendini kastederek
-İkimizde hazırız dedi ,
-Sadece tetiği çekeceksin,
Hiç ikileme düşmedim ve tetiği çektim. Karşımdaki ayna tuz buz olmuştu, şizofren olduğumu hala kabullenemiyordum, neyse ki diğer kişiliğim silahı kafama dayamamı istemiyordu!
Okuduğum psikolojik romanlar fazlasıyla etkileyip değiştiriyordu beni.  Aslında bu tip kitapları okumam doktorum tarafından yasaklanmıştı. Tabi onu diğer kişiliğimin etkisinde kalıp öldürmeden önce... O zamanlar daha 18 yaşında normal bir genç kızdım. Günlüğümü yazar yeni hikâyeler de eklerdim defterime. Ama o kitabı okuduğum gün kendimi balkon demirinden sarkmış halde buldum. Apar topar psikiyatri servisine yatırdı amcam beni. Tabi bir de başından atmak için bahane bulmuştu böylece. Doktorum zayıf neşeli bir hanımdı onun neşesi bana da bulaşmıştı bir süre sonra. Nedensiz yere mutlu olmaya başlamıştım onun sayesinde. 

Ama mutlulukta,  iki ucu açık bir bıçak gibi. Ne tarafını çevirirsem çevireyim hep kanatıyordu beni. Ortasından tutmam lazımdı illa ki. Doktorla iyi bir ikili oluşturmuştuk. Bazen sorduğu sorulara cevap vermeme bile gerek kalmadan '' evet senin başına şu iş gelmiş diyordu'' bunca yıllık yaşantımda o kadar aile ve dostum var iken beni anlayanın 7 yıllık bir üniversite okuyan doktor olması garipti... Ne yani ''birinin beni anlaması için bu kadar çok mu okuması gerekiyor? '' dedim içimden. Bu düşünceler içerisinde pencereye doğru yürüdüm. Bankta daha önce görmediğim bir bayan oturuyordu. Bebek arabasından ağlayan bebeği aldı. Öyle bir sarılışı vardı ki. Sustu bebek. Artık ağlaması bitmiş, gülüyordu. Sıcak ve içten bir dokunuş insana neler hissettirir hiç bilmiyordum. Evet çevrem de onca insan vardı ama hiçbiri kalbime dokunamadı. Bu düşünceler içerisinde güler yüzlü doktorum odama girdi.

"Neden bana öyle bakıyorsun?" dedi.
"Sıcak bir gülümseme ne kadar zor olabilir onu düşünüyordum." dedim, gülümseyerek..
 Birinin beni anlaması için çok okuması değil, içten olması, şu kalbime ufak bir dokunuşu yeterdi. Ama kimse beni anlamıyordu. "insanlar neden böyle" dedim doktoruma. Nasıl bu kadar kötü olabilirler. Oysa kalbime "O" dokunmuştu sadece. Önce O başlattı her şeyi. Ben O'nun yüzünden bu haldeyim. Sonra diğerleri, diğerleri, diğerleri...

Ne zaman gidecek kafamın içindeki ben. "Aldırma, geçti, bitti her şey" diyorum kendime.. Olmuyor O sesi Oradaki beni öldüremiyorum. "Hayır hayır en iyisi gitmek buralardan, kendimi bulamayacağım yerlere gitmek istiyorum" Ne olur kurtar beni? Kendimi saklayabilir misin? Beni benden alabilir misin? diye ağlamaya başladım.

Nedensizce onun o sıcacık gülümsemesine güvenmiştim, sadece. Doktorumda yardım edemeyecekti bana. Beni benden kurtarmamın tek sebebini, biliyordum bilmesine de, kendime de güvenemiyordum işte.  İnsanoğlu böyle yaratılmıştı çünkü her zaman içinde bir şüphe vardı. Şüphe de güvensizliği doğururdu elbet. Zaten ben de kendime güvenmeyerek bu hale gelmemiş miydim?
Eğer, yalnızlığımla barışabilseydim, tek başıma üstesinden gelebileceğime inansaydım her şeyin, içimde bir ben daha yaratmazdım. Ama şimdi bunları düşünmenin vakti değildi, şimdi gerçekten karar vermenin vaktiydi: "Beni benden kurtarmayı, gerçekten istiyor muyum?"

Ayağa kalktım birden, bacaklarım beni aynanın karşısına götürdü. Korkuyordum. Baktığımda kendimi değil, ruhu çekilmiş bir et parçası görecektim belki de. Derin bir nefes aldım, yavaşça başımı kaldırıp, aynada kendimle göz göze geldim.
Bir damla yaş süzüldü yanaklarımdan.
'İstiyor musun?' dedim gözyaşlarıma engel olmaya çalışarak.
'İstiyor musun söyle!'
Doktorum girdi o an içeri, yine ben hiç bir şey söylemeden anlamıştı ne yapmak istediğimi.
'Ne söyledin peki kendine?'
Bir şey söylemeden sadece gülümsedim ve yine o milyonlarca kez olduğu gibi bir kez daha anladı beni.
'İşte şimdi her şey daha kolay olacak, bu tedavide en önemli nokta senin kendinle yüzleşebilmendi ve sen bunu yaptın.' dedi ve çıktı odadan...
Tuhaf hissediyordum, kapkaranlık olmuş kalbime 'istiyorum' kelimesi bir mum ışığı olmuştu. Hem ısıtıyor, hem aydınlatıyordu.
Perdeyi aralayıp dışarı baktım.
Bir simitçi satamadığı simitlerden birini hızlı lokmalarla çiğneyip, stresli stresli etrafı izliyordu.
Bir çocuk annesinin uzun eteğini çekiştirip ters istikamete gitmeye çalışıyordu.
Tam o an bir kadının topuğu arnavut kaldırımına sıkıştı.
Yirmilerinde bir çocuk yanından geçen kızın bacaklarını hayran hayran izliyordu.

Dışarıda bir hayat sahneliyordu ve ben sahnede olmalıydım.

esrariharabemorportakal,  melodram el birliği ile oluşturduğunuz bu güzel yazı için teşekkür ederiz… Bu etkinliğin devam etmesi dileğiyle.

12 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Kaç kişi olduğumuz önemli değil tabi çok fazla kişininde olmasına gerek yok. On kişi fazlaymış sanki. Beş kişiye tamamlayalım. Geriye kaldı üç kişi :D

      Sil
    2. Tamam canım olur nasıl istersen benim için farketmez umarım S'onsuz da yetişir kontenjan dolmadan :D :D

      Sil
    3. O katılmak zorunda zaten :D

      Sil
    4. :D:D Hikayemizin diğer kahramanlarını bekleyelim o zaman :D

      Sil
    5. O zaman yarın başlayalım. :D Yoracağım sizi bu sefeerrr!

      Sil
    6. Yaa yapma sakın bana bunu :D ben ilk hikayemizde de çok çekimserdim zaten becerebilir miyim çok şüpheliydim. Tırsmaya başladım :D

      Sil
    7. Sen yazamayacaksın! yazarsın canım hem de çok güzel yazarsın, biraz hayal gücünüzü zorlayabilirim. Fantastik, gerçek dışı bir şeyler planlıyordum :)

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Şimdi ne demek oluyor bu evet mi hayır mı ?

      Sil
  3. Eski blogunda bende katilmistim, hatta arsivden bulabilir arkadaslar ve bu seferde varim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kaç güne yazmaya başlayalım o zaman.

      Sil