19 Nisan 2013

Sahipsiz Cümleler Takvimi

Reklamlarla dolu takvimleri sevmiyorum o yüzden kendime takvim çizdim. Kalın bir kağıda çıktısını alıp, spiral taktırıp, masamda kendi takvimimi kullanacağım. Benim takviminin teması ne olur tabi ki aşk. Bir de kedicikli sevimli bir ayraç var. :D Beğenirseniz bilgisayarınıza indirip takvim ya da ayraç olarak kullanabilirsiniz.

16 Nisan 2013

Ortaya Karışık!


Çoğumuz hayatımızdaki monotonluktan, can sıkıntısından bahsederiz. Belki uzun bir süre monotonluğunuzu gidermez ama günümüze küçük değişikliklerle renk katabiliriz. Daha çok başkalarını mutlu ederken mutlu oluruz. Ne mi yapalım :

Televizyon izlemeyin, tuhaf gelecek ama gerçekten televizyon izlememek daha iyi oluyor. Onun yerine tiyatroya, sinemaya gidin.

Sevdiğiniz bir arkadaşınızla ya da ailenizle ben özellikle annemle yaparım ( onun tepkileri hoşuma gittiği için) komedi filmleri izleyin. Birkaç saat sonra çok mutlu olduğunu ve güzel zaman geçirdiğini fark edeceksiniz. Gün boyunca moraliniz yüksek olacak.

Sen elin kızına çiçek al, o kadar sokak sokak dolaş hayatın boyunca annene bir çiçek alma. Annenize bir buket çiçekle gidin. İllaki özel bir gün olmasına gerek yok. Durduk yere.

Ya da annenizi, kardeşiniz varsa onları kolunuza takın kahve, çay…. içmeye gidin.

Yemek yapın mesela. Pasta süslemek vb. büyük bir terapi.

Sevdiğiniz biri için kendi ellerinizle hediye hazırlayın. Mesela kartpostal yapın, çizin. Eğer ben Cin Ali bile çizemeyecek kadar yeteneksizim diyorsanız, kartpostal satın alın birkaç arkadaşınıza, akrabanıza kartpostal gönderin. Eminim uzun zamandır posta kutularına faturalardan başka bir şey gelmiyordur.

 Veya onun için internet sitesi hazırlayın. Sevginizi göstermek ya da kalbini kırdıysanız gönlünü almak için güzel bir yöntem.  Günlük tarzında bir site olabilir ya da ona sevginizi anlatan bir site… ne yapacağınıza da siz karar verin canım.

Tutkularınızı, zevklerinizi paylaşabileceğiniz insanlar bulun satranç, tavla ya da bilgisayar oyunu oynayın.
Roman okuyun hangi türü seviyorsanız aşk, fantastik, siyasi....

Eğer bir ilişkiniz varsa bir hafta “özleme molası” verin. Gülmeyin ciddiyim. Sevgililer sürekli her gün bir arada oldukları, sürekli telefon vb ile sohbet ettikleri için her şeyi hızlıca yaşayıp tüketiyorlar. Belli bir süre sonra ilişkiler monotonlaşmaya başlıyor. Hatta ayrılığa kadar gidiyor. Birbirinizin yalnız kalma hakkına saygılı olun. Bu aradaki bir haftalık konuşmama bile ilişkiye artı bir katkısı olacaktır.

Hafta sonu evde kimse uyanmadan muhteşem bir kahvaltı hazırlayın. Bir kere de anneniz hazırlamasın. Özellikle erkeklere sesleniyorum. :) Annenizin yüzünde küçük bir tebessüm oluşturun. Yalnız sessiz olun kahvaltıyı hazırlarken sonra sürprizin tadı kalmaz.

Sevdiğiniz şarkıyı odanızda bağıra bağıra söyleyin.

Fenerbahçe konvoyunda Galatasaray bayrağı açın. 

Converse ayakkabılarınızı farklı renkte giyinip sokağa çıkın. Mesela bir ayağa sarı bir ayağa pembe. 

Tabi bunu ciddiye almıyoruz. Özellikle Fenerbahçe konvoyunda Galatasaray bayrağını açmayı hayatınızı renklendireceğiz derken hayatımız mor renk alabilir. Yok ben farklı renkteki ayakkabılarımı giyip dışarı çıkacağım, çevremdeki insanların benim hakkım da ne düşündüğü önemli değil,  eğleneceğim diyorsanız siz bilirsiniz. Zira sırf eğlence maksatlı bunu yapmış arkadaşım var. Belki moda akımı başlatırız farklı renkler de ayakkabı. ( saçma sapan ne varsa moda olduğu için diyorum.)

Şimdilik aklıma gelen bunlar…

12 Nisan 2013

Hayal !


Sonsuz’un bloğunda dün yorum yapmıştım güzel bir yazısına gök kuşağının kokusu ile ilgili.  Gök kuşağının kokusu güzeldir. Mavisi yağmur kokar, kırmızısı gül, sarısı papatya, yeşili çimen, turuncusu portakal, moru leylak, laciverti de deniz. Senin bloğun bugün leylak kokuyor demiştim.  Bu yorumum güzel bir ilham verdi bana. Bazen diğer bloglara yorum yaparken yazacağım yazı oluşuveriyor zihnimde, birbirimize ilham veriyoruz yani.  Sonsuz bugün yağmur sonrası çimlerde oluşan kokusu var bloğunda. İlknur senin blog gül kokuyor bugün, Uçan karavan senin blog ise mis gibi leylak kokuyor, Su senin bloğun deniz kokuyor bugün, Pe hito senin yazıların yağmur damlalarının toprakta oluşturduğu kokuyla dolmuş bugün. Dondurma delisi, doğum günü çocuğu bugün portakal kokuyor senin yazıların. Blogunuza girdiğimde alıyorum o kokuları siz almıyor musunuz yoksa. Hayal edemiyorsunuz o zaman. Benim bloğumda bugün papatya kokuyor. Aldınız mı kokuyu? Kapatın gözlerinizi kapatın şimdi hayal edin. Kendi hayalinizde bir papatya tarlası oluşturun kısa bir süre hayal edin. Gözünüzü açtığınızda çok rahatlamış hissedeceksiniz kendinizi. Şimdi kendi bloğunuza gidin benim dediğim blog kokunuz ile ilgili hayal kurun. Eğer güzel bir hayal çıkarsa bloğunuzda paylaşın. Ben ne mi hayal ettim.


Şimdi ben yağmur yağmış, papatyaların arasında ellerimi değerek yürüyorum. Çiçeklerin üstündeki yağmur damlaları parmaklarıma değdiğinde yere düşüyor. Güneş yeni çıkmış ve toprak kokusu ile dans ediyor. Gökyüzünde gök kuşağı da katılıyor sonra dansa. Üzerimde açık mavi bir elbisem var. Saçlarımı arkadan açık pembe kurdele ile toplamışım. Ayakkabımı çıkartıyorum ve ıslak toprağa basıyorum. Papatyalar elimi sürtüyorum kokusu gelsin diye fakat papatyalar kokmuyor. Sonra bir papatyayı koparıyorum birden muhteşem kokusu bütün Dünyayı sarıyor….

8 Nisan 2013

Aşk, Oyuncak Bebektir


Aşk, bir oyuncak bebektir, arabadır. Siz inadına o oyuncağı istersiniz. Ondan daha güzel oyuncaklar vardır çevrenizde, ama inatla onu istersiniz işte. Ondan daha güzel bir oyuncak tutuşturulur elinize, gönülsüzce oyuncağınızı alırsınız. Seçim yapmak zorundasınızdır, oyuncaksız kalmaktan korktuğunuz için hızlı seçim yaparsınız. Üzülürsünüz, ağlarsınız, surat asarsınız, ama yeni oyuncağa da alışırsınız. Fakat aklınız hala istediğiniz o oyuncaktadır. Yeni oyuncağınızı kırıp dökersiniz, çok önemi yoktur bir şey hissetmediğiniz, kırılmasından, parçalanmasından korkmadığınız oyuncağınızın paramparça olmasına. Sonra tekrar yeni bir oyuncak tutuşturulur elinize. Ya da bu sefer gönüllü seçersiniz istemediğiniz oyuncağı.  O beğendiğiniz oyuncak hala oradadır. Bu sefer mızmızlık yapamazsınız, sadece oyuncağa vitrinden bakarsınız! Belki inatla istesek elde edeceksinizdir bazen de ne kadar çok isteseniz de uzaktan bakmakla yetinmek zorunda kalacaksınız  Sonra düşünürsünüz,

Aslında her şey istediğimiz, ömür boyu yanımızdan ayıramayacağımız oyuncağı alınmaması ile başladı. Belki vazgeçmeyi, insanları kırmayı, istemediğimiz oyuncakların elimize zorla tutuşturulmasıyla öğrendik.

Sahipsiz Cümleler

4 Nisan 2013

First Time / Di Yi Ci


Çin filmlerine hep ön yargılı olmuşumdur, ama filmin ilk repliklerini ve filmi izleyen kişinin şu yorumunu:

“Gözyaşlarıma engel olamadım en güzeli de ağladığımı gören 5 yaşındaki oğlum bana yaklaşıp kulağıma büyükler ağlamaz diye fısıldamasıydı.”

gördükten sonra filmi izlemeye karar verdim. Ahh!  küçüğüm bilse büyükler hep ağlar; ama gözleriyle değil kalpleriyle. Belki de çoğumuzun kalbine değen yaşlar yanaklarına değenlerden daha fazladır.
Filmi anlatıp tadını kaçırmak istemiyorum. Romantik film sevenler mutlaka izlesin.  Konusunun Güney Kore yapımı ....ing / Bitmeyen Aşk filimi ile benzerlik gösterdiği söyleniyor, onu izlemedim.







"Neli şeker seversin? Elmalı mı portakallı mı şeftalili mi?"
Ben mi?
Ben, elmalı şekeri severim!!!.....

Sahipsiz Cümleler

3 Nisan 2013

Bir İnsanı Tanımak


”Bir insanı tanımak inanılmaz zor bir iştir. Bir insanı ilk olarak başbaşa bir sohbetin ilk yarım saatinde ve ikinci kez, ancak on yıl birlikte yaşadıktan sonra tanıyabileceğimizi söylersem, sanırım abartmış olmam. Ayrıca şuna inanıyorum ki, iki insanın kim olduklarını ve kiminle evlendiklerini düğünden önce sezebilmeleri bile mümkün değildir. Birisi ötekinin bütün davranışlarını, bütün fikirlerini, tutkularını, kanaatlerini, inançlarını bilse bile, çorapları, uykuda çapaklanmış gözleri, her sabah diş fırçalarken ağzını çalkalayış şekli ve özellikle garsona bahşiş verişi hakkında henüz hiçbir fikri yoktur - çünkü insan derinlerde aldatır ama yüzeyde onu tanıyabilirsin. Kısacası her bir evliliğin içinde binlerce hayal kırıklığı riski ve her türlü içsel çuvallama ihtimali saklıdır; ki bunlara karşı kullanılabilecek tek bir silah vardır: hepsini daha baştan üstlenmek.”

- Kafka - Milena’ya Mektuplar