12 Haziran 2013

Mağaradakiler Mitosu - Platon

Bir mağara düşün dostum. Girişi boydan boya gün ışığına açık bir yer altı mağarası. İnsanlar düşün bu mağarada. Çocukluktan beri zincire vurulmuş hepsi, ne yerlerinden kıpırdamaları, ne başlarını çevirmeleri kabil, yalnız karşılarını görüyorlar. Arkalarından bir ışık geliyor... uzaktan, tepede yakılan bir ateşten. Ateşle aralarında bir yol var, yol boyunca alçak bir duvar. Gözbağcıları seyircilerden ayıran setleri bilirsin,üzerlerinde kuklalarını sergilerler, öyle bir duvar işte. Ve insanlar düşün, ellerinde eşyalar: Tahtadan, taştan insan veya hayvan heykelcikleri, boy boy biçim biçim. Bu insanlar duvar boyunca yürümektedirler, kimi konuşarak, kimi susarak. Garip bir tablo diyeceksin, hele esirler daha da garip. Doğru... O esirler ki ömür boyu başlarını çeviremeyecek, kendilerinin de, arkadaşlarını da, arkalarından geçen nesneleri de duvara vuran gölgelerinden izleyecekler. Şimdi de mağarada seslerin yankılandığını düşün... Dışarıdan biri konuştu mu, esirler gölgelerin konuştuğunu sanır, öyle değil mi?


Kısaca onlar için tek gerçek vardır: Gölgeler. Tutalım ki zincirlerini çözdük esirlerin, onları vehimlerinden kurtardık. Ne oldu dersin anlatayım.. Ayağa kalkmaya, başını çevirmeye, yürümeye ve ışığa bakmaya zorlanan esir, bunları yaparken acı duyardı. Gözleri kamaşır, gölgelerini görmeye alıştığı cisimleri tanıyamazdı. Biri, ona: “Ömür boyu gördüklerin hayaldi. Şimdi gerçekler karşı karşıyasın” diyecek olsa, sonra da eşyaları bir bir gösterse, “bunlar nedir” diye sorsa, şaşırıp kalır, mağarada gördüklerini, şimdi gösterilenlerden çok daha gerçek sanırdı. Bir de düşün ki tutsağı mağaradan çıkarıp dik bir patikadan güneşin aydınlattığı bölgelere sürükledik. Bağırdı, yanıp yakıldı, öfkelendi... Kulak asmadık. Gün ışığına yaklaştıkça gözleri daha çok kamaştı. Hiçbirini seçemez oldu gerçek nesnelerin. Sonra yavaş yavaş alıştı aydınlığa.

Önce gölgelerini fark etti, arkasından insanların ve cisimlerin suya vuran akislerini. Akşam olunca göğe çevirdi bakışlarını, ayı gördü, yıldızları gördü. Zamanla güneşin sulardaki aksine bakabildi. Nihayet gökteki güneşe çevirdi gözlerini. Ve düşünmeye başladı. Ona öyle geldi ki mevsimleri de, yılları da güneş yaratıyor, görünen dünyanın yöneticisi o. Esirlerin mağarada gördükleri ne varsa onun eseri. Ve eski günlerini hatırladı. Ne kadar yanlış anlamışlardı bilgeliği. Mutluydu şimdi, mağarada kalan eski arkadaşlarına acıyordu. Eski hayatına, eski vehimlerine dönmemek için her çileye katlanabilirdi. Adamın mağaraya döndüğünü tasavvur et. Karanlığa kolay kolay alışabilir mi? Dostlarına hakikati söylese dinlerler mi onu? Ağzını açar açmaz alay ederler: "Sen dışarda gözlerini kaybetmişsin, arkadaş. Saçmalıyorsun. Biz yerimizden çok memnunuz. Bizi dışarı çıkmaya zorlayacakların vay haline...

” İŞTE BÖYLE AZİZ DOSTUM. SANA ANLATTIĞIM HİKAYE KENDİ HALİMİZİN TASVİRİDİR. YER ALTINDAKİ MAĞARA: GÖRÜNÜRLER DÜNYASI. YÜCELERE ÇIKAN TUTSAK, İDEALAR ALEMİNE YÜKSELEN RUH...

Sahipsiz Cümleler

10 Haziran 2013

Akıl Tutulması

Akıl tutulması kişinin aklının başka bir aklın yörüngesine girmesidir. Akıl tutulmasına uğrayan kişi artık kendisi olmaktan çıkıp hayata başkasının penceresinden bakar ve hayatı onun gözüyle yorumlar. Max Horkheimer akıl tutulmasına yol açan birincil faktörün kişisel çıkarlar olduğunu söyler. İnsanlar kişisel çıkarlar peşinde koşarken görünmez el onları kendi genel çıkarları için kullanacaktır. Prof. Dr. John Forbes çıkar peşinde koşanların, bulundukları açı itibariyle hiç bir zaman bütünü göremeyeceklerini söyler. Horkheimer'e göre akıl tutulmasında etkili olan en büyük nedenlerden biride, akıl tutulmasının özgüven ve özgür iradeden yoksun insanlarda gözlemlenen bir olgu olmasıdır. Ortaya sunulan gerçek, kanıtlanmış bir olayı bile akıl tutulması yaşadığı için diğer aklın yörüngesinde değerlendirir ve olayın gerçek yüzünü göremez. Akıl tutulmasını yakalanmak istemeyen insanların mutlak ödemesi gereken bir şey vardır o da aşağı konumda olmak, dışlanmak, azınlık içinde yer almaktır. Ne yazık ki insanlar dışlanmak, yalnız kalmaktansa tutuk bir akılla yaşamayı tercih ederler. Akıl tutulmasına yakalanan kişi ona göre kendi hür seçimlerinin müptelası olur.


Adına akıl tutulması demese de felsefenin babası sayılan Kant (1724) akıl ile ilgili şunları demiştir. " Aydınlanma insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise insanın kendi aklını kullanmaksızın başkasının kılavuzluğuna ihtiyaç duymasıdır." O yüzden aklını kullanma cesaretini göster der Kant.

Güneş ve ay tutulması tarihi, saati, hatta süresi önceden hesaplanabilir ve fiziksel bir olaydır, ancak akıl tutulması sosyal bir vaka olup her an yaşanabilir, önlenmesi ve tedavisi çok zordur.

Sahipsiz Cümleler