26 Temmuz 2013

Ben Bir Okul Uydurdum




Çok öğretmen değişikliği yaşadım ben. Farklı farklı öğretmenler gördüm. Kimisi sadece metini okutup, öğrencilerinin yüzüne bile bakmadan, sürekli suratı asık olan öğretmendi. Kimisi hadi resim dersini dışarıda yapalım diyen öğretmen. Kimisi mavi tavşan mı olur diyen çocuksu hayalimi sınırlandıran kimisi ise pembe bulutlar ne güzel diye hayalime ortak olan öğretmen. O zaman anlamazdım, ama şimdi çok iyi anlıyorum büyümek ve yaşlanmanın aynı şey olmadığını. " Her insan yaşlanır ama her insan büyür mü?" Büyümek kendini sürekli geliştirmek, hata yapmak, mutlu olmak, öğrenmek. Gerekirse öğrencileri ile birlikte. Kendine hiç bir şey katmadan sadece yaşlanmak olur ötekisi. Yeni uğraşlar katabilmeli, yeni şeyler öğrenmeli insan.

Ülkemizdeki temel sorunun altında da bu var. Büyümeden yaşlanmak. Karnını doyuracak, yaşamını idame ettirecek bir işe girmeyi yeterli görüyor insanlar. Geçmişimde ki çoğu öğretmenime bu yüzden kızmıyorum. Çünkü mesleklerini sevmiyordu onlar. Aileleri o dönem kesin iş garantisi verdiği için bu mesleği seçmesini kararlaştırmışlardı sadece o. Belki kendisi de öyle düşünmüştü, ressam olursam geçinemem ki, öğretmenliği seçmem en iyisi demişti belki de. Sonra ömür boyu öğrencilerin karşısında büyümeyen yaşlanan bir öğretmen.

Yeni bir şeylerle uğraşırken mesela çizimimi geliştirmeye çalışırken, kitap okurken. Çoğu insandan hep aynı tepkiyi alıyorum. " Ne işine yarayacak ki " Bu cümleyi duyduğumda sinirleniyorum insanlara bir yandan da acıyorum kendilerine. Sinirleniyorum ne kadar çıkarcı olduklarını gördüğüm için acıyorum mutlu olmadıkları için.

Çıkarcı bir eğitimle yetiştiriliyoruz maalesef. İlk önce ailemiz baş rol oynuyor bunda. O küçücük bedene ağır, kendi yüklerini yükleyen anne babalar. Sonra okul giriyor devreye fen, matematikle ilgilenin zeki, resim, müzikle ilgilenin aptal olduğunun düşünüldüğü bir eğitim. Kimse diline getirmez ama herkes bilir bu saçma gerçeği.

Nasıl bir eğitimimiz var, eğitim adına ne yapıldı ülkemizde. Eğitim insanın kendini geliştirdiği bir mekan değilde yarış pistiydi sanki. Daha iyi olabilmek için sınavlarda önümüze koydukları yuvarlak kutuları doğru doldurmak yeterliydi. O yüzden beden, resim, müzik hatta sosyal alan derslerinin hepsi gereksiz bilgilerdi. Matematik, geometri, fen dersleri iyi bir şekilde öğrenilmeliydi. İkinci dereceden denklem, Trigonometri, Tümevarım, Limit, analitik geometri.... Matematiğin ikinci, üçüncü dereceden denklemleri vardı da peki hayattaki üçüncü derecedeki denklemler. Limitini de alabilir miyiz hayatın ya da sınavlarla çocukluğu, gençliği kaybolan neslimizin.

Soruyorum bu kadar çok sayısal ders görüp de teknolojik olarak hiç bir şey üretemeyen bir ülke var mıdır? Amacınız bu değil miydi, böyle eğitim verirken. Demek ortada büyük bir yanlış var. Sayısal derslere ilgisi olmayan sırf iyi bölümlere gidebilmek için ezberci gençlerle dolu çünkü. Ben burada gençlere kızmıyorum çünkü aileler ve okul bizi, toplumumuzu bu hale getiriyor. Şu ana kadar eğitim için ne yapıldı ülkemizde. Sınavların ismini değiştirmek eğitim adına yapılan büyük bir yenilikmiş gibi sunuldu insanlara. İlk kısımları değişen sonu hep S harfi olarak kalan sınavlar. Sonrası duygularını, düşüncelerini ifade edemeyen, ideolojilerle şekillenmiş, üretemeyen, ezberci, mutsuz insanlar.

Bu konu hakkında o kadar yazacak çok şeyim var ki. Sizi de yormak istemiyorum. Durduk yere nereden girdin bu konuya Anarşi diyebilirsiniz. Hani size Ekime kadar okumam gereken kitap listesinden bahsetmiştim. İlk kitabımı dün bitirdim. Dört günde bitti ama bu da benim için büyük bir başarı. Yedi güne yaymam gerekiyordu kitabı. Kitap bu kadar güzel olunca biraz zor bırakıyor insan elinden. Bir günde bitirmemek için kendimi zor tuttuğum bir kitap. Dili oldukça sade ve arada karikatürlerle renklendirilmiş bir kitap.

Okuduğum kitabın adı BEN BİR OKUL UYDURDUM. Kitabın bir tane yazarı yok. Eğitimle ilgili olması gereken şeyler hakkında fikirleri olan emek harcayan insanların yazısı ile dolu kitap. Editörü Ayhan Ural. Yazımdan kitabın içeriğini anlamışsınızdır. Benim bu yazım gibi birçok güzel yazı mevcut kitapta. En çok dikkat çeken bölümler ise nasıl bir eğitim olmalı hayali. Ama şimdilik hayal diyorum ben. Nasıl bir eğitim hayal ettiklerinin bir kısmından bahsetmek istiyorum.

Sınavların kaldırılması. Böylece eğitimin yarış olarak görülmekten çıkması.
Bahçesinde arabaların olduğu bir okul değilde ağaçlarla, çiçeklerle bezeli bahçeleri olmalı okulların.
Temel dersler dışında okulun ders havuzu olmalı ve öğrenciler istediği dersleri seçmeli. Böylece kendi becerilerine ve yeteneklerine uygun bilgileri öğrenen gençler ve tüketmeyen, üreten gençler çıkacaktır eminim. Ve okul bir hapishane olarak görülmekten çıkacaktır.
Sınav yerine peki ne gelmeli ilkokuldan başlayarak öğrencinin yaptıklarının rapor olarak tutulması ve öğretmenlerinin öğrencisini hangi konuda iyi olduğunu tespit edip. Önüne birkaç seçenek sunması ve kendisinin seçmesini sağlaması.
Okullarda müzik, resim, drama odalarının olması. Evcil hayvanların yetiştirildiği kısımların olması.
Sınıf mevcudu sayısı düşürülmeli. En fazla yirmi. Ki kuzenimin sınıfından biliyorum 60 öğrenci var bir sınıfta. Gerisini siz düşünün.
Okulun boyalarının renklerinin güzelleştirilmesi.....

Bunlar gibi binlerce güzel fikirlerle dolu kitap. Ben bir de bütün bunların başında önemli olan en büyük maddeyi eklemeyi düşünüyorum. Ülkemizde bütün hükumetler eğitim konusunda yanlış politika izledi hala izlemekte. Eğitim birçok üniversite yapıp umut tacirliği yapmak değildir. Bu ülke de bir genç mezun olduğu zaman iş bulma kaygısı yaşamadığı zaman kendi yeteneklerine ve zevklerine uygun mesleği seçecektir. İlk önce bu sorunun giderilmesi lazım.

Bu konuda yazacak şey bitmez. Şu önemli noktayı da ekleyeyim. Eğitimle ilgili ilginç fikirlerini, şunu da yapmalıyız diye fikirleriniz olursa. Kitabın editörü mail adresini de vermiş. Ona ulaşın olur mu? . Bir kitabın hayal olarak kalmaması için elimizden geleni yapalım.

ayhanural@hotmail.com

Bu toplumda eğitim değişirse, güzelleşirse her şey değişecek eminim. Müslümanlığın gereği değil midir üretmek, çalışmak. Biz Batı'nın ürettiği şeyleri tüketmek ve taklit etmekten başka bir şey yapmıyoruz ne yazık ki. Son olarak bir şey eklemek istiyorum, belki hani okumaya üşenen insanlar olabilir çevremizde. Bu yazı ne işime yarayacak ki mantığındaki insanlar. En son şunu ekleyim büyük harflerle yazımı okumazsa matamatiksel özetimi anlar belki.

EŞEK = YER, İÇER+ UYUR+ ÜRER+ ÇALIŞIR

İNSAN = YER, İÇER+ UYUR+ ÜRER+ ÇALIŞIR+  SOSYALLİK

İNSAN = EŞEK + SOSYALLİK

İNSAN - SOSYALLİK = EŞEK

AÇIKLAMASI ÜRETMEYEN, KENDİNİ GELİŞTİRMEYEN İNSAN PARA KAZANMAK İÇİN ÇALIŞAN EŞEKTİR.

( Sosyalliğin yerine daha uygun bir kelime bulamadım, sizin öneriniz olabilir. sosyallikten kastım üreten, kendini kültürel, sosyal anlamda geliştiren.... kişiyi kastetmek istedim.)

"Görüştüğümüz zaman görüşürüz"

Sahipsiz Cümleler

29 yorum:

  1. Ne desen haklısın. Ama bu yazıda şunun da farkına vardım, halktaki ön yargı yıkılmadıkça devlet fazla bir şey yapamaz. İlk önce halkın ön yargısı yıkılmalı. Ön yargıdan kastım, o işte para yok gibi bir takım şeyler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu ön yargının yıkılmasını sağlayacak devlet. Mezun olan genç iş sorununu düşünmemeli. Bu imkanı sağlamalı önceden. Bırak artık liseyi, ilkokula kadar indi meslek seçme, para getiren meslek düşüncesi. Üniversiteye gidiyor genç, üniversite derslerinden belli bir düzeyde geçmeye bakıp KPSS, ALES, KPDS, ÜDS, YDS.... sınavlarına hazırlanıyor. Psikoljiden, sosyolojiden.... mezun psikolojiyi bilmeyen gençler.

      En basitinden 15 bin sosyolog açıkta. İstihdam istiyorlar. Devlet buna çzöüm bulmadığı gibi üstüne üstülük her dönem binlerce mezun veren Açık öğretimini açıyor. Savunmasıda şu oluyor iyi fena mı insanlar üniversite okumuş oluyor. Fenaaa!! hem de çok fena. Umut tacirliğidir bu. Ve bir ülkenin kötü durumda olmasının en büyük nedeni mutsuz olan üretemeyen, mesleğini para kazanmak için gören insanlardır.

      Bir de ön yargıya katılıyorum mesela kıyafet meselesi. İnsanların sosyal farklılığı çıkarmış. Ekonomik farklılığı sadece kıyafetle sanmayın, kullanılan en basitinden bir silgi, kalem bile ekonomik farklılığı ortaya çıkarır. İnsanlarda gösterişçi olmuş bu konuda.

      Sil
  2. Baştan sonra haklı bir yazı olmuş.. Bazı anne babalar bu konuda maalesef çokta geniş bakamıyorlar.. Çocuk mühendis olmak istiyor ama puanı iyi, Gata Tıp'a puanı tutar diye ilk tercihini orası yapıyor.. Bizimkiler gidin kurslara diye hep söylerler ama bir keresinde babama dans kursuna gideceğim dediğimde ne yapacaksın ki onu İngilizce kursuna git demişti.. Yazın bunu hatırlattı bana.. Her şey aile içinde başlıyor bence.. Ebeveynlerimizin hatalarını biz çocuklarımıza yapmayız umarım!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman toplumu değiştirmeye ilk ailemizden başlayalım :) Bir de şunu eklemek istiyorum herkes üniversite okumak zorunda değil. Ama herkes eşit eğitim almak zorunda. Üniversitelilerin kültürlü, zeki görüldüğü bir toplumdayız Bu da komik geliyor bana lise mezunu cahil mi? Çoğu üniversite mezunundan bile daha çok geliştirmiş oluyor. Üniversite eğitim yeri olarak görülmemeli bence üniversite liseye kadar aldığın eğitim sonucunda seçmek istediğin bölümün öğrenildiği yerdir.

      Sil
    2. O dans kursuna gidilecek arkadaş, çapulcuya da vermiyon zaten heeyytt! :)
      Değişime ilk önce kendimizden başlamalıyız aslında, sonra aile, çevre ve zamanla toplum.. Tanıdığım lise mezunu 32 yaşlarındaki adam 8 milyar maaş alıyor, demek ki liseden mezun olunca oturmamış adam, geliştirmiş kendini ve daha niceleri de var..
      Önce İnsan! :)

      Sil
    3. Verdim gitti seniii! :)Bir çikolata çieçeğe bakar :)))... O dansa gidilecek o kadar. Benim ilk kısımdaki yazımı okut babana. :D

      Sil
  3. Balık baştan kokuyor. Eğitimin sisteminin dandikliği yüzünden lisede hep buruk oldum. Sosyal bölümün zorla açıldığı bir lise ve sınıfın yetersizliğinden dolayı seçilen bir TM öğrencisi olarak yıllarca TM görünümlü sosyal öğrencisi olup son sene TM'den işletme enformatiği isteyen sonra da Allah'ım ben iletişimci olmalıyım diyerek her şeyi kenara atıp katsayıya direnen bir öğrenci olarak "kahrolsun bağzı şeyler" diyorum. Üretime geçmek için önce üretime geçmek isteyen insanların önlerini açmaları gerekiyor. Devlet sana diyorum devlet. Biz öğrenciler sizin yarış atlarınız değiliz!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :( binlerce hatta milyonlarca kişi senin gibi. Ben de TM ciydim. Bölümümü seçerken o kadar bilinçsiz seçmiştim ki bir üniversite okuyayım diye gittim. Ve çok sevdim bölümümü benim yapabileceğim en iyi meslek diyorum. Ben sadece şanslı olanlardandım. :( Oysa ilkokuldan itibaren seçmeli dersler olsaydı ben kesin hayvanlarla, bitkilerle ilgili bölümleri, dramayı ve türkçe derslerini seçerdim. Ve bana olduğu gibi çoğumuza hapishane gibi gelmezdi okullar. Eğitim hapishanesi dolu çevremiz.

      Sil
  4. Bütün yazıya katılıyorum sadece birşey hatırlatmak istiyorum, anne baba maddi zorluklar yaşadığından çocuğununda bu durumlarla karşılaşmasını istemiyor. Çocuğunun işsiz güçsüz kalmasından korkuyor yani sanatla uğraşırsa öyle olacağını düşünüyor. Sonuç olarak ülkemiz çok ferah bir ülke değil ve sanata verilen değer ortada, anne ve babalarımızın döneminde fakirlik daha felaketmiş. Ejdadlarımız sanata çok değer veren kişilerdi ama zamanla insanlar cahilleşmiş kitap mitap hak getire, sanattan anlamayan sadece eşşek gibi çalışmak zorunda bırakılan insanlardan bahsediyoruz burda.

    Günümüzde çocuk yeteneğine göre eğitim alamıyor, onlardan biride benim. Geçen akraba yemeğinde kuzenlerle birlikteydim çocuklarının ders durumlarından dolayı benden konuşmamı istediler. Aynen yazıdaki gibi çocuklarının doktor, öğretmen, memur gibi meslek sahibi olmalarını istiyorlardı. Çocuklardan kimisi matematiği sevmiyorum dedi drama dersim iyi şarkı söylemeyi seviyorum dedi, çizim yapmayı seviyorum dedi bende onlara hedef koymalarını söyledim elimden geldiğince anlattım, kuzenlerede söyledim baskıyla olmaz falan filan. Amcalarım hiç okutmadan kuzenlerimi evlendirmiş, kuzenlerim ise en azından çocuklarının okumasını istiyor ama yine eksik olan kısım çocukların istediği ve yeteneği doğrultusunda almaları gereken eğitimin es geçiliyor olması. Ne zor lan bu ülkede yaşamak =((( offf

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katılıyorum Sonsuz ekonomik duruma. İşte bu da kısır döngü aslında. Şu anda tek sorun insanların hepsi üniversiteye gitmek zorunda düşüncesini bir köşeye atması. İki üniversite özellikle bölümden mezun olanlar iş bulamıyorsa o bölüm belli bir süre alım yapmamalı. Bir de üniversite mezunlarına iş imkanı sunabilmeli. Gerekirse kendisinden fedakarlık verecek bütün milletvekilleri milyarlarca maaşı alıp oturmayacaklar. Her şeye ses çıkarmayı biliyor hepsi. 50 bin lira danışmalara para verilmeyecek.

      Mesleğimizi sevmiyoruz, üretmiyoruz sadece tüketiyoruz. Orta Çağda Batı toplumları edebiyat, ilim alanında hep Doğu toplumlarını örnek aldı. Şimdi biz onları taklit ediyoruz, üretemiyoruz. Şu kısır döngüyü bir kırsak matematiği seven matematikle ilgili şeyleri öğrense, hayvanları seven biyoloji dersleri ile ilgilense. Hiç olmazsa veterner olmak isteyen mühendis, ressam olmak isteyen matematikçi olmaz... Ve ülkenin gelişiminin, üretimin böyle değişileceğine inanıyorum. Herkes elini taşın altına koyacak gittikçe Batıya bağlı mutsuz topluluk haline geleceğiz bu gidişle. :(

      Sil
  5. Gerçekten öyle; matematik, fen gibi dersleri tamamen bilgi olarak işletip, yorumlamadan uzak bilgiler edindik.. Ne anlamı var ki o bilginin?

    Hiç unutmam. Lise 1'de edebiyat dersinde bir şiirin yorumlanması istenmişti.. Söz alıp kalktım ayağa ve gayet de güzel yorumladım.. Çok güzel şeylere ulaştığımı düşündüm. Gerçekten mantıklı gelmişti söylediklerim. Hoca elinde cevabın yazılı olduğu kitaba baktı.. Cevabın eşleşmediğini görünce "Hayır" der gibi başını salladı ve başka birine söz verdi.. O an eğitim sistemi konusunda o kadar çok şey anlamıştım ki. Basit bir şey ama benim için büyük bir andı..
    Başkasına söz verdi.. Söz verdiği kişi de cevapların yazılı olduğu kitabı satın almış, evde çalışmış ve hocaya harfiyen söylemişti. Kabul edildi cevap!..

    Yorumun cevabı vardı biliyor musun? O kadar şaşırmıştım ki.. "Kim ne derse desin, bu benim yorumum!" diyemedim.. Lisenin sonuna kadar da edebiyat derslerinde hiçbir şey hakkında söz alıp yorum yapmadım..

    Bunun gibi bir sürü örenek var aslında.. Konuşulması, oturup tartışılması gereken bir sürü şey.. Peki bunları kim yapacak? Bu tartışmaları kim yapacak? Kim sonuca bağlayacak? Tabii ki, benim ve çocuğumun eğitimi için kadrolaştırılmış öğretmenler, öğretim elemanları, profesörler..

    Devlet böyle bir atılım yapmıyorsa benim eğitimcim konuşacak. Eğitimcim konuşmuyorsa; tarafsız konuşmuyorsa aldığı parayı hak etmiyor demektir..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşadığın eğitim sistemini anlatan üzücü bir örnek olmuş. Aynen profesörler, öğretmenler dile getirmeli bunları, akademisyenlik makaleleri Türkçeye çevirmek değil Sadece kitap okuyup hiç bir şey üretmemek değildir. İşte temel eğitim düzelmediği sürece böyle bir sürü çarpıklıklar ortaya çıkıyor. Tabi mesleğinin hakkını verenlerde oluyor.

      Sil
    2. Düzenin işleyişine bir şekilde ayak uydurulmaya zorlanmış, ancak işini iyi yapan öğreticilere sözüm yok tabii. Onlar baş tacıdır!

      Sil
  6. Dile getirebildiklerinden fazlasıyla haklısın. Kesinlikle yaratıcılığımızın öldüğü bir okul yaşamı geçirdim, zaman zaman. Ancak ben eğitim sistemini bir kenara bırakıyorum ve işin eğitmenlerde başladığına inanıyorum.
    Bir hocam vardı ve beni sürekli güdülerdi. Onunla hayallerimi paylaşırdım, şimdiki inovasyon denilen şeyi yapardık, saçmalardık. Peki her hoca böyle olsaydı?

    İkinci olarak, matematik, fizik gibi sayısal derslerin zorunlu olarak öğretildiği biliyoruz. Bir uzay mühendisi, bir mimar, bir inşaatçı yada bir kimyacı nasıl yetişebilirdi ki bunlara olan önem verilmeseydi? Ha çok mu verildi, evet! Bunun yanında yetenkelerimizi geliştirebileceğimiz ek sosyal dersler açılmalıydı. Sanırım şimdiki nesil daha şanslı, böyle dersleri seçebiliyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlar çok zeki yaratıklar. Elbette mühendis, mimar olabilmek için sayısal bilgilerin alınması gerekiyor Bunu isteyerek öğrenmek var bir de istemeyerek. Temel sorun bu. Şu sınavlar olduğu sürece kimseyi şanslı görmüyorum ben maalesef.

      Sil
    2. İşte önüne burada engel koyuyorsun. Sana ressam, tiyatrocu, sanatçı yada bir dansçı olamazsın denilmedi. Bu eğitimleri okul dışında da alabilirdin dimi?

      İkincisi okuldaki sosyal aktivitelerin bir bakıma öğrencileri güdülemek olduğunu düşünüyorum. Beden eğitimi, müzik yada resim. Ancak tiyatro olsaydı mesela insanlar kendilerini daha iyi ifade edebilecek şekilde yetiştirilebilirdi.

      Son olarak eğer her ders bu sisteme konması gerekseydi, okul 6 saat değil 10 saat olurdu belki günde.

      Birde şu sınav durumu var. Daha iyi hale getirilmek için sınavlar değiştirildi ama nafile demişsin. Peki her üst okula yerleşmek için sınava giren kişi sayısı, kontenjanlardan fazla oldu hep. Bunu nasıl seçeceksin ki?

      Umarım amacımı anlamışsındır. Sadece kendi isteğimiz gibi düşünmememiz gerektiğine ve bir de işin olur tarafını görmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum. Herkes kendi istediği gibi bir eğitim sürseydi, ki bunu karşılayabilecek bir sisteme hiç bir ülke sahip değil, yine bizi yönlendirecek olan aileler olacaktı. Buna eminim.

      Sil
    3. Engel değil bu engeli koyan ailemiz, okul sistemi. Resimle uğraşacağım derken ne resmiymiş bir de o gereksiz şeye mi para harcayacağız diyor insanlar. Çocukken bizim tercihimizde olan şeyler değil bunlar.

      İlk okulumun bir kısmını Belçika'da okudum kaç sene geçti aradan o zaman sınav yoktu orada. Şu yukarıda ütopya olarak gördüğümüz öğrencilerin ilgisine göre bölümlere yönlendirmeleri söz konusuydu. Ki nüfusumuz oldukça fazla bu engel teşkil ediyor ki ama bunu da engel saymak mümkün değil çünkü Türkiye de istatistiklere baktığımız zaman genç nüfusun % 24 üniversiteye gidiyor. Ayrıca benim buradaki düşüncem kişilerin üniveristey gidip gitmesi değilde şimdi araşatırma yapsan bu insanların büyük çoğunluğu işimi sevmiyorum der eminim. Eğitim sistemi böyle oldukça çalışın, ezberleyin dedikçe düzelmez bu. Hangi ülke var üniversite mezununu tekrar sınava sokan bir ülke ironik.

      Sil
  7. Ayrıca her dersi insanları almasını kastetmedim. İnsnaların temel matemetik, türkçe, tarih dersini aldıktan sonra diğer derslerini kendisinin seçmesini. Matemetik seven kendini matemtikle ilgili alanlarda geliştirir. Biyoloji seven biyolojik bilgilerle kendini geliştirir. Zaten bizim ülkemizde her ders verilmeye çalışıldığı için böyle ya.

    Bir de üniversite mezunlarına iş bulamıyorsan, ekonomik gücün yetmiyorsa bölümü açıp çoğaltmayacaksın. İnsanlara dört yıl emeklerini harcatıp mezun olduğunda iş bulamayacak duruma getirtmeyeceksin. Geçen dönem ÖYP den arkadaşımız intihar ederek yaşamına son verdi. tek gerekçesi işini sevmediği. 3 hafta önce KPSS sınavı kötü geçti diye bir genç intihar etti.

    YanıtlaSil
  8. Çok çok haklısın. Bizim ülkemiz başlı başlına apayrı incelenmesi gereken bir mevzu zaten. Her şey çarpık ama toplumu en çok ve olumsuz etkileyeni eğitim sistemi. Babam öğretmendi, ben 7 yaşımdan evvel de okullarda büyüdüm bir nevi. Sonrası 15 yıldır hala okuyorum. 3 yıldır öğretmenlik okuyorum ve öğretmenlik okurken bile derslerime giren öğretmenler hepsi birer sistem kuklası. Öğrenciye farklı olduklarını göstermeden, bütün sıradanlıklarıyla, onlardan farklı ürünler bekleyen öğretmenler, farklılık sadece dillerinde kalmış... Yeni nesil farkı kendi yaratmak zorunda bu malum sistemde...

    Ayrıca yazıda resmin solunda sıraladıklarını uygulayan ve uygulamaya elinden geldiğince çaba harcayan bir kurum var ülkemizde. TEGV(Türkiye eğitim gönüllüleri vakfı) 2 yıl orda gönüllülük yaptım ve oraya devam eden çocukların farkı gözle görülebilir ölçüde... Şöyle bir sloganımız vardı "Farklıyız, fark yaratacağız." Müthiş bir ortamı var, gönüllüleriyle, çocuklarıyla, hayal gücünü pekiştiren etkinlikleriyle... Fakat öyle bir ortamda bile aileler çocukları drama atölyesine, düşler atölyesine(el işi), satranç, basketbol veya okuyorum oynuyorum gibi etkinlikler yerine okula yardımcı matematik, ingilizce, fen gibi etkinliklere girmeye zorluyorlar. Bizim zamanımızda yarış sınava girilecek olan sene başlardı, şimdi ilkokulda bile özel derslere boğulan, o çağlarda bile baskıyla karşılaşan çocukluklarını yaşayamayan çocuklar var...

    Bir de Mark Twain'in çok güzel bir sözü var; "Hiçbir zaman okulumun eğitimimi engellemesine izin vermedim."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir sözmüş. TEGV'in güzel başarılarını duydum. Ne zaman bizim toplumda resim, müzik, drama gereksiz bir ders, sadece sosyal bir aktivite olarak görülmez işte o zaman bir şeyler düzelmiş demektir.
      En basitinden şu kanı vardır liselerde sayısalı seçen insan zeki, Türkçe matematikçiler orta zekada, sözelciler aptal. Biz bile yapardık bu ayrımı.

      Sil
  9. Olaya konu dışı bir yerden yaklaştığımı biliyorum. Belki de yorumlarıma göre suçlunun olmadığını varsayıyorum gibi düşünebilirsiniz lakin geçmişten beri gelen tek düze eğitimin değişebildiğini görüyorum artık. En azından yeni nesil şanslı, biz şanssızız diyelim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah hep birlikte değiştireceğiz meslek sahibi olduk diye bana dokunmayan yılan bin yaşasın ben paramı alırım keyfime bakarım demeyeceğiz. :)

      Sil
  10. Ben bir okul uydurdum :) Başlıktan kazandın zaten. Okul hayatım çok sıradan geçti benim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi ismi çok dikkat çekici :)

      Sil
    2. Çekici ya hem de nasıl çekici. :)

      Sil
  11. Bir öğretmen olarak hayalini kurduğum bir eğitim tarzı. gerçekten çok beğendim. keşke bizim ülkemizde de gerçekleşse.. birtakım değişiklikler yapıldı müfredatta ancak hala yeterli değil. bu kitabı ben de edineceğim anarşicim.
    Daha çok düşünen,sorgulayan, araştıran,üreten nesillerin dünyasına uyanmak dileğiyle...
    sevgilerr

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben sadece çok küçük bir kısmını anlatabildim bu yazıda. Mutlaka kitabı alın. Okul fiziksel yapısından tutun ki sıraların yerleşimine kadar bir çok güzel bir fikir var.

      Sıraların yerleşimini okuyunca üniversitenin ilk yılında psikoloji hocamızın yaptırdığı geldi aklıma. Bilirsin bizim okullarda sıralar arka arkaya düzülür. Sıraların şeklini değiştirmemiz gerektiğini söyledi ilk önce U şekline geçirmiştik. Tıpkı bayrağımız gibi hocamız bizim yıldızımız biz de hilaldik :) Konuşurken birbirimizin yüzünü görmeliymişiz. Tuhafımıza gitmişti ilk gün. Alışmıştık ama ne gerek var ki diyorduk. Biz u şekline getirirdik sıralarımızı sabah geldiğimizde temizlik görevlisinin eski haline soktuğunu görürdük. Biz düzeltirdik o eski haline geri getirirdi. Ona göre sınıf dediğin böyle olmazdı. Sonra modern turunu renkte güzel tek kişilik sırlarla dolduğunu gödük sınıfların. Ne kadar güzel diye sevinirken. Sıraların yere montalandığını fark ettik. Böyle bir eğitim sistemi işte. Kalıplara sokulmuş üniversite de bile.

      Bir de hocaların hepsine verilen müfredat o da komiğime gidiyor. Bunlar insanların zihnini gerçekten sınırlıyor.

      Akıl tahta dediler, bilgisayar dediler. Ben iki sene önce yaşadığımı anlatayım. Kuzenimin yanına gittim öğretmen arkadaşı ile birlikte kalıyor. Akıllı sınıftan mı o çocuk, hangi şubesinden şeklinde sohbet ediyorlar. Ne akıllı sınıfı ya dedim. Biz iki tane akıllı sınıfımız var. Çocukların hepsi zeki, seçme. Ne farkı var akıllı sınıfın aileleri sürekli para veriyorlar. Sınıfları çiçek gibi bir de o iki sınıfta bilgisayar var. Peki neden böyle yapılıyor. Sınavlarda okulunuzu daha iyi temsil etsinler diye mi? Evet, ama çocuklar çok akıllı tenefüste bile dışarı çıkmak istemiyorlar. Ders çalışıyorlar. Siz şuna yarış yapıyorlar desenize. Diğer çocukların yerinde olmayı hiç istemezdim.

      Sil
  12. iyi ki paylaştın. kitap evet iyi fikir vermek adına kılavuzluk edebilecek bir yapıda. fikirleri edinmek lazım.

    sıraların yerleşimi evet çok önemli ben de küme,U veya bazen mevcut azsa L şeklinde yapardım çevremdeki emekliliği yaklaşmış öğretmenler hep kızarlardı,tepki alırdım. Ddediğin gibi fiziki şartların da uyarlanması gerekiyor evvela.
    Müfredat o kadar komik ki bazen onun dışında işliyorum ben. Hatalarla ve eksiklerle dolu.

    Okulların hepsinde seçme sınıf uygulaması oluyor.Çok yanlış tabii. O belli öğrencilerin içine giremeyen öğrenciler üzerinde yoğunlaşmak gerekirken tam tersi bir uygulama gerçekleştiriliyor. bu da yetişen nesil çocukları arasında büyük farklara neden oluyor.
    Ayrıcalığın olmadığı, fiziki donanım bakımından yeterli,meslek heyecanı olan öğretmenlerin çabaladığı,aktif öğrenmenin uygulandığı bir sistem istiyoruz.
    bu anlamda duyarlılığın için teşekkür ediyorum anarşicim
    sevgiyle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim. Tekrarlıyorum öğrencilerin gerçekten çok şanslı.

      Sil