28 Ekim 2013

Sarı Yıldız Çiçeği


Kulağının arkasına düşen kahverengi saçlarının güneş ışığıyla kızıl bir renge dönüşmüştü.  Işıl ışıl parlayan bu görüntüden gözlerimi almazdım.  Sevdiğinizin en çok hoşunuza giden fiziksel özelliği nedir diye sorsalar güneş ışığında parlayan saçları diye tuhaf bir cevap verirdim herhalde. Uzun süre onu o halde izlemiş olacağım ki.

- Hey! ben en son ne dedim? sorusu ile kendime gelebildim.

- Şey…..

- Dinlemiyordun demi, aklın nerede senin ?

- Hiç dalmışım.

Güneş ışında sim atılmış gibi parlayan saçlarını çok seviyorum diyemedim. Bu düşüncemin beni aptal gibi göstermesinden çekiniyordum galiba. Vedalardan hiç hoşlanmıyordum ve şu anda yaptığım onu her haliyle zihnime kazımaktı. Gülüşünü, sinirli, meraklı halini…. Zihnime kaydetmek. Ondan uzak olduğum sürece hep bu halini Güneş ışığında parlayan saçlarını hatırlamak.  Vedaya hazırlanıyordum ve onun ona veda ettiğimden haberi yoktu. Ayrılık zamanı gelmişti.

25 Ekim 2013

Hint Filmleri

Bugün Beren Saat’in rol aldığı “ Benim Dünyam “ adlı filminin tanıtımını gördüm. Konusunu dinleyince, bunlar Hint yapımı Black filiminden çalmışlar dememle. Black dizisinden esinlendiği söylenildi. 25 Ekim de vizyonda ( yani bugün) galiba yanlış hatırlamıyorsam. Black benim severek izlediğim bir film.  Filmi izlemenizi tavsiye ederim. 
Umarım Benim Dünyam da onun kadar güzel olur.

 Benim Dünyam Afişi- Türkiye

Black- Hindistan

Hint filmlerinden bahsettim, o zaman devam edelim. Aamir Khan’ın bütün filmlerini izledim. Aamir Khan’ı duymayan yoktur herhalde. Sadece en çok beğendiğim filmlerin isimlerini ve afişlerini paylaşacağım, sıralama yapacağım. Uzunca anlatmaya gerek yok.  Emin olun izlediğinize pişman olmayacağınız filmler bunlar. Anlatmaya gerek duymuyorum, filmlerin muhteşemliğinden o kadar eminin.( Hele paylaşacağım afişin ilk üçünden.) İzlemediyseniz bir yere not edin ve boş vaktinizde filmleri izleyin derim.

Birinci- Taare Zameen Par. Filmin içindeki müziklerde şahane TIK!

İkinci- 3 idiots

Üçüncü- Ghajini

Dördüncü- Rang de Basanti

Beşinci- Dıl Chahta Haı
Hadi bunu anlatayım bari. "Filmin Konusu: Üç sıkı arkadaş..Üçünün de aşka farklı bakışları vardır.. Biri her gördüğü kıza aşık olduğunu sanır ( Sameer ); biri aşka inanmaz, hep çapkınlık peşindedir ( Akash ); diğeri ise aşk hakkında pek konuşmaz.. ( Siddharth ) Günün birinde kader hepsine öyle bir oyun oynar ki aşk hepsine bir ders verir." Bak yine anlatmadan duramadım. Yazıyı uzun tutmayım diye uğraşıyorum olmuyor. Şimdilik bu kadar. Görüşürüüüz pisicikler!


18 Ekim 2013

Bilinmeyen Şehir

Hayat, bilinen şehirden bilinmeyen bir şehre otobüsle yolculuk yapmak gibidir. Acılarını, üzüntülerini, mutluluklarını, gözyaşlarını hatta bazen sevdiklerini ardında bırakıp gidersin bilinmeyen bir şehre.  

Sarı, mavi, pembe, siyah hangi renkse… hareket eder otobüsün.  Sonra otobüs penceresinden hayata bakarsınız. Geçtiğiniz şehirlerdeki evler, ovanın ortasındaki koyun sürüsü, yamaçlardaki kar, uçurtma uçuran çocuklar, tren yolu kenarında ot toplayan kadınlar, sırtında okul çantasını almış okula giden çocuklar, simit satan yaşlı amca, yaramaz çocuğunun ardından terlikle koşturan anne, bacalar, elektrik direkleri, kuşlar, bulutlar…  Hayatınızdan akan insanların hızlandırılmış görüntüsünü görürsünüz sanki.


Geçtiğin yerden bir daha geçmiş hissi verecek kadar birbirine benzeyen kurak alanlar, yol boyunca serilmiş sapsarı otlar. Birbirinin aynısı olan bu görüntüye bakmaktan vazgeçmezsiniz, çünkü kaçıracağınız güzel bir görüntü olacaktır. Ve yanılmazsınız da o sapsarı otların, kurak alanların görüntüsünden sonra yemyeşil, ağaçlar, çiçeklerle bezeli bir alanla karşılaşırsınız.

Geceleri ise uzaktan size göz kırpan köy evlerinin ışıklarını görürsünüz. Hayal kurarsınız o köyle ilgili. Şimdi neler yapıyorlardır. Soğuk hava da sobaları yanıyor mudur? Sobaları yanıyorsa mutlaka üstünde çay vardır ya da kestane kokusu sarmıştır odayı. Kahkahalar eşliğinde sohbet edip kestanelerini yiyorlardır ya da bu evlerin birinde ağladığını kimse görmesin diye yorganını kafasına çekmiş, gözyaşına boğulmuş biri vardır. Ateş böceği gibi parlayan ışıklardır o evler, dışarıdan bakınca ışıldamasından olsa gerek o evdeki insanların hepsini mutlu olduğunu düşünürsünüz, hayatlarına konuk olmadığınız müddetçe.

Sonra bulunduğunuz otobüste birkaç kişi kendi şehrine geldiği için otobüs yolculuğundan ayrılır. Otobüs camından muavinin valizlerini, eşyalarını o kişilere verişini izlersiniz. Kimini karşılamaya gelmiştir bazıları, kimi ise yalnız başına çeker bavulunu ve kaybolur gözden. Eğer uzunsa yolculuğunuz, yorgunsunuzdur dinlenmeniz için mola verirsiniz dinlenme tesisinde. Bütün düşüncelerden, duygulardan uzaklaştığınız andır molalar.

Hayat otobüs yolculuğu gibi insanlar giriyor hayatınıza bazı duraklarda iniyor ve yolculuğunuzda sizi yalnız bırakıyor. O indi diye yolculuğunuzu yarıda mı bırakacaksınız. Ya da ardındaki duraklarda bıraktığın kişileri, üzüntüleri, acıları düşünüp duracak mısın şehrine ulaşana kadar, belki şehrine ulaştıktan sonra bile.

Demem o ki yolun başının belli sonunun belli olmadığı bir otobüs yolculuğundasınız. O yüzden otobüs yolcuğundaki anın tadına varabilmek önemli olan. Kurak bölgesiyle, yemyeşil ağaçlarıyla bezeli hayatın o anını o şekilde kabul etmek.  Duraklarda bıraktıklarımızı düşünmeden, yolculuk sırasında geçirilen güzel anların tadına varabilmek önemli olan. Yolcuğumuzda bizi bekleyen duraklarda üzüntüler, mutluluk, hayatımıza uzun süre konuk olacak hayat arkadaşın bekliyordur belki. Ne geri de bıraktığın duraklar ne de gelecek durakları düşünerek anın tadını kaçırma… Ardında bıraktığınız duraklara dönme ihtimaliniz yok, düşünseniz de düşünmeseniz de gelecek duraklar sizi bekleyecek.


O duraklarda güzelliklerin sizi beklemesi dileğiyle! Görüşmek üzere. Hadi herkes kendi otobüsüne binsin. Belki seninle aynı otobüsteyizdir, kim bilir…

Sahipsiz Cümleler

7 Ekim 2013

Pisicikler

Merhaba kedicikler! Blogum bir yaşına girdi hatta birkaç gün geçti. Anarşi şimdi bir yaşında. Çoğu blogta çekiliş, hediye görüyorum. O tek kişiyi sevindirecekti. Ben de benim takip eden pisiciklerin hepsini sevindirmek istedim.  O yüzden Anarşi 2014 takvimi hazırladım. 2014 gelmeden Anarşi Takviminiz hazır. Biliyorsunuz Sosyoloji çıkışlıyım, resim, grafik, illüstrasyon anlamında hiç bir eğitim almadım. Bu çizimlerim paintle yapılmıştır. Her ne kadar kimse inanmasa da. Valla paintle yaptım. Kedilerin üzerine yemin ederim. Yaklaşık 2 ay içerisinde de kendimi az da olsa geliştirdim, bu noktaya getirdim. Bunun sonu gelmeyecek daha da geliştireceğim. Çünkü resim çizmek beni mutlu ediyor. Paint başlangıçtı benim için devamı gelecek. Başkalarını mutlu görmek beni mutlu ediyor, umarım yüzünüzde küçük bir mutluluk oluştururum. Takvimi kullanırken Beni yani Anarşi ve kedicikleri hatırlarsınız. ( Bu arada çoğu kişiden kedi görünce Anarşi aklıma sen geliyorsun tepkisi alıyorum)  Görüştüğümüz zaman görüşürüz.


-----------------------

-----------------------
-----------------

--------------
------------------

--------------------
------------------
-------------------
---------------------

------------------
--------------


Not: Ben de daha Anarşi takviminin renkli çıktısını almadım. Nasıl göründüğünü bilmiyorum, hemen paylaşmak istedim. Umarım buradaki gibi tatlı gözüküyordur.


1 Ekim 2013

Aşkı Adımlamak

Aylardan Kasım, soğuk bir kış günü.  Kış Perisi öfkelenmiş olmalı ki kar tanelerini rüzgârıyla oradan oraya savuruyor. Yere düşen kar taneleri değil de sanki keskin küçük kırbaçlar. Ve keskin kırbaçlardan kaçışan insanlar. Kafe de salebini yudumlayan sevgilisinin elini avucunda arada nefesi ile ısıtan genç. İnsanlar buna aşk, sevgi diyorlar. Sevgi, aşk ruhundan bir parça vermek mi, öyle olmalı; çünkü gencin sevgilisinin elini ısıtmak için üflediği o sıcak nefesinde ruhundan giden parçayı görüyorum.  Ruhundan bir parça vermek o üşüyen ellere ve yavaş yavaş kendini öldürmek. Sevmek, aşk gönüllü bir intihar!

Sevgi gönüllü bir intiharsa o zaman, karşılık beklemeden sevebilir mi insan? Elindeki güzel mücevherini sırf başkasından daha güzel ışıldadığı için, onunla mutlu olduğu için verebilir mi? O yanında değilken bile sevebilir mi uzaktan? Yüreği kahrolsa da o mutlu olduğu için yüzü güler mi? Sevgi bu değil midir?
Karşılık alınmalı sevgiden öyle mi, sevgi ticarettir diyorsun yani.

İnsan sevmeye de sevilmeye de muhtaç, diyorsun.  Herkes sevdiği tarafından seviliyor mu diyorum ben de. Evet, insan sevmeye ve sevilmeye muhtaç. Ve bir yerlerde birbirlerine sırtlarını dayamış sevgililer, eşler seviyor hala uzaktaki mücevherini.  İnsanlar acı çekmekten mi hoşlanıyor yoksa bu yaptıkları aptallık mı, kader mi denmeli buna, korkaklık mı, cesaret mi?

Şu masa da oturan çifti görüyor musun,  sarı saçlı bayanla, esmer tenli şu bayı. Onlar yedi aylık evli, çok mutlu görünüyorlar değil mi.  Ne güzel bir çift diye parmakla gösteriliyorlar. Sarı saçlı bayan oysa geçen yaz bu kafeye eski sevgilisi ile gelmişti, üstelik aynı masa da oturuyorlardı. Suçlu, suç mahalline dönüp dolaşıp geliyordu işte. Ayağı geliyordu, gözü geliyordu, eli geliyordu, bunlar gelmezse yüreği geliyordu. Bu masa da sevgilisinin elini üfleyerek nasıl ısıttığını hatırlıyordu.


Nasıl bu duruma geldiler merak mı ettin? Çok bilindik hikâyelerden işte uzunca anlatmaya gerek yok. Bazıları gönüllü intiharından vazgeçiyorlar. Ölmek, ruhlarından sevdiğine bir yavaş yavaş bir parça vermek onları korkutuyor olmalı. Yalnız bu genç bayanın unuttuğu bir şey var. Sevgilisinin eli ısınsın diye üflediği o sıcak nefesindeki ruhundan parçası çoktan bulaştı tenine, zihnine, yüreğine; ölmekten, kendisini kaybetmekten korkan genç kız şimdi sevdiği tarafından lanetli. Laneti mi, lanet o ellerine bakıp onunla birlikte olsaydım hastalığının zamanını, mutluluğunu, yüreğini yavaş yavaş yemesi. Yazık kendini kaybetmekten korktu, ama her gün kendini yavaş yavaş yok ediyor ve sevgisiz ölüme gidiyor. Sevgi karşılık beklemeden sevmek dedim, evet. Bu genç bayan da seviyor diyorsun, yalnız o sevgisine pişmanlık, hata bulaştırdı ve artık mutlu olması çok zor.

Ben kim miyim? Ben, onu eşinin elini tutarken bu pişman haliyle görüp onu hala sevecek kadar ebedi sevgiyle dolu bir ruhum.

Sevmenin, sevilmekten daha önemli olduğunu anlamış bir ruh. Bu yüzden sevginde  pişmanlığa, hataya yer verme, lanetlenmiş bir sevgi istemiyorsan.


Not: Uzun süre yazı yazmıyorum. Birden içimden yazmak geldi, ilham perim deneği ile dürtüp duruyor, Anarşi yaz hadi ya hadi yaz. Ya git sonra yazarım diyorum. Yok sen unutursun yaz, hatta bu sefer ben söyleyeceğim sen yaz dedi. Kıramadık perimizi o söyledi ben yazdım. Bu da İlham Perimizin hikayesi… Bu arada pisicikleeeeer!!! hepinizi vakit buldukça takip ediyorum. Daha doğrusu röntgen yapıp kaçıyorum bloglarınızdan. Sonra unuttu bu kız bizi ha demeyin. Bu aralar canım yazmak istemiyor, keyfim de yerinde. Ne zaman düzenli yazmaya başlarım bilmiyorum. Şimdiden gelecek sorulara cevap vermiş oldum sanırım. Görüşürüüüüz! 

Sahipsiz Cümleler