18 Ekim 2013

Bilinmeyen Şehir

Hayat, bilinen şehirden bilinmeyen bir şehre otobüsle yolculuk yapmak gibidir. Acılarını, üzüntülerini, mutluluklarını, gözyaşlarını hatta bazen sevdiklerini ardında bırakıp gidersin bilinmeyen bir şehre.  

Sarı, mavi, pembe, siyah hangi renkse… hareket eder otobüsün.  Sonra otobüs penceresinden hayata bakarsınız. Geçtiğiniz şehirlerdeki evler, ovanın ortasındaki koyun sürüsü, yamaçlardaki kar, uçurtma uçuran çocuklar, tren yolu kenarında ot toplayan kadınlar, sırtında okul çantasını almış okula giden çocuklar, simit satan yaşlı amca, yaramaz çocuğunun ardından terlikle koşturan anne, bacalar, elektrik direkleri, kuşlar, bulutlar…  Hayatınızdan akan insanların hızlandırılmış görüntüsünü görürsünüz sanki.


Geçtiğin yerden bir daha geçmiş hissi verecek kadar birbirine benzeyen kurak alanlar, yol boyunca serilmiş sapsarı otlar. Birbirinin aynısı olan bu görüntüye bakmaktan vazgeçmezsiniz, çünkü kaçıracağınız güzel bir görüntü olacaktır. Ve yanılmazsınız da o sapsarı otların, kurak alanların görüntüsünden sonra yemyeşil, ağaçlar, çiçeklerle bezeli bir alanla karşılaşırsınız.

Geceleri ise uzaktan size göz kırpan köy evlerinin ışıklarını görürsünüz. Hayal kurarsınız o köyle ilgili. Şimdi neler yapıyorlardır. Soğuk hava da sobaları yanıyor mudur? Sobaları yanıyorsa mutlaka üstünde çay vardır ya da kestane kokusu sarmıştır odayı. Kahkahalar eşliğinde sohbet edip kestanelerini yiyorlardır ya da bu evlerin birinde ağladığını kimse görmesin diye yorganını kafasına çekmiş, gözyaşına boğulmuş biri vardır. Ateş böceği gibi parlayan ışıklardır o evler, dışarıdan bakınca ışıldamasından olsa gerek o evdeki insanların hepsini mutlu olduğunu düşünürsünüz, hayatlarına konuk olmadığınız müddetçe.

Sonra bulunduğunuz otobüste birkaç kişi kendi şehrine geldiği için otobüs yolculuğundan ayrılır. Otobüs camından muavinin valizlerini, eşyalarını o kişilere verişini izlersiniz. Kimini karşılamaya gelmiştir bazıları, kimi ise yalnız başına çeker bavulunu ve kaybolur gözden. Eğer uzunsa yolculuğunuz, yorgunsunuzdur dinlenmeniz için mola verirsiniz dinlenme tesisinde. Bütün düşüncelerden, duygulardan uzaklaştığınız andır molalar.

Hayat otobüs yolculuğu gibi insanlar giriyor hayatınıza bazı duraklarda iniyor ve yolculuğunuzda sizi yalnız bırakıyor. O indi diye yolculuğunuzu yarıda mı bırakacaksınız. Ya da ardındaki duraklarda bıraktığın kişileri, üzüntüleri, acıları düşünüp duracak mısın şehrine ulaşana kadar, belki şehrine ulaştıktan sonra bile.

Demem o ki yolun başının belli sonunun belli olmadığı bir otobüs yolculuğundasınız. O yüzden otobüs yolcuğundaki anın tadına varabilmek önemli olan. Kurak bölgesiyle, yemyeşil ağaçlarıyla bezeli hayatın o anını o şekilde kabul etmek.  Duraklarda bıraktıklarımızı düşünmeden, yolculuk sırasında geçirilen güzel anların tadına varabilmek önemli olan. Yolcuğumuzda bizi bekleyen duraklarda üzüntüler, mutluluk, hayatımıza uzun süre konuk olacak hayat arkadaşın bekliyordur belki. Ne geri de bıraktığın duraklar ne de gelecek durakları düşünerek anın tadını kaçırma… Ardında bıraktığınız duraklara dönme ihtimaliniz yok, düşünseniz de düşünmeseniz de gelecek duraklar sizi bekleyecek.


O duraklarda güzelliklerin sizi beklemesi dileğiyle! Görüşmek üzere. Hadi herkes kendi otobüsüne binsin. Belki seninle aynı otobüsteyizdir, kim bilir…

Sahipsiz Cümleler

16 yorum:

  1. "O indi diye yolculuğunuzu yarım mı bırakacaksınız" Özlem bu cümle çok motive edici. Yolculuğun devam ediyor elbette ama eksik kalarak..
    Sevgilerimle
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eksik mi bilemem ama geçmişin çoğu fazlalık özellikle şimdi sevdiklerimizden, kendimizden zamanımızı çalıyorsa.

      Sil
    2. Bu da farklı ve güzel bir bakış açısı, sevdim bunu ben :)

      Sil
  2. Bir de ben senin bloğunu takip edemiyorum. Bana davet gönderir misin??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bloguna girdiğinde okuma listesinin altında EKLE butonu var. Oraya tıkladığında blogumun linkini yazarsan takip edebilirsin.

      Sil
    2. Öyleyse bu akşam yapıyorum :)

      Sil
    3. Özlem beceremedim ben ya :/

      Sil
    4. Bende davet etmeyi bilmiyorum ne olacak şimdi :) Boş ver Pehi önemli değil arada bir uğrarsın bu çatlak ne yazmış diye :D

      Sil
  3. Betimlemelerin ve benzetmelerin şahane olmuş
    gerçekten bir yolculuk gibi hayat, içinde bulunulan anın tadını çıkarmalı her daimm:)
    sevgi ile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle hayatın tadını çıkarmalı insan "Bugünün insanı olmalı" :)

      Sil
  4. Güzel bir benzetme =)

    YanıtlaSil
  5. Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.. Çok sıcak, çok motive edici ve gerçekçi bir yazı olmuş fındığıımm..
    Bende bisiklete binmeye benzetiyorum.. Bizler bisiklete binip yolun sonuna kadar sürüyoruz bisikletimizi bazen yorulup mola veriyoruz bazen yol kenarında birileriyle muhabbet ediyoruz, bazen uzun mola vermek gerekiyor bi yerlerde uzun kalıyoruz, birilerine sadece el sallayıp geçip gidiyoruz ama bisikleti yönlendiren, süren bizleriz..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senin benzetmen de çok güzel olmuş. Yalnız bisiklet kullanmak kolay bir iş değildir, dengeli olmak lazım. Sonra dizimizden, ellerimizden yara eksik olmaz fındıklı dondurmam :) :)

      Sil
    2. Ooo ben iki elimi bırakıp sürüyorum hahahaha.. İki elimi bırakıp sürsem de dengesizliğim çok, değişen bir şey de yok yani :) Güzel duraklarda güzel insanlarla karşılaştırsın Allah bizi :)

      Sil
    3. Bak bak artist ben de iyi sürerim ama iki elimi bırakacak kadar değil, temkinliyim ben :D İnşallah canım.

      Sil