28 Ekim 2013

Sarı Yıldız Çiçeği


Kulağının arkasına düşen kahverengi saçlarının güneş ışığıyla kızıl bir renge dönüşmüştü.  Işıl ışıl parlayan bu görüntüden gözlerimi almazdım.  Sevdiğinizin en çok hoşunuza giden fiziksel özelliği nedir diye sorsalar güneş ışığında parlayan saçları diye tuhaf bir cevap verirdim herhalde. Uzun süre onu o halde izlemiş olacağım ki.

- Hey! ben en son ne dedim? sorusu ile kendime gelebildim.

- Şey…..

- Dinlemiyordun demi, aklın nerede senin ?

- Hiç dalmışım.

Güneş ışında sim atılmış gibi parlayan saçlarını çok seviyorum diyemedim. Bu düşüncemin beni aptal gibi göstermesinden çekiniyordum galiba. Vedalardan hiç hoşlanmıyordum ve şu anda yaptığım onu her haliyle zihnime kazımaktı. Gülüşünü, sinirli, meraklı halini…. Zihnime kaydetmek. Ondan uzak olduğum sürece hep bu halini Güneş ışığında parlayan saçlarını hatırlamak.  Vedaya hazırlanıyordum ve onun ona veda ettiğimden haberi yoktu. Ayrılık zamanı gelmişti.

- Görüşürüz diye yanağıma bir buse kondurdu.

- Görüşürüz diye cılız bir şekilde çıkmıştı sesim.  Birkaç  adım atıp dayanamayıp geri dönüp boynuna sıkıca sarılmıştım.

Bir cümle kurmamıştı, ama şaşkın olduğu her halinden belliydi. Sokağı dönene kadar beni öylece izlemişti. 
İlk defa kimseye ben gidiyorum demeden kaybolacaktım ortadan, ardımda bir not bırakarak. Beni merak edeceklerdi hatta başıma kötü bir iş geldiğini düşüneceklerdi, polisler devreye girecekti belki de kim bilir. Ama hiçbir şey umurumda değildi, sevdiğim kişi bile. Her şeyi ardımda bırakıp gitmek istiyordum, yok olmak.  Hayatın bu karmaşasından uzaklaşmak…  Ne için gittiğimi, nereye gittiğimi bilmiyordum, sadece içimden bir ses gitmem gerektiğini söylüyordu o kadar.

Akşamdan hazırladığım gülkurusu rengindeki eski bavulum, civciv adını verdiğim sarı vosvosum ve şu ana kadar biriktirdiğim bütün paramı yanıma alıp yola koyulmuştum.  Hafif karanlık çökmüştü. Ayın ışığının altında büyülenmiş gibi yoluma devam ediyordum, üzülmem gerekiyordu ama aksine mutlu hissediyordum kendimi. Buzdan bir kalbim mi vardı acaba kendinden başka kimseyi düşünmeyen. Nereye gidiyordum, beni tanımayan insanlar olsun yeterdi, nereye gittiğimin önemi yoktu.  Uzun süre araba kullanmaktan belim ağırmış ve bir petrol ofisine arabamı park ederek sabaha kadar dinlenip, yola koyulmaya karar vermiştim.

Sabah güneş doğmadan yola koyulmuştum. Sanki uzun süre memleketini görmeyen insanın memleketine gitmesi gibi bir mutluluk vardı içimde ve tuhaf bir huzur. Yol o kadar tenhaydı ki sanki bana has yapılmış bir yoldu. Yalnız değildim, denizde eşlik etmeye başlamıştı yolculuğuma, deniz kokusunu alabilmek için arabamın canımı sonuna kadar açmıştım. Sabahın soğuğu yüzüme buz gibi değiyordu ama o soğuk beni daha da canlandırıyordu. Derin bir nefes alıp deniz kokusunu içime çekiyordum bir yandan da elimi camdan çıkartıp avcumun içinde rüzgâr biriktiriyordum. Denizle doyurmuştum karnımı, damarlarımı hatta ruhumu.  Güneşte doğmaya başlamıştı dağların ardından pembe, turuncu bir gökyüzü ve deniz. Bir de müzik eşlik etmeliydi bu görüntüye. Radyoyu açtığımda sevimli bir sesi olan bayan spiker günaydın açılışını yapıp günün ilk müziği dinleyicilerine armağan etmişti bile.. Sesini sonuna kadar açıp şarkıya eşlik etmeye başlamıştım, civcivinde hoşuna gitmişti bu şarkı, şarkıyı duyunca daha da hızlanmıştı sanki.

Ya her şeyim ya hiçim

Sorma Dünya ne biçim

Bir kördüğüm ki içim

Çözdükçe dolanıyor…..TIK !

Denizin bitmesiyle ay çiçeklerle bezeli tarlaların arasına girmiştim birden.  Sanki güzel bir tablodan başka bir tabloya geçiyordum.  Arabamdan bu görüntüyü izlemenin büyük bir kayıp olacağını düşünmüştüm. Bir köşeye arabamı durdurup bir müddet bu ay çiçek tarlası içerisinde kaybolmayı planlıyordum.

Bir gayretle silkinip arabadan indim ve ay çiçeği tarlasının içine daldım. O kadar uzunlardı ki aralarında kaybolmuştum. Bir müddet yürüdüm yürüdüm, geri dönmeye karar verdim hava kararmadan yoluma koyulmalıydım.  Yalnız geldiğim yönü bir türlü bulamıyordum. Ne tarafa gitsem alabildiğince ay çiçeğiyle doluydu, uzun süre sağa sola, ileri geri gitmiştim ama yok sanki bir labirent oyunu içerisine girmiştim. O kadar yorulmuştum ki ayakta durmaktan ayağımın tabanı ağrımaya başlamıştı üstüne üstlük hava da kararmaya başlamıştı. Umudumu yitirip olduğum yere yığılıp kaldım. Bir arabanın geçmesini bekleyecektim, hiç olmazsa araba sesinin geldiği yönde arabamın olduğunu anlayabilirdim.

Oturduğum yerde uykum gelmeye başlamıştı, dayanamayıp gözümü yummuştum ki bir çıtırtı ile irkildim. Acaba yabani bir hayvan olabilir miydi, içimi bir korku kaplamıştı. Gittikçe çıtırtılar artmaya başlamış ve ben korkumdan nefes bile alamayacak duruma gelmiştim. Belki de ses çıkarmamak en iyisiydi üstelik bu karanlıkta yönümü bulmam imkânsızdı ayrıca daha uzaklaşabilirdim arabamdan. Kıpırdamamaya karar vermiştim ama ses gittikçe dibime sokulmaya başlamıştı. Korkudan gözlerimi kapattığımda elinde feneri olan bir gölgenin bana baktığını gördüm. 

- Kızım kayıp mı oldun? Sorusuyla çıkan sesin yaşlı birinden geldiği belliydi.

- Evet arabam yol kenarında ama yolu bulamadım, demiştim.

- İyi de burada hiç yol yok, demesiyle. Şaşkın bir şekilde yerimden doğrulup ama ben, denizden geçtikten sonra bu tarlaya girdim yolun kenarına bıraktım arabamı.

- Kızım burası alabildiğince ay çiçeği tarlası it ürümez, kervan geçmez, sen nasıl geldin buraya

- Arabaa…. cümlemi tamamlamadan kolumdan tutup,yorulmuşsun sen belli, şu ileri de evim var. Tek başına kalıyorum ama korkma kızım benden sana zarar gelmez. Bu gece kal bir hal çaresine bakarız.

Hafif bir ürperti ve korku ile yaşlı adamı takip etmiştim. Sesi ürkütücü değildi ama korkuyordum yine de yol yok demesi tuhaf gelmişti, beni korkutanda bu olmuştu. Tek bir odası olan bir eve girmiştik, kapıyı açar açmaz. Evin her tarafı raflarla çevriliydi  ve raflar irili ufaklı camlar içerisinde yağlar, bitkilerle doluydu. Cam kenarlarında iki sedir ve evin ortasında tahta bir masa vardı. Evin eşyaları bunlarla sınırlıydı. Benim şaşkın halimi izlediğini bir müddet sonra fark etmiştim.  Sıcak bir süt dolu kase ve küçük bir ekmeği elime tutuşturup işine koyulmaya başlamıştı. Ben de tekrar buraya nasıl geldiğimi, hangi yollardan geçtiğimi anlatmıştım ama yaşlı adam burada denizin ve yolun olmadığını ısrarla tekrarlayıp duruyordu. 

Otlarla, yağlarla ilaç yapıp hastaları iyileştirdiğini anlatmaya başlamıştı bana. Az önce yılan tarafından sokulan kişiyi ilacla tedavi edip dönerken beni gördüğünü, şanslı olduğumu söylemişti.  Nereye gittiğimin önemi yok diye yola çıkmıştım ama sevdiklerimi bir daha görememe korkusu sarmıştı bedenimi. Yaşlı adam bu huzursuzluğumu anlamış olacak ki.

- Merak etme evine sağ salim dönersin. Bir hal çaresini buluruz. Ben böyle geçiriyorum hayatımı. Senin geleceğin ile ilgili bir planların var mı? Neler yaparsın ne ile uğraşırsın.

- Mesleğimden, ailemden, erkek arkadaşımdan uzunca bahsedip, şu ana kadar kimseye söylemediğim kitap yazma düşüncemi ona söylemiştim. Farklı bir şeyler yapmak, sıradan bir yaşantıdan uzaklaşmak mutlu edecek beni demiştim.

- Bak, yıldız tohumlarını gördün mü hiç ? diye yanıma sokulmuştu birden. Bir konuyu bitirmeden başka bir konuya geçme gibi tuhaf bir özelliği vardı yaşlı adamın.

- İlk defa duyuyorum çiçek mi bu?

- Onun gibi bir şey.  Birlikte kapının önüne ekelim ne dersin. Senin adına büyüsün burada yıldız tohumu.

- Olur. 

Çok derin çukur açmaya gerek olmadığını söyleyip, açtığımız çukurlara tek tek tohumları atmıştık.  Can suyu diye tohumların üzerine biraz su döküp ayrılmıştık başından. İçeri de yaptığı ilaçlardan, bitkilerden bahsedip durmuştu yaşlı adam bana.  Onu dinlerken uykuma yenik düşmüştüm.  Gül kokusu ile gözümü açtığımda yaşlı adamın kaseye gül reçeli doldurmakta olduğunu görmüştüm. Gözümü ovuşturup camdan dışarı baktığımda canım önünü kapatan sarı çiçeklerle bezeli bitkilerle dolduğunu görmüştüm evin çevresinin. Hızla dışarı çıkıp gökyüzüne doğru uzanan yıldız şeklinde sarı çiçekli ağaç büyüklüğünde bitkiler. Tekrar içeri koşarak girmiştim.


- Bunlar, bunlar dün ektiğimiz yıldız çiçeği tohumları mı? Bu kadar çabuk nasıl…

- Gülerek, yıldız çiçekleri çabuk büyür, özelliğidir onların. İnsanlar buna hayal adını veriyorlar.  Evet onlar yıldız çiçeği tohumları, onlar senin hayallerine gidecek yolu gösteren çiçekler. Her bir çiçek kökü seni hayaline götürecek. Bu yıldız çiçeklerin üzerindeki sarı yıldız çiçeklerinin hepsini topladığında hayalin gerçekleşecek.  

- Ne kadar sürede toplayabilirim bunları.

- Orası sana kalmış.

Hayallerim bir adım ötedeydi. Büyülenmiş bir şekilde pırıl pırıl parlayan çiçeklere bakarken birden sabah uyanayım diye kurduğum radyonun müzik sesi ile uyandım.

Ya her şeyim ya hiçim
Sorma Dünya ne biçim

Evimin üst katında oturan kadın kulağı sağır edici sesi ile çocuklarına kızıyor, sokaktan geçen simitçi sıcak, gevrek simitlerim var diye bağırıyordu.  Gitmek için hazırlığım, yatağın üstündeki bavulumun yanına uzanıp sabaha kadar uyuyakalmıştım. 

Çalan müzikle gözlerimi tavana dikip rüyamdaki denizi, ay çiçeği tarlalarını ve yıldız çiçeklerinin parlaklığını düşünmüştüm.  Radyoyu kapatmak için yöneldiğimde radyonun yanında üç tane yuvarlak tohumun ve yanındaki bir tane yıldız çiçeğinin durduğunu görüp, yatağımdan hızlıca doğrulup gözlerimi ovuşturup rüya içinde rüya görmediğimden emin olmaya çalışmıştım. Ama oradalardı tıpkı rüyamdaki tohumlar ve yıldız çiçeği. Tohumlara elimi uzattığımda bir not gözüme ilişmişti.

“Hayallerine ulaşmak istiyorsan, yıldız çiçekleri toplamalısın” 

Sonunda yaşlı adamın ne demek istediğini anlamıştım. Hayal, gerçeğin provasıydı ve hayaline ulaşmak için çaba sarf etmek gerekiyordu. İleri de roman yazabilmek için yıldız çiçekleri toplamalıydım, çabalamalıydım. Topladığım her bir yıldız çiçeğinde hayalime bir adım daha yaklaşacaktım.

Yatağımdan kalkıp aslında hiç çıkmadığım ama çok şey öğrendiğim yolculuğumu başlamadan bitirdim.
Tohumlar mı? 

Onlar evimin penceresinin önünü sarı çiçekleri ile süslüyorlar.

Not: Beni hayalimi de öğrenmiş oldunuz. Hayalperest bir kızım. Hayali tanımlamak çok zor, bazıları gerçekleşmeyecek şeyleri hayal olarak görür, ki benimde sırf eğlence babına kurduğum tuhaf hayallerim vardır. Hayal çocukluk demektir ki ben de fazlasıyla var. Ama dediğim gibi gerçeğin provası olan hayallerde vardır tabi. Sizin hangisini hayal ettiğinize bağlı.

İlk sarı yıldız çiçeğimi toplamış oldum galiba. Sonuna kadar okuduysanız helal olsun size! Sonuna kadar okuyan herkese teşekkürler. Hadi sarı yıldız çiçeklerinizi toplamaya! Görüşürüz pisicikleeer!

Sahipsiz Cümleler


12 yorum:

  1. mimledim seni, yazını okumak için tekrar geleceğim..
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bekleriz efendim :)

      Sil
    2. Heeeey nereye gidecek bu hikaye derken hepsi rüyaymış.
      :)
      Ama son paragraf harika olmuş. Hayaller gerçeğin provası. Bu şahane bir gerçeklik.
      Eline sağlık
      :)

      Sil
    3. Teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Tesekkür ederim canim. Bu ne bicim bir hayal gücü yahu. Daha dogrusu bu nasil bir sari yildiz cicegi :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Helal olsun sana o kadar yazıyı okumuşsun hehehe... Bu kızı nereden mimledim deyip pişman olmamışsındır umarım :D

      Sil
  3. Senin yazın ne kadar uzun olursa olsun okunur canım :)
    Çok güzel anlatmışsın.. Hayallere çabasız, yorulmadan, didinmeden ulaşılamıyor ve sen hayaline ulaşacaksın biliyorum ve inanıyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Helal olsun :) Yazıyı kısa kessem hoş olmayacaktı bende hiç sınırlamadım kendimi beğenmene sevindim. İnşallah canım hepimiz kurduğumuz hayallere ulaşırız.

      Sil
  4. Epey oldu okumayalı sizi,haziran günleri girdi araya,güzel döndüm ve ne güzel yazıyor insan demi hayalini katık edince umuduna?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz. Teşekkür ederim size, hem tekrardan bloguma uğradığınız için hem de uzun bir yazıyı okuduğunuz için. Hayal, bu Dünya da bedava olan tek şey :) acı mı verir mutlu mu eder bilmiyorum ama hayal kurmayı seviyorum.

      Sil
  5. canımm kayboldum bu hikayede.
    çok güzeldi..
    yıldız çiçeklerin bol olsun:)
    öpücükler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senin gibi güzel yazılar yazan birisinin beğenmesi beni çok mutlu etti :) Hepimizin yıldız çiçekleri bol olsun, bir an önce toplayalım çokça.

      Sil