26 Aralık 2014

Hepimizin Evinde Fabrika Var

Sağlığınıza önem veriyor musunuz?

Hayvanları seviyor musunuz? Hayvansever misiniz?

Çevreyi koruyor musunuz? Benim gibi çevre konusunda duyarlı biri yok mu diyorsunuz?

Bu sorulara çoğumuzun vereceği cevap evettir. Sağlığımı düşünürüm, hayvanları severim, çevreyi korurum. Ama öyle değilsiniz, değiliz maalesef. Hadi sağlığınıza önem vermiyorsunuz, bu sizi ilgilendirir. Hayvanlara dolaylı yoldan zarar vermeye, çevreyi kirletmeye hakkımız var mı? Nehri kirleten fabrikalar için yürüyüş yapar, bizler sosyal medyalarda imza kampanyası başlatırız. Fabrikayı karalayıcı söylemlerde bulunuruz çevreyi, nehirleri, suları kirlettiği için. Peki biz.

Hepimizin evinde fabrika var. Ne diyorsun Anarşi diyebilirsiniz. Evet, tekrarlıyorum hepimizin evinde fabrika var. Banyomuzda bulunuyor o fabrika. Şampuan Fabrikanızdan bahsediyorum. Kullandığımız şampuanların çevre üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu biliyor musunuz? Hadi sağlığınızı geçtim. Sağlığını pek umursadığını görmüyorum insanların bu yazıyı ikinci yazışım. Bir kişiyi dahi bu konu da bilinçlendirsem yeter.

Küçük bir şehirde yaşıyorum. Maalesef buranın en büyük alışveriş merkezi bir tane ve orada da kısıtlı ürünler. Rafları inceliyorum. Ürünlerin üzerinde

Dolgun saçlar,

Saç dökülmesine karşı mucize ( içeriğini inceliyorum. Aksine saç dökülmesine neden olacak maddeler J )

Silikonsuz şampuan ( insanlar sonunda bunu öğrendi ya, Peki diğerleri)

Şimdi sizden ricam Banyonuza gidin şampuanınızı alın. Ve içeriğini inceleyin. Banyonuzda bomba tutuyor olabilirsiniz. Üstelik bunu saçınıza sürüyorsunuz. Aynı şekilde diş macunlarında da var. Ve direk ağzı temas halinde bu ürünler.

Şampuanınızı elinize alın. Şu siteden içeriklerini inceleyin. TIK!

Ben baktım çözüm bulamıyorum. İçeriğinde en az zehirli madde olan ürünleri almaya başladım. Maalesef insanlar, şampuanın köpürmesini temizlik zannediyor. Aslında bu zehirli maddenin ne kadar çok olduğunun göstergesi.

Bir tane organik ürün denedim, beğenmedim. Yine de markanın adını vermek istemem. Belki benim saç yapımdan dolayıdır. Türkiye’de iki tane firma buldum. Diğerinde pek açıklama yoktu. Beğendiğim firma ise Mecitefendi oldu. Organik ürünler var. Onlardan bikaçı:

Daha almadım; ama bu ürünlerden birini seçeceğim. 24 tl belki çoğunuza pahalı gelebilir ama bence bir aya endekslersek hiçte pahalı değil. Ve sağlığınız söz konusu.

14 tl’lik ürünler vardı. Açıkcası fazla açıklama olmadığı için iletişime geçtim. İçeriliğinde Paraben, Slikon, Sls…. İçeriyor mu diye. 400 ml’lerin tek Sls içerdiği bilgisini aldım.

Peki diğer ürünün (24 Liralık) içeriği nasıl  sls ,paraben ,  alkol , hayvansal yağ vb hiçbir kimyasal madde bulunmamaktadır. Ve köpürmeyi sağlamak için Hindistancevizi yağı özü vb.kullanmaları. Tabi bütün bunlarda maliyeti artırıyor. Ucuzdur vardır bir illeti, pahalıdır vardır bir hikmeti diye boş yere dememiş atalarımız.

250 ml’lik ürünlerden alacağım. Deneyip sizi bilgilendirmek isterim. Umarım artık sürekli kullanacağım şampuanı bulmuş olurum. Neredeyse tamamen organik şampuanları bulmak zor gibi. Ben artık en az zehirlisini bulmaya çalışıyorum hem çevre, hem kendim adına. Ayrıca hayvanlara zarar verilmemesi bir artı.

Bunun dışında güzel ürünler var. Ben böyle şeyleri severim zaten, yağlar, kolonyalar, maskeler tek kullanımlık, bunun dışında sabunlar, kremler. BURADAN ( Mecitefendi)
bakabilirsiniz.

Bir de şunu ekleyim. İstanbul’da yaşayanlar varsa. 8-11 Ocak arasındaki Fuara gidin bence.


Bir sonraki yazımda da yağlardan oda kokusu yapmaya ne dersiniz. Ben size yaptığım karşımlardan vereceğim.

Yağlar, birkaç damla
Su ve karbonattan oluşan.
Ve eve sıkmak için şişe.

Oda spreyi, parfümü almıyorum. Soluduğumuz havaya zehir sıkıyoruz çünkü. Hele bir de evinizde çocuğunuz varsa kesinlikle böyle hata yapmayın. Güzel koku demek temizlik değil. ve geçen hafta oda spreyinin patlaması sonucu bir evde yangın çıkmıştı, haberi hatırlıyorsunuzdur . Aslında bu konu çok uzun mumlar, temizlik maddeleri… bunları da başka yazımızda inceleyelim, alternatiflerini araştıralım. Görüşmek üzere.


Sahipsiz Cümleler

22 Aralık 2014

모던 파머 / Modern Farmer

Yeni bir dizi izliyorum. Konusu dikkatimi çekti. Tezimi yazdığım dönemlerde kendimi sorgulayıp. Acaba bırakıp köye mi yerleşsem. Ne için uğraşıyorum ben ya dediğim :) Bu yüzden dikkatimi çekti sanırım. Ki on yılımı ( çocukluğumu)  köyde geçirmiş bir kişi olarak. Çiftçilik yapmanın hiçte kolay olmadığını bilirim.

Dizinin konusu da ünlü olmaya ramak kala, ünlenemeyen dört arkadaşın, ünlü olmak için para biriktirmek için tarım yapmalarını ele alıyor. Diziyi anlatıp büyüyü kaçırmak istemem. Ama tarımın, köydeki yaşamın kolay olmadığını görüyorsunuz.

Başrol oyuncusunun mimikleri ilk bölümlerde çok abartılı gelmişti. Ama sonra nedense öyle hissettirmedi. Belki alıştığımdandır. Böyle güzel bir konuya daha güzel bir senaryo çıkabilirdi bence. Bir de Uzak doğu dizilerinde aşk olmazsa olmazlardan. Aşksız bir dizi görmedim herhalde. Bunu neden eleştiriyorum. Asıl konunun önüne geçiyor da ondan. Diziyi sevdim, oyuncuları sevdim. Yalnız bir yavanlık var çözemedim. Vasat bir dizi; ama izlenilmeyecek gibi değil. Bir de senaristler senaryoları aşka boğmaktan vazgeçerler umarım. Tabi kolay olan yol. Çünkü aşk her zaman sattırır, her ürünü. Herkes mi aşık olur kardeşim. Dizi de ki herkes birbirine aşık. Vıcık vıcık aşk :D


Adı: 모던 파머 / MoDoN PaMor / Modern Farmer

Yönetmen: Oh Jin Suk 

Senaryo: Kim Ki Ho 

Tür: Romantik Komedi

Bölüm sayısı: 20 



Oyuncular:
Lee Hong Ki - Lee Min Gi 
Park Min Woo - Kang Hyuk
Lee Ha-Nui - Kang Yoon-Hee ( Filmde rolünü en çok beğendiğim kişi oldu. Ve rolüyle çok iyi bütünleşmiş. Sevdim bu kadını. Daha doğrusu Unni yi :D )
Kim Jae Hyun - Han Ki Jun

Lee Shi Un - Joo-yeon 

Bir de bu dizi de ünlü olmak için çırpınan ve köydeki diğer insanların hayatını görünce benim sürekli sorduğum sorular geldi aklıma:

İnsanlar ne için yaşıyor?

Ne için yaşıyoruz?

Para kazanmak, ev almak, daha lüks arabalara binmek için mi?

Peki, bu süre içerisinde çalışıp didinirken gerçekten yaşıyor muyuz?

Vasat bir arabayı kullananla, lüks bir arabayı kullanan arasından ne fark var? Marka mı? Sonuçta ikisi de aynı görevi görüyor.

Milyonlarca parayı biriktirip dokunamadıktan sonra, o insan da fakir değil mi?

İnsanın yemek yeme ihtiyacı olmasaydı. Yine de çalışır mıydı? Ne kadar saçma soru diyebilirsin. O paraları istiflerken yemek yemekten başka bir şey yapmıyorsun ki.

Bir insan elbisesine milyarlarca para verirken, başka bir insanın bir dilim ekmeğe muhtaç olması ne kadara adil, o insan bu giysileri giyerken. Çevresindeki, Dünyadaki milyonlarca aç insanı, zor durumda olan insanı düşünmüyor mu? Az da olsa vicdanı sızlıyor mudur?

Yaşamak demek, en güzel kıyafetleri giymek, en güzel yemekleri yemek mi?

Yaşamak sanal ekrandaki gökyüzüne bakarken, yanındaki gökyüzüne görmemek olmuş artık.
 İnsanların yaşamak kavramına yükledikleri bu, ben başka bir tanım bulamıyorum. Peki siz?

Filozof musun, Özlem. Fazla sorgulama mı diyorsunuz yoksa.

NOT: Bir de not düşeyim bazı bloglara bu ara uğrayamıyorum. Çünkü mailimi değiştirdiğim için tüm takipçi listem silindi. Yavaş yavaş takibe alıyorum sizi  tekrardan blogcanlar. Bir de profilde sorun var yeni takipçi listesinde gözükmüyorum. İzleyici listenizin sonlarında bir yerdeyimdir. Haberiniz ola. :)

Sahipsiz Cümleler

20 Aralık 2014

Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni

(İstanbul- İstiklal Caddesi )


Kuşlar toplanmış göçüyorlar

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



İyi anlarında sesin kalınlaşıyor.

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Baktım yeri toparlıyor ayak izleri

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Eşiklere oturmuş bir dolu insan

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Uzaklardaydın, oracıkta öbür kıta da,

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



İkinci bir parıltı var senin bakışlarında

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Kehanet adlı kısacık bir şiir buldum

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



İki çay söylemiştik orda, biri açık,

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



An ki fıskiyesi sonsuzluğun

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Cemal Süreya

Sahipsiz Cümleler

17 Aralık 2014

Bir Yastık Arıyorum Kuş Seslerinden


İnsanların hesap makinesine dönüştüğü bir dünyada;
yakın çevre deyince, artık aklıma

kuş, çiçek, ağaç, kitap gibi şeyler geliyor.
Üzgünüm.



Allah’ım bana kaldırımların kalbinden tak; yürüsünler gitsinler sesim çıkmasın…




Kalbimizi kıranlara şunu diyelim;
"Esirgemez kokusunu, dalını kırandan da erik çiçeği…"




Bir yastık arıyorum kuş seslerinden
Mühim değil sonrası.



Bir araba kırmızı ışıkta geçti dediğimiz zaman, bu nesir olur. Şiir ise şudur: Kırmızı ışıkta geçen gemiler.



Bir şüphesin sen, dünyanın içinde
Geceden gündüzden ve diğerinden
Sessiz sedasız gitmeden önce;
Sevgili veya uçurum, aynı şey, bak sözlüğe



Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. 

İbrahim Tenekeci'nin beğendiğim cümlelerinden birkaçı. İnsanın kendine yakın hissetttği yazarlar, şairler vardır. Kendime yakın hissettiğim birisidir. Hep tıpkı ben yazmışım gibi dediğim.


Sahipsiz Cümleler

10 Aralık 2014

Simli Yılbaşı Kartları

Biz şanslı çocuklardık. Belki çoğunuz hatırlarsınız simli yılbaşı kartları olurdu. Karların, gölün doğanın resminin yer aldığı. O kartlara saatlerce bakardım. Şimdi öyle güzel kartlar yok. Ailemiz sevdiklerine kart gönderirdi sevdiklerimizden kart gelirdi. Teknoloji bir çok şeyi kolaylaştırıyor ama sevgiyi, paylaşmayı, sabrı da beraberinde götürüyor gibi.

( Simli yılbaşı kartları)

Nerede o eski günler diyerek şikayet etmeyi bıraktım. Sevdiklerime yılbaşı kartı gönderdim. Bugün ikinci mutluluk haberini alıyorum ve tabi ben de mutlu oluyorum. Bu yüzden sevdiklerinize sürpriz yapmaya ne dersiniz. Ayrıca PTT'nin güzel bir uygulaması var. Yılbaşı kartları onlardan hediye, göndermesi sizden.

Küçücük zarfın içine kocaman sevginin sığdırılabileceğini hatırlatmak güzel değil mi sizce.

Ve karşınızdaki insanlar harika, sevilesi insanlarsa daha güzel oluyor bu sürprizler. Ben bu anneyle kıza  bayılıyorum. Ve paylaştığı şiirlere.

"Sana bir incir yaprağına bakmasını öğreteceğim 
Kendi avuçlarının içinde seyahati 
Ve gökyüzünün her yerde mavi olduğunu öğreteceğim.."



Sahipsiz Cümeleler

29 Kasım 2014

Pamuk Şekeri

Uzun süredir yoga hakkında paylaşım yapmak istiyordum. Bu yazıyı neden yazmak için geç kaldım ben de bilmiyorum. Yoga demişken bağdaş kurup oturduğunuz yerde nefes alıp verip ımmmmm diye tuhaf sesler çıkartarak yapılan yogadan bahsetmiyorum. Zaten bu yogalar profosyenel işidir. Bir kurs vb. şeylerle öğrenilebilecek. Zaten yapmak istesem de benim gibi ciddiyetsiz bir insanın bunu yapabileceğini sanmıyorum. Gerçekten gülme tutar beni. İlk gün def edilirim sanırım.

Yoganın birçok çeşidi var. Tabi sinema, dizi vb. kitle iletişim araçları sayesinde en çok bilineni bağdaş kurulup yapılan yoga. Ben, katıldığım birkaç seminerde öğrendiğim iki şeyden bahsedeceğim size. Yoga olarak adlandırılıyor ama ben buna zihin dinlendirme diyorum.

Sessiz bir yere geçip sizi rahatsız edecek kimsenin, sesin olmadığı bir yerde. İsterseniz uzanarak, isterseniz oturduğunuz yerde ya da bağdaş kurup, gözlerinizi yumup nasıl rahat ederseniz, konumunuzu alıp beş dakika hiçbir şey düşünmeden duracaksınız.  Bunu başardığınızda bir boşluğa düşüyormuş ya da havalanıyormuşsunuz hissedebilirsiniz korkmayın. Bazı insanlar bunu yaparken korktuğunu söylüyor.

Ne var canım hiçbir şey düşünmeden beş dakika durmaya diyebilirsiniz; ama bu öyle çok zor ki ben daha şimdiye kadar beş dakika duramadım hiçbir şey düşünmeden. Resmen hafızanızı kaybetmiş gibi oluyorsunuz. Zihni çok karmaşık olan yaratıklarız biz. Uyurken bile zihnimiz açık gördüğümüz rüyalarda bunun kanıtı. Şimdi bile şu yazıyı okurken zihninizden birçok düşünce geçiyor. Ben bu yazıyı yazarken zihnimden birçok düşünce geçiyor.

Aman Anarşi ne karıştırıyorsun bunları. Bu zihin yorulmuyor demek ki, diyebilirsiniz. Emin misiniz derim bende. Peki, ne işe yaracak günde en fazla beş dakika hiçbir şey düşünmeden durmak. Zihninizi, düşüncelerinizi ve duygularınızı kontrol etmeye. Bazı insanlar bir şeye yoğunlaştırılmış olmaz ya da düşünmemesi gerektiği düşünce bile çözemeyeceği şeyleri düşünerek hem beynini yorar hem de ruhunu. Her gün böyle küçük zaman dilimleri ile zihninizi kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz.
Ben başlar başlamaz aklıma böyle şeylerde düşünmeyeceğim şeyler bile geliyor diyorsanız. Gözlerinizi kapattığınızda loş bir odada bir masanın üzerindeki boş bir kaba bakın. Bu az da olsa yardımcı olacaktır size.

İkinci bahsedeceğim şey ise kötü düşünce orucu. Nasıl Oruç tutarken yemek yemiyoruz, su içmiyoruz… bir ay boyunca nefsimizi terbiye ediyoruz.  Düşünce orucumuzda yedi gün. Yedi gün bizi biri sinirlendirdiğinde, bağırmıyoruz, kötü sözün ağzımızdan çıkmasına izin vermiyoruz, hatta art niyetli bir düşünceyi bile aklımızdan geçirmiyoruz. ( Mesela, kesin benim böyle zor durumda kalmamdam zevk alıyordur gibi…) Bunları yaptığınız  anda yedi günlük düşünce orucunuzun son gününde olsanız bile. Sil baştan birinci günden tekrar başlıyoruz. Bu da düşünce orucunun cezası.

Peki, düşünce orucu ne işe yaracak derseniz. Öfke, duygu kontrolünün sizin elinizde olmasını.  Belirli aralıklarla yedi gün derken hem düşüncelerinizi, öfkenizi, duygunuzu rahatlıkla kontrol edebileceğinizi göreceksiniz. Benden bu kadar. Bana faydası olan şeyleri sizinle paylaşmak istedim.

Bir de burada havalar çok kasvetli, karanlık bu aralar. Sabah bile ışıkları yakıyoruz; sanki akşam gibi. Ama bu kasvetli havayı yumuşatmanın yolunu buldum. Ezginin Günlüğünü dinlemeyi sever misiniz? Bu yazıyı yazarken bir taraftan müziği dinliyorum bir taraftan da kahvemi yudumluyorum. Şimdi bana hava nasıl diye sorarsanız.  Bitter çikolata, kahve tadı ve müzik karışımından oluşan yumuşacık pamuk şekeri derim. Görüşürüz, kendinize iyi davranın pisicikler.

TIK!

Sahipsiz Cümleler

28 Kasım 2014

Kar Tanem

Çizimlerde daha profesyonel olduğum söylenemez; ama geliştirmeye başladım gibi sanki. Ne dersiniz?  Kitap kurtlarına üç tanecik ayraç hediye. Resmin üzerine tıkladığınızda orijinal boyutuna ulaşabilir ve indirebilirsiniz. Bu arada hangisini daha çok beğendiniz. Kara Balığın ben de ayrı bir yeri var. Kar tanelerini de seviyorum. Kolyem vardır kar tanesi şeklinde ( kar tanesi şekillerinin hayranıyım yani.) Ama ben kedili ayracımı daha çok beğendim.

Çizim yaparken huzur verici müzikler dinlemeyi seviyorum. Uzun süredir keşfettiğim şahane birisi var. Neden ünlenmemiş diye bazen sitem ediyorum; bazen de bırak herkes bilmesin. Çok bilinen şey değerini yitiriyor sonra. Bu kişi kim mi? Göksel Baktagir. Bir ara dinlemenizi tavsiye ederim.

Mesela:


aşkımın ilk baharı, taptaze çiçeğimsin
sen ömrüme ömür katan, cansuyum, kartanemsin
çünkü bu aşk tertemiz, saf, gönülden
ömür boyu sürecek bilirim, yaşarım yürekten

kartanem, nurtanem, aşkım 
seni candan seviyorum
sen cennetten bir armağan
seni sevmeye doyamıyorum. 
( Yorumda çok hoşuma gitti. Paylaşmak istedim)

veya TIK! ya da TIK!

Sahipsiz Cümleler

27 Kasım 2014

Maskeli Balo

Maskeli balo var bugün. Hangi kıyafeti giysem ya da hangi kılığa girsem. Cindirella evet Cindirella olmalı masum, insanların, kardeşlerinin hatta Dünyanın bütün kötülüklere karşı iyi kalpli kalan masal kahramanından biri. Ya da Polyana kılığına girsem her şeye olumlu açıdan bakabilmek, hep bardağın dolu tarafını görmek oldukça havalı yapıyor insanı. Yok yok bu da olmaz. Pinokyo hem bu masal kahramanını üstlenmekte zorlanmam da hayır bu da olmaz. Hem kim ister ki yalancı olduğunun apaçık orta da olmasını. Kırmızı başlıklı kız bana en uygun olanı sanki arada onun gibi yaramazlık yapıyorum; ama büyüklerimin sözünden çıkmamayı öğrendim.

Neyse bu kıyafet bir köşe de dursun. Uyuyan güzel kılığına girmekte çok hoş, çevresinde kötülüklerden, cani kişilerden habersiz umursamaz bir şekilde mutlu bir şekilde uyumak. Uyuyan güzel olmak daha cazip geldi şimdi. Kırmızı başlıklı kızın pelerini dolaba kaldırabilirim. Pamuk Prenses yok bu olmaz. İyi kalpli, yaptığı kötülüklere rağmen üvey annesini seven, ölümüne üzülen biri olmak. Hayır, şimdilik bana göre değil.

Oooow! En sevdiğim kıyafet Robin Hood! Zenginden alıp fakire veren korkusuz, cesur ve iyi kalpli kahraman.. Bunu mu giysem acaba. Uyuyan Güzel, Robin Hood kıyafeti, hangisini? Bu, Hayır hayır bu! Dolaba kaldırdığım kıyafetlere bir daha mı baksam. Sanki Kırmızı Başlıklı kız daha uygundu. Hayır! Karar vermek, üzerinde şu maskeleri, kıyafetleri taşımaktan zor. Vazgeçtim, hiç birini giymeyeceğim.  Neyse Cindirella giyeyim bari. Çok hoş oldu. Masum, dünyanın bütün kötülüklerine karşı iyi kalpli kalan kız. Ne güzel değil mi?


Bir süreliğine böyle gözükmek iyi. Aslında hepsi yalan bunların. Kim karşısındakinin kötü davranışına karşı iyi kalpli kalabilir ki. Kötülükte, iyilikte bulaşıcı bir hastalık gibi. Bu kadar kötü kalpli hastaların olduğu yerde hastalanmamak mümkün mü? Kötü kalp hastalığı. Artık çok çıkarcı olduk değil mi? Bir dalı tutmadan diğer dalı bırakmıyoruz mesela. İşimize gelmediği zamanda o dalı tekrar tutmak istiyoruz. Siz istiyorsunuz diye o dal sizin tutmanızı tekrar istiyor mudur acaba. Mesela, ben Cindirella gibi olamam. Bana kötülük yapan insanları sevemem, hayatıma tekrar kabul edemem, hiçbir şey olmamış gibi davranamam. Cindirella gibi iyi kalpli değilim yani siz öyle misiniz? Sanmıyorum sizi yerecek küçücük bir laf dememle Cindirella maskenizi çıkartırsınız.

Polyana bu kıyafeti giyen çok. Benim tek giyemediğim ve dolabımda bekleyen tek kıyafet galiba. Hayata sürekli bardağın dolu tarafından bakmak bu Dünya da umursamaz olmak demek artık. Bardakta bir iki damlalık su kalmışken, ben bunu başaramıyorum.

Pinokyo çok sıradan. Üstelik pinokyo kıyafeti yokken bile burnumuz uzunken. Bunu giymeye gerek yok sanırım.

Kırmızı Başlıklı kız bu kıyafeti çok kullandım ben. Maskeli baloya gerek yok. Normal hayatta da sıkça giyiniyorum ben bunu. Ve hala kullanıyorum. Büyüklerinin her dediğini yapan, kendi kararlarını söyleyemeyen.  Ben, bunu istiyorum diyemeyen karakter. Büyüklerimiz bizim adımıza en iyi kararı verir, ne istediğimiz önemli değil. Çünkü onlar tecrübe sahibidirler. Bize onların dediğini yapmak düşer. Hele bir karşı gelelim ilk fırsatta kötü kalpli kurtun midesindeyiz. Ve bunu sürekli hatırlatırlar ben senin iyiliğini düşünüyorum, kötü kalpli kurt. Daha farklı olamaz mıydı bu? Korkutmak yerine, o zorluklarla nasıl baş edeceğini anlatamaz mıydı? Kırmızı Başlıklı kızın ya da oğlanın ailesi.

Uyuyan güzel, arada bu karaktere de bürünüyorum. Ses çıkartıyorum önce. Sonra diyorum ki bana ne Dünya da açlıkmış. Gün de 5 milyon ekmek israf edilen bir ülke de bizim ağzımızdan düşürmediğimiz açlıktan, duygu gösterisi yapmaktan ne başka yararımız var. Her gün tiyatro çeviriyoruz.  Üzülüyormuş insanlar bana ne. Üzülüyormuş bana ne! Sen de üzmedin mi zamanında beni sıra sende. Savaş, siyaset, işsizlik, açlık….ben iyisi mi uyuyayım biraz.

Pamuk Prenses, çok ikiyüzlü karakter. İnsanlara iyi gözüküpte. Tıpkı melek misali kalplerini çalan ama içinde şeytanlığı barındıran karakter.

-Ondan hiç beklemem melek gibi kız. Kesin sen hata yapmışsındır.

Onun kötü olduğunu hadi inandırın bakalım inandırabilirseniz.

Robin Hood, hep Robin Hood olmak istedim ben. Sonra gördüm ki tam tersine fakirlerden alınıp zenginlere veriliyor. Hayal ettiğim Dünyanın tam tersi. Üstelik bu kadar kişi parasını vermeye gönüllüyken nasıl Robin Hood olabilirdim ki. Çocukçaydı ve realite dışıydı böyle şeyler.

Anlatılacak çok şey var. İyiden çok ne kadar kötü kalpli olduğunuzu, iyiliklerimizin hep ağzınızda olduğunu, çıkarcı, yalancı, iki yüzlü…olduğunuza dair binlerce şey.

Bugünlük benden bu kadar. Baloya geç kalacağım. Balo Cindirellasız olmaz değil mi? Tabi gece saat 12 olana kadar. Başka maskeyle, kıyafetle görüşmek üzere.

Sahipsiz Cümleler


26 Kasım 2014

Germinal - Tohum

Emile Zola'nın Germinal kitabını okuyorum. Germinal, tohum anlamına geliyor. Oldukça geç kalmışım ben bu kitabı okumak için. Bu nedenden dolayı kendime kızdım. Hayatın gerçeklerini yüzünüze vuran bir roman. Aşklı meşkli, ayrılıkmış, acıymış gibi saçma sapan konular yok. Aşktan dem vurup, sürekli yakınan insanlara bu yüzden kızıyorum. Ahmet Batman'dı galiba, şöyle bir cümlesi vardı. Tam hatırlamasam da anlatılanı kendi cümlelerinle yazacağım.

Sadece derdin, mutsuzluğun, acın aşksa sevinmelisin, mutlu olmalısın. Çünkü hayatta hiç büyük bir acı tatmamışsın. Çünkü diğer insanların yaşadığı acıları, yokluğu yaşamamışın demektir. Sırtın pektir, karnın toktur, sağlıklısındır. Aşk acısı, mutsuzluğu yaşamak gibi bir lüksün vardır. Büyük acılar çekmemişsindir ki giden aşk, karşılıksız aşk için üzülüyorsundur. 

Roman, kömür madeninde çalışan işçilerin hayatını anlatıyor. Roman okurken hayal gücüm yüksek olduğu için o karakterlerle bütünleşen bir yapım var.Acıma değil, sempati değil benim kastettiğim empati kurmak. Sanki onların yerinde ben çalışıyormuşum gibi, sanki benim ayaklarım kanıyor...

Bunu biliyor muydunuz, bilmiyorum ama ben yeni öğrendim. Eskiden kömür madenlerinde teknoloji çok gelişmediği için kadınlar daha çok çalıştırılırmış. (Şimdi teknoloji gelişiyorda ne oluyor. Gelişen teknoloji kulanılmadıktan sonra.) Bunun nedeni de vücut yapısının küçük, ince olmasından dolayı dar yerlere kolay girip çıkabilmesinden dolayıymış. Bu romanda kömür madeninde çalışan kadınları hatta çocukları da görebilirsiniz. İnsan neye üzülüyor biliyor musunuz? Bir tarafta binlerce çeşit yemeği yiyen, kahvaltıyı yapan insanlar bir tarafta bir kuru ekmek için çalışan insanlar. Tıpkı günümüz Türkiye'sin de yaşananlarda olduğu gibi. Bir de beş farklı yapımda filmi çekilmiş. En kısa zamanda filmide izlemeyi düşünüyorum. Ve Zola bu kitabından dolayı hukuksal olarak zor durumda kalmış birisi. Çünkü Özelleştirmenin, iktidarın ekmeğine yağ sürmesini engellediği için. Bu konu hakkında daha geniş bilgiyi BURADAN okuyabilirsiniz.

Benim bir düşüncem vardır savunduğum. Bilmiyorum belki katılırsınız belki katılmazsınız. Sofranızda binlerce çeşit yemek varsa. Üç dört çeşit peynir vb. varsa Dünya da birinin hakkını yiyorsunuz demektir.

Neyse bu kitabı kesinlikle okuyun madencilerin yaşamına konuk olmak için. Görüşmek üzere. Kendinize iyi davranın pisicikler. Bir de gitmeden bir söz ekleyim:

Ne demiş Hz. Mevlana "Ne Arıyorsan Kendinde Ara" Kişinin değeri nedir? Aradığı şeydir!

Sahipsiz Cümleler

18 Kasım 2014

Hadi Kendimize Hediye Verelim

Size güzel bir çekilişten ve güzel bir siteden haberdar etmek istedim, ben katılmasam da bu güzel çekilişten haberdar olun. Çekiliş için KORE GÜNLÜKLERİME.göz atın derim.



Eğer sevimli not defterlerini, anahtarlıkları, telefon kılıfı ve süs vs. vs. şeyleri seviyorsanız güzel bir siteden bahsedeceğim size. Kore Günlüklerinin sevimli blog sahibesi sayesinde haberim oldu benimde.  Böyle şeyleri Türkiye'de bulmamız pek mümkün değil. Onun için güzel bir site.


Ayda 18 dolar civarında para veriyorsunuz. Site yöneticileri size sürpriz bir şekilde Kawai Box kutusu gönderiyor, her ay. İçinde ne olduğunu bilmiyorsunuz. Her ay sevimli pıtıcıklarla dolu kutu geliyor. Bu aralar çok para harcadım, bir liramı bile israf edecek lüksüm yok. O nedenle benim bu siteye kayıt olmam biraz gecikecek gibi. Ama kayıt olmayı düşünüyorum. Kendi kendne hediye vermenin ve kendini mutlu etmenin en güzel yolu. Güzel siteye de buradan ulaşabilirsiniz.


Sahipsiz Cümleler

17 Kasım 2014

Öpen Evrenden Mesajınız Var


Pazartesi günleri mailime çok güzel e posta geliyor. Ayratowndan. Bazen bekliyorum bu pazartesi ne gelecek bazen unutuyorum. Kuantuma, olumlu düşünmeye inanıyor musunuz bilmiyorum ama bugün öyle bir güzel mail geldi ki. Güzel bakan, güzel davranan, başkasının iyiliğini düşünen insanın dünyayı nasıl çiçek bahçesine çevireceği… Biz insanoğlu hep karşımızdan bekliyoruz her şeyi. Karşılık almadan bir şeyi yapmıyoruz.  Buna sevgi de dahil… Unutmam hoşuma gidiyor bazen, mailimi açtığımda sürpriz oluyor bana. Bu güzel maili paylaşmak istiyorum sizinle:

Kendinde eksik hissettiğin her ne duygu varsa,
Sevgi, güven, arzu, tatmin, değer, keyif vs. vs.
Bir başkasına ver.
Birine sevgini ver.
Birine güven ver.
Bir şeye değer ver. Birinin değerli hissetmesini sağla.
İlk adımı sen at Özlem.
Sonra otur ve büyük bir keyifle kendini seyret.
Keyifli, sevgi dolu, güvenli, arzulu, değerli SEN’i seyret…
Bizim buralarda Oscara aday gösterildin haberin olsun.
Öptüm gıdından.

EVREN

Evren, Dünya pek samimi bu aralar benle. :) Bizim dinimizde de ahlaki yapımızda da paylaşmak vardır. Elindekinin fazlasını vermek… O yüzden kapitalizmin, modernleşmenin okyanusuna kapılıp boğulmamak lazım. Ki insan mutlu ettiği kadar mutlu oluyor. Ve sevdiği kadar belki sevilmiyor ama hayatınızdan sevgiyi çıkardığınızda geriye hiçbir şey kalmıyor. Kendinize iyi davranın. Tabi gıdınızdan öpen Evrene de. Görüşmek üzere.

Sahipsiz Cümleler

16 Kasım 2014

Mum Alevi ile Oynayan Kedi


(Kaynak: Düşler diyarı)

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.

Geceler indiğinde kendi havasında

Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde

Kedi oyunlarına daldı.

Oyun arayan gözlerinde

Mumun alevi yandı,

Baktı,

Mumun titrek alevinde

Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,

Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü

Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.

Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına

Uzandı bir el attı.

Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı…

İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,

Mum, üşüyordu yanmalarında.

Zaman ikili yürüyordu

Aralarında.

Bir ayrışım görünüyordu

Birinin yanmalarında

Öbürünün oynamalarında.
Kedi oyunlarında büyüyordu,

Yitirerek gitgide oyunlarını.

Mum küçülüyordu yanmalarında,

Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,

Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.

Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,

Büyüyen yana yana anlayacaktı.

Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan

Kaldı sonunda

Bir gecenin tam ortasında

Bir evin bir odasında

Göz-göze susan

İki insan.

Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.

Oyunlar karıştı gecelerde

Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,

Birinin dalmalarında mum

Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,

Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..

Bugün dün gibi oluyor,

Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,

Belleğimi yakıyor kedinin elleri.


Özdemir Asaf