19 Haziran 2014

Kaplumbağanın Hayali

Gününün büyük bir çoğunluğunu pencerenin kenarındaki koltuğunda geçirirdi. Kitap okurdu, yeşil çayını içerdi, en çokta penceresinin önünü kapatan leylaklarla dertleşirdi. Leylaklar da sohbetine kokularıyla karşılık verirdi.

Kitap okurken göreceğimi düşünerek kapıyı açtığımda bu sefer onu farklı bir şekilde görmüştüm. Tuvali karşısına almış, tablo boyuyordu. Penceresinden leylaklar odasına süzülüp merakla çizdiği yağlı boya tablosuna bakıyordu. Leylakların arasından girmeye çalışan güneş, bir yandan leylağın mor rengiyle dans ediyordu.

Siyah saçını gelişi güzel topuz olarak toplamış. Toplanmayı istemeyen bukleleri ensesinden, saçının kenarlarından özgürlüğün keyfini çıkartırken yüzüne hoş bir sevimlilik katmıştı. Yağlı boya tablosunun önünde şahane bir tablo kompozisyonu oluşturacak hoş görüntü.

Mutluluğu mor renkte bulan kız tablosu.

Kapının önünde öyle duracak mısın? Girmeyi düşünmüyorsun herhalde. Demesiyle bu hoş görüntüden kendimi alıp odanın içine doğru yönelmiştim.

Kuracağım cümleyi önceden tahmin etmiş olacak ki.

Sen hiç uçmayı düşleyen kaplumbağanın hikâyesini duydun mu? Tuhaf ya da komik geldi değil mi? Görüntüsünü hayal edince komik oluyor gerçekten.  Ama tablom da sevimli durdu, ne dersin?



Hııım! Gerçekten güzel gözüküyor.

Kendimi bu kaplumbağa o kadar çok benzetiyorum ki. Uçmayı düşleyen bir kaplumbağayım. Oysa azıcık koştuğumda bile yorulup yere yığılıyorum ben.

Yine ışıldayan gözleriyle bana yönelip. Anlat bakalım bir derdin var senin, diyerek gülümsemişti. Aniden hüzünlenen ve aniden mutlu olan bir yapısı vardı. Bunu nasıl becerebildiğini sorardım kendime. Ona itiraf edememiştim ama sırf bu özelliğinden dolayı kıskanırdım onu.  Yalnız ilk defa kızmıştım kendime. Gülüyordu ama gözlerini hüzünle baktığını görmüştüm. Belki hep böyleydi ve ben kardeşimin bu halini şimdiye kadar fark edememiştim. Eve hapis olmuş bir genç kız. Pencerenin kenarında yitip giden bir ömür. Ama azmi! Bitmek bilmeyen, tükenmez azmi! Belki de kıskandığım asıl özelliği buydu. Zor şartlar altında üniversiteyi dereceyle bitirdiği yetmiyormuş gibi çevresindeki herkesi zekâsıyla, güzelliğiyle kendisine hayran bırakan bir kızdı.

Boş ver, sıradan şeyler benimki.  Diyerek dikkatini üzerimden çekmeye çalıştım.

Tekrardan dikkatini tabloya çekmek için. Şu bulutların üzerindeki ne?

Hııı! Onlar mı? Söylemem tahim et!

Senin gibi hayalci birinin çizdiğini tahmin etmek mi? İmkânsız bir şey istiyorsun benden.

Hııım! Olsun biraz düşün. Sana bir gün mühlet! Belki anlatırım diyerek sevimli gülüşünü atmıştı yine.

Gerçekten çok hoş olmuş. Uçmayı düşleyen kaplumbağan.

Gerçekten mi? Sevindim, deyip kısa bir süre susmuştu. Yanağındaki bir damla gözyaşıyla sessizliği bozmuştu. Soru sormama fırsat vermeden. Hayalci, uçmayı düşleyen kaplumbağa. İmkansızı isteyen kaplumbağa, aptal kaplumbağa…. Biliyor musun bazen insanlara öyle çok kızıyorum ki. Çoğu kanadı olan kuş. Kanatları var ama uçmayı akıllarına bile getirmiyorlar. Uçmak varken, hayatlarını güzel bir şekilde geçirmek varken, sürüngenler gibi yerde gezinip duruyorlar. Küçük bir şeyde bahane üretiyorlar, kanadım var ama uçamam ben diye vazgeçiyorlar, en kötüsünü daha ne istediklerini bilmiyorlar, kalp kırıyorlar, kendi kalplerini yaralıyorlar…. Benimse kanatlarım yok ama uçmayı düşlüyorum, sırf şu tablodaki aptal kaplumbağa gibi. Acınası bir halim var değil mi? Zamanımın büyük çoğunluğunu şu pencerenin önünde geçiriyorum. Yine de bu aptal halime gülüyorum, kimsenin düşleyemeyeceği hayaller kuruyorum.

Bak şu iki kuş kaplumbağa ile dalga geçiyor.

Kaplumbağalar uçarmıymış hiç? Hahahaha….

Doğru kaplumbağalar uçamaz.

Lafını bölüp. Hayır yanlış yorumluyorsun tabloyu.

Nasıl? Der gibi koyu kahverengi gözlerini dikip vereceğim cevabı gözlerimde arıyordu.

Bu kaplumbağa uçmayı öğrenmiş. Onunla dalga geçen iki salak kuş ise kanatları var ama uçmayı bilmiyorlar.
Gülümseyip, kaplumbağa uçmayı nasıl öğrensin ki alaycı bir şekilde eliyle kafama vurup aptal demişti.

Bir de hayalci olduğunu söylersin. Nasıl hayalcisin sen, diyerek meraklı bakışını daha da artırmıştım.

O yavaş hareket edebildiği için hayatının büyük bir kısmını evinin penceresinden izleyen bir kaplumbağa. Diğerleri onunla dalga geçiyor ama onlar kendi hayatların karmaşasını, önemi göremezken, o kaplumbağa pencereden onların hayatını izliyor. Onların yanlışlarını onlardan daha iyi görüyor. Onların aptallıklarını üzülüyor. Onlar, o kanatlarııyla yerlerde sürünürken, o kaplumbağa kurduğu hayallerle, düşüncelerle çoktan uçmayı öğrenmiş bile.

Benden böyle bir cevabı beklemediği için şaşkınca bakakalmıştı. Belki hayatımda ilk defa olgun biri gibi cümle kurmuştum. Onun şaşkınlığını yaşıyordu kim bilir.

Kapıya doğru yönelirken hoş sesiyle: Bulutların üzerindeki şekilleri öğrenmek istemiyor muydun?
Ben bunu kaplumbağa için düşünmüştüm ama galiba kuşların daha çok ihtiyacı var.

Bunlar kuşların uçabilmesi için kaplumbağanın yağmasını beklediği sihirler...

Sahipsiz Cümleler


6 Haziran 2014

Kraliçem


(Queen- Hint Filmi)

Bazen öyle değer verirsiniz ki kişilere arkadaş, dost, sevgili....
Beni asla üzmez dediğiniz, kendinizden daha çok güvendiğiniz.
Öyle bir yarı yolda bırakır ki sizi.
Yarı yolda bırakmasından değilde
O kadar zamanı o kişiye harcadığınız için üzülürsünüz.
Ya da aptal yerine konduğunuzdan
Ya da saf duygularla sevginizi sunarken
İki yüzlü halini göremedğiniz aptallığınıza üzülürsünüz.
Üzülmek için size binlerce neden sralayabilirim burada.
Bunla vaktinizi almak istemem
Ama öyle bir an gelir ki sizi yarı yolda bırakan kişi pişamlıkla kapınızda dikilir.
İlginçtir sevgi hissetmezsiniz, nefrette hatta hiç bir şey hissetmezsiniz. 
Hatta bir zamanlar sizi üzdüğü için nefret ettiğiniz kişiye sarılıp
Teşekkür edersiniz!
Afallar karşınızdaki...bir şey de diyemez, anlamamıştır çünkü.
Teşekkür ederim!
Hayatımdan çıktığın için
Teşekkür ederim!
Seni kaybetmeme karşılık hayatıma güzel bir insan, güzel insanlar kazandırdığın için.
Artık diyebileceğiniz sadece bir söz kalır geriye
Teşekkür ederim!... :)

Sahipsiz Cümleler

2 Haziran 2014

Kompleksli Aşk

Öncelikle blogumu takip eden herkesten özür diliyorum. Pek internete girme imkanım yok bu aralar. Birçok nedeni var, yoğunluğum, internetimizdeki bir aydır süren sorundan, :( ..... Özür dilemenin nedeni bloglarınızı eskisi gibi ziyaret edememem yorum yapamamam. Günde 15- 20 dakika internete bakıp bilgisayarı bir köşeye atıyorum :) Gerçi bazen Anarşi sen yorum yaptın diye yorum yapılacaksa hiç yorum yapılmasın diyorum. Çokta önemsemiyorum aslında böyle yorumları, zaten belli kişiler çevremde ben de bellirli kişilerin çevresindeyim, böyle de mutluyum :)

Aslında bir şeyi de itiraf etmek gerekirse sosyal medyalardan zevk almayan bir yapım var. Face kapalı kaç aydır girmem bilmiyorum. Eksiklikte hissetmiyorum. Twitterı unutup arada aaa... benim twitterım vardı değil mi bakayım diyorum, şifreyi unutuyorum :) Tek aktif olduğum yer blog; fakat blogtan da soğumaya başladım, içimden yazmak, paylaşım yapmak gelmiyor. Bazen diyorum ki şunu paylaşlassan ne olacak Anarşi diyorum :) Hakikaten ne olacak hehehe...

Neyse bu ara yorgun olduğumda dinlenmek için günde 15- 20 dakikalık anime dizilerim var. Bu aralar Lovely Complex animesini izliyorum. Romantik komedi animenin türü. Asla kısa boylu erkekle çıkmam diyen uzun boylu genç kızımızın minnak bir erkeğe aşık olmasını anlatıyor.


Çok iyi arkadaşlar, Dünya da böyle uyumlu çift yoktur. Tek boyları dışında. İlgilendikleri müzik türü, sevdikleri sanatçı, zevk aldıkları şeyler, kafedeyken aynı anda birden bağırıp ikisininde aynı içeceği istemesi. Neden benim istediğimi istiyorsun diye kavga etmeleri.

Okul tarafından Komedi İkilisi olarak adlandırılıyor. Okulun komedyenleri. Birbirine hitapları cüce ve amazon. İşte süreki kavga eden sevimli çift. En büyük aşklar nefretle başlar :) Risa, Otaniye Aşık olduğunu itiraf ediyor ama salak, odun kafalı Otani, kahkahalar eşliğinde dalga geçiyorsun benle diye genç kızımızın kalbini kırıyor. Risa, Otani tarafından sürekli hoşlandığın kişi gerçekten kim sorusuna maruz kalıyor. Kızımız çıldırmasında ne yapsın. Hoşlandığını da söyledi karşısındaki işin ciddiyetinde değil daha. 

Animelerdeki şu surat ifadelerine bayılıyorum ya. Bu animede bolca var bundan. Gülme krizlerine tutuluyorum valla ben şu tipleri görünce. Şu tipe bak ya hehehe.. 


En Çokta hoşuma giden bölüm yedinci şu ana kadar. O bölümdeki şu repliği çok sevdim. Otani tarafından reddedilen genç kızımız, okulun düzenlediği eğlence de korku bölümünde insanları korkuturken. Otaninin başına dikilip, her fırsatta. Elini başına koyup:

Seni lanetliyorum. Bundan sonra her gün 1 cm kısalacaksın. 156 gün sonra tamamen kaybolacaksın hehehe...

ilk bölümde düşündüm. Bu kadar sevimli çizimler ne kadar da korkunç olabiliyormuş. Otaninin korktuğu kadar var hehehehe..


İndirdiğim animeyi daha bitirmedim. Sindire sindire günde 20 dakika yani bir bölüm izleyerek devam ediyorum. Sonu ne olacak belli değil. Bu odun kafalı Otani'nin jetonu düşmedi daha.
Bu arada şimdiye kadar hiç düşünmemiştim. Kadınlarda çok uzun boylu olmak sorun ya! Kadınların kısa boylu olması sorun değilken, erkeğinde kısa boylu olması sorun. Ben hiç uzun boylu bir kadınla kısa boylu bir erkeğin çift olduğunu görmedim. Bunun tam tersi kadın ve erkek çift örnekleri varken. Gönül bu ne oalcağı belli olmaz. Kim şart koşmuş ki uzun boylu kadın kısa boylu birine aşık olmaz diye.

Uzun boylu kadın, kısa boylu erkek sevgili nasıl gözükür bilmem ama

Otani ve Risa çok tatlı

Sahipsiz Cümleler