31 Temmuz 2014

Kumral Ada Mavi Tuna








Kendi inşa ettiğimiz hapishanelerde yaşıyoruz. Adına ev, aile, akrabalar, töreler diyerek... Sonra duvarların arasında boğulup, çıldırıyor; ama yıkılmasın diye hayatımızı uğruna siper ediyoruz.

Ne ironik değil mi?

Kumral Ada Mavi Tuna

27 Temmuz 2014

Bayram Hediyesi

Neden daha önce düşünemedim diye kızdım kendime, ama bu da benden size bayram hediyesi olsun. Eskiden bayramda hediyelerde verilirmiş. Osmanlı da misafirliğe gittiğiniz eve tatlıyla gidilirmiş. Diğer yazı da paylaştığım Osmanlı dönemindeki Ramazan ayını, bayramını anlatan videoyu izleyin kesin.

Keşke daha önce aklıma gelseydi. Belki siz de küçük hediyeler koyup verirdiniz bu sevimli kutularla. Çok büyük bir hediye değil ama çizdiğim elimde bulunan bir kaç kutu şablonu sizlerle paylaşmak istedim.

Şeker Bayramınız Kutlu Olsun

 İnternette girdiğim her mecrada şu tip insanları görmekten sıkıldım artık.

“-Slm. Şeker Bayramı değil.  Ramazan bayramı.”

Memlekette başka sorun yokmuş gibi. Şekilci tosba, gösterişçi dindar seni.

“-Nereden türediyse son iki yıldır, herkes Şeker Bayramı diyo.”

Lan tosba. Farklı bir ülkeden insan senin bayramını kutluyor. Senden iyi Türkçe konuşuyor, yazıyor ona bakma git sen Ramazan Bayramına takıl. Senin daha büyük sorunun var haberin yok. İnsan bir nezaket gereği teşekkür ederim der.

Uzak Doğu

Neden bilmiyorum? Çoğu insana sorsanız Avrupayı, Batı Kültürünü merak eder. Ben de tam tersi. Doğu Kültürlerine, ülkelerine ayrı bir merakın var. Bu yüzden belgesel izlemeyi vb. çok severim. Bazen aaa! bizde yapıyoruz bunu bize ne kadar benziyor dediğim oluyor. Bazen de ilginç gelen kısımlar. Umarım bir gün tek tek gezmek istediğim ülkelere gideceğim. Bunların başında Hindistan geliyor. Sonra Japonya ve Güney Kore.

Ülkelerle ilgili izlemediğim belgesel yok galiba. Gülhan'ın Galaksisi belgeselleri favorim. Bu kadını çok seviyorum. Zıpır, sempatik bir şey. Zaten zıpır, komik insanlara karşı bir sempatim var benim. Güney Koreyle ilgili belgeselini izlerken. ( Bir çay yapma senfonisi var izleyin hehehe) Videolar kısmında başka bir video dikkatimi çekti.

24 Temmuz 2014

Kiraz Çiçeği (L'occıtane)

Katı parfüm olduğunu biliyor musunuz? Ben bu sene keşfettim. Türkiye'de katı parfüm bulmak pek kolay değil. Araştırmamın sonucunda ulaştığım bir site oldu. Eğer bulunduğunuz şehirde mağazası yoksa. Mağazaya girdiğiniz zaman çıkamazsınız söyleyim. İnternet üzerinden alışveriş yapılabiliyor.



Olumlu ve olumsuz yönlerini söyleyeceğim. Bir tane olumsuz yönü var. O da kutunun küçük gözükmesi gözüme.

-İnternet'te daha büyük gözüküyordu bu. (ilk tepkim)

Küçük gözüktüğüne bakmayın, bayağıdır kullanıyorum. Aynı duruyor.

Benim için olumlu yönleri ise şunlardı:

23 Temmuz 2014

Benim Hepsi Benim!



Burnuna kurban olduğum, kuyruğunu kemirdiğim. Ne oldu bu kız kafayımı yedi diyorsunuz. Bunlar benim olmalı beniiim! Uzun bir aradan sonra ilk defa bir çekilişe katılacağım. Neden katıldığımı anlamışssınızdır. Pisiler tabiki. Burada duyuruyorum, şartları öyle çekilişin. Siz katılmayın sakın ha kazanma şans oranımı azaltmayın. Dondurma Delisi çekim yasası uygulayım mı buna. hehehehe... 

Blogu takip edin ama çekilişe katılmayın. Banner çizimlerinin de olduğu bir blog. Sırf kediler için banner çizip, karşılığında kedi maması aldıran bir blog sahibesi. Kim mi ? TIK!

Çikolatalı Puding

Öncelikle teşekkür ederek yazıma başlamak istiyorum. Diğer açmış olduğum blogumla pek ilgilenemesem de izleyici sayısı artmaya başlamış. Ayrıca bir de özür dilemem gerekiyor. Çünkü pek yazı girmediğim için diğer bloguma. Artık haftada bir kez uygun olduğum bir vakit yazı girmeye çalışacağım.

Blog işi ciddi bir iştir. Bir yerde görmüştüm ama kimin söylediğini hatırlamıyorum. Cümlesini kullaanmama kızmaz umarım. "Blog yazmak, evlenmek gibidir. Başta kolaydır ama devam ettirmesi zordur." Cidden yerinde bir tanım olmuş. Devam ettirmesi gerçekten zor. Emek harcamanız gerekiyor.

21 Temmuz 2014

Bir Dilek Tut


Bir dilek tutun :)

Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda 

Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı 

Adam bulut gibiydi, hatırladı

Adamın ayaklarının altında

Yıldızların yıldız olduğu vardı 

Adam yıldızlara basa basa yürüdü 
Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı

CEMAL SÜREYA

19 Temmuz 2014

Mutlu mu Olmak İstiyorsunuz?

Mutlu mu olmak istiyorsunuz?

Evetse,



Hayatınızdan iki kelimeyi hiç eksik etmeyin.

Bana ne, Sana ne

Düşüncenize, dininize, ideolojinize, giyiminize, fiziksel görüşünüze.... uzar gider. Hayatınızda yeri olmayıp burnunu sokan insanlara Kim ne derse desin SANA NE ( Seni ne ilgilendirir) deyin.

Başkasının hayatıymış, başarısıymış, mutluluymuş, zenginliymiş....bu da uzar gider. Hayatınızda yeri olmayan insanların hayatına burnunuzu sokmayın. BANA NE ( beni ne ilgilendirir) deyin. 

Tek yarıştığınız kişi de kendiniz olsun. Bir ay öncekine göre nasılım ya da bir yıl öncekine göre nasılım şeklinde. Başkasıyla kıyaslarsanız kendinizi yandınız. Sizden iyi olan her daim bulunur, bitmek bilmez yani. Ruhsal ve fiziksel olarak yorulmaktan hayatın zevkini alamazsınız.

Ne diyor muşuz?

SANA NE, BANA NE !

Şimdi bundan, bu yazıdan BANA NE derseniz. Bir şey diyemem sanıyorsunuz değil mi? Paylaşım yaparım SANA NE derim :) Bu bana ne, sana ne diye uzar gider. :) Çocuksu gelecek ama karşınızdakini sinirlendirse de cidden işe yarıyor. Bizzat test edildi ve deneyimlendi. 

Sahipsiz Cümleler

18 Temmuz 2014

Neden Anarşi ?

Yazımın sonuna kadar ciddiyetimi koruyabilir miyim? Emin değilim. Komiklik ya da salaklık yapmadan durabileceğimi ümit ediyorum. Neyse ciddiyetimi takınmam gereken bir konu. Şimdi Anarşi’nin ciddiyetini takınmış halini göreceksiniz ya da göremeyeceksiniz.

17 Temmuz 2014

Anarşi'nin Yemekleri

Biliyorum bazıları aşağıdaki yemekleri görünce bana kızacak. Bana da kolay değil, bu paylaşımımı midenmdeki senfoni orkestrası eşliğinde yazıyorum. 

Üç tane tarifle karışnızdayım. Türk kızları kadar becerikli bir kız var mıdır Dünya da ya. Bakın hele şu görüntülere. Hem güzeliz, hem becerikliyiz, hem zekiyiz, hem tripliyiz. Pardon son kelimeyi demeyecektim. Ama o kadar kusur kadı kızında da olur, diye bir atasözü yapıştırdık mı tamamdır.

Üç tane yiyeceği ömür boyu yiyerek hayatımı devam ettirebilirim. Bunlardan 
birincisi de semiz otu. 
ikincisi Semiz otu salatası, 
üçüncüsü semiz otu cacığı

tabi evdekiler isyan bayrağını çekiyor. 

- Tahmin edeyim semizotu salatası yaptın. Hihihihi.

Ama benden çok yiyorlar. Yemem diyenden korkun.

Semizotunun balıkla yarışacak derece de besin değeri içeriyor. Kan sulandırıcı, zihin açıcı, unutkanlığı engelliyor, eklemlere iyi geliyor... daha fazla bilgi almak isteyenler. Besin değerine bakabilir, google amcaya sorabilir. O söyler size.

15 Temmuz 2014

Yaşamın Dört Kuralı



KURAL 1: Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.

KURAL 2: Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. ‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’ gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.

KURAL 3: İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.

KURAL 4: Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.

Alıntıdır ( Hint Felsefesi 4 kural)


Hale’nin Haresi bloğunda okudum. Özellikle birinci cümleye bayıldım, paylaşmak istedim. Hiç bu açıdan bakmadığım için dikkatimi çekti.

11 Temmuz 2014

Gül Şerbeti

Öncelikle şunu belirtmek isterim. Bu reklam değildir. Ben kim reklam vermek kim! Biri de çıkıp demiyor ki Anarşi reklamımızı yap diye. Para istemem, ürünü deneyim yeter. Kayserilik serde var, az da olsa Atalardan geçmiş galiba.  Oysa nasıl bir çevherim ben. Hıııh kendileri kaybeder. :)

İki üç gün önce aldığım ve çok hoşlandığım bir üründen size bahsetmek istiyorum. Ben denedim pisiciklerimin de haberi olsun dedim.

Benim gibi gül hastasıysanız! Size iftar sofranızda özellikle yemekten sonra vazgeçilmez bir tat tanıtacağım. Elite'nin Gül şerbeti. Öyle ferah bir tat, koku bırakıyor ki ağızda. Benim çok hoşuma gidiyor.

Bir olumsuz yönü var. Belki ben şekeri pek tüketmediğim için bana sade şekilde şekerli geldi. Ben biraz şerbetten ekleyip geri kalan kısmına soğuk suyla dolduruyorum. ( Yani beşte biri gül şerbeti gibi)  Bir de içine buz attık mı tamamdır. Soğuk olması daha da güzelleştiriyor.  Osmanlı İmparatorluğunda özellikle Ramazan aylarında ferahlatıcı özelliğinden dolayı vazgeçilmez şerbetlerinden biriymiş.

Size anlatırken ağzım sulandı beniiiim! Gül şebertiiiiii! Bir insan kendi kendine nasıl eziyet eder göstermiş oldum size.

Bir de gülden hazlanmayıp, sonra alıp da Anarşi:

Övdüğün şerbet bu muydu, demeyin.

Gül seviyorsan al demedik mi sana, derim.

Gül seven kişilerin kesinlikle seveceği bir tat diyorum.

Merak edip araştırdım, nasıl bir marka diye. Natural ve organik ürünlerin kullanıldığı söyleniyor. Bu bir artı. Birçok ürünü var merak eden bakabilir. Ben Migrostan aldım ürünü.

TIK!

Ben bir şeye daha değinecektim Neydi neydi?

Bulduum!

İpliklerden kolay bileklik örme. Ben ördüm bile. Bir kaç tane daha öreyim sonra sizinle paylaşırım. Çok kolay demek isterdim. Kolay mı zor mu olduğunu çözemedim daha. Kolay ya yok zor. Zor gibi ama kolay. Aman denemek isterseniz görürsünüz. Şablonları şöyle.




Kaynak: Nazarca.com  TIK TIK!

Birde bileziklerin iple süslenmiş hali var. Bunu denemedim ama en kısa süre içerisinde böyle cicişlerde yapacağım kendime.


Sahipsiz Cümleler


8 Temmuz 2014

Anime ( Fairy Tail )

Küçük bir cesaret gösterip uzunca bölümleri olan anime diziyi izlemeye karar verdim. Konusu oldukça farklı, kısaca değinecek olursam. Büyücülük artık normal olarak karşılandığı bir Dünya da büyü güçleri olan kişilerin bir araya geldiği farklı loncalar varıdır. Büyücülük binevi bir meslek. İnsanlar büyücülerden isteklerde bulunurlar. Büyücüler yaptıkları iş karşılığında para ya da ödül kazanırlar. Bu loncalardan birisi de Fairy Tail’dir. 

Benim hoşuma gitti anime sonuna kadar sabredebilecek miyim, şimdilik bilemem.  Sadece büyü ve fantastik kurgu yok bu anime de arkadaşlık, sevgi, yalnızlık, fedakarlık… çok güzel işlenmiş. O kadar güzel işlenmiş ki Fairy Tail üyelerini hepsini bağrına basasınız geliyor. Anime de olsa sevdiği bir karakter oluyor insanın. Benim en sevdiğim Karakter Erza oldu.

Şimdiye kadar hiç manga okumadım. Acaba Fairy Tail bunun için ilk mi olsa diye düşünüyorum. Bu arada ilginç bir şey de öğrenmiş oldum. Bunu adla tanımlıyorlardı ama unuttum kusura bakmayın. Anime karakterlerini giysileriyle canlandıran gerçek hayattaki insanlar. Bana aşırı, uc nokta gelse de insanların bu fotoğrafları bazen güldürdü, bazen de çok başarılı dediğim oldu.

İşte birkaç örnek. En başarılı olduğunu düşündüğüm fotoğrafları seçtim.

Kaynak: choconatos.com
(ERZA)

(NATSU)


Anime karakterlerinin birkaçı da burada.


Bir de Happy var. Uçan pisi, hadi şimdi sevmesin Anarşi ablası onu. Mavi rengine gurbam olduğum. Kulaklarını yidiğiiim :)




Sahipsiz Cümleler

6 Temmuz 2014

Fast Food İlişkiler

Merhabaaa pisicikleeeer! Ben geldim.  Özlediniz mi beni? Yazıya nasıl giriş yapsam diye düşünmekten helak oldum. Direk yazıya giriyorum. Daha ne uzunca giriş cümlesinden daha doğrusu cümlelerimden kurtuldunuz.

İnsanlar geliştirdiği teknoloji sayesinde her şeye çözüm bulacak, yaşlılığa bile bir şeye çare bulamayacaklar mutsuzluğa.  Gelecekte insanların hastalığı mutsuzluk olacak. Bu ünlü birinden duyduğum söz değil. Bizzat patenti Anarşiye, bana aittir. Hehehe… 

Yaşlılığı yok edici teknoloji bulundu. Bunun dışında insanların hatıralarını yok eden ciplerin üretilebildiği haberine değinildi bir iki ay önce. İnsanın hatıraları silinebiliyorsa nasıl mutsuz olacak ki diye de düşünüyor insan. Ama insani bir duygu yok olup robotlaşmaya başlayacak insanlar. Böyle olduktan sonra mutlu olmuşsun, mutlu olmamışsın ne önemi var. Bu bir disütopya değil, gelecekte bunlar bizi bekliyor. Tıpkı iki, üç sene önce arkadaşıma dediğimde:

Sosyal medya insanlara mutsuzluk getirecek, inanmadığı gibi. Çevremdeki insanları gözlemlediğimde bu durumu yaşayan ne kadar çok kişinin olduğunu gördüm. Buna bir, iki sene önce ben de dâhildim. Bu nedenden dolayı bu yazımda bu konuya değinmek istedim. İnternetin bilgisayarın ne zararı olabilir ki, diyebilirsiniz? Elbette yararlarını görmemezlikten gelemem ama çokça zararlı yönlerinin olduğunu söyleyebilirim. 

Fast food ilişkilerle doldu ortalık. Hızlıca yaşa, tüket çöpe at.  Herkesle aniden samimi ol. Nasıl olsa hayatımızda DEL tuşu var. Rahatlıkla sanal arkadaşlarımızı silebiliriz, engelleyebiliriz. Bu gerçek hayatımıza da yansımaya başladı. Artık insanlara tahammülümüz kalmadı. Nasıl olsa vakit geçirecek bir sanal kutu bizi ev de bekliyor. Sanal arkadaş, sanal oyuncakta çok nasıl olsa. Biri olmazsa birini buluruz. Oturduğumuz yerden, kebap! :) İşten gelip bilgisayarın başına, okuldan gelip bilgisayarın başına, telefona. Sosyal medyadaki arkadaşlıkların sanal dünyasına. Evdeki ahali önemli değil, gerçek hayatta konuşabileceğiniz dostlarınız önemli değil, önemli bir işin mi var, biraz sanal aleme takılalım sonra bakarız.

Çocuklarımıza, bizden küçüklere kızarız da kendi plansız, programsız halimize bakmayız. Hiç kimseye öğüt vermek haddime değil. Ama hayat bu değil evet sana sesleniyorum, hayat bu değil! Hayatın işine gidip, evine gelip bilgisayarın başına oturup sanal rüyaya dalmak mı, bunu yapmaktan sıkılmadın mı? Saatlerce o blogtan o bloğa gezip, sanal hesaplara girip vakit geçirmek mi? Böyle yaşayacaksa insan bence yaşamasın daha iyi.  

Peki ne yapabiliriz, plan. Bildiğiniz çocuklara yaptırdığınız günlük plan. Çünkü çevremizde dikkatimizi dağıtacak o kadar çok şey varki.  Daha doğrusu bizi tembelliğe sevk edecek o kadar çok şey varki. Ben plan yapıyorum arkadaşlar. Bunu dediğimde bazı insanlar gülüyor bana, ama umursayan kim. Adını öncelikli koyduğum , öncelikli planım var benim. Üç aşamalı birinci aşama da o gün mutlaka yapmam gerekenler. İkinci aşamada o gün yapmasam da olurlar. Üçüncü aşamada ise tamamen tembellik, sosyal medya, blog vb. şeyler. Birinci aşamayı yapmadan ikinci aşamaya geçmek yok. İkinci aşamayı yapmadan üçüncü aşamaya geçmek yok.

Ne planı olacak ki insanın diyebilirsin? Herkesin bir planı, gerçekleştirmek istediği bir hayali vardır ya. Ben internetin gereksiz bir şey olduğunu düşünmüyorum. Yararlı ve zararlı hale çevirmek sizin elinizde, internetten istesek de uzaklaşmak mümkün değil. Yalnız zamanınızı kaliteli harcamak mümkün. Çocuğunuza, kardeşinize ya da küçükken kendinize plan yaptığınız gibi gece yatarken yarın ki planınızı yapın. Ve değişmeyecek belirli şartlarınızı belirleyin. Mesela sadece yarım saat bloggerların yazılarını okumaya vakit ayırmak gibi. İllaki her gün aynı saatte bilgisayarın başına oturup okumak değil. İstediğiniz yarım saat diliminde.

 Blog benim yazma, düşünme ve dil, hayal gücü, çizim kabiliyetimi daha da geliştirdi bu bir yararı bana, dediğim gibi yararını görmezden gelemem. Ama bloğu zararlı hale getirmekte benim elimde. Mesela saatlerce blogta vakit geçirebilirim, sürekli yazı paylaşabilirim bir de öyle vakit kaybederim. Ben mutluyum bu halimden diyen varsa bir şey diyemem ama ileri de o mutsuzluk çıkacak. Bunu iki sene önce yaşadığım için söylüyorum.

İnsanlarla sürekli iletişim kurmaktan sıkılacaksınız önce.

Bırakın sanal ortamdakini, gerçek hayattaki insanlara bile tahammül edemeyeceksiniz.

Kendinizi gereksiz, yararsız, amaçsız hissedeceksiniz.

En kötüsü de suçlu hissedeceksiniz, sevdiklerinizle daha çok vakit geçirmediğiniz için. Ve bütün bunlar size mutsuzluk getirecek.

Şimdi düşünün kaç saatinizi blogta, sosyal medya da  ne kadar vakit geçiriyorsunuz. Bir saatten fazlaysa bence düşünmenin vakti gelmişte geçiyor bile.

Aslında şanslı insanlarız biz. Daha teknolojinin uç boyutlara varmadığı noktadayız.  O yüzden sanal kutuya hapis olup hayat geçirmek yerine hayallerinizin, gerçek hayatınızın okyanusuna dalın.  Her şeyden uzaklaşmak değil benim kastettiğim. Anlatmak istediğim sizi mutlu edecek şekilde planlı yaşamak.

Sanal ortam bir kuşun kafesi . Bir süre o kafeste mutlu bir şekilde vakit geçiriyoruz sonra sıkılmaya başlıyoruz, mutsuz olmaya başlıyoruz. Yalnız kafeste kalmayı o kadar kanıksamışız ki kafesin içinden çıkmayıp oradan oraya bocalıyoruz. Oysa kafesin kapısı hep açık.

NOT: Ayrıca planımı sizinle paylaşmak istedim. Aslında kağıda çiziyorum ama sizin için paintle çizdim. Eğer böyle bir şey yapmak isterseniz örnek olsun. Ya da PDF’in çıktısını alıp bunu kullanın. Görüşürüz pisicikleeeer!


Sahipsiz Cümleler