31 Ağustos 2014

Anomi ( 1. Bölüm)

Bilimkurgu hikayemi göndermedim yarışmaya. Hem düzeltme fırsatım olmadı hem de imza kısmında takıldığım bir nokta oldu cevabını alamadım. O yüzden paylaşmamda sakınca yok artık. Tahiminim altı yedi bölümlük bir hikaye olacak. Karakterleri ne Türkçe ne de yabancı bir isim olmasını istemedim. İsimler benim yarattığım, uydurduğum isimlerdir. Hepsini bir an da paylaşmak istemiyorum. Hem uzun yazıyı okumak sıkıcı olacaktır. Hadi başlayalım kurgu hikayemize.



Gözyaşı, çoraklaşmış topraklardaki doğaya canlılık veren bir yağmur gibi yüzünden toprağa damlıyordu. Çaresizliğin, yenilginin ve vaz geçmişliğin damlalarıydı bunlar. Dizinin üstüne düşmüş, bedenini titreyen kollarıyla yere kapaklanmaması için kontrol etmeye çalışıyordu. Şu an düşündüğü tek şey acınası halde gözükmekti. Kaybetmişti ve birazdan Medas’ın, Morma Şövalyeleri onu almaya geleceklerdi. Şanslıysa infazının burada verirlerdi, büyük bir ihtimalle toplum kurallarına karşı gelen kişilere verilen en ağır cezaya mahkûm edilecekti. Bedeni canlı bir şekilde içinde binlerce çeşit karışımın olduğu maddenin içine atılacak, enerji olarak bedeninden yararlanılacaktı. 

Morma Şövalyeleri, yüz binlerce orduyu, insanı bir anda yok edebilecek hızlı, tehlikeli, ölümcül ve ölümsüz özellikleri olan Gölge Şövalyelereydi. Medas ülkesinin önemli bilim adamlarından Morma’nın icadı olduğu için Morma Şövalyeleri adı verilmişti. Bir müddet gözlerini topraktan ayırmadan Morma Şövalyelerinin toprakta sürünür halindeki ürpertici görüntüsünü belirmesini bekledi. İki gölgenin yavaş bir şekilde arkasından kendisine doğru yaklaştığını fark ettiğinde hissettiği tek şey bedeninin buz kesmiş olmasıydı.

Ayak seslerini, insanların anlaşılamayan konuşma uğultularını duyabiliyordu; fakat parmağını kıpırdatamayacak kadar yorgundu. Bir süre insanların konuşmalarını anlamaya çalıştı, kulağına uğultulu halde çalınan sesleri ayırt edemediği için bu çabasından da vazgeçti. Gözlerini açtığında, tanımadığı meraklı insanların bakışlarının kendisine odaklanmış olduğunu gördü. Yanı başında bulunan insanlar dışında diğerlerinin görüntüleri gözlerinin beyaz parıltısı hariç gecenin rengiyle bütünleşmişti. Yattığı yerden doğrulup, ateşin yanında duran kişiye bakarak:

- Burası neresi ?

Beyaz uzun saçlı ve uzun sakalı adam, kendisine göre daha genç adama bakıp tekrar gözlerini ona doğru çevirdi. Bir müddet sessizlikten sonra:

-Burası Pisa.

-Pisa ?

Yaşlı adam yanına biraz daha yaklaşarak:

-Siz bizim Medas’tan ilk esirimizsiniz.

Gülümseyerek

-Yoksa misafir mi demeliydim.

Bu cümleyle birlikte kalabalıktan hafif gülümseme sesi gelmişti.

-Genç bayan şimdi biraz daha dinlenin. Birbirimizi tanıyacak vaktimiz oldukça çok.

Diyerek ayağa kalmış. Bir el işaretiyle bütün insanların dağılmasını sağlamıştı. Sonra kendisi kaybolmuştu karanlıkta.


Kimdi bu insanlar. Pisa adını ilk defa duyuyordu. Yaşamlarına bakılırsa oldukça ilkel yaşıyorlardı. Ay ve yıldızlardan başka karanlığı aydınlatan bir tane dahi ışık yoktu. Ay, fenerini var gücüyle kullanıp geceyle saklambaç oynuyordu. Medas’a göre daha cömertti Pisa’da.

Devamı reklamlardan sonraaa! :))).. Görüşürüz pisicikler.

Sahipsiz Cümleler

28 Ağustos 2014

Gök Kuşağı




Anarşi/ Özlem bunla ne yapabilir?

A)    Sivrisinek yakalayacak. ( Bu kızın pişirdiği de yenmez. Benden demesi.)
B)    Et pişirecek becerikli Anarşim benim
C)    Bu Anarşi ne yapacağı belli olmaz.
D)    Cam siler bu deli, bunla. ( Dememiş miydim. Bunun pişirdiği yenmez)
E)     Ne bileyim ben ya!


 Çoktandır çizim yapmıyorum. Özlemişim. Umarım bıktırmam sizi hehehe.
Bu arada benim böyle bazen duygusal olduğum zamanlar oluyor. Bu aralar nedense öyleyim. Geçer diye bekliyorum. Çok uzun süre misafir edeceğimi sanmam. Twitterda bir paylaşımda bulundum. Sonracığıma karşılıklı yorumlarla güzel bir şiir çıktı ortaya. En yeteneksiz olduğum şeylerden biridir. Şiir yazanlara hayranlıkla bakarım. Yeni bir buluş yapmış gibi. Öyle bakmayın gerçekten benim için şiir yazmak deveye hendek atlatmakatn zor. Böyle güzel bir şey ortaya çıkmışken hemen birleştirivereim dedim.
 Hadi bakalım doğaçlama şiirimize nasılmış, beğenecekmisiniz. 

GÖK KUŞAĞI

Ve güldü,
Rengarenk yağmurlar yağdı üstüme..
Ama hiç bir renk gülüşü kadar güzel değildi.
O güldüğünde saatler saniyeydi.
Ben onu sadece gözlerimle sevmiştim.
Dilim lal, kalbim atmaz olmuştu.
O gülüyordu.
Ben mutlu oluyordum.
Üstelik onun mutluluğuna sevindiğimden bile haberi yoktu.
O gülüyordu.
rengarenk yağmurlar yağıyordu üstüme
O gülüyordu.
rengarenk yağmurlar yağıyordu kalbime.

Şiiri pek düzeltemedim. Bu saatte beynim pek çalışmıyor. Eror! :) Gök Kuşağı da şiirin adı.


Sahipsiz Cümleler

27 Ağustos 2014

Bir Kadın Bir Erkek

Biz kadınlar anlaşılması oldukça zor varlıklarız. Hele bir de Türk bayanı olarak trip konusunda oscar ödülü alacak derece de. İşiniz zor! :) :) Ama bizim de işimiz zor. Biz de sizi tam anlamıyla çözebilmiş değiliz. Neyse lafı fazla uzatmayım. Çizimlerle devam edeyim.


Şimdi ne kadar gerizekalı bu kız diye düşünebilirsiniz. Yanıldınız öyle değil. Sizi kırmamak için istediğiniz filme girmiş kız profili bu. Adam romantik, aşk meşkli bir filme götürür. Şimdi sorarım size kız mı suçlu erkek mi? Daha ne kız kırılmasın diye güzeldi diyor. Daha ne desin.

Şeytanlık konusunda bazen erkeklerden daha kötü oluyoruz kabul.

Beyler beyler! eşinizle, sevgilinizle yeterince ilgilenmiyorsunuz."Yoksa bir insan durduk yere patlıcandan reçel, kabaktan tatlı yapmaz." Artık nasıl şartlı reflekse o kadar güzel söze efendim denemedi. lağğğnn sesine cevap verdi. Sonra bize niye kaba kelimelerle hitap ediyorsunuz. Siz istiyorsunuz efendim. 

Haklısınız bazen kadınlarda odunun önde gideni olur. Yalnız yine suç siz de. Hayda bizde ne suç var şimdi derseniz. Kadın canım beni seviyor musun dediğinde, söyleceksiniz seni seviyorumu. Ayrıca seni seviyorum denildiğinde illaki seni seviyorum mu demek lazım hiiiç!

Hem cinslerimi korudum biraz. Her zaman dediğin gibi bu Dünya sizsiz çekilmez. Hem siz olmazsanız biz kiminle uğraşıp, trip atacağız. Yani lazımsınız bize.

Sahipsiz Cümleler

22 Ağustos 2014

Benim Sevimli Arılarım ( My Candy Bees)

Merhaba pisiciklerim!

Özlediniz mi beni? Karadenizin birkaç şehrini gezdim. Samsun, Ordu ve Giresun.   Yeni şeyler öğrendim. Diğer yazımda paylaşacağım. Çakma seramik hamuru ile sevimli biblolar yapıyorum. İşte biri:


Seramik hamuru ve sevimli arılarım. (Ceramic half cooked and candy my bees.)

Bunu hediye, nikah şekeri vb. olarak kullanabilirsiniz. Fimo hamuru  tavsiye ederim; fakat evde de yapabilirsiniz. 

Malzemeler:

1 çay bardağı tuz

2 çay bardağı un

1 çay bardağı su

Ve boya.

Sonra, hayal gücü ve beceri :)

Görüşmek üzere! 


Hello my kittys! 

Did you miss me? I visited a few Karadeniz’s city. Samsun, Ordu and Giresun. I learned new things.  I will to share the other contribution.  I am to make candy knicknack with ceramic half cooked. Here it is somebody:



This, they are to use wedding candy and gift. I do to recommend fimo half cooked; but you can make it home too.

Material:

1 tea cup salt

2 tea cup flour

1 tea cup water

And stainer

Then, imagination and ability :)


I will see you then!


Not: Hem ingilizcemi geliştirmek hem de daha çok kişiye ulaşmak adına artık bazı yazılarımın ingilizcesi de olacak. İngilizceyi bilmekten öte yazıya dökmek gerçekten zormuş. Yanlışlarımı vb. böyle düzelteceğim bakalım. Genellikle kısa yazılarımı paylaşacağım bu şekilde. Hiç bir şey emeklemeden, çaba sarf etmeden başarılamaz değil mi? :)

Sahipsiz Cümleler

14 Ağustos 2014

Saça Mandal Takmak

Medya, kitle iletişim araçları öyle etkili ideoloji, reklam araçları ki. İnsanın kafasına mandal bile taktırır. Ben saçıma mandal takacak kadar şuurumu kaybetmiş değilim henüz. Bu mandal alıp takan var galiba.


Evdeki mandal sepetinden çiçekli bir mandal var onu takıp sokağa çıksam ne yaparlar ki :D :D
Kore filmlerinde, dizilerinde ilginç şeylerden birisi de reklam yapmalarıdır. İlginç oyuncaklar, takılar vb. dizide, filimde kullanılır sonra hayranları tarafından alınır. Ciddi bir pazar ürünü haline gelirler. Benim saça mandal takma işi pek dikkatimi çekmedi açıkcası hehehe ama sevdiğim bir şey var. Not mandalları, bayılıyorum onlara. Tabi Türkiye'de bulmanız mümkün değil. Şöyle bir şeyler:


Eee. Türkiye'de bulamıyorsam ben de not mandalımı kendim yaparım dedim. İşte benim seramik hamurlarından/ fimodan not mandallarım.

Pisicik olmadan olur mu?

Ve bazen böyle güzel notlar yazmak gerekir. :)

Sahipsiz Cümleler

12 Ağustos 2014

Bedava Birbirinden Güzel Şablonlar

Blogunuzun şablonundan sıkıldıysanız veya ben koddan anlamıyorum. Bana böyle hazır şablon lazım kim uğraşacak diyorsanız size bir siteden bahsedeceğim ve şablonu nasıl yükleyeceğinizi anlatacağım. Artık çoğu kişi ustalaşmış bir durumda; ama aramıza yeni katılanlar veya katılmak isteyenler varsa yol gösterici olsun. Bir şablonu seçeceğim ve onun üzerinden şablon nasıl yüklenir görüntülü bir şekilde anlatacağım size.

Benim örnek olarak seçtiğim şablon bu. Bunun gibi binlerce şablon var. Hangisini beğenirseniz kullanabilirsiniz. Tek tek hepsinden bahsetmem ve örnek vermem karışık yapacak yazıyı hem de zevkler ve renkler farklıdır değil mi?


Kek ve pasta tasarımı yapan sitelere oldukça uygun bir şablon. İyi de nereden indireceğiz bu şablonları diyecekseniz. 



Karşınıza böyle ekran çıkacak. Çık tı mı ? :) Kırmızı halka haline aldığım yerleri gördünüz. Download tuşun tıkladığınız zaman şablonu bilgisayarınıza indirirsiniz. Sitenin sağ üst köşesindeki kırmızı renkli haklaya aldığım Previous tuşunu tıklayarak diğer şablon örneklerini tek tek inceleyebilirsiniz.


Bilgisayarınıza indirdiğinizde rar dosyası olarak inecektir. Onu yukarıda gösterdiğim gibi klasöre çıkartmanız gerekiyor. Farenin sağ tuşuna tıkladığınızda yukarıdaki kutucuk çıkacaktır. Sonra klasöre çıkart kısmını tıkayacaksınız.


Gördüğünüz gibi klasörümüz masaüstüne çıktı.

Yavaş yavaş sona yaklaşıyoruz.

Blogunuzun şablon kısmana gelin. Sağ üst köşedeki yedekle tuşuna tıklayın.


Sonra şöyle bir görüntü ortaya çıkıyor. Olur ya blogun yeni halini beğenmediğiniz blogumun eski hali daha iyiydi pişman oldunuz. O yüzden yapmanız gereken şey tüm şablonu yükle. Kendi şablonunuzu masaüstüne kaydedin.

Sonra dosya seç diyerek. İndirdiğiniz klasörün içine girin. Bazı şablonlarda onlarca kod oluyor. Hangisini seçeceğim şimdi diye şaşırmayın. Girdiniz mi klasörün içine.


Kalsörün içine girdik bu şablonun. Gördüğünüz gibi iki tane kod var. Hangisini seçeceğim. XML uzantılı olanı hatta olanları seçmeniz lazım. Bir kaç tane XML uzantılı olabiliyor. Şuana kadar en fazla iki tane gördüm. Bu şablonda bir tane. Eğer iki ve daha çok olursa. Seçip birini yükledikten sonra tekrar dosya seçten klasöre girip diğerini yüklüyoruz. Bu kadar basit.

Bu konuda çok acemiyseniz ya berbat edersem blogumu diye çekiniyorsanız. Ayrı kullanmadığınız boş bir blog açın. Kodu deneyin orada. Yapabileceğinize emin olduktan sonra ana blogunuzda deneyebilir, diğer blogu da silebilirsiniz.

En basit şekilde anlatmaya çalıştım. Bundan basitini anlatamam, anlatmam mümkün değill. Hiç bilgisayar kullanmayı bilmeyen Babaanneye bilgisayar anlatır gibi anlattım, daha ne olsun. :) Yok yapamadım, olamadı vb. yorumları önemsemem şimdiden söyleyeyim. Çünkü başka basit bir anlatımı yok. :) Yuh böyle açık anlatmama rağmen yapamadıysan aptal mısın derim.

Hadi kuzum sen blogu falan boş ver, sen bir bilgisayar kursuna git. :)

Çok cahilsin keşke ölsen hehehehe...

neyse şaka bir yana gerçekten anlatabileceğim en basit şekilde anlattım, burada anlattığımı yorumda nasıl anlatayım.

Ayrıca eklemem gereken bir şey var. Şablonların düzeni hoşuma gidiyor, fakat bu şablonlarda sevmediğim iki şey var. Birisi yorum kısmında ikincisi ise bazen yazı puntoları küçük olması. puntoları büyütmenize izin vermiyor şablon. 

Görüşürüz pisicikler

Sahipsiz Cümleler

10 Ağustos 2014

Düşünce Odası

Tüm her şeyi bırakın ve sadece düşüncelerinizle baş başa kalın. Dertlerinizi durum kutusuna yazın ve onları yıldız gibi patlayarak yok olmasını izleyin. Kimseye söyleyemediğiniz, dinlese beni anlamaz zaten duvara anlatmış gibi olacağım dediğiniz, aklınıza ne gelirse. Sizi üzen, karmaşık durumda hissettiren şeyleri yazın ve sizi üzen kelimelerin yıldız gibi kaydığını görün. Saçma gelmesin gerçekten içinizde tuttuğunuz bir şey varsa yazın buraya rahatlayın. Düşünceleriniz binlerce yıldıza dönüşecek. Benden tavsiye. Düşünce odasına buradan.


TIK

 (Boşluk tuşuna bastığınız zaman cümlelerin daha hızlı değişmesini sağlayabilirsiniz. Cümlenizi yazdığınız kutu tekrar karşınıza çıkacak bilgisayarınızın boşluk tuşuna basmazsanız çok bekliyorsunuz.)


Hiç düşünce orucu tuttunuz mu? Şuan benim şu yazımı okurken bile zihninizde o kadar çok şey var ki. Beynimizi yönetemediğimiz zaman o düşünceler hayatımıza öyle yön veriyor ki. Düşünce meditasyonu diyorum ben buna ileri de size yaptığım bir şeyden bahsedeceğim. Şimdilik bunla idare edin.

Şimdi vereceğim bu iki siteden birini size en uygun olanı seçin. Hiç bir şey düşünmeden ya gözlerinizi kapatıp, bulunduğunuz o deniz kenarını hayal edip dalga sesini dinleyin. Ya da yağmur sesini tercih sizin. Yani dalga ya da yağmur sesine odaklanın. En az 2 dakika boyunca hiç bir şey düşünmek yok. Sanki hafızasını kaybetmiş biri gibi.

Yağmur için TIK!

Dalga sesi için TIK!

8 Ağustos 2014

Maviş ve Civcikler



  


Dev ayakların altında
Cam kırıkları yüreğim..
Bir fil yolu açtı mı
Talandır..
Unutmabeni çiçekleri
İlk dağılandır..
Yeşerir mi sanırsın
Sulasan ağır hortumunla?
Fildişi avcıları yakındır
Acınası yalnızlığında..

Ece Arabul Günel

Şiir pek uymadı aslında; fakat kısa bir şiir gerçek hayatı nasıl iyi özetliyor. Masamda bana gülümse diyen maviş bir fil ve civcikler ( civciv değil civcik) :) 

5 Ağustos 2014

Geleceğin Mesleği Bloggerlık

Blog Yazarlığı, geleceğin mesleklerinden biri olacak. Sanallaşan, sanal reklamların yoğunlaştığı bir Dünya’ya adım attık bile. Bundan birkaç sene önce internetten giyim alışverişi yapacağımızı söylediğinde gülerdik değil mi? Hatta ben bile demiştim internetten giysi mi alınır, diyerek. Şimdi internetten aldığım en sevdiğim giysiler arasında elbiselerim var.

Anarşi sadete gel bunun blog yazarlığı ile alakası var diyebilirsiniz. Çok büyük bir alakası var. Bloğunu kapatıp giden arkadaşlar ileride pişman olacak. Çünkü artık reklamcılık bloglara sıçramaya başladı. Özellikle Blogspotlar artık markaların gözdesi haline gelmeye başlamış durumda. Ve ayrıca şirketler metin yazarları aramaya başladı bile şu an yeni olsa da. Ve genellikle aradıkları şartlar önceden blog yazarlığı yapmış olmak.

2 Ağustos 2014

Özlem


Bugün twitter da  Ali Çalışkan paylaştığım bir tweet üzerine bundan şiir yazılır demişti; ama bende şiir kabiliyeti olmadığı için pek ses çıkartamadım o konuda. Kullandığım iki cümleyi öyle güzel bir şiir haline getirmiş ki bayıldım şiire. Teşekkür ederim bu güzel şiir için. Şiirin adını yazmamış ama ben Özlem koydum şiirin adını. 




Buharlaşıyordum… 
Elimi kolumu bağlasalardı keşke de;
Aşık olmasaydım toprağına, yeşiline, denizine… 
Birazdan yağmur olup yağacağım,
Birazdan katre katre yağacağım dudakların arasına.
Deliliğim eşikte,
Beklemiyor ayrılık..
Sahi sevgilim, tadım nasıldı?
Birazdan şekere/şireye batırılmış elma gibi yağacağım,
Dudaklarındaki kıvrımlara.
Temizleyebilirmiyim kirletilmiş bedenini hep yağsam?
Unutabilirmisin geçmişi,
Dudağından kalbine aksam.