30 Eylül 2014

Sonsuza Dek !


Adam:  Kalpsiz yaşayabilir mi bir insan?

Kadın:  Yaşayamaz!

Adam:  Ama ben yaşıyorum. Sanki kalbimi almışlar. Kalbimin bulunduğu kısım bomboş. Hiçbir şey hissedemiyorum.

Kadın: Üzüntüyü, sevinci, aşkı, sevgiyi, mutluluğu… hissetmediğin olmadı mı hiç eğer bunları hissediyorsan kalbinin olmadığını söyleme.

Adam: Şimdi bunların hiç birini hissetmiyorum.

Kadın: Sevgiyi de mi? 

Adam: Sevgi mi, hiçbir anlam ifade etmiyor kalbime.

Kadın: Kimseyi sevmedin mi?  Kimse seni sevmedi mi?

Adam: Sevdim ve sevildiğimi sandım. Belki de………

Kadın: Belki de sevgiye inancın kalmadığı, güvenemediğin için böylesin. Sevgi kalbin besinidir ve sen en önemli besinini kestin.

Adam: Yorulmuştum artık. Aşk adına, sevgi adına yüklediğin şeyin boş, insanların ne kadar yalancı olduğunu görünce her şeyden, sevgiden, aşktan vazgeçtim. Her şey anlamsız bomboş…

Kadın: Sen de o yalancı dediğin insanlara benzettin kendini. Ya seni sevenler onları hiç düşünmedin mi?

Adam: Beni seven mi, hahahaha…..

Kadın: Evet seni sevenler!

Benim gibi.

Kadın: Beni sevemez misin? Beni sevmeyi deneyemez misin?

Adam: Benim gibi taş kalpli bir insandan sevgi mi umuyorsun?

Kadın: Biliyorum bu durum çok küçültücü, gurur kırıcı bir durum!

Adam: Yo hayır hayır öyle düşünme.

Kadın: Tek istediğim şey beni sevmen. Seni hiç bırakmayacağım desem, Sonsuza kadar hep yayında olup elini tutacağım desem yine de sevmez misin beni. Seni seviyorum, yarın da severim sonra da sonrada ölene kadar. Hiç bıkmadan keşfederim seni yine severim yine yine…

Adam: Lütfen sus! Hem aşka inanmıyorum ben.

Kadın: Şimdi dinle beni, sil aklından “ Aşk yalan, yok cümlelerini”  aşk var, gece yatağında uyurken durduk yere o aklına geliyorsa aşk var. Sokaktan geçen bir kişinin sıktığı parfüm onun kokusunu aklına getiriyorsa aşk var. Arkadaşlarınla sohbet ederken hem de gereksiz yere o aklına geliyorsa durduk yere hüzünleniyorsan aşk var. Onunla konuşmadığında günün berbat geçiyorsa aşk var. Kalbin onun yokluğunda sızlıyorsa aşk var. Ve ben bunların hepsini sen de hissediyorum.  Şimdi ver elini bana. Aşkı birlikte öğrenmeye ne dersin?

Adam: Sonsuza dek?

Kadın: Evet, sonsuza dek!!.

Not: Kurgudur.

Sahipsiz Cümleler

29 Eylül 2014

Hayat Bir Seçimden mi İbaret?


Şuana kadar hayatla ilgili milyonlarca tanım yapılmıştır. Öyle uzunca, sayfalarca tanım yapmaya gerek yok. Aldığım psikoloji, sosyoloji dersleri, kursta edindiğim danışmanlık dersleri bunu anlatmama yetmez. Zira o kadar bilgili değilim, zaten derslerde de anlatılmıyor bunlar. Anlatacaklarım benim deneyimlerim. Ben, hayatı tek bir kelime ile anlatabilirim. Bedel.

Evet, yanlış okumuyorsunuz. Hayat seçimlerimiz sonucunda ödediğimiz bedel.

Mesela,  ünlü olmayı seçtiğinde ödediğin bedel, özgürlüğün. Hata yapma, mutsuz olma özgürlüğün bile alınır elinden.

Benim şimdi şu yazıyı yazmam bir bedel. Benim için daha önemli olan işlerimi aksatıyorum çünkü.
Sizin benim şuanda yazımız okumanız bir bedel, yorum yapmanız bir bedel.

Aşk bir bedel, sevgilimize dair seçimlerimiz bedel. Mesela, kültürel vb. yönden farklı olduğunuzu bile bile onu seçmek bir bedel.

Yani demem o ki hedefiniz, istediğiniz neyse bedel ödemeden hiç şeye sahip olamıyorsunuz. Mutsuzluğa bile. Ama bu bedellerin yanında sahip olacaklarınız da olacak tabi.

Hepimiz Aladdin’ in sihirli lambasıyla karşılaşıyoruz hayatta.

Dile benden ne dilersen diyor hayat. Yalnız bir farkla kendin çabalayacaksın, ben sana yaşamanla yeterince fırsat veriyorum zaten.

O yüzden bir işe kalkışırken hep düşünün arkadaşlar. O an size çok cazip gelebilir.

Hedefin ne?
Sana sunulan o an iyi gelen şey ne?
Seçimin ne?
Hedefinizi yerine getirmek için ödeyeceğiniz bedel ne?

Onu sorgulayın. Ben bu yolu seçersem nasıl bir bedel öderim, sorularını sorun kendinize. Emin olun o sorularınız cevapsız kalmıyor.

Sonra o bedeli sonuna kadar ödemeye kararlı mıyım? Bunun cevabını lütfen dürüst bir şekilde verin kendinize. Çünkü, insan en çok kendini kandırıyor.

Mesela, bir ilişkiye başlıyorsanız ve büyük bir farklılık varsa hayata bakışınız, kültürel yapı, aile farklılığında. Bunun bedelini ödeyebilir miyim, bunun bedelini öder mi, diye sorun? Ki azıcık bir şüphe varsa. Girişmeyin bu işe. Kendinizi üzersiniz, en önemlisi karşınızdaki insanı üzersiniz.
Bunu örnek verdim ama hayata dair birçok örnek verilebilir.


İnsana çok başarı mutluluk getirmiyor, çok para mutluluk getirmiyor. Modern toplumda para anlayışı çok değişti artık. Parasıyla diğerlerinden üstün olmak, farklı olmak istiyor insanlar ve farklı olma, üstün olma yarışı içinde gittikçe daha çok boğulup, huzursuz oluyorlar.  Sizin mutlu edecek kadar başarı, para. Sizi mutlu edecek kadarını isteyin hayattan. Ve bir şeyi gerçekten istiyorsanız, onun uğruna sonuna kadar bütün bedellere katlanacak kadar cesaretli olun, sızlanmayın; çünkü bu yolu siz seçtiniz.

Sahipsiz Cümleler

25 Eylül 2014

Hayat Bir Bilmece


"Kaderini sev, belki seninki en iyisidir."



Bir yandan kendi hayatı değiştirmeye, hayatımı şekillendirmeye çalışırken,  hayat bana ne sürprizler hazırlıyor bakalım. 


Sahipsiz Cümleler

22 Eylül 2014

Üç Oda Bir Salon

Topuklu ayakkabısının çıkardığı

Tık! Tık! Tık! Tık!

Sesiyle birlikte karanlık loş bir koridordan ilerledi genç bayan. Durup, sağlı sollu koridor boyunca düzülmüş ve yıpranmış tahta kapılara, boyası dökülmüş demir kapılara baktı bir müddet. Aralarında kapısı olmayan odalarda vardı terk edilmiş, ağlama sesi gelen odalarda. Tek farkı bazı odadan kadın hıçkırıkları duyuluyordu bazı odadan da bir erkeğin gözyaşını gizlemeye çalışmasından dolayı sadece burun çekişi duyuluyordu.  Bazen de bağıran, bir şeyleri kırıp döken insan sesleri yankılanıyordu koridorda.

Koridorun sonuna kadar bir müddet ilerledi. Gri renkli kapının altından çıkan dumanın ne olduğunu anlamaya çalıştı. Sigara dumanı olduğunu fark edince, gri kapının tam karşısındaki kahkaha sesleri gelen pembe kapıya baktı. Burada bulunan evler içinde mutlu olan tek insanlar diye geçirdi içinden.

Koridorun sonunda üst kata çıkan kıvrımlı merdinin yanına gidip merdiven boşluğundan bakışını merdivenin sonuna dikti. Binanın üst kısmı camlarla kapatılmıştı. Giriş katındaki koridor gibi yer yer dökülmüş, kırılmış ve sağlam camlara baktı bir müddet. Apartmanın loş olmasını sağlayan nokta bu kısımdı. Güneş ışığı kırık camlardan dünyadan, insanlardan saklanmak için bir karanlık binayı, koridorları seçmişti sanki.

Başını eğip ayakucuna düşen ışığa baktı bir müddet. Binadaki evlerden gelen gürültülerle ışığın içindeki tozlar dans ediyordu sanki.  Işığa gözleri o kadar alışmıştı ki geldiği koridora baktığında genç kadının teninin beyazlığına inat kapkaranlık bir boşluk gördü ardında.

Yavaş adımlarla merdivenlerden çıkmaya başladı genç kadın. Sanki uyuyan bir çocuğu rahatsız etmesin diye ayakkabısının uç kısmına basarak adımladı tek tek merdivenleri taki son kata kadar. Belki de bu şekilde yürümesinin tek nedeni vazgeçip geldiğini belli etmeden geri dönmekti.

Çok uzun boylu bir bayan olmasa bile çatı katı olmasından dolayı binanın tavanına elini uzatsa rahatlıkla değebilirdi. Beyaz tahta kapının önünde durdu bir müddet.  Siyah dalgalı saçını eliyle düzeltti. Limon sarısı elbisesini çekiştirdi. Siyah ten çorabının bilek kısmında tel kaçığı vardı ama siyah topuklu ayakkabı çirkin görüntüyü engelliyordu.

Kaynak: Wallcoo ücretsiz resimler

Cesaretini toplayıp, titreyen parmaklarına söz geçirebilirse kapıyı çalacaktı. Elini yumruk yapıp kaldırdığında kapı açıldı ve karşında uzun boylu adam ona bakıyordu. Hoş geldin diye gülüyordu ama gözlerindeki hüznü okuyordu, genç kadın. Genç adam hızlı bir çeviklikle valizini aldı içeri. Hadi ne bekliyorsun girsene içeri dedi güzel genç kadına.

Üç oda bir salon ev küçük, olabildiğine dağınık ama sevimliydi. Köşe de tozlanmış pelüş bir ayı. Kahverengi güneşten açılmış pencerenin kenarında duran tekli koltuk. Yerdeki yırtılmış kâğıtlar, fotoğraflar, cam kırıkları. Ayakkabıların bıraktığı ayak izleri doluydu evin her tarafı. Genç kadın:

Sen her zaman bu kadar dağınık mısın? Buraları hiç toplamayı düşünmedin mi? Seninle yaşayacaksam bunlarının biraz temizlenmesi lazım. Duvarlarda binlerce çizik, ne olduğu belli olmayan lekeler, yerdeki ayak izleri, toz… hangisinden bahsedeceğimi bilemiyorum. Böyle bir yerde yaşamayı mı layık..

Genç kadın sözlerini tamamlamadan, genç adam layık görmüyorum, sadece ben ben ben! Bilmiyorum hasta hissediyorum kendimi, temizleyemedim işte. Sen temizlersin diyerek koyu yeşil kanepeye cansız bir oyuncak gibi oturdu.

Genç kadın eline geçirdiği süpürge ve kürekle cam kırıklarını ardından kâğıt parçalarını topladı yerden. Pencereyi açıp odayı havalandırdı. Kahverengi kanepeyi çırparken çıkan tozlardan kısa bir süre öksürdü. Sildi, süpürdü tekrar sildi tekrar süpürdü. Güzel olduğu kadar zeki de olduğunu düşünerek genç adam ürkek gözlerle bu süre içerisinde hiç hareket etmeden izledi kadını. Terini elinin tersiyle silişine, tokalarını unuttuğu için kızıp bir müddet sonra topuz yaptığı saçına kalemle toka yapmasını izledi izledi..

Uffff! Çok yoruldum deyip kanepeye, yanına oturana dek.

İyi hoşta bu duvarları ne yapacağız. Boyasan bile kapanmaz bu duvarlar. Sanki  ev de vahşi hayvan yetiştirilmiş gibi. Öfff! Neyse yine de adama benzedi ev. Yalnız şu koridorun sonundaki odayı açamadım, kilitli. Genç adam telaşlı halde: orayı da sonra temizlersin. Genç kızın dikkati çoktan dağılmıştı bile son söylediği cümleyi bile duymadığına emindi.

Burada bir kaçak var. Şu mikrop yuvası pelüş ayıyı da attık mı, tamamdır.

Genç adam, sinirli bir şekilde yerinden kalkıp hayır diye bağırdı. Bu o kadar şiddetli bir bağırmaydı ki. Binadaki tüm sesler susmuş, hayır sesinin hangi kattan hangi  evden geldiğini merak ediyor olmalılardı. Genç kadın saçındaki tahta kalemi sinirle çekip yere, adamın ayaklarının dibindeki zemine fırlatıp

Hayır, hayır ha neden hayır, bu eski sevgilinindi değil mi? Eski sevgilinindi değil mi diyorum! Başından itibaren buraya gelmem hataydı. Ben değişeceğini sanmıştım. Her kadın erkeğinin kalbinde tek kişi olmayı isterdi. Ayrıldığında bile onun başkasını sevmiş olma fikrine bile katlanamayan bir varlıktan, nasıl istenirdi bu.

Dolmuş gözlerle bir müddet elinde pelüş ayıyı tutan kafasını eğmiş, susmuş adama baktı. Bir damla gözyaşı yanaklarından çenesine doğru kaydı. Elinin tersiyle silip, bu sessizlik her şeyi söylüyor diyerek daha açmadığı valizini eline alıp kapıya doğru yöneldi. Genç adam ne yapacağını bilmez, donmuş halde bir pelüş ayıya güzel kadına baktı.

Dur ne olur gitme! Ne olur! Dedi ağlamaklı sesi.

Titreyen elleri ile ardından boynuna sarılıp ne olur dedi tekrar. Ya ardından kenetlenmiş o elleri serte itip gidecekti. Ya da dönüp sarılacaktı. Onu bu bakımsız, hırpani hale gelmiş yerde tek başına bırakmayı hak ediyordu ama adamın, genç kadının sırtında bıraktığı gözyaşları ruhunu yaralayan bir tuz ruhu, yakıcı bir deterjandı sanki.

Hafif bir şekilde ellerini bedeninden ayırıp, genç adama döndü yüzünü. Tamam, bu pelüş ayıyı atabilirsin. Ama ne olur gitme sana çok ihtiyacım var. Sen de gidersen sen de gidersen…
Gitmemen için ne yapayım!

Sen sen bana demiştin ki, sen bana söz vermiştin dedi kadın. Gitmeye kararlıydı. Buraya gelmem hataydı zaten.  Başarabileceğimi sandım ama hayaletle savaşılmıyormuş.

Adam dizlerine kapandı bu sefer. Onu ayaklarının dibinde görmek rahatsız etti genç kadını. Eğilip ayağa kaldırdı.

Tamam git! Ama gitmeden son bir şey göstereceğim sana onu gör öyle git.

Peki!

Masanın üstünde duran ağzı kırıp vazoyu ters çevirdi, içinde düşen anahtarı alıp kadının elinden tutup koridorun sonundaki kilitli sol alt odayı açtı. Genç kadın odayı gördüğünde donmuş ve şaşkın halde ne diyeceğini bilemeden öylece kapının girişinde kala kaldı. Bir masalın sayfasından bu dünyaya gelmiş bir odaydı sanki burası her renkten bir tutan pırıl pırıl. Diğer odalara inat tertemiz, büyülü bir Dünyaya açılan kapı. Genç adam,

Burası benim üçüncü odam. Kirletmemeye çalıştım. Bu odayı ilk gören kişi de sensin. Bu odada kalmak ister misin?

İnsanın kalbi dört odacıklıydı. Kalbinin üçüncü tertemiz odasını ona ayırmıştı. Diğer odaları yaşanmışlıklarla doluydu bu oda ise onun nefesiyle dolacaktı. Bu Dünya da bir kadına verilebilecek en güzel hediye değil miydi bu?

Gözleri yaşlarla dolan genç kadın ağlamaya başladı. Evet dedi evet diyerek boynuna sarıldı genç adamın. Genç adamda tek tük gözyaşlarını döküyordu ama genç kadının gözyaşları sağnak yağmur gibiydi sanki. Eğilip gözyaşlarından öpüyordu genç adam sevdiğinin. Kadın her zamanki gibi sevimli haliyle elinin tersi ile gözyaşını silip. Bir şartım var dedi adama.

Bu oda bana ait ve sana ikimize ait. Biliyorum diğer odalardaki izleri silmek zaman alacak belki çoğu izi yok edemeyeceğiz bile. Birinci şartım ben o izleri silerken sen de yardımcı olacaksın ikinci şartım. Bu oda kiralık değil ömrümün sonuna kadar bana ait bunu beynine kazıııı!, anlaştık mı?

Anlaştık deli kız, anlaştık sevdam, anlaştık kadınım.

Kadın odanın içine girip köşe de duran gitarı eline aldı. Eline şu ana kadar gitar almamıştı ama pencerenin pervazına oturup gitardan çıkardığı hafif tınıyla şarkı mırıldanmaya başladı.

“Yavaş ol, seni aptal.
Yavaş ol, seni aptal.
Niye acele ediyorsun?
Seni bu kadar üzen ne?
Seni seviyorum.
Seni seviyorum.”

Ehh! Bu kadar diye, genç adama gülümseyerek.  Kucağındaki gitarla odanın penceresinden dışarı bakıp içinden sessizce burası bizim odamız dedi.

Her ne kadar dilden düşmese de kadının ve erkeğin eşit olmadığı zamanlar vardı işte. Erkeğe tertemiz, temiz değilse bile sevdiğiyle o evi en güzel ev halin getirecek biri olmalıydı. Kalbinin odacığında kadınını saklayıp, kollamalı, sevmeliydi. Kadında sunulan o eve ömrünün sonuna kadar narin bir çiçeğe bakar gibi bakmalıydı, temiz tutmalıydı, sevmeliydi.

Not: Eski yazılardan hatırlatmalar.


Sahipsiz Cümleler

15 Eylül 2014

Gökyüzüne Bak

Not: Yine uzun bir yazı ile karşınızdayım. Ne yapayım 250 sayfalık yüksek lisans tezi yazmış kişi hastalığından kurtulamadım daha. Bu kısaltılmışın kısaltılmış hali hehehe… Neyse zevkle, merakla okuyacağınıza eminim. Olmazsa yazıyı birkaç güne bölün öyle okuyun. Bu yazı bir kaç gün idare eder. Bu arada eskisi gibi sık paylaşım yapamayacağım pisicikler. Hatta hiç paylaşım yapamayabilirim. İhmal edebilirim bloğu öptüm sizi. Görüşmek üzere.

Hep başına buyruk bir kız oldum ben. Ani kararlarım oldu her şeyde tercihlerimde, seçimlerimde aşkta bile. Belki istediğim çoğu şeyi bu hayatta yerine getiremedim. Ya da çaba sarf etmeyip bahaneler uyduruyorum kim bilir. İlk defa kendim için bir şey yaptım. Gerçi çoğunuz bunu çılgınlık diye adlandırır. Fakat ben bunun çılgınlık olduğunu sanmıyorum. Bugün farklı bir şehirde oda da gözümü açtım sabaha. Telefonum kapalı, bilgisayarım kapalı. Bütün sevdiklerime, beni merak edecek insanlara mail attım. Mektup gibi klasik bir şeyler mi yazacağımı sandınız.  Gerçi merak ederler mi onu bile tam anlamıyla bilmeden yazdım cümlelerimi.  Uzun bir süre burada yaşamak istiyorum. Sessizliği iliklerime kadar hissetmek istiyorum.

Bugün gökyüzü çok ilginç,  sanki beyaz bulutlarla gökyüzünün maviliği saklambaç oynuyor. Ve her zamanı ki gibi ebe olan yine gökyüzünün mavisi… Ben de gökyüzündeki o beyaz bulutlar gibiyim şimdi. Evet, valizimi yerleştirme zamanı. Çok giysi almadım yanımda, geri de bıraktığım hayatı hatırlatır diye kim bilir. Küçük bir yerde iş bulmayı düşünüyorum. Akşam gelirken gördüğüm kafeterya olabilir. İnsanlarla

-          Ne istersiniz?

-          Afiyet olsun.

-          Yine bekleriz. İyi günler! Dışında pek bir diyalogum olamayacak güzel bir iş.

Ezbere Dünya da bu kısa cümleleri ezberlemek zor olmasa gerek. Odam da çok eşya yok. Odamın çok kalabalık olmasını istemedim. Can Yücel’in şiirinden etkilenmiş olmamın katkısı var bunda.

Bağlanmayacaksın, öyle bir şeye körü körüne
Sen olmazsan yaşayamam demeyeceksin
Demeyeceksin işte, yaşarsın çünkü.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin….

Böyle bir şiir işte…

İnsanlardan uzaklaşıyorum ama bir eşyayla konuşabilirim ben. Kaynamamak için nazlanan çaydanlığa kızarım. Zamansız yere biten kalemin mürekkebine gönül korum.

-Oldu mu şimdi bu yaptığın.

Annem bu davranışlarımın çok normal olmadığını söyler. Şimdi düşününce hakikaten normal bir davranış değil.

Evet, kıyafetlerimi askıya asalım bakalım. Aaa.. burada bir şey var. Ne olabilir ki. Eski bir kutuya benziyor. Üzerinde mavi ve bordo taşları var. Öyle ışıl ışıl parlıyorlar ki, gerçekler midir acaba. Eğer gerçekse çok değerli olmalı.

Bu kutuyu açmak ne kadar doğru bilmiyorum ama. Şimdi bu küçük odanın kiracısı ben olduğuma göre. Açabilirim sanırım.

-Kusura bakma kutucuk. Şuan da oda da yabancı olan tek şey sensin. Seni tanımam lazım.
İçinde yazılı kağıtlar, notlar, fotoğraflar, kolye, gazete parçaları, kağıt katlama sanatı ile yapılmış rengarenk yıldızlar… İlginç, bir insan şeker niye biriktirir ki. Oldukça kalabalık bir kutu.
-Kutucuk seni daha iyi tanıyabilmem için boşaltamam lazım.

Notlarla doldu her taraf: “ Seni sonsuza kadar bırakmayacağım”, “ Gökyüzünün fotoğrafı ve üzerinde bir not. Gökyüzüne bak! Ne kadar uzak olsak da aynı gökyüzünü paylaşıyoruz.”  Bunun gibi binlerce not.


İki sevgilinin birbirine gönderdiği notlar olsa gerek. Birbirine uzak olan iki sevgili, belki de evli çifttirler kim bilir.  Kavuşmuşlar mıdır? Sevimli bir fanus, Bordo küçük yastığın üstünde minyatür küçük camdan ayakkabı, bu kutunun sahibi bayan olmalı. Cam fanusun nasıl bir hikâyesi vardır acaba. Belki cindirella karakterini çok seviyordur kadın ya da o hikâyede ki gibi tanışmışlardır. 

Birbirine sarılmış iki sevgili fotoğrafının ardında. Bu şarkıyı dinle, sana olan hislerimi ancak bu şekilde anlatabilirim notu: “ Kiss Me- Ed Sheeran” Bunun gibi binlerce not. Tek tek bakıyorum evet. Artık mahremiyetini yitirdi bu sevimli kutu. Yıldızlar, bunlara şans yıldızları deniliyor. Hediye edilen kişiye şans getirdiği inanılıyor. Anladığım kadarıyla ayrı kaldıkları gün boyunca bir tane yıldız yapmış olmalı kadın. Yoksa bu kadar çok yıldızın açıklaması olmaz.

“ Acemice çizilmiş gülen bir surat tarih 12.05.2012 geleceğim”  Merak sarıyor tabi yine beni. İnsanlardan uzaklaşacağım dedim ama şimdi iki çiftin aşk hikayesini merak ediyorum iyi mi?

Ve gazete kâğıtları, geçirilen bir trafik kazası. Farklı gazetelerden kesildiği belli olan onlarca haber, genç bir adamın kazasını anlatan. Tarihleri 11.05.2012. Haberi detaylıca okuyorum. Mert K. Aracının kontrolünü kaybederek aracı uçuruma yuvarlandı ve olay yerinde hayatını kaybetti.  İsmi tanıdık geliyor. Türkiye de binlerce Mert isminde kişi var. Ta ki! Bir gazete kağıdında resmini görene kadar. Hıçkırıklarla irkilip gözyaşlarına boğulmuş halde gözlerimi açıyorum.

Gerçekmiş gibi acı veren bir rüya. Dolabıma koşup kutumu inceliyorum. Ölmedi değil mi? Ölmediğinden emin olmak için. Ve açtığımda karşıma çıkan

11.05.2012 sevgilimin ölüm haberini veren gazete kupürleri.

Ve benim aptal gibi, ölümünü hala şaka gibi algıladığım, kabullenemediğim. Neredeyse haftanın büyük bir çoğunluğu boğuştuğum rüyalar. Ne kadar acınası haldeyim değil mi? Üstelik o kutuyu açarken neyle karşılaşacağımı biliyorum. Ama şaka olsun şaka diyorum her açışımda.

Belki de kendime kızdığımdan bu haldeyim. Ona daha çok seviyorum demediğimden, ona daha çok sarılamadığımdan, saçma sapan bahaneler yüzünden onun yanına gidemememden, onu üzdüğümden, pişmanlığımdan…

Hayat çok kısa hiçbir şey sevdiklerinize; Sarılmanız, sevginizi söylemeniz için bahane değil. O yüzden şimdi sarılın sevdiklerinize, sürpriz yapın, o ya da onlar gelemiyorsa siz gidin, en önemlisi çok geç kalamadan onlara sevdiğinizi söyleyin.

Can Yücel bağlanmayacaksın demiş, yaşarsın çünkü demiş. Doğru yaşıyorum evet ama bir gerçekle rüya arasına hapis olmuş şekilde.

Hayat çok kısa ama benim rüyam çok uzun, ölünce bu rüyadan uyanacağım sanırım ve sevgilime o zaman kavuşacağım.


Kahve Tadında’nın bana pasladığı mimdir. Mim yapmıyordum. Ama bana göre bu mim değil zaten. Bu güzel kurgu rüyayı yazma fırsatını kaçıramazdım.

Sahipsiz Cümleler

Anomi 3

Not: Çok bekletmek ve uzatmak istemedim. Yazılı olan metni tamamını paylaştım. Böyle paylaşım yapmamın nedenini bundan sonra bir tane daha bir paylaşım yapacağım bugün.O yazının sonunda açıklarım. Bu uzun yazıyı okuyanlara şimdiden teşekkürler. 

Anomi (1. Bölüm) TIK!

Anomi ( 2. Bölüm) TIK!

Yaşlı adam başıyla işaret edip karşısındaki kendisi için ayrılan boş alana oturmasını istemişti.. Sofraya oturur oturmaz, herkes bakışını üstünden çekip kaşıklara, çatallara sarılmıştı. Çıkan tek ses kaşıkların, çatalların tabaklara değerken çıkardığı ses ve ağız şapırtılarından başka bir şey değildi. Bir müddet şaşkınca insanları izledikten sonra, garip görüntülü yemeğin tadına baktı. Şuana kadar böyle güzel bir tatta yiyecek yememişti.

-Bu nedir, acaba? Diye sorduğunda. İnsanlar şaşkın bir şekilde başını kaldırıp, bir müddet ona baktıktan sonra kalabalığın büyük çoğunluğundan kahkahalar yükselmişti.

Melamis Usta elini havaya kaldırıp bu kadar yeter mesajı vermişti insanlara. Garip şekilde bu yaşlı adam ne derse insanlar karşı çıkmadan her dediğini yerine getiriyorlardı. Melamis Usta gözlerini gözlerinin içine dikerek:

-Garip bir kızsın. Medas’ın varlığından haberdarız. Onlarda bizden haberdar, halkı her ne kadar bilmese de. Biz senin, sizin gibilerin düşmanıyız ve sen düşmanımızı daha yakından tanımamızı sağlayacak bilgileri bize verecek önemli bir anahtarsın.

Genç kız, içtiği tatlı sıvıyı yuttuktan sonra:

-Neden, anlamıyorum. Düşman olmamızın nedeni…

Genç kız cümlesini tamamlamadan Melamis Usta sözünü bölüp:

-Düşmanız çünkü geceyle gündüz gibiyiz, düşmanız çünkü nefretle aşk gibiyiz. Uzun süre önce insanlar büyük bir savaş içerisine girdiler. Bir grup insan doğaya karşı zarar verecek teknolojinin karşısında yer aldılar, bir kısmı teknolojiyi tamimiyle reddettiler, bir kısmı da teknolojiyle bir bütün oldular. Teknolojiyi tamamiyle red eden insanların çoğu bu hayata tutunamadı hatta bu insanların tamimiyle açlık, hastalık ve çevresel koşullardan ve Medas’ın Dünyadaki insanları yok etmek için yaydığı ‘Iyoce’ virüsünden dolayı yaşamlarını kaybettiler. Biz teknolojiden belirli düzeyde yararlanılmasının gerektiğini savunan insanlarız. Teknolojiden yararlanmasaydık, Dünyanın, Medas’ın cellatlığından kurtulmamız mümkün değildi. Benim yönetimimde yetmiş kişilik grup var. Pisa buradan ibaret değil, gruplara ayrılıp teknolojiyle elverişli hala getirebileceğimiz topraklara, alanlara yerleşiyoruz. Uzun süredir, bu ülkelerin yönetimleri birbirine müdahale etmiyordu. Fakat son dönemlerde Medas’ın Pisa’yı aradığına dair duyumlar alıyoruz.

- Benden de Medas ülkesini ve Medas’ın neler planladığını öğrenmek istiyorsunuz.

- Evet. Melamis Ustanın ismini bilmediği için evetin sonuna sıfat getirmeye çalıştığını fark eden genç kız:

- İsmim, İnu. Pembe renkli efsanevi bir çiçeğin adıymış. Saçımda pembe olduğu için bu adı uygun görmüşler bana.

Melamis Ustanın yanından hiç ayrılmayan adam, pembe saçına dikkatlice bakarak ilk defa sesini çıkartıp:

- Tuhaf olan şeylerden birisi de o zaten.

Melamis söze girerek:

-Rey, Pisa’nın teknoloji besinini sağlayan kişidir. Yediğimiz yiyeceklerden, kaldığımız odalarımıza kadar Pisa’nın kalbini elinde tutan adam.

Rey gülümseyerek:

-Biz teknolojiyi hayatta kalabilmek için kullanıyoruz. Sizin gibiler ise Dünyayı yok etmek için teknoloji kullanıyorlar. Siz teknoloji ile yok ediyorsunuz biz de yok ettiğinizi teknoloji ile tekrar geri getiriyoruz. Yediğiniz patatesin tadını ve adını bilemeyecek kadar doğadan uzaklaşmış insanlarsınız.

İnu, başını öne eğip:

-Haklısınız patatesin adını biliyorum, görüntüsünü de ama ilk defa tadıyorum. Sizin oda olarak kullandığınız çiçeklerin, bitkilerin ve yiyeceklerin sergilendiği müzelerimiz var. Hepimiz görüntü olarak neye benzediklerini biliriz, kokularını da biliriz. Geliştirilen yöntemle var olamayan ya da imitasyon bir nesnenin gerçeğine yakın kokusunu alabiliyoruz. Yemek ihtiyacımızı ise günde bir defa aldığımız sıvılarla karşılıyoruz. Hazırlanan sıvılar dışında bir ürün tüketmeniz yasak,  ayrıca öyle bir ürün var olmadığı için tüketemezsiniz de.

Diğer kadınlardan güzelliyle fark edilen yeşil gözlü kadın söze girerek:

-Peki Medas’taki kadınların hepsi senin gibi mi? Böyle güzel; ama tuhaf.

-Evet, Medas’ta, Pisa’daki gibi farklı fiziksel ölçüdeki bayanlara hatta erkeklere rastlamanız mümkün değil. Bütün bayanlar, erkekler zayıftır, güzeldir, yakışıklıdır, uzundur ve hepsi sağlıklıdır.

Rey:

-Bu tabiki teknolojik yöntemlerle mümkün oluyor.

-Evet. Medas ülkesinin genel kuralları var. Bebek ana rahimdeyken genetik değişiklikleri yapılıyor. Medas çirkin, kusurlu,  aptal ve hasta bir insanın doğmasını kabullenemez. Bütün bunları önlemek için Medas’ta doğum öncesi ilk tedbirler alınır. Ailelerde istedikleri şekilde bebeklerinin genetiğinin değiştirilmesi üzerinde söz hakkına sahiptirler, tıpkı benim saçımın pembe olması gibi.

Kalabalığın içinden kimden geldiği belli olmayan bir ses:

-Kim çocuğunun saçının pembe olmasını ister ki?

İnu:

-Bu kadar benzerliğin içinde insanlar farklılık yarışı bu şekilde giriyorlar. Kimisi yeşil kıvırcık saç, kimisi mavi saç. Belli bir süre sonra bunlarda sıradanlaşıyor. İnsanlar bu benzerliklerinden kurtulmak için farklı arayışlar içerisine giriyor.

Rey elindeki çatalı bırakıp:

-Büyük ihtimalle işte de çalışmıyorsunuz.

-Bizim yerimize robotlar yapıyor işleri.

Rey gülümseyerek:

-Boş vakitten daha çok olan şey nedir, sizin hayatınızda. Nasıl vakit geçiriyorsunuz?

-Sinir Bağlantı Atölyesinde çalışıyoruz çoğumuz.

-Sinir bağlantı?

Her ne kadar unutmak istediği Medas’ı anlatmak istemese de, insanların merakını gidermek için:

-Sinirlerimize bağlı, sinir dürtülerimizle çalışan sanal ağ. Hem ürettiğimiz robotların sorunlarını gideriyoruz hem de üç boyutlu bu sanal dünya da istediğimiz kişiliklere, kimliklere bürünüp yaşayabiliyoruz, iletişim kurabiliyoruz. Beyninize yerleştirilen ciplerle hafıza kapasitenizi daha da artırıyorsunuz. Ya da unutmak istediğiniz bir şeyi, rahatlıkla beyninizden silebiliyoruz.

Adının Titan olduğunu öğrendiği yeşil gözlü bayan:

-Şuna vakit öldürüyoruz desenize. Ne kadar sıkıcı bir hayat.

Melamis uzun süren sessizliğini bozup:

-Asıl merak ettiğim senin Medas’tan neden kaçtığın.

-Mükemmellik. Her şey o kadar mükemmel ki. Ne aradığı mı bilmiyordum, ama uzun süredir tek hissettiğim şey tarif edilemez boşluktu. Bu düşüncemden kimseye bahsedemezdim. Ani bir şekilde ‘duygu odasına’ götürülüp duygularımı kontrol eden cip takılırdı büyük ihtimalle. Bir tuşa bağlı olan duygu durumunuz. Medas’ta mutsuz olan, psikolojik rahatsızlık yaşayan insan görmeniz neredeyse imkânsız.

İnu, üzerindeki giysisini sıyırarak karındaki kapsülleri gösterip:

-Vücuduma bağlı olan ilaç kapsülleri, size gösterebileceğim somut şeylerden biri. Sağlık İzleme Merkezinde vücudumuz sürekli kontrol altındadır. Vücudumuzun ilaca ihtiyacı olduğunda, sağlık merkezinde uyarı sistemi devreye geçer ve bağlı kapsüllerden gerekli ilaç tenimiz aracılığıyla kanımıza karışır.

Melamis:

-Medas’tan kaçma nedeninin sadece mükemmellik olmadığını düşünüyorum. Bir şeyler saklıyorsun bizden.

İnu, bir süre sessiz kalıp:

-Mükemmellik o kadar ileri boyutta ki çocuklar doğdukları andan itibaren ailelerinden koparılır. Ailelerin ay da bir gün çocuklarını görmelerine müsaade edilir. Çocuk Eğitim Merkezinde robotlar tarafından en uygun eğitimle büyütülür çocuklar. Ailelerin çocukların eğitimdeki yetersizlikleri böylece giderilmiş olur. Aynı şekilde Eşleşme Merkezleri bunun gibidir. Kişisel özelliklerin yanında genetikleri mükemmel bir şekilde uyum gösteren insanların çift olmasına izin verilir. Siz eşinizi seçemezsiniz, sizin yerinize Medas’ın robotları belirler. Yalnız bu kadar mükemmelliğe rağmen son dönemlerde Medas’ın büyük bir sorunu var. İnsanlar artık yarı robot, bir kadının çocuk doğurması imkânsız hale geldi. Oluşturdukları insan bedeninden bağımsız yapay rahimlerle teknolojik ortamlarda Medas’ın neslini devam ettirmeye çalıştılar; fakat bütün denemeler başarısızlıkla sonuçlandı. Rahim sorunu yaşamayan birkaç kadın kaldı ve o kadınlar Kulukça Merkezlerinde Medas’ın neslini devam ettirmek için kullanılıyor. O kadınlardan biri de benim.

Melamis, ürkmüş bir şekilde ayağa kalkıp

-Medas’ın neyin peşinde olduğu şimdi anlaşılıyor. Pisa kadınlarının peşinde. Medas’ın bizi bulması an meselesi. Şu kadının üstünü iyice inceleyin. Gerekirse vücuduna yerleştirilmiş cipleri bul, Rey.

Pisa halkının uzun süren toplantısından sonra verilen karar. İnu’nun Pisa ülkesinden çıkarılmasıydı. Her ne kadar ilkel görünseler de teknolojik olarak Medasla yarışacak güce sahiplerdi. Uzun süre Medas’tan gizli kalmayı da bu sayede başarmışlardı. Ülkenin yerini n tespitini engelleyecek bir teknoloji. Görünmezlik. Fakat, İnu’nun vücudunun herhangi bir yerinde bulunan cip Medas’ı buraya çekebilirdi.

Birden küçük toprağı inleten bir ses ortalığı kapladı, anlaşılan çok geç kalınmıştı. Koyu gölgeler yerleri kaplamaya başlamıştı çoktan. Gölge Şövalyelerinden haberdar olmayan Pisa haklı, şaşkınca yerdeki karartıların ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı ve artık hiç kimsenin yapabileceği hiçbir şey yoktu. Kadınlar, erkekler ayırt edilmeden gözlerinin önünde öldürülüyordu. Binlerce gölge kendisini teğet geçip bu yaşanan anı ısrarla görmesini istiyordu. Melamis Usta, Rey, Titan, pembe saçına kahkahalar atan küçük kız hepsinin bedeni kanlar içerisindeydi.

Medas, Pisa kadınlarının peşindeyse neden kadınları da öldürüyordu. İnu’nun kalbi suçlulukla beraber tarif edemeyeceği bir acı içerisindeydi, sanki kalbini iğne deliğinden zorla çekmeye çalışıyorlarmış gibi.

–Hepsi benim suçum, hepsi diyerek.

Gözlerini kapatıp yere doğru çömeldi. Uzun bir müddet insanların bağrışmalarını, ağlayan çocukların seslerini duydu. Gözlerini kapalı tuttu, taki daha şiddetli bir ses ve sarsıntı ortalığı kaplayana kadar.

Yerlerdeki toprak zemin, çiçeklerden odalar kayıp olup yerini metal bir zemin almıştı. Çevresindeki binlerce parlak ışığa gözlerini kısarak bir müddet baktı. Parlak ışığa alışan gözleri binlerce insanın onu izlediğini gördü. Alkışlayan, bağıran binlerce insan.

-Muhteşem, süpersin, salak seni, aptal!

Şaşkınca çevreye bakarken parlak ışığın içinde bir gölgenin kendisine doğru yaklaştığını gördü.

-İnu, harika bir gösteri izledik sayende, eğlendirdin bizi. Müthiş bir tiyatro izledik hem de yeni robotlarımızı denemiş olduk. İnsanlardan hiçbir farkları yoktu değil mi?

Bu ses, bu tanıdık ses Morma’nın ta kendisiydi.

- Seyircilere dönüp:

-Bu kadar eğlence yeter mi ne dersiniz?

Alkışlar ve tempolu el vuruşları içinde. Medas halkı:

-Yetmez, yetmez!


Sahte bir dekor yaratılmıştı ve insanlar bu neredeyse tamimiyle bomboş olan vakitlerini İnu’nun kaçmasıyla birlikte beş gün süren Realiyt şovunu izleyerek ve bahisse girerek geçirmişlerdi. Morma planını mükemmel bir şekil de uygulamıştı. Fakat Medas’ın planlamadığı bir şey vardı. Dünyaya zarar veren teknoloji karşıtı ve teknolojik olarak kendisinden üstün, Dünya’nın iyiliği için Medas’ı yok etmeye yeminli Zizan ülkesinin varlığından haberdar olmamalarıydı.

Sahipsiz Cümleler

12 Eylül 2014

Kayıp Ruhum Neredesin ?

Merhaba pisicikler!


( görsel googledan alıntıdır)

Sonbahar geldiği zaman herkes aşktan bahsediyor ya da insanlarda aşk duygusu daha da yoğunlaşıyor. Ben de böyle değil. Bir tek bende mi böyle etki yapmıyor merak ediyorum. Açıkcası sonbahar bana diriliş, kendine geliş mevsiminin yanında hüzün mevsimi de. Bugün aşk konusu açıldı. Ben de aşk hakkında ne düşündüğümü ilk defa paylaşacağım sizinle. Ben de bu mevsimin moda akımına katılmış olurum böylece.

Aşkın olup olmadığına daha emin olmuş değilim. Eğer aşk olsaydı bir kez aşık olurdu insan diyorum. Bir kişinin başkasını unutup diğer bir kişiye aşık oldum demesi bana göre yanlış. O hoşlanmaktan başka bir şey değil maalesef. Çoğu aşkı yaşadığını söylüyor; ama ben insanların gerçek aşkı yaşadıklarını sanmıyorum. Benim de yaşadığımı sanmıyorum.

Benim aşka tasavvufi bir bakışım var. Dinle pek alakalı biri olduğum söylenemez. Gerçi konumuz bu değil, benim dini düşüncem kimseyi ilgilendirmez, başkasının beni ilgilendirmediği gibi. Tasavvufun dini bir yönü olduğu için değinme gereği duydum sanırım. ( Tasavvufla hala ilgilenmekteyim, okuma, araştırma aşamasındayım)

Neymiş Anarşi aşka bakışın, derseniz. Benim aşka bakışım şöyle:

Tasavvufta ruhlar, Dünyaya gelmeden önce birbirlerini bulacaklarına dair söz verirler. Ne zaman birbirlerini bulurlar işte o zaman yarım olan ruhları tamamlanır.Ya da bulduğunu zannedip ruhları yarım halde mutsuz bir şekilde hayatlarını sona erdirirler. Kaybolan ruhunu bulup tamamlanan insanlar beşeri aşkını tamamlar. Ve ilahı aşka doğru yönelir. Ki beşeri aşk ilahı aşka ulaşmak için bir araçtır.

Şimdi çevreme bakıyorum binlerce, milyonlarca yarım ruhlarla dolu aşk adı altında çıkar ilişkisi. Sen bana 6 gram sevgi verdin, al sana 6 gram sevgi. Biz buna aşk demeliyim, ticari ilişki diyelim olur mu?

Hafızasını yitirmiş, verdiği sözü unutmuş ruhlarla dolu ortalık.. Çoğu kişi aşık ama yarım. İnsanlar birlikte, evli ama mutsuz. Eğer gerçekten insanlar beşeri aşkını bulsaydı Dünya bu kadar kötü olmazdı. Sevgi tohumu olmayan aksine karşılığını almadığımız zaman sevgisi, aşkı biten insanlarız biz. Klasik bir söz söyleyeceğim:

"Ben elmayı seviyorum diye elma da beni sevmek zorunda değil" demiyor artık kimse.

Karşılıksız hiç bir şey yapmıyoruz artık. Belki de en kolay şeylerden biri sevgi bile duymuyoruz. Karşılık alamadığımız zaman nefrete dönüşüyor hemen duygularımız. Kim gerçekten hayatı boyunca yalnız kalacağını bilse dahi, o kişiyi sevmeye devam ederse aşka inanırım ben. Bunu yapacak biri var mıdır sizce? Sanmam! Hemen aptal, enayi damgası yaftalanır değil mi o insan. Bir yandan aşka inanmıyorum, bir yandan da içimden bir ses. Özlem, aşk var diyor.

Oysa aşkın anlamı sarmaşık değil midir? Tıpkı ağacı saran sarmaşığın zamanla ağacı kurutup öldürmesi gibi. Aşkta insanı sarmalar ve acı verir.Hormonların oynadığı oyun,  bugün başkasına, yarın bir başkasına canım, cicim değil aşk.

Düşünüyorum da her insan aşkı arıyor. Verdiği sözün rahatsızlığını hissediyordur belki kalbinde. Belki insanın aşkı arayıp durmasının nedeni budur. Eksik, yarım ve acı çeken ruhunu huzura kavuşturmak istemesidir.

Ben gerçek aşkı yaşadığımı sanmıyorum. Ve yaşadıklarımda hoşlanmaktan başka bir şey değildi maalesef. Gerçekten aşık olduğunuz birinin hiçbir şey ifade etmemesi mümkün mü? değil. Benim yaşadıklarım hoşlanma, aşk demiyorum artık. Hoşlanma hissine kapıldığım insanlar benim için hiçbir şey oldu artık. Ne anı, ne üzüntü, ne mutluluk, ne göz yaşı...

Belki aptalca gelecek ama ben yarım olan ruhumu arıyorum. Umarım o da beni arıyordur. Aptalca evet; fakat onunla karşılaştığım zaman hissedeceğimi düşünüyorum. Gerçi aşk bazen kavuşmakta değil. İlla kavuşacağız diye bir şey de yok ama karşılaşırsam, kavuşursam ona soracağım ilk soru şu olacak:

Sen benim aradığım, kayıp olan ruhum musun?




Sahipsiz Cümleler

10 Eylül 2014

Anomi (2. Bölüm)

Anomi (1. Bölüm) TIK!

-Dünya da Medas’tan başka bir ülke. Diye fısıldadığında.

-Hanımefendi, odanıza götürmeliyim sizi, diyen kadının ince sesi gecenin sessizliğini bir bıçak gibi böldü.

Hızlı adımlarla önünde yürüyen genç kıza bakıp bir yandan da çevredeki evleri inceliyordu. Ağaçlarda, yerde, devasa mantarın üstündeki evler tamamıyla gül, sümbül, leylak gibi çiçeklerden oluşmuştu. Bir masal kahramanıydı sanki gizemli dünya da gezinen.

-Evler ne kadar ilginç.

Genç kız saçıyla oynamayı bırakıp, hızlı adımlarla ona bakmadan yoluna devam ederek:
-Onlar ev değil, oda. Herkesin bir odası var. Sadece uyumak için kullanıyoruz.

Kendisine verilen oda da yere serilmiş hasır. Testi içerisinde sudan başka hiçbir şey yoktu. Uzanıp bir müddet Medas’ta yaşadığı korkutucu günleri düşünmeye çalışsa da tamamen leylaklardan oluşmuş odasının rahatlatıcı kokusunda uykuya dalması uzun sürmedi.

Gün ağarmış, İnsanlar yemek hazırlıklarına başlamışlardı. Gece ağaca oyulmuş zannettiği merdivenler o kadar muhteşem bir şekilde tasarlanmıştı ki ağacın bir parçası zannetmemek elde değildi. Sarı, beyaz, pembe, mor, kırmızı çiçeklerden oluşan odalar, göz alıcı bir şekilde yapraklarındaki katrelerin ışıltısıyla hoş geldin diyorlar, göz kırpıyorlardı. Merdivenin başında onu gece odasına getiren genç kız zeytin tanesi gibi simsiyah iri gözlerini dikip:

-Melamis Usta sizi yemeğe bekliyor, diyerek yine geceki gibi çevik hareketlerle ortadan kaybolmuştu.

Yere serilmiş metrelerce uzun bir hasırın üzerine insanlar karşılıklı oturmuş, meraklı bir şekilde yine bedenini yukarıdan aşağıya süzmeye başlamışlardı. En fazla elli kişinin olduğu sofraya doğru yaklaşırken, kahverengi saçlı, sarı elbiseli küçük kız çocuğu, suratına bastırdığı ekmeği ağzından çekip:

-A! bu ablanın saçı pembe, diye bağırıp kahkaha atmıştı.


Küçük kız, büyük insanların bakışlarıyla söylediği cümleyi sesli hale getirmişti sadece. Bu insan kalabalığına ülke mi demeliydi yoksa bir topluluk mu? Fiziksel görünüş olarak insanlar kendisinden farklıydı. Siyah ve kahverengi saçlar, aynı şekilde siyah, kahverengi gözler. Güzel kadınlar, çirkin kadınlar, çirkin, yakışıklı erkekler. Kilolu, zayıf birbirinden görünüş olarak farklı insanlar. Şuan da emin olduğu bir şey varsa,  o da kendisinin bu insanlar içerisinde aykırı olduğuydu. 

Devamı sonra pisicikleeeer! :) Tamam bu sefer reklam uzun sürmeyecek :D 

Sahipsiz Cümleler

5 Eylül 2014

Kelebeğin Rüyası

Çok popüler olan şeylere ne olursa olsun takıntım var. Bir ara herkes Kelebeğin Rüyasını bloglarında paylaşıyordu. Şu paylaşma trafiği geçsin, insanlar filmi unutsun öyle izlerim dedim. Aradan bir yıl geçmiş hehehehe.... İzledim ve beğenmedim. O kadar övdükleri filim bu muydu dedim açıkcası. Bana göre filim vasat. Ama filmin baş aktörü ♥ Kıvanç Tatlıtuğ .♥  Süper! Her zamanki olduğu gibi bütün kalpler ona Rolüne o kadar uymuş ki ve o kadar iyi oynamış ki. Mert Fıratta tabi.

Benim gibi izlemeyenler varsa konusu kısaca şöyle.Film Zonguldak'ta, 1941 yılında başlar. Zonguldak'ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur (Mert Fırat) ve Muzaffer Tayyip Uslu (Kıvanç Tatlıtuğ), yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa'da da II.Dünya Savaşı yaşanmaktadır. Şairliğe ve sanatta bakışın daha oluşmadığı toplumda şiir ile uğraşan bu iki veremli genç toplum her kesimine şiiri sevdirmeye çalışmaktadırlar. Belediye Başkanı'nın kızı Suzan Özsöy (Belçim Bilgin)'un Zonguldak'a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer'in şiire olan inancı daha da artar. Muzaffer, Suzan'a aşık olur. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, ailesinin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940'lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir

Sahipsiz Cümleler

3 Eylül 2014

Hadi Mektup Yazalım

Size bir iyi bir de kötü bir haberin var blogcanlar. Mektup yazacağız. Mektup arkadaşlığını kast etmiyorum. Karşılıksız sevginize mektup yazacaksınız. Öyle ki onu çok seviyorsunuz ama itiraf edemiyorsunuz ona. Günler, aylar, yıllar geçiyor. Hep içinizde bir pişmanlık, acaba ona sevgimi söyleseydim ne olurdu? Gibi binlerce sorular. Ona mektup yazmaya karar veriyorsunuz. Kesinlikle eminsiniz ve cesursunuz bu konu da. Kararınızı verdiniz, yalnız bir terslik var nerede aradıysanız bulamadınız onu. Üzülüyorsunuz bu duruma derken



Sonra Alâeddin’ini sihirli lambası gibi sihirli bir şey buluyorsunuz. Diyor ki size sana bir şans veriyorum. Yıllarca sustuklarını yaz mektubuna. Mektubunu tamamladığında onu bulacaksın diyor. Sizde bir heyecanla kalemi kâğıdı elinize alıyorsunuz ve karşılıksız sevginize, sevdiğinize mektup yazıyorsunuz.

Ben karşılıksız sevgi yaşamadım diyebilirsiniz. Ben de yaşamadım karşılıksız bir sevgi. Ama o duyguya bürünebileceğinizi biliyorum çok yetenekli yazarlar var bloggerların içinde. Karşılıksız aşk yaşayan kişiler varsa içinizde kalemini daha iyi konuşturacağını düşünüyorum.

Tamam, Anarşi diyelim yazdık. Ne yapacağız diyebilirsiniz yazdıklarınız mektuplar Yitik Ülke yayınları tarafından seçilecek ve sizin yazdıklarınız mektuplar bir kitap haline getirilecek. Yitik Ülke tarafından piyasaya sürülecek.

Kötü haberim sadece bayanların mektup yazmalarını istemeleri. Onlarda biliyor Türk bayanları, erkeklerinden daha romantik :D Bir de emin olmadığım bir nokta var. Yazdığımız yazılardan telif hakkı isteniyor mu? Yani size maddi bir yükü oluyor mu bilmiyorum. Onu linkini vereceğim site de mail adresinden sorabilirsiniz. Öyle bir şey varsa. Şunu düşündüm ben erkeklerde yazsın ve bizim mektuplarımızın bir araya geldiği blogger dergisi yapmaya ne dersiniz.

Kitap için gerekli bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. 


Sahipsiz Cümleler