15 Eylül 2014

Gökyüzüne Bak

Not: Yine uzun bir yazı ile karşınızdayım. Ne yapayım 250 sayfalık yüksek lisans tezi yazmış kişi hastalığından kurtulamadım daha. Bu kısaltılmışın kısaltılmış hali hehehe… Neyse zevkle, merakla okuyacağınıza eminim. Olmazsa yazıyı birkaç güne bölün öyle okuyun. Bu yazı bir kaç gün idare eder. Bu arada eskisi gibi sık paylaşım yapamayacağım pisicikler. Hatta hiç paylaşım yapamayabilirim. İhmal edebilirim bloğu öptüm sizi. Görüşmek üzere.

Hep başına buyruk bir kız oldum ben. Ani kararlarım oldu her şeyde tercihlerimde, seçimlerimde aşkta bile. Belki istediğim çoğu şeyi bu hayatta yerine getiremedim. Ya da çaba sarf etmeyip bahaneler uyduruyorum kim bilir. İlk defa kendim için bir şey yaptım. Gerçi çoğunuz bunu çılgınlık diye adlandırır. Fakat ben bunun çılgınlık olduğunu sanmıyorum. Bugün farklı bir şehirde oda da gözümü açtım sabaha. Telefonum kapalı, bilgisayarım kapalı. Bütün sevdiklerime, beni merak edecek insanlara mail attım. Mektup gibi klasik bir şeyler mi yazacağımı sandınız.  Gerçi merak ederler mi onu bile tam anlamıyla bilmeden yazdım cümlelerimi.  Uzun bir süre burada yaşamak istiyorum. Sessizliği iliklerime kadar hissetmek istiyorum.

Bugün gökyüzü çok ilginç,  sanki beyaz bulutlarla gökyüzünün maviliği saklambaç oynuyor. Ve her zamanı ki gibi ebe olan yine gökyüzünün mavisi… Ben de gökyüzündeki o beyaz bulutlar gibiyim şimdi. Evet, valizimi yerleştirme zamanı. Çok giysi almadım yanımda, geri de bıraktığım hayatı hatırlatır diye kim bilir. Küçük bir yerde iş bulmayı düşünüyorum. Akşam gelirken gördüğüm kafeterya olabilir. İnsanlarla

-          Ne istersiniz?

-          Afiyet olsun.

-          Yine bekleriz. İyi günler! Dışında pek bir diyalogum olamayacak güzel bir iş.

Ezbere Dünya da bu kısa cümleleri ezberlemek zor olmasa gerek. Odam da çok eşya yok. Odamın çok kalabalık olmasını istemedim. Can Yücel’in şiirinden etkilenmiş olmamın katkısı var bunda.

Bağlanmayacaksın, öyle bir şeye körü körüne
Sen olmazsan yaşayamam demeyeceksin
Demeyeceksin işte, yaşarsın çünkü.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin….

Böyle bir şiir işte…

İnsanlardan uzaklaşıyorum ama bir eşyayla konuşabilirim ben. Kaynamamak için nazlanan çaydanlığa kızarım. Zamansız yere biten kalemin mürekkebine gönül korum.

-Oldu mu şimdi bu yaptığın.

Annem bu davranışlarımın çok normal olmadığını söyler. Şimdi düşününce hakikaten normal bir davranış değil.

Evet, kıyafetlerimi askıya asalım bakalım. Aaa.. burada bir şey var. Ne olabilir ki. Eski bir kutuya benziyor. Üzerinde mavi ve bordo taşları var. Öyle ışıl ışıl parlıyorlar ki, gerçekler midir acaba. Eğer gerçekse çok değerli olmalı.

Bu kutuyu açmak ne kadar doğru bilmiyorum ama. Şimdi bu küçük odanın kiracısı ben olduğuma göre. Açabilirim sanırım.

-Kusura bakma kutucuk. Şuan da oda da yabancı olan tek şey sensin. Seni tanımam lazım.
İçinde yazılı kağıtlar, notlar, fotoğraflar, kolye, gazete parçaları, kağıt katlama sanatı ile yapılmış rengarenk yıldızlar… İlginç, bir insan şeker niye biriktirir ki. Oldukça kalabalık bir kutu.
-Kutucuk seni daha iyi tanıyabilmem için boşaltamam lazım.

Notlarla doldu her taraf: “ Seni sonsuza kadar bırakmayacağım”, “ Gökyüzünün fotoğrafı ve üzerinde bir not. Gökyüzüne bak! Ne kadar uzak olsak da aynı gökyüzünü paylaşıyoruz.”  Bunun gibi binlerce not.


İki sevgilinin birbirine gönderdiği notlar olsa gerek. Birbirine uzak olan iki sevgili, belki de evli çifttirler kim bilir.  Kavuşmuşlar mıdır? Sevimli bir fanus, Bordo küçük yastığın üstünde minyatür küçük camdan ayakkabı, bu kutunun sahibi bayan olmalı. Cam fanusun nasıl bir hikâyesi vardır acaba. Belki cindirella karakterini çok seviyordur kadın ya da o hikâyede ki gibi tanışmışlardır. 

Birbirine sarılmış iki sevgili fotoğrafının ardında. Bu şarkıyı dinle, sana olan hislerimi ancak bu şekilde anlatabilirim notu: “ Kiss Me- Ed Sheeran” Bunun gibi binlerce not. Tek tek bakıyorum evet. Artık mahremiyetini yitirdi bu sevimli kutu. Yıldızlar, bunlara şans yıldızları deniliyor. Hediye edilen kişiye şans getirdiği inanılıyor. Anladığım kadarıyla ayrı kaldıkları gün boyunca bir tane yıldız yapmış olmalı kadın. Yoksa bu kadar çok yıldızın açıklaması olmaz.

“ Acemice çizilmiş gülen bir surat tarih 12.05.2012 geleceğim”  Merak sarıyor tabi yine beni. İnsanlardan uzaklaşacağım dedim ama şimdi iki çiftin aşk hikayesini merak ediyorum iyi mi?

Ve gazete kâğıtları, geçirilen bir trafik kazası. Farklı gazetelerden kesildiği belli olan onlarca haber, genç bir adamın kazasını anlatan. Tarihleri 11.05.2012. Haberi detaylıca okuyorum. Mert K. Aracının kontrolünü kaybederek aracı uçuruma yuvarlandı ve olay yerinde hayatını kaybetti.  İsmi tanıdık geliyor. Türkiye de binlerce Mert isminde kişi var. Ta ki! Bir gazete kağıdında resmini görene kadar. Hıçkırıklarla irkilip gözyaşlarına boğulmuş halde gözlerimi açıyorum.

Gerçekmiş gibi acı veren bir rüya. Dolabıma koşup kutumu inceliyorum. Ölmedi değil mi? Ölmediğinden emin olmak için. Ve açtığımda karşıma çıkan

11.05.2012 sevgilimin ölüm haberini veren gazete kupürleri.

Ve benim aptal gibi, ölümünü hala şaka gibi algıladığım, kabullenemediğim. Neredeyse haftanın büyük bir çoğunluğu boğuştuğum rüyalar. Ne kadar acınası haldeyim değil mi? Üstelik o kutuyu açarken neyle karşılaşacağımı biliyorum. Ama şaka olsun şaka diyorum her açışımda.

Belki de kendime kızdığımdan bu haldeyim. Ona daha çok seviyorum demediğimden, ona daha çok sarılamadığımdan, saçma sapan bahaneler yüzünden onun yanına gidemememden, onu üzdüğümden, pişmanlığımdan…

Hayat çok kısa hiçbir şey sevdiklerinize; Sarılmanız, sevginizi söylemeniz için bahane değil. O yüzden şimdi sarılın sevdiklerinize, sürpriz yapın, o ya da onlar gelemiyorsa siz gidin, en önemlisi çok geç kalamadan onlara sevdiğinizi söyleyin.

Can Yücel bağlanmayacaksın demiş, yaşarsın çünkü demiş. Doğru yaşıyorum evet ama bir gerçekle rüya arasına hapis olmuş şekilde.

Hayat çok kısa ama benim rüyam çok uzun, ölünce bu rüyadan uyanacağım sanırım ve sevgilime o zaman kavuşacağım.


Kahve Tadında’nın bana pasladığı mimdir. Mim yapmıyordum. Ama bana göre bu mim değil zaten. Bu güzel kurgu rüyayı yazma fırsatını kaçıramazdım.

Sahipsiz Cümleler

8 yorum:

  1. vardı böyle bir kutu, hınçla parçalandı, iyiki de parçalanmış =D gerek yok böyle romantik olmaya çünkü hak edecek kimse yok. yazma len böyle şeyler ^-^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazacam len işte sana gıcıklığına. Sen o güzel yazını niye sildin. Ama ben okudum yine de :D Olsun be bizde kısa da olsa bazı duyguları bize yaşattıkları için teşekkür ederiz.

      Sil
    2. Nere ara okudun be, hemen sildim ben onu, tarzım olsada öyle yazılar yazmak istemiyorum artık =/

      Sil
    3. Ne sandın sen beni. Hala okuyorum hehehehe :) Yaz, yaz ki rahatla içinde tutma.

      Sil
  2. Findigiiiiim simdi girebildim bloga. Bir bakayim napmis findik dedim selam vermek istedim yazini okumadim simdi sonra okucam haydiiiiin gorusuruzzzzzzz :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oy oyyy benim fındığım gelmiş. Yorum da yapıp gitmiş :)

      Sil
  3. Hımmm çok acıklı bir hikaye. Keşke rüyalarda kalsa böyle hikayeler, gerçek olmasa...
    Aslında mimi farklı anlamışsın sen :) Ben rüya olarak yazmıştım ama altta verdiğim kelimeleri kullanarak bir yazı yazmaktı amaç. Ama olsun böylesi de çok güzel olmuş. Teşekkür ederim yaptığın için :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :(( o zaman başka bir zamana yaparım :D artık ne zaman yaparım orası kesin değil.

      Sil