22 Eylül 2014

Üç Oda Bir Salon

Topuklu ayakkabısının çıkardığı

Tık! Tık! Tık! Tık!

Sesiyle birlikte karanlık loş bir koridordan ilerledi genç bayan. Durup, sağlı sollu koridor boyunca düzülmüş ve yıpranmış tahta kapılara, boyası dökülmüş demir kapılara baktı bir müddet. Aralarında kapısı olmayan odalarda vardı terk edilmiş, ağlama sesi gelen odalarda. Tek farkı bazı odadan kadın hıçkırıkları duyuluyordu bazı odadan da bir erkeğin gözyaşını gizlemeye çalışmasından dolayı sadece burun çekişi duyuluyordu.  Bazen de bağıran, bir şeyleri kırıp döken insan sesleri yankılanıyordu koridorda.

Koridorun sonuna kadar bir müddet ilerledi. Gri renkli kapının altından çıkan dumanın ne olduğunu anlamaya çalıştı. Sigara dumanı olduğunu fark edince, gri kapının tam karşısındaki kahkaha sesleri gelen pembe kapıya baktı. Burada bulunan evler içinde mutlu olan tek insanlar diye geçirdi içinden.

Koridorun sonunda üst kata çıkan kıvrımlı merdinin yanına gidip merdiven boşluğundan bakışını merdivenin sonuna dikti. Binanın üst kısmı camlarla kapatılmıştı. Giriş katındaki koridor gibi yer yer dökülmüş, kırılmış ve sağlam camlara baktı bir müddet. Apartmanın loş olmasını sağlayan nokta bu kısımdı. Güneş ışığı kırık camlardan dünyadan, insanlardan saklanmak için bir karanlık binayı, koridorları seçmişti sanki.

Başını eğip ayakucuna düşen ışığa baktı bir müddet. Binadaki evlerden gelen gürültülerle ışığın içindeki tozlar dans ediyordu sanki.  Işığa gözleri o kadar alışmıştı ki geldiği koridora baktığında genç kadının teninin beyazlığına inat kapkaranlık bir boşluk gördü ardında.

Yavaş adımlarla merdivenlerden çıkmaya başladı genç kadın. Sanki uyuyan bir çocuğu rahatsız etmesin diye ayakkabısının uç kısmına basarak adımladı tek tek merdivenleri taki son kata kadar. Belki de bu şekilde yürümesinin tek nedeni vazgeçip geldiğini belli etmeden geri dönmekti.

Çok uzun boylu bir bayan olmasa bile çatı katı olmasından dolayı binanın tavanına elini uzatsa rahatlıkla değebilirdi. Beyaz tahta kapının önünde durdu bir müddet.  Siyah dalgalı saçını eliyle düzeltti. Limon sarısı elbisesini çekiştirdi. Siyah ten çorabının bilek kısmında tel kaçığı vardı ama siyah topuklu ayakkabı çirkin görüntüyü engelliyordu.

Kaynak: Wallcoo ücretsiz resimler

Cesaretini toplayıp, titreyen parmaklarına söz geçirebilirse kapıyı çalacaktı. Elini yumruk yapıp kaldırdığında kapı açıldı ve karşında uzun boylu adam ona bakıyordu. Hoş geldin diye gülüyordu ama gözlerindeki hüznü okuyordu, genç kadın. Genç adam hızlı bir çeviklikle valizini aldı içeri. Hadi ne bekliyorsun girsene içeri dedi güzel genç kadına.

Üç oda bir salon ev küçük, olabildiğine dağınık ama sevimliydi. Köşe de tozlanmış pelüş bir ayı. Kahverengi güneşten açılmış pencerenin kenarında duran tekli koltuk. Yerdeki yırtılmış kâğıtlar, fotoğraflar, cam kırıkları. Ayakkabıların bıraktığı ayak izleri doluydu evin her tarafı. Genç kadın:

Sen her zaman bu kadar dağınık mısın? Buraları hiç toplamayı düşünmedin mi? Seninle yaşayacaksam bunlarının biraz temizlenmesi lazım. Duvarlarda binlerce çizik, ne olduğu belli olmayan lekeler, yerdeki ayak izleri, toz… hangisinden bahsedeceğimi bilemiyorum. Böyle bir yerde yaşamayı mı layık..

Genç kadın sözlerini tamamlamadan, genç adam layık görmüyorum, sadece ben ben ben! Bilmiyorum hasta hissediyorum kendimi, temizleyemedim işte. Sen temizlersin diyerek koyu yeşil kanepeye cansız bir oyuncak gibi oturdu.

Genç kadın eline geçirdiği süpürge ve kürekle cam kırıklarını ardından kâğıt parçalarını topladı yerden. Pencereyi açıp odayı havalandırdı. Kahverengi kanepeyi çırparken çıkan tozlardan kısa bir süre öksürdü. Sildi, süpürdü tekrar sildi tekrar süpürdü. Güzel olduğu kadar zeki de olduğunu düşünerek genç adam ürkek gözlerle bu süre içerisinde hiç hareket etmeden izledi kadını. Terini elinin tersiyle silişine, tokalarını unuttuğu için kızıp bir müddet sonra topuz yaptığı saçına kalemle toka yapmasını izledi izledi..

Uffff! Çok yoruldum deyip kanepeye, yanına oturana dek.

İyi hoşta bu duvarları ne yapacağız. Boyasan bile kapanmaz bu duvarlar. Sanki  ev de vahşi hayvan yetiştirilmiş gibi. Öfff! Neyse yine de adama benzedi ev. Yalnız şu koridorun sonundaki odayı açamadım, kilitli. Genç adam telaşlı halde: orayı da sonra temizlersin. Genç kızın dikkati çoktan dağılmıştı bile son söylediği cümleyi bile duymadığına emindi.

Burada bir kaçak var. Şu mikrop yuvası pelüş ayıyı da attık mı, tamamdır.

Genç adam, sinirli bir şekilde yerinden kalkıp hayır diye bağırdı. Bu o kadar şiddetli bir bağırmaydı ki. Binadaki tüm sesler susmuş, hayır sesinin hangi kattan hangi  evden geldiğini merak ediyor olmalılardı. Genç kadın saçındaki tahta kalemi sinirle çekip yere, adamın ayaklarının dibindeki zemine fırlatıp

Hayır, hayır ha neden hayır, bu eski sevgilinindi değil mi? Eski sevgilinindi değil mi diyorum! Başından itibaren buraya gelmem hataydı. Ben değişeceğini sanmıştım. Her kadın erkeğinin kalbinde tek kişi olmayı isterdi. Ayrıldığında bile onun başkasını sevmiş olma fikrine bile katlanamayan bir varlıktan, nasıl istenirdi bu.

Dolmuş gözlerle bir müddet elinde pelüş ayıyı tutan kafasını eğmiş, susmuş adama baktı. Bir damla gözyaşı yanaklarından çenesine doğru kaydı. Elinin tersiyle silip, bu sessizlik her şeyi söylüyor diyerek daha açmadığı valizini eline alıp kapıya doğru yöneldi. Genç adam ne yapacağını bilmez, donmuş halde bir pelüş ayıya güzel kadına baktı.

Dur ne olur gitme! Ne olur! Dedi ağlamaklı sesi.

Titreyen elleri ile ardından boynuna sarılıp ne olur dedi tekrar. Ya ardından kenetlenmiş o elleri serte itip gidecekti. Ya da dönüp sarılacaktı. Onu bu bakımsız, hırpani hale gelmiş yerde tek başına bırakmayı hak ediyordu ama adamın, genç kadının sırtında bıraktığı gözyaşları ruhunu yaralayan bir tuz ruhu, yakıcı bir deterjandı sanki.

Hafif bir şekilde ellerini bedeninden ayırıp, genç adama döndü yüzünü. Tamam, bu pelüş ayıyı atabilirsin. Ama ne olur gitme sana çok ihtiyacım var. Sen de gidersen sen de gidersen…
Gitmemen için ne yapayım!

Sen sen bana demiştin ki, sen bana söz vermiştin dedi kadın. Gitmeye kararlıydı. Buraya gelmem hataydı zaten.  Başarabileceğimi sandım ama hayaletle savaşılmıyormuş.

Adam dizlerine kapandı bu sefer. Onu ayaklarının dibinde görmek rahatsız etti genç kadını. Eğilip ayağa kaldırdı.

Tamam git! Ama gitmeden son bir şey göstereceğim sana onu gör öyle git.

Peki!

Masanın üstünde duran ağzı kırıp vazoyu ters çevirdi, içinde düşen anahtarı alıp kadının elinden tutup koridorun sonundaki kilitli sol alt odayı açtı. Genç kadın odayı gördüğünde donmuş ve şaşkın halde ne diyeceğini bilemeden öylece kapının girişinde kala kaldı. Bir masalın sayfasından bu dünyaya gelmiş bir odaydı sanki burası her renkten bir tutan pırıl pırıl. Diğer odalara inat tertemiz, büyülü bir Dünyaya açılan kapı. Genç adam,

Burası benim üçüncü odam. Kirletmemeye çalıştım. Bu odayı ilk gören kişi de sensin. Bu odada kalmak ister misin?

İnsanın kalbi dört odacıklıydı. Kalbinin üçüncü tertemiz odasını ona ayırmıştı. Diğer odaları yaşanmışlıklarla doluydu bu oda ise onun nefesiyle dolacaktı. Bu Dünya da bir kadına verilebilecek en güzel hediye değil miydi bu?

Gözleri yaşlarla dolan genç kadın ağlamaya başladı. Evet dedi evet diyerek boynuna sarıldı genç adamın. Genç adamda tek tük gözyaşlarını döküyordu ama genç kadının gözyaşları sağnak yağmur gibiydi sanki. Eğilip gözyaşlarından öpüyordu genç adam sevdiğinin. Kadın her zamanki gibi sevimli haliyle elinin tersi ile gözyaşını silip. Bir şartım var dedi adama.

Bu oda bana ait ve sana ikimize ait. Biliyorum diğer odalardaki izleri silmek zaman alacak belki çoğu izi yok edemeyeceğiz bile. Birinci şartım ben o izleri silerken sen de yardımcı olacaksın ikinci şartım. Bu oda kiralık değil ömrümün sonuna kadar bana ait bunu beynine kazıııı!, anlaştık mı?

Anlaştık deli kız, anlaştık sevdam, anlaştık kadınım.

Kadın odanın içine girip köşe de duran gitarı eline aldı. Eline şu ana kadar gitar almamıştı ama pencerenin pervazına oturup gitardan çıkardığı hafif tınıyla şarkı mırıldanmaya başladı.

“Yavaş ol, seni aptal.
Yavaş ol, seni aptal.
Niye acele ediyorsun?
Seni bu kadar üzen ne?
Seni seviyorum.
Seni seviyorum.”

Ehh! Bu kadar diye, genç adama gülümseyerek.  Kucağındaki gitarla odanın penceresinden dışarı bakıp içinden sessizce burası bizim odamız dedi.

Her ne kadar dilden düşmese de kadının ve erkeğin eşit olmadığı zamanlar vardı işte. Erkeğe tertemiz, temiz değilse bile sevdiğiyle o evi en güzel ev halin getirecek biri olmalıydı. Kalbinin odacığında kadınını saklayıp, kollamalı, sevmeliydi. Kadında sunulan o eve ömrünün sonuna kadar narin bir çiçeğe bakar gibi bakmalıydı, temiz tutmalıydı, sevmeliydi.

Not: Eski yazılardan hatırlatmalar.


Sahipsiz Cümleler

18 yorum:

  1. Cok güzel bir yazi olmus canim benim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen beğendiysen kesin güzeldir :) Yalnız okunma oranı çok düşük :( Ben bu yazıyı bir öne taşıyıayım. Herkes ilk yazıya bakıyor sonrası yok :(

      Sil
  2. Çok güzel bir hikayeydi. insanın yitirdiklerinden kalanlarla özenle saf duygularını yok etmemeye çalışması onun gerçek sevgiye inancından olsa gerek. herkes bunu görebilse ve daha özenle yaklaşabilse..

    YanıtlaSil
  3. Kalp 4 odaciklidir cumleni mükemmel bağlamıssin hikayeye. Vaay bee dedim, yine yaptı yapacağını ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler canım uzun yazı korkutur herkesi okuduğuna değmiştir umarım. Ben böyle şaşırtırım sizi :)

      Sil
  4. Çok güzel Özlemcim, kalbinin kapalı ve temiz odacığı ha. Bayıldım, bayıldım
    :)
    Ben yazmış olsaydım diyeceğim kadar güzel, fikrine kalemine sağlık
    :)
    Ve aşk hep olsun
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler pehim! Evet Aşk hep olsuuuun!

      Sil
    2. Heeeey tekrar aynı heyacanla okudum. Kalemine sağlık
      :)

      Sil
    3. O zaman ben bir daha çok çok mutlu oldum :)

      Sil
  5. Çok güzel bir hikaye, hepimizin kalbinin odacıklarından birinde farklı bir umut vardır mutlaka :) Ne güzel anlatmışsın böyle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler hepimizin kalbinde çizikler var, can kırıkları var sadece aşk anlamında değil dostluk, arkadaşlık anlamında da işte o yaraları sarıp sarmalayacak, kalplerinin odalarını birlikte temizleyecek eş, sevgili, dosta sahip olmak Dünya daki en büyük zenginlik.

      Sil
  6. "sahipsiz cümleler" 'in sahibine merhabalar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa...Bloguma uğur böceği konmuş :) Uğur getirsin bana. Merhabalar. Sahipsiz Cümlelerin sahibeleri hepinizsiniz.

      Sil
  7. Yazı güzel ancak, bu yazıda geçen olay bir çok kitap ve filmden derlenip toparlanabilir. Alıntı yapılmasa dahi. İsterim ki insanlar kendine ait olan, içindeki duyguları barındıran yazılar yazsınlar. Kısa zamanda kendime ait yazıları paylaşacağım. Sağlıcakla kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Benimde aniden içimden gelen duygularla oluşturulmuş bir yazıydı. Söylediğinize katılıyorum bu tarzda film, kitap var mı bilmiyorum ama çoğu kişinin aklına gelebilecek bir içeriğe sahip.

      Sil
  8. Hikayeler insanı bir yerden bir yere sürükleyen ırmak gibi. Beni aldı götürdü hikayen tebrikler şekercan :)

    YanıtlaSil