29 Kasım 2014

Pamuk Şekeri

Uzun süredir yoga hakkında paylaşım yapmak istiyordum. Bu yazıyı neden yazmak için geç kaldım ben de bilmiyorum. Yoga demişken bağdaş kurup oturduğunuz yerde nefes alıp verip ımmmmm diye tuhaf sesler çıkartarak yapılan yogadan bahsetmiyorum. Zaten bu yogalar profosyenel işidir. Bir kurs vb. şeylerle öğrenilebilecek. Zaten yapmak istesem de benim gibi ciddiyetsiz bir insanın bunu yapabileceğini sanmıyorum. Gerçekten gülme tutar beni. İlk gün def edilirim sanırım.

Yoganın birçok çeşidi var. Tabi sinema, dizi vb. kitle iletişim araçları sayesinde en çok bilineni bağdaş kurulup yapılan yoga. Ben, katıldığım birkaç seminerde öğrendiğim iki şeyden bahsedeceğim size. Yoga olarak adlandırılıyor ama ben buna zihin dinlendirme diyorum.

Sessiz bir yere geçip sizi rahatsız edecek kimsenin, sesin olmadığı bir yerde. İsterseniz uzanarak, isterseniz oturduğunuz yerde ya da bağdaş kurup, gözlerinizi yumup nasıl rahat ederseniz, konumunuzu alıp beş dakika hiçbir şey düşünmeden duracaksınız.  Bunu başardığınızda bir boşluğa düşüyormuş ya da havalanıyormuşsunuz hissedebilirsiniz korkmayın. Bazı insanlar bunu yaparken korktuğunu söylüyor.

Ne var canım hiçbir şey düşünmeden beş dakika durmaya diyebilirsiniz; ama bu öyle çok zor ki ben daha şimdiye kadar beş dakika duramadım hiçbir şey düşünmeden. Resmen hafızanızı kaybetmiş gibi oluyorsunuz. Zihni çok karmaşık olan yaratıklarız biz. Uyurken bile zihnimiz açık gördüğümüz rüyalarda bunun kanıtı. Şimdi bile şu yazıyı okurken zihninizden birçok düşünce geçiyor. Ben bu yazıyı yazarken zihnimden birçok düşünce geçiyor.

Aman Anarşi ne karıştırıyorsun bunları. Bu zihin yorulmuyor demek ki, diyebilirsiniz. Emin misiniz derim bende. Peki, ne işe yaracak günde en fazla beş dakika hiçbir şey düşünmeden durmak. Zihninizi, düşüncelerinizi ve duygularınızı kontrol etmeye. Bazı insanlar bir şeye yoğunlaştırılmış olmaz ya da düşünmemesi gerektiği düşünce bile çözemeyeceği şeyleri düşünerek hem beynini yorar hem de ruhunu. Her gün böyle küçük zaman dilimleri ile zihninizi kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz.
Ben başlar başlamaz aklıma böyle şeylerde düşünmeyeceğim şeyler bile geliyor diyorsanız. Gözlerinizi kapattığınızda loş bir odada bir masanın üzerindeki boş bir kaba bakın. Bu az da olsa yardımcı olacaktır size.

İkinci bahsedeceğim şey ise kötü düşünce orucu. Nasıl Oruç tutarken yemek yemiyoruz, su içmiyoruz… bir ay boyunca nefsimizi terbiye ediyoruz.  Düşünce orucumuzda yedi gün. Yedi gün bizi biri sinirlendirdiğinde, bağırmıyoruz, kötü sözün ağzımızdan çıkmasına izin vermiyoruz, hatta art niyetli bir düşünceyi bile aklımızdan geçirmiyoruz. ( Mesela, kesin benim böyle zor durumda kalmamdam zevk alıyordur gibi…) Bunları yaptığınız  anda yedi günlük düşünce orucunuzun son gününde olsanız bile. Sil baştan birinci günden tekrar başlıyoruz. Bu da düşünce orucunun cezası.

Peki, düşünce orucu ne işe yaracak derseniz. Öfke, duygu kontrolünün sizin elinizde olmasını.  Belirli aralıklarla yedi gün derken hem düşüncelerinizi, öfkenizi, duygunuzu rahatlıkla kontrol edebileceğinizi göreceksiniz. Benden bu kadar. Bana faydası olan şeyleri sizinle paylaşmak istedim.

Bir de burada havalar çok kasvetli, karanlık bu aralar. Sabah bile ışıkları yakıyoruz; sanki akşam gibi. Ama bu kasvetli havayı yumuşatmanın yolunu buldum. Ezginin Günlüğünü dinlemeyi sever misiniz? Bu yazıyı yazarken bir taraftan müziği dinliyorum bir taraftan da kahvemi yudumluyorum. Şimdi bana hava nasıl diye sorarsanız.  Bitter çikolata, kahve tadı ve müzik karışımından oluşan yumuşacık pamuk şekeri derim. Görüşürüz, kendinize iyi davranın pisicikler.

TIK!

Sahipsiz Cümleler

28 Kasım 2014

Kar Tanem

Çizimlerde daha profesyonel olduğum söylenemez; ama geliştirmeye başladım gibi sanki. Ne dersiniz?  Kitap kurtlarına üç tanecik ayraç hediye. Resmin üzerine tıkladığınızda orijinal boyutuna ulaşabilir ve indirebilirsiniz. Bu arada hangisini daha çok beğendiniz. Kara Balığın ben de ayrı bir yeri var. Kar tanelerini de seviyorum. Kolyem vardır kar tanesi şeklinde ( kar tanesi şekillerinin hayranıyım yani.) Ama ben kedili ayracımı daha çok beğendim.

Çizim yaparken huzur verici müzikler dinlemeyi seviyorum. Uzun süredir keşfettiğim şahane birisi var. Neden ünlenmemiş diye bazen sitem ediyorum; bazen de bırak herkes bilmesin. Çok bilinen şey değerini yitiriyor sonra. Bu kişi kim mi? Göksel Baktagir. Bir ara dinlemenizi tavsiye ederim.

Mesela:


aşkımın ilk baharı, taptaze çiçeğimsin
sen ömrüme ömür katan, cansuyum, kartanemsin
çünkü bu aşk tertemiz, saf, gönülden
ömür boyu sürecek bilirim, yaşarım yürekten

kartanem, nurtanem, aşkım 
seni candan seviyorum
sen cennetten bir armağan
seni sevmeye doyamıyorum. 
( Yorumda çok hoşuma gitti. Paylaşmak istedim)

veya TIK! ya da TIK!

Sahipsiz Cümleler

27 Kasım 2014

Maskeli Balo

Maskeli balo var bugün. Hangi kıyafeti giysem ya da hangi kılığa girsem. Cindirella evet Cindirella olmalı masum, insanların, kardeşlerinin hatta Dünyanın bütün kötülüklere karşı iyi kalpli kalan masal kahramanından biri. Ya da Polyana kılığına girsem her şeye olumlu açıdan bakabilmek, hep bardağın dolu tarafını görmek oldukça havalı yapıyor insanı. Yok yok bu da olmaz. Pinokyo hem bu masal kahramanını üstlenmekte zorlanmam da hayır bu da olmaz. Hem kim ister ki yalancı olduğunun apaçık orta da olmasını. Kırmızı başlıklı kız bana en uygun olanı sanki arada onun gibi yaramazlık yapıyorum; ama büyüklerimin sözünden çıkmamayı öğrendim.

Neyse bu kıyafet bir köşe de dursun. Uyuyan güzel kılığına girmekte çok hoş, çevresinde kötülüklerden, cani kişilerden habersiz umursamaz bir şekilde mutlu bir şekilde uyumak. Uyuyan güzel olmak daha cazip geldi şimdi. Kırmızı başlıklı kızın pelerini dolaba kaldırabilirim. Pamuk Prenses yok bu olmaz. İyi kalpli, yaptığı kötülüklere rağmen üvey annesini seven, ölümüne üzülen biri olmak. Hayır, şimdilik bana göre değil.

Oooow! En sevdiğim kıyafet Robin Hood! Zenginden alıp fakire veren korkusuz, cesur ve iyi kalpli kahraman.. Bunu mu giysem acaba. Uyuyan Güzel, Robin Hood kıyafeti, hangisini? Bu, Hayır hayır bu! Dolaba kaldırdığım kıyafetlere bir daha mı baksam. Sanki Kırmızı Başlıklı kız daha uygundu. Hayır! Karar vermek, üzerinde şu maskeleri, kıyafetleri taşımaktan zor. Vazgeçtim, hiç birini giymeyeceğim.  Neyse Cindirella giyeyim bari. Çok hoş oldu. Masum, dünyanın bütün kötülüklerine karşı iyi kalpli kalan kız. Ne güzel değil mi?


Bir süreliğine böyle gözükmek iyi. Aslında hepsi yalan bunların. Kim karşısındakinin kötü davranışına karşı iyi kalpli kalabilir ki. Kötülükte, iyilikte bulaşıcı bir hastalık gibi. Bu kadar kötü kalpli hastaların olduğu yerde hastalanmamak mümkün mü? Kötü kalp hastalığı. Artık çok çıkarcı olduk değil mi? Bir dalı tutmadan diğer dalı bırakmıyoruz mesela. İşimize gelmediği zamanda o dalı tekrar tutmak istiyoruz. Siz istiyorsunuz diye o dal sizin tutmanızı tekrar istiyor mudur acaba. Mesela, ben Cindirella gibi olamam. Bana kötülük yapan insanları sevemem, hayatıma tekrar kabul edemem, hiçbir şey olmamış gibi davranamam. Cindirella gibi iyi kalpli değilim yani siz öyle misiniz? Sanmıyorum sizi yerecek küçücük bir laf dememle Cindirella maskenizi çıkartırsınız.

Polyana bu kıyafeti giyen çok. Benim tek giyemediğim ve dolabımda bekleyen tek kıyafet galiba. Hayata sürekli bardağın dolu tarafından bakmak bu Dünya da umursamaz olmak demek artık. Bardakta bir iki damlalık su kalmışken, ben bunu başaramıyorum.

Pinokyo çok sıradan. Üstelik pinokyo kıyafeti yokken bile burnumuz uzunken. Bunu giymeye gerek yok sanırım.

Kırmızı Başlıklı kız bu kıyafeti çok kullandım ben. Maskeli baloya gerek yok. Normal hayatta da sıkça giyiniyorum ben bunu. Ve hala kullanıyorum. Büyüklerinin her dediğini yapan, kendi kararlarını söyleyemeyen.  Ben, bunu istiyorum diyemeyen karakter. Büyüklerimiz bizim adımıza en iyi kararı verir, ne istediğimiz önemli değil. Çünkü onlar tecrübe sahibidirler. Bize onların dediğini yapmak düşer. Hele bir karşı gelelim ilk fırsatta kötü kalpli kurtun midesindeyiz. Ve bunu sürekli hatırlatırlar ben senin iyiliğini düşünüyorum, kötü kalpli kurt. Daha farklı olamaz mıydı bu? Korkutmak yerine, o zorluklarla nasıl baş edeceğini anlatamaz mıydı? Kırmızı Başlıklı kızın ya da oğlanın ailesi.

Uyuyan güzel, arada bu karaktere de bürünüyorum. Ses çıkartıyorum önce. Sonra diyorum ki bana ne Dünya da açlıkmış. Gün de 5 milyon ekmek israf edilen bir ülke de bizim ağzımızdan düşürmediğimiz açlıktan, duygu gösterisi yapmaktan ne başka yararımız var. Her gün tiyatro çeviriyoruz.  Üzülüyormuş insanlar bana ne. Üzülüyormuş bana ne! Sen de üzmedin mi zamanında beni sıra sende. Savaş, siyaset, işsizlik, açlık….ben iyisi mi uyuyayım biraz.

Pamuk Prenses, çok ikiyüzlü karakter. İnsanlara iyi gözüküpte. Tıpkı melek misali kalplerini çalan ama içinde şeytanlığı barındıran karakter.

-Ondan hiç beklemem melek gibi kız. Kesin sen hata yapmışsındır.

Onun kötü olduğunu hadi inandırın bakalım inandırabilirseniz.

Robin Hood, hep Robin Hood olmak istedim ben. Sonra gördüm ki tam tersine fakirlerden alınıp zenginlere veriliyor. Hayal ettiğim Dünyanın tam tersi. Üstelik bu kadar kişi parasını vermeye gönüllüyken nasıl Robin Hood olabilirdim ki. Çocukçaydı ve realite dışıydı böyle şeyler.

Anlatılacak çok şey var. İyiden çok ne kadar kötü kalpli olduğunuzu, iyiliklerimizin hep ağzınızda olduğunu, çıkarcı, yalancı, iki yüzlü…olduğunuza dair binlerce şey.

Bugünlük benden bu kadar. Baloya geç kalacağım. Balo Cindirellasız olmaz değil mi? Tabi gece saat 12 olana kadar. Başka maskeyle, kıyafetle görüşmek üzere.

Sahipsiz Cümleler


26 Kasım 2014

Germinal - Tohum

Emile Zola'nın Germinal kitabını okuyorum. Germinal, tohum anlamına geliyor. Oldukça geç kalmışım ben bu kitabı okumak için. Bu nedenden dolayı kendime kızdım. Hayatın gerçeklerini yüzünüze vuran bir roman. Aşklı meşkli, ayrılıkmış, acıymış gibi saçma sapan konular yok. Aşktan dem vurup, sürekli yakınan insanlara bu yüzden kızıyorum. Ahmet Batman'dı galiba, şöyle bir cümlesi vardı. Tam hatırlamasam da anlatılanı kendi cümlelerinle yazacağım.

Sadece derdin, mutsuzluğun, acın aşksa sevinmelisin, mutlu olmalısın. Çünkü hayatta hiç büyük bir acı tatmamışsın. Çünkü diğer insanların yaşadığı acıları, yokluğu yaşamamışın demektir. Sırtın pektir, karnın toktur, sağlıklısındır. Aşk acısı, mutsuzluğu yaşamak gibi bir lüksün vardır. Büyük acılar çekmemişsindir ki giden aşk, karşılıksız aşk için üzülüyorsundur. 

Roman, kömür madeninde çalışan işçilerin hayatını anlatıyor. Roman okurken hayal gücüm yüksek olduğu için o karakterlerle bütünleşen bir yapım var.Acıma değil, sempati değil benim kastettiğim empati kurmak. Sanki onların yerinde ben çalışıyormuşum gibi, sanki benim ayaklarım kanıyor...

Bunu biliyor muydunuz, bilmiyorum ama ben yeni öğrendim. Eskiden kömür madenlerinde teknoloji çok gelişmediği için kadınlar daha çok çalıştırılırmış. (Şimdi teknoloji gelişiyorda ne oluyor. Gelişen teknoloji kulanılmadıktan sonra.) Bunun nedeni de vücut yapısının küçük, ince olmasından dolayı dar yerlere kolay girip çıkabilmesinden dolayıymış. Bu romanda kömür madeninde çalışan kadınları hatta çocukları da görebilirsiniz. İnsan neye üzülüyor biliyor musunuz? Bir tarafta binlerce çeşit yemeği yiyen, kahvaltıyı yapan insanlar bir tarafta bir kuru ekmek için çalışan insanlar. Tıpkı günümüz Türkiye'sin de yaşananlarda olduğu gibi. Bir de beş farklı yapımda filmi çekilmiş. En kısa zamanda filmide izlemeyi düşünüyorum. Ve Zola bu kitabından dolayı hukuksal olarak zor durumda kalmış birisi. Çünkü Özelleştirmenin, iktidarın ekmeğine yağ sürmesini engellediği için. Bu konu hakkında daha geniş bilgiyi BURADAN okuyabilirsiniz.

Benim bir düşüncem vardır savunduğum. Bilmiyorum belki katılırsınız belki katılmazsınız. Sofranızda binlerce çeşit yemek varsa. Üç dört çeşit peynir vb. varsa Dünya da birinin hakkını yiyorsunuz demektir.

Neyse bu kitabı kesinlikle okuyun madencilerin yaşamına konuk olmak için. Görüşmek üzere. Kendinize iyi davranın pisicikler. Bir de gitmeden bir söz ekleyim:

Ne demiş Hz. Mevlana "Ne Arıyorsan Kendinde Ara" Kişinin değeri nedir? Aradığı şeydir!

Sahipsiz Cümleler

18 Kasım 2014

Hadi Kendimize Hediye Verelim

Size güzel bir çekilişten ve güzel bir siteden haberdar etmek istedim, ben katılmasam da bu güzel çekilişten haberdar olun. Çekiliş için KORE GÜNLÜKLERİME.göz atın derim.



Eğer sevimli not defterlerini, anahtarlıkları, telefon kılıfı ve süs vs. vs. şeyleri seviyorsanız güzel bir siteden bahsedeceğim size. Kore Günlüklerinin sevimli blog sahibesi sayesinde haberim oldu benimde.  Böyle şeyleri Türkiye'de bulmamız pek mümkün değil. Onun için güzel bir site.


Ayda 18 dolar civarında para veriyorsunuz. Site yöneticileri size sürpriz bir şekilde Kawai Box kutusu gönderiyor, her ay. İçinde ne olduğunu bilmiyorsunuz. Her ay sevimli pıtıcıklarla dolu kutu geliyor. Bu aralar çok para harcadım, bir liramı bile israf edecek lüksüm yok. O nedenle benim bu siteye kayıt olmam biraz gecikecek gibi. Ama kayıt olmayı düşünüyorum. Kendi kendne hediye vermenin ve kendini mutlu etmenin en güzel yolu. Güzel siteye de buradan ulaşabilirsiniz.


Sahipsiz Cümleler

17 Kasım 2014

Öpen Evrenden Mesajınız Var


Pazartesi günleri mailime çok güzel e posta geliyor. Ayratowndan. Bazen bekliyorum bu pazartesi ne gelecek bazen unutuyorum. Kuantuma, olumlu düşünmeye inanıyor musunuz bilmiyorum ama bugün öyle bir güzel mail geldi ki. Güzel bakan, güzel davranan, başkasının iyiliğini düşünen insanın dünyayı nasıl çiçek bahçesine çevireceği… Biz insanoğlu hep karşımızdan bekliyoruz her şeyi. Karşılık almadan bir şeyi yapmıyoruz.  Buna sevgi de dahil… Unutmam hoşuma gidiyor bazen, mailimi açtığımda sürpriz oluyor bana. Bu güzel maili paylaşmak istiyorum sizinle:

Kendinde eksik hissettiğin her ne duygu varsa,
Sevgi, güven, arzu, tatmin, değer, keyif vs. vs.
Bir başkasına ver.
Birine sevgini ver.
Birine güven ver.
Bir şeye değer ver. Birinin değerli hissetmesini sağla.
İlk adımı sen at Özlem.
Sonra otur ve büyük bir keyifle kendini seyret.
Keyifli, sevgi dolu, güvenli, arzulu, değerli SEN’i seyret…
Bizim buralarda Oscara aday gösterildin haberin olsun.
Öptüm gıdından.

EVREN

Evren, Dünya pek samimi bu aralar benle. :) Bizim dinimizde de ahlaki yapımızda da paylaşmak vardır. Elindekinin fazlasını vermek… O yüzden kapitalizmin, modernleşmenin okyanusuna kapılıp boğulmamak lazım. Ki insan mutlu ettiği kadar mutlu oluyor. Ve sevdiği kadar belki sevilmiyor ama hayatınızdan sevgiyi çıkardığınızda geriye hiçbir şey kalmıyor. Kendinize iyi davranın. Tabi gıdınızdan öpen Evrene de. Görüşmek üzere.

Sahipsiz Cümleler

16 Kasım 2014

Mum Alevi ile Oynayan Kedi


(Kaynak: Düşler diyarı)

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.

Geceler indiğinde kendi havasında

Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde

Kedi oyunlarına daldı.

Oyun arayan gözlerinde

Mumun alevi yandı,

Baktı,

Mumun titrek alevinde

Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,

Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü

Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.

Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına

Uzandı bir el attı.

Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı…

İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,

Mum, üşüyordu yanmalarında.

Zaman ikili yürüyordu

Aralarında.

Bir ayrışım görünüyordu

Birinin yanmalarında

Öbürünün oynamalarında.
Kedi oyunlarında büyüyordu,

Yitirerek gitgide oyunlarını.

Mum küçülüyordu yanmalarında,

Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,

Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.

Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,

Büyüyen yana yana anlayacaktı.

Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan

Kaldı sonunda

Bir gecenin tam ortasında

Bir evin bir odasında

Göz-göze susan

İki insan.

Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.

Oyunlar karıştı gecelerde

Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,

Birinin dalmalarında mum

Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,

Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..

Bugün dün gibi oluyor,

Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,

Belleğimi yakıyor kedinin elleri.


Özdemir Asaf

15 Kasım 2014

Halam Geldi

GİZLİ ÖZNE'nin tavsiyesi üzerine bu film izledim. Keşke film başlarken film hayal ürünüdür diye bir uyarı ile başlasaydı; fakat aksine film yaşanmış bir olaydan alınmıştır diye başladı. Sıcağa sıcağına izlediğim film hakkında hem kısa tanıtım yapayım hem de izlemeyenler varsa haberi olsun. 

Halam geldi, ismi ilginç geldi mi size. Türkiye'de yaşayan kız çocuklarına çok yabancı gelmese gerek. Genç kızlar adet olduğunda diğer kişiler ya da erkekler anlamasın diye halam geldi ya da teyzem geldi diyerek adet olduklarını söylerlerdi. Şimdi hala öyle devam ediyor mudur ergen kızlar arasında bilmiyorum.

Kıbrısta geçen film. Adet olan çocukların dedikodu olmasın diye birkaç gün içerisinde evlendirilmesini konu alıyor. İki samimi arkadaşlardan birinin  adet olması üzerine halam geldi şifresi oluşturarak ailelerinden saklamaya çalışıyorlar. Biliyorlar ki ailesi adet olduğunu öğrendiği an evlendirilecek. 

Film bunun yanı sıra akraba evliliğini konu almış. Film bu açıdan eleştirilmiş. Hem çocuk evlilikleri hem akraba evliliğini konu alması çok dağınık olmuş denilmiş; fakat ben bu eleştiriye katılmıyorum. 
Filmi şu şekilde eleştirebilirim. Bu tarz evliliklerin sadece doğu ile kısıtlanması. Nedense bu tarz filmlerde hep Doğu şehirlerinin ismi geçer. Oysa Türkiye üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki. Türkiye'nin genelinde yaygın bir durum. Niğde haberini duymayan var mı? Doğu illerine has bir şey değil bu. Niğde ile ilgili haber TIK!

Bu insanlara söyleyecek bir şey bulamıyorum. Ki artık 18 yaşından önce yapılan evlilikler cezayı durum gerektiriyor. Fakat imam nikahı ile evlilikler hala yapılıyor. Haberimizin olmadığı ne kadar çocuk var kim bilir. Devletten habersiz imam nikahı yapan imamların ceza aldığını da duyduk; tabi şikayet edilmese yine duyulmayacak. Devlet hala politikasını düzgün yürütemiyor demek ki. Bu kadar çocuk gelinler olması onun göstergesi. En ağır cezayı vereceksin ki insanlar böyle yapmaktan korkacak. Gerekirse ömür boyu hapis. Ona tecavüz edene, annesine, babasına...

Bir şey daha dikkatimi çekiyor benim. Bu köylerde çalışan öğretmenler de sessiz kalıyor demek ki. Okuldan alınıp, öğrencisinin evlendiğini duymuyor mu? Bunu devlete bildirmeyen kişiler nasıl öğretmenim diye geziyor. Ne yazık ki bizim dışımızdaki hiç bir şeye duyarlı değiliz. Toplumu ileri götüren, geliştiren birlik değil midir? Aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Ses çıkarmadıkça o yılan elbet dönüp dolaşıp bize de dokunacak.

Çok komik ama iyi niyetli hata diye 8 yıllık cezanın indirilmesini bile okudum. İyi niyetli hata nedir? Çocuğun evlendirilmesi mi tecavüze uğraması mı?

Filme konu olan gerçek hayattaki sanıklar. Türk ceza kanununa göre yargılandıktan sonra serbest kalmışlar. Hepsi, maalesef aramızda.

Ülkemizde evlenen kadınların %14'ü 10-14 yaşında evlendiriliyor.

18 yaş altı evlenen kız çocuklarının toplam sayısı 2013 yılında 134 bin 629 ( Bu kadar çocuğunun gözü yaşlı. tabi bunlar haberdar olduklarımız)

Uluslar arası belgeler kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmelerini kız çocuğuna yönelik şiddet kabul ediyor.

Nasıl ödeyeceğiz bu çocukların göz yaşlarının vebalini.

Böyle bir durumla karşılasan kişiler ALO 183 hattını arayabilirler. Siz de böyle bir duruma şait olduğunuzda ALO 183 hattını arayıp yetkilileri bilgilendirebilirsiniz.
Bulunduğu şehrin Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne başvurabilirler. 





Sahipsiz Cümleler

13 Kasım 2014

Tarhana Çorbası

Blogumun ismi benimsenmemiş olsaydı. Tarhana çorbası diye değiştirirdim blogun ismini. Ki benim ki her telden yazanlara tavsiyemdir. Güzel blog adı olur. Her ne kadar teknolojiye ayak uydursakta ben kaleme ve kağıtlara küsmedim. Hala defterime yazarım, not alırım. Siz de öyle misiniz? Yoksa bilgisayar yeterli mi diyorsunuz yazmak için.



Bunlar benim defterlerim, kendime tasarladığım. Defterlerin kapaklarını sevmiyorum. Ben de baktığım zaman daha zevk alacak hale getiriyorum. Siz de yazmayı seviyorsanız. Defterlerinizi bu şekilde yapabilirsiniz.

Sahipsiz Cümleler

12 Kasım 2014

Kadın Pedi / Adet Dönemi

Bizim toplumda tabu olan bir konudan bahsedeceğim bugün, kadınların adet dönemimden. Bırakın cinselliği kadınlığa dair her şey bizim toplumda utanç verici olarak görülür. Mesela hiç dikkat ettiniz mi? Küçük bir alışveriş merkezinden ped aldığınızda kasiyer ya da görevli pedi gazete kağıdına sarar. Poşetten gözükmesin diye. Benim o ana kadar hiç düşünmediğim şeyi, hatırlatır bana. Ayıp! Hiç kimse yazıyı görmez ama o gazeteye sarılı dikdörtgen ya da kare şekilli şeyin ped olduğunu herkes bilir. Mesela erkeklere, sevgilinize, eşinize kadın pedi sipariş edemezsiniz. Etseniz de ona en büyük cezayı vermişsiniz demektir. Birkaç deneme sonucunda ancak alacaktır pedi. O da utanarak.

Durduk yere neden bundan bahsediyorsun Anarşi diyebilirsiniz. Asıl gelmek istediğim konu şu: böyle konularda utanç, tabu diyerek ne kadar bilgisiz toplum olup çıkmışız biz. Ortaokuldan hatırlıyorum. Bir kız arkadaşımızın eteğinin kan içerisinde kaldığını ve 13 yaşına gelmiş kızın daha adetin ne olduğunu bilmediğini o gün öğrendim. Ki o arkadaşımız korkmuş ve ağlamıştı. Ve bir şey de itiraf etmem gerekirse o gün ben de o arkadaşımızı o halde görünce yeni öğrenmiştim adetin ne olduğunu. Bilgisiz, daha doğrusu çocuklarıyla iletişim kurmayı bilmeyen anne, babalarımız var ne yazık ki. İnsanın doğasında olan bir şeyi utanç kaynağı olarak görüyoruz. Bu bizim yaratılışımızda var, insan kendi doğal sürecinden, kadından neden utanır.

Eğitimsiz annelerin elinde büyüyen bizler ne kadar bilgiliyiz bu konuda. Mesela. Adet takvimi tutuyor musunuz? Düzenli olup olmadığının farkında mısınız?  Kanamalarımızdaki farklılıkları fark ediyor muyuz? Örneğin; adet öncesi, koyu yeşil, kahve tonu akıntılar kirst belirtisi olabiliyor, bunları biliyor muyuz? Hamile kalma ihtimalinin adet döneminden sonraki belirli günlerde olduğunu biliyor muyuz?

İlk defa internetin olmasını bu açıdan olumlu buluyorum. Ailelerimiz bizimle konuşmuyor çünkü. Bunun da tehlikesi var aslında. Hadi biz belli yaşa gelmiş insanlarız. Merakını elbette gidermek isteyen çocuklar olacaktır. Siz aile olarak doğru bilgilere, kaynaklara ulaşacağını nereden biliyorsunuz. Hiç olmazsa onu anlayacağı dilde cevap vererek ve bazı konularda bilgilendirerek merakını gidermiş olursunuz. Ki 3 yaşından itibaren çocukların cinsiyetlerin farkında olduğunun bilincinde olun. Özellikle bu dönemde sorulan sorularda bunun göstergesi.

Ben takvim oluşturuyorum kendime. Adet dönemimin düzenine bakıyorum. Biliyorsunuz ki düzensizlik üreme organındaki sorunun göstergesidir. Şunun gibi takvim kullanıyorum. Kendi çizimimle oluşturduğum.


Kadının adet dönemi Dünya ortalaması 28 gündür. Yani 28 günde bir adet olur. Bu değişebilir tabi 25 günde bir 27 günde bir gibi. Bu düzenli olduğunun göstergesidir. Örneğin, bir kadının adeti 6 Kasımda başlamış olsun.  Ve bu kadının hamile kalma ihtimalinin yüksek olduğu tarih 15 ve 20 Kasım arasıdır. Peki, neden böyle. Nedeni Yumurtanın olgunlaşıp tüpten rahme doğru yol almaya başlayacağı zaman dilimi bu süredir ve spermle bu tüpte karşılaşması hamilelik oranını arttıracaktır.

Bu hesaplamayı yapabilmeniz için. Şu siteye bakabilirsiniz. TIK!

Bir de kesinlikle benim örnek olarak sunduğum adet takvimi şeklinde bir takvim oluşturun kendinize. Düzenli, düzensizliğini, kanamalardaki anormal değişimleri gözlemleyin. Eğer anneyseniz ergenlik çağına yaklaşmış kızınıza bu konu hakkında bilgili olup olmadığını sorun ve bilgisizse bilgilendirin.


Bir de son olarak kullandığım pedden bahsetmek istiyorum. Bir çok ped denedim. Kadınlık zor
gerçekten ağrısı ayrı bir dert, kullandığınız ped naylonsu içerikteyse rahatsızlığı ayrı bir dert. Ama en memnun kaldığım
KOTEX'ti Ve artık vazgeçmeyeceğim bir marka. Bunu reklam için yapmıyorum. Ki reklam vb. bir şey yapmamı da söylemediler. Kullanmaktan memnun olduğum pede değinmek istedim sadece.  Ve ilginç sosyal sorumluluk projeleri var Kotex’in bu yönünü de seviyorum. Rahatına düşkün biriyim pijama konusundan biliyorsunuz. :) Pedde rahat ettirecek o kadar.


Tekrarlıyorum vücudumuzu ilgilendiren, sağlığımızı ilgilendiren hiç bir şey utanç verici olarak görülmemeli. Ve bu konu da çocuklarımızı yanlış bilgilenme, korkma vb. den kurtarmak için lütfen sağlıklı bir iletişim kurun çocuklarınızla.

Kotex'in sosyal sorumluluk projelerinden biri. TIK!

Sahipsiz Cümleler

11 Kasım 2014

Çok Neşeli Kuşlar Konmuş Sesine



Çok şey yazmayacağım. Sadece İbrahim Tenekecinin bir sözü vardır. Belki çoğunuz duydunuz. Bugün bu cümleyi her yere yazasım var. Bir duvara. Defterime. Sevdiğim romanın ilk sayfasına. Bir kağıda yazıp oturduğum banka bırakmaya, Dünyanın her yerini bu kelimeyle doldurmak istiyorum bugün.

Hayat bugün bana hem gülümsedi hem kızdı. Mutluluk yanı başındadır bazen görmezsin diyerek. Sonra bu cezayı verdi bana. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine, cezası. Nasıl bir ceza bu dedim. Ve gülümsedi sadece yaz dedi:


Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. Çok neşeli kuşlar konmuş sesine....


Sahipsiz Cümleler

On bir On bir

Hani bizde bir atasözü mü, söz mü, deyim mi ne olduğunu çözemediğim bir cümle vardır.” Ne gelirse başına meraktan gelir.” Bir gün de benim başıma ne gelirse meraktan gelecekte, o gün daha gelmedi. Çok meraklı ve bilgiye aç bir insanım. Normal bir kişinin aman bana ne diye geçiştireceği şeyi merak ederim ben. Bugünde “Pepero Day” paylaşımlarını görünce. Bu ne dedim. Sizin sandığınız gibi Pepe günü değil. Tamam ya olmadı espirim farkındayım. 

Neymiş, ne değilmiş Google sordum. Google dedikoducu teyzeler gibi. Hani bir mahalle de ne olsa bilir ya. Hemen anlattı bana. Güney Kore de 11.11 günü kutlanan mini sevgililer günüymüş. 

Kaynak: http://superunni.blogspot.com.tr

Birbirlerine, sevdiklerine pepero adını verdikleri çikolatalara batırılmış çubuk. Sonra dedim ki uleeen bunlar benim günümü yapmışlar. Çikolata kolik ben, orada yaşasaydım bu günün gelmesini sabırsızlıkla beklerdim herhalde. Hatta birkaç tane sevgiliyi bir arada idare etmek lazım…hehehehe.. Bana bu açıdan sakıncalı.

Şimdi yalnız şu sorun var. Ya yine kızlar alıyorsa sadece. Ondan emin olamadım şimdi bak. Dedikoducu Google teyze de bilmiyor. Aman olsun ben de sevgililere alma bahanesiyle götürürüm hepsini.

Sonra asıl dikkatimi çeken nokta şu oldu. İnsanlar birbirine hediye verirken ne kadar mütevazı. Sevgililer gününde de özellikle kızlar erkeklere sadece çikolata veriyorlarmış. Siz de:

" Hani benim tek taşım" "Bu mu hediyen, ne kadar aldın bunu. Bir milyoncudan mı aldın" diye sevgililerinizin kafasını şişirin. Valla sonra Koreli kızlara kaptırırsınız sevdiceklerinizi. Üstelik onlar hediye veriyor. Bundan bahsetmese miydim ne? Türk kızları olarak pek işimize gelmez de. :D

Biz de kapitalizmin okyanusuna kapılmışız ne hediye alsak diye kara kara düşünüyoruz. Erkeğe hediye bulmakta zor. Çikolata verin gitsin oh ne mis. 

Bu yüzden. Koreli sevgili adayları kabul edilir. Bana ne kadar pepero alacağınıza dair evraklarınızı doldurunuz. Değerlendirmeye alacağım. :D

Ama şunlaya bakarmışınız. Çok tatlılayy!






Belki peperomuz yok ama aynı görünümde biscolata çubuklarımız var. Diye atar yapar giderim. Görüştüğümüz zaman görüşürüz pisicikler!

Sahipsiz Cümleler

6 Kasım 2014

99,999 Mim

Bu aralar yoğunum Çocuk Psikolojisi kitaplarına, makalelerine gömülmüş durumdayım. Yeni bilgiler öğrenmek hoşuma gidiyor. Ayrıca anne, baba olacak, aday vb. her neyse bütün kişilerin sağlıklı nesiller yetiştirebilmesi için Çocuk gelişimi ile ilgili kitaplar okuması gerektiğini düşünüyorum. Dramadan tutun, nasıl beslenilmeli, oyuncak, oyun seçimine kadar... Bir kişinin bir iki ayda bitireceği konuyu 3 günde bitirdim.

Bu arada şu görüntüyü paylaşayım.


Önceden planlamıştım 99,999 olduğunda ekran görüntüsü alacağım diye. unutmuşum, kitapların deryasında yüzerken. Bloga bir göz atayım dedim. Bir de ne göreyim 99,999 Allahım. Bunu giren kişi 100,000 yapmadan ekran görüntüsü alayım diye bir çabalayışım var ki. Ne oldu sanki Anarşi atomu parçalamış, büyük bir olay varmış gibi. Alt tarafı rakamların bir araya gelmesi. Ama sempatik rakamlar. :D

Bu arada bloga uğramışken bir mimin vardı  güzel bir melek  ve Ahu gözlü bir melek beni mimlemişler. Kitaplarla ilgili. Adınızı ya da blog isminin baş harfinden kitaplığınızdaki kitapları paylaşıyorusunuz işte benim ismimden oluşan kitaplığımdaki kitaplar.

Ölü Erkek Kuşlar- İnci Aral
Zygmunt Bauman - Küreselleşme
Leo Tolstoy - Anna Karenina
Edward W. Said - Şarkiyatçılık
Mıchel Foucault - Güncelliğin Bir Ontolojisi

Bir de bu aralar yorulduğumda Hint müzikleri dinliyorum ben, takıntı oldu. Bir de bir iki tık vereyim size:

TIK!   TAK!  TOK!  BONUS!


Sahipsiz Cümleler

4 Kasım 2014

Kedili Moda

Modayla ilgili blog yazısı yazanlara imrenmişimdir hep. Anarşi zaten senin blog tarhana çorbası. Yaz da içinde ukde kalmasın dediğinizi duyar gibiyim. Kişisel blog yazarı olmanın bu faydası var, istediğin konuda yazabiliyorsun. Bakalım ilk moda yazımı beğenecek misiniz?

Moda ve ben gece ile gündüz gibiyiz. Kediyle köpek gibiyiz. Pek anlaşamayız onunla. Hatta o sene
moda olan şeylere takıntılı bir tavır alırım. Herkes aynı giysileri alıyor diye almam. Puantiyeli kazak mı moda, nerede puantiyesiz kazak varsa onu alırım. Ben bu durumuma Moda Muhalefeti hastalığı adını verdim.

Aksesuar özellikle kolye ve bileklik takıntısı olan biriyim.  Her ne kadar rahat giymeyi sevsem de şık, gösterişli giymekten zevk alırım. topuklu ayakkabı favorimdir. Yani havama göre giyim tarzım değişir. Bir bakarsınız cicili bicili elbise Bir bakarsınız babaanne stil. Bakalım bugünkü havasına göre giyinen Anarşi. Hangi kıyafetleri seçmiş.



Kareli gomlek bana göre her daim moda olabilecek giysilerdir. Kot etek veya kot şortla şahane uyum içinde oluyorlar. Ten çorap, rahat bir ayakkabı, hafifte bir makyaj yaptınız mı hem rahat hem de şık olabiliyorsunuz.

Ama bana sorarsanız. pijama konusunda master derece modacı olabilirim. Zaten pijama hastalığımı beni uzun süredir takip edenler biliyordur. Rahat pijama, sevimli pijama, seksi ama sevimli gösteren pijama, tehlikeli kadın imajı veren pijama… şeklinde uzar gider. Siz pijamaya uyku saati olarak bakabilirsiniz. Ama ben öyle bakmam.  



Kapıdan eve adım atıp, ayakkabımı çıkardığım an  Pijamaaa! diye odama koşup, oh be diye öyle bir iç çekişim vardır ki anlatamam, görmeniz lazım.

Şimdi Anarşi kediyle modanın ne alakası var diyebilirsiniz. Var efendim hem de öyle güzel bir alakası var ki. Yazdığım bu yazıyla yürüyen pamuk şekerlerine az da olsa katkım olacak. Bunun için shemellon ve güzel site sahiplerine teşekkür ederim.Bu güzel siteye bir göz atın derim.  Bu arada gözüme bir kaç tane pijama kestirdim. Ava giderken avlandık iyi mi?

Haftada bir böyle moda defilesi mi yapsam ne. Anarşi'nin sevimli, çılgın, şık ve deli kombinlerini gördüğünüz.

Görüşürüz pisicikler. 

Sahipsiz Cümleler

3 Kasım 2014

Sevmekte Yorulur


Yağmur yağıyordu tüm hıncıyla. Belli ki o da bir şeyleri temizlemek istiyordu.  Dünyanın şu kirli sokaklarını belki de insanların kirli ruhlarını. Yağmurun öfkesinden kaçışan insanlar. Genç adamın ise hiçbir şey umurunda değil.  Zaten insanların ihanetinden, yalanının rüzgârından ruhu darma dağınık olmuş.  Yağmur yağmış çok mu? Gönlünün, ruhunun sokakları ıslanmış çok mu? İnsanların nereden çıktı bu yağmur diye şikâyetlerinden öte genç adam aksine iyi ki yağdın yağmur. İyi ki yağdın diye fısıldıyor. Erkek adam ağlamaz derler. Bir müddet gözyaşlarımı maskelemene ihtiyacım var.

Yağmur yağıyor. Genç adamın gözyaşı yağıyor.

Soğuk yağmur, sıcak gözyaşı…

Yürüdüğü sokak bomboş. Bir bank görüyor adam, bankın altına sığınmış küçük bir köpek yavrusu. Banka doğru yöneliyor.  Ve hala tüm hıncıyla yağmur yağıyor.

Soğuk yağmur, sıcak gözyaşı…

Ürkek köpek yavrusuna elini uzatıp, sende mi yalnızsın ufaklık! Ürkek, küçük köpek yavrusu ilk önce titriyor kucağında. Sonra sıcak bir kucak bulmanın huzuru ile uykuya dalıyor.

Oturduğu bankın üzerinde buruşuk bir kağıt. Mavi mürekkebi atmış, silikleşmeye başlamış yazılar.

“Sevmekte yorulur bazen.”

Gülümsüyor genç adam. Çünkü şu kısacık cümle kendi hayatını, yaşadıklarını anlatıyor.
Sevmekte yoruluyor bazen. İnsanları sevmek yoruyor. Karşılık almadan sevmek yoruyor. En kötüsü de sevip aldatılmak, ihanete uğramak yoruyor.

Gördün mü ufaklık. Hastalığımın teşhisi bu banktaymış. Sevgim yoruldu artık. Seni ne yordu peki! Sevgisizlik mi? Bir köşeye atılmışsın, yalnızsın. Tıpkı benim gibi. Genç adam, elinin tersiyle göz yaşını siliyor. Yağmur durmasına rağmen, insanların bakışlarına umursamadan ağlıyor ağlıyor.

Sıcak yağmur, sıcak gözyaşı…

Sevmekte yoruluyor köpekçik, sevmekte yoruluyor. Ve ben artık sevmekten vazgeçiyorum.

Yağmurla toprağın karışımından ortaya çıkan güzel parfümü çekiyor genç adam bedenin her hücresine. Sonra oturduğu bankın karşısında bulunan kırmızı kasımpatılarla dolu balkona ilişiyor gözü.  İki yaşlı çift küçük masaya karşılıklı oturmuşlar. Yağmurun ve toprağın parfümünü kahve kokusunun daha çok güzelleştireceğini düşünmüşler belli ki.

Şimdi daha güzel oldu değil mi aşkım der gibi birbirlerine bakıyorlar aşk dolu gözlerle.
Yaşlı adam Kanunu alıp başlıyor çalmaya.

Kimseye etmem şikâyet, ağlarım kendi halime.

Genç adam gözyaşımı silip gözünü kapatıp bu hoş musikiyi dinliyor. Kimseye etmem şikayet ağlarım kendi halime.



 Sahipsiz Cümleler