26 Aralık 2014

Hepimizin Evinde Fabrika Var

Sağlığınıza önem veriyor musunuz?

Hayvanları seviyor musunuz? Hayvansever misiniz?

Çevreyi koruyor musunuz? Benim gibi çevre konusunda duyarlı biri yok mu diyorsunuz?

Bu sorulara çoğumuzun vereceği cevap evettir. Sağlığımı düşünürüm, hayvanları severim, çevreyi korurum. Ama öyle değilsiniz, değiliz maalesef. Hadi sağlığınıza önem vermiyorsunuz, bu sizi ilgilendirir. Hayvanlara dolaylı yoldan zarar vermeye, çevreyi kirletmeye hakkımız var mı? Nehri kirleten fabrikalar için yürüyüş yapar, bizler sosyal medyalarda imza kampanyası başlatırız. Fabrikayı karalayıcı söylemlerde bulunuruz çevreyi, nehirleri, suları kirlettiği için. Peki biz.

Hepimizin evinde fabrika var. Ne diyorsun Anarşi diyebilirsiniz. Evet, tekrarlıyorum hepimizin evinde fabrika var. Banyomuzda bulunuyor o fabrika. Şampuan Fabrikanızdan bahsediyorum. Kullandığımız şampuanların çevre üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu biliyor musunuz? Hadi sağlığınızı geçtim. Sağlığını pek umursadığını görmüyorum insanların bu yazıyı ikinci yazışım. Bir kişiyi dahi bu konu da bilinçlendirsem yeter.

Küçük bir şehirde yaşıyorum. Maalesef buranın en büyük alışveriş merkezi bir tane ve orada da kısıtlı ürünler. Rafları inceliyorum. Ürünlerin üzerinde

Dolgun saçlar,

Saç dökülmesine karşı mucize ( içeriğini inceliyorum. Aksine saç dökülmesine neden olacak maddeler J )

Silikonsuz şampuan ( insanlar sonunda bunu öğrendi ya, Peki diğerleri)

Şimdi sizden ricam Banyonuza gidin şampuanınızı alın. Ve içeriğini inceleyin. Banyonuzda bomba tutuyor olabilirsiniz. Üstelik bunu saçınıza sürüyorsunuz. Aynı şekilde diş macunlarında da var. Ve direk ağzı temas halinde bu ürünler.

Şampuanınızı elinize alın. Şu siteden içeriklerini inceleyin. TIK!

Ben baktım çözüm bulamıyorum. İçeriğinde en az zehirli madde olan ürünleri almaya başladım. Maalesef insanlar, şampuanın köpürmesini temizlik zannediyor. Aslında bu zehirli maddenin ne kadar çok olduğunun göstergesi.

Bir tane organik ürün denedim, beğenmedim. Yine de markanın adını vermek istemem. Belki benim saç yapımdan dolayıdır. Türkiye’de iki tane firma buldum. Diğerinde pek açıklama yoktu. Beğendiğim firma ise Mecitefendi oldu. Organik ürünler var. Onlardan bikaçı:

Daha almadım; ama bu ürünlerden birini seçeceğim. 24 tl belki çoğunuza pahalı gelebilir ama bence bir aya endekslersek hiçte pahalı değil. Ve sağlığınız söz konusu.

14 tl’lik ürünler vardı. Açıkcası fazla açıklama olmadığı için iletişime geçtim. İçeriliğinde Paraben, Slikon, Sls…. İçeriyor mu diye. 400 ml’lerin tek Sls içerdiği bilgisini aldım.

Peki diğer ürünün (24 Liralık) içeriği nasıl  sls ,paraben ,  alkol , hayvansal yağ vb hiçbir kimyasal madde bulunmamaktadır. Ve köpürmeyi sağlamak için Hindistancevizi yağı özü vb.kullanmaları. Tabi bütün bunlarda maliyeti artırıyor. Ucuzdur vardır bir illeti, pahalıdır vardır bir hikmeti diye boş yere dememiş atalarımız.

250 ml’lik ürünlerden alacağım. Deneyip sizi bilgilendirmek isterim. Umarım artık sürekli kullanacağım şampuanı bulmuş olurum. Neredeyse tamamen organik şampuanları bulmak zor gibi. Ben artık en az zehirlisini bulmaya çalışıyorum hem çevre, hem kendim adına. Ayrıca hayvanlara zarar verilmemesi bir artı.

Bunun dışında güzel ürünler var. Ben böyle şeyleri severim zaten, yağlar, kolonyalar, maskeler tek kullanımlık, bunun dışında sabunlar, kremler. BURADAN ( Mecitefendi)
bakabilirsiniz.

Bir de şunu ekleyim. İstanbul’da yaşayanlar varsa. 8-11 Ocak arasındaki Fuara gidin bence.


Bir sonraki yazımda da yağlardan oda kokusu yapmaya ne dersiniz. Ben size yaptığım karşımlardan vereceğim.

Yağlar, birkaç damla
Su ve karbonattan oluşan.
Ve eve sıkmak için şişe.

Oda spreyi, parfümü almıyorum. Soluduğumuz havaya zehir sıkıyoruz çünkü. Hele bir de evinizde çocuğunuz varsa kesinlikle böyle hata yapmayın. Güzel koku demek temizlik değil. ve geçen hafta oda spreyinin patlaması sonucu bir evde yangın çıkmıştı, haberi hatırlıyorsunuzdur . Aslında bu konu çok uzun mumlar, temizlik maddeleri… bunları da başka yazımızda inceleyelim, alternatiflerini araştıralım. Görüşmek üzere.


Sahipsiz Cümleler

22 Aralık 2014

모던 파머 / Modern Farmer

Yeni bir dizi izliyorum. Konusu dikkatimi çekti. Tezimi yazdığım dönemlerde kendimi sorgulayıp. Acaba bırakıp köye mi yerleşsem. Ne için uğraşıyorum ben ya dediğim :) Bu yüzden dikkatimi çekti sanırım. Ki on yılımı ( çocukluğumu)  köyde geçirmiş bir kişi olarak. Çiftçilik yapmanın hiçte kolay olmadığını bilirim.

Dizinin konusu da ünlü olmaya ramak kala, ünlenemeyen dört arkadaşın, ünlü olmak için para biriktirmek için tarım yapmalarını ele alıyor. Diziyi anlatıp büyüyü kaçırmak istemem. Ama tarımın, köydeki yaşamın kolay olmadığını görüyorsunuz.

Başrol oyuncusunun mimikleri ilk bölümlerde çok abartılı gelmişti. Ama sonra nedense öyle hissettirmedi. Belki alıştığımdandır. Böyle güzel bir konuya daha güzel bir senaryo çıkabilirdi bence. Bir de Uzak doğu dizilerinde aşk olmazsa olmazlardan. Aşksız bir dizi görmedim herhalde. Bunu neden eleştiriyorum. Asıl konunun önüne geçiyor da ondan. Diziyi sevdim, oyuncuları sevdim. Yalnız bir yavanlık var çözemedim. Vasat bir dizi; ama izlenilmeyecek gibi değil. Bir de senaristler senaryoları aşka boğmaktan vazgeçerler umarım. Tabi kolay olan yol. Çünkü aşk her zaman sattırır, her ürünü. Herkes mi aşık olur kardeşim. Dizi de ki herkes birbirine aşık. Vıcık vıcık aşk :D


Adı: 모던 파머 / MoDoN PaMor / Modern Farmer

Yönetmen: Oh Jin Suk 

Senaryo: Kim Ki Ho 

Tür: Romantik Komedi

Bölüm sayısı: 20 



Oyuncular:
Lee Hong Ki - Lee Min Gi 
Park Min Woo - Kang Hyuk
Lee Ha-Nui - Kang Yoon-Hee ( Filmde rolünü en çok beğendiğim kişi oldu. Ve rolüyle çok iyi bütünleşmiş. Sevdim bu kadını. Daha doğrusu Unni yi :D )
Kim Jae Hyun - Han Ki Jun

Lee Shi Un - Joo-yeon 

Bir de bu dizi de ünlü olmak için çırpınan ve köydeki diğer insanların hayatını görünce benim sürekli sorduğum sorular geldi aklıma:

İnsanlar ne için yaşıyor?

Ne için yaşıyoruz?

Para kazanmak, ev almak, daha lüks arabalara binmek için mi?

Peki, bu süre içerisinde çalışıp didinirken gerçekten yaşıyor muyuz?

Vasat bir arabayı kullananla, lüks bir arabayı kullanan arasından ne fark var? Marka mı? Sonuçta ikisi de aynı görevi görüyor.

Milyonlarca parayı biriktirip dokunamadıktan sonra, o insan da fakir değil mi?

İnsanın yemek yeme ihtiyacı olmasaydı. Yine de çalışır mıydı? Ne kadar saçma soru diyebilirsin. O paraları istiflerken yemek yemekten başka bir şey yapmıyorsun ki.

Bir insan elbisesine milyarlarca para verirken, başka bir insanın bir dilim ekmeğe muhtaç olması ne kadara adil, o insan bu giysileri giyerken. Çevresindeki, Dünyadaki milyonlarca aç insanı, zor durumda olan insanı düşünmüyor mu? Az da olsa vicdanı sızlıyor mudur?

Yaşamak demek, en güzel kıyafetleri giymek, en güzel yemekleri yemek mi?

Yaşamak sanal ekrandaki gökyüzüne bakarken, yanındaki gökyüzüne görmemek olmuş artık.
 İnsanların yaşamak kavramına yükledikleri bu, ben başka bir tanım bulamıyorum. Peki siz?

Filozof musun, Özlem. Fazla sorgulama mı diyorsunuz yoksa.

NOT: Bir de not düşeyim bazı bloglara bu ara uğrayamıyorum. Çünkü mailimi değiştirdiğim için tüm takipçi listem silindi. Yavaş yavaş takibe alıyorum sizi  tekrardan blogcanlar. Bir de profilde sorun var yeni takipçi listesinde gözükmüyorum. İzleyici listenizin sonlarında bir yerdeyimdir. Haberiniz ola. :)

Sahipsiz Cümleler

21 Aralık 2014

Pollyanna'ya Son Mektup

Bu güzel şiirleri güzel bir sesten dinleyin. Abone olun. :)



Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna 
Çimento, demir, çamur... 

Duvarlarımı şiir ve türkü söyleyerek sıvardım. 

En üst kattan düşerdim her gün 

Esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya 

Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna 
Sana ve mutluluğa yazılmış mektuplarıma 
Cevap beklediğim zamanlarda. 
,,,,,,,,,,,,,


Unutuşum başka bir sendi. Ben ölüyordum Tropiko.
Unutuşun beyaz romansıyla ölüyordum.
Söyleyecek başka bir şeyim yok artık.
Unutmak istemiyordum oysa.
Güzel kalan yaralarda vardır çünkü...
Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır.
Hiç unutmayan kadınlar vardır... limon kokulu...
Her şeye rağmen... yağmur kalan kadınlar vardır...



ah bu ben 
grameri bozuk bir hikayenin içinde, 
yüklemini kaybetmiş bir cümle gibiyim 
sindire sindire yaşamalı ayrılıkları da 
belki de bu yüzden../..hala aşık gibiyim 
.............



Sevgilim sabahın erkenini seviyor, 
ben geceyi ve esmerliğini onun, 
o dorukları seviyor, korkuyor bundan 
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı, 
ona bir yeşil gülümsüyor, 
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl, 
diyorum, seni de öyle. 
O kendi boşluğunda oyalanan günlerde 
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor, 
ben göğe bakıyorum geceden, 
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim 
diyorum, yanında, 
o sabahları eğilip öpüyor denizi.
................



antik bir aşkın kalıntıları kalıyor sular altında 
“yasu!” diye bağırıyor bir balıkçı 
eyvallah çekiyor yan masadakiler 
bir kadın derinden “samyotisa’yı” söylüyor, 
“sagapo me agapi” diyor 
bütün meyhane başını önüne eğiyor 
kadın şarkı söylüyor 
kadın ağlıyor 
yâr gidiyor 
.............


Sahipsiz Cümleler

20 Aralık 2014

Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni

(İstanbul- İstiklal Caddesi )


Kuşlar toplanmış göçüyorlar

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



İyi anlarında sesin kalınlaşıyor.

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Baktım yeri toparlıyor ayak izleri

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Eşiklere oturmuş bir dolu insan

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Uzaklardaydın, oracıkta öbür kıta da,

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



İkinci bir parıltı var senin bakışlarında

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Kehanet adlı kısacık bir şiir buldum

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



İki çay söylemiştik orda, biri açık,

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



An ki fıskiyesi sonsuzluğun

keşke yalnız bunun için sevseydim seni



Cemal Süreya

Sahipsiz Cümleler

17 Aralık 2014

Bir Yastık Arıyorum Kuş Seslerinden


İnsanların hesap makinesine dönüştüğü bir dünyada;
yakın çevre deyince, artık aklıma

kuş, çiçek, ağaç, kitap gibi şeyler geliyor.
Üzgünüm.



Allah’ım bana kaldırımların kalbinden tak; yürüsünler gitsinler sesim çıkmasın…




Kalbimizi kıranlara şunu diyelim;
"Esirgemez kokusunu, dalını kırandan da erik çiçeği…"




Bir yastık arıyorum kuş seslerinden
Mühim değil sonrası.



Bir araba kırmızı ışıkta geçti dediğimiz zaman, bu nesir olur. Şiir ise şudur: Kırmızı ışıkta geçen gemiler.



Bir şüphesin sen, dünyanın içinde
Geceden gündüzden ve diğerinden
Sessiz sedasız gitmeden önce;
Sevgili veya uçurum, aynı şey, bak sözlüğe



Çok neşeli kuşlar konmuş sesine. 

İbrahim Tenekeci'nin beğendiğim cümlelerinden birkaçı. İnsanın kendine yakın hissetttği yazarlar, şairler vardır. Kendime yakın hissettiğim birisidir. Hep tıpkı ben yazmışım gibi dediğim.


Sahipsiz Cümleler

15 Aralık 2014

Yeni Yıl HTML Kodları ( Blogunuzu Süsleyin)

Merhaba pisicikler aslında bugün paylaşım yapak gibi bir düşüncem yoktu ama bir blogger arkadaşımız kod konusunda bir şey sorunca burada da paylaşmak istedim. Yeni yıl yaklaşıyor. Belki blogunuza biraz renk katarsınız ya da farklı görseller için kullanabilirsiniz. Ben iki tane kod vereceğim. Kodda kırmızı renkle belirtiğim yeri değiştirerek. Blogunuza ekleyebilirsiniz. Sağ üst köşe de gördüğünüz görsel ya da blogu kıpırdatınca sağ alt köşe de çıkan ağaç gibi.

Birinci Kod: Bu kod sağ alt köşede ki ağacın kodu. Kırmızı renkle belirttiğim kodu silerek. Bu mavi süslerle süslenmiş ağaç yerine başka ağaç gif URL kodunu yapıştırıp kullanabilirsiniz. Bu kod ayrıca yukarıya çıkma kodu. En aşağıya indiğinizde resmin üzerine çıktığınızda hızlı bir şekilde sayfanın başına sizi götürür. Kod dostundan yararlanmıştım bu kod için. Ben sadece görsel html kodunu değiştirdim. Karmaşık gibi gelse de çok basit. Hepiniz kolaylıkla yapabilirsiniz. İşte kodun tamamı:



<script type="text/javascript" src="http://ajax.googleapis.com/ajax/libs/jquery/1.7.1/jquery.min.js"></script>
<script type="text/javascript" >
/***********************************************
* Scroll To Top Control script-
* Modified
* This notice MUST stay intact for legal use
* Visit Project Page at http://www.dynamicdrive.com for full source code
***********************************************/
var scrolltotop={
    //startline: Integer. Number of pixels from top of doc scrollbar is scrolled before showing control
    //scrollto: Keyword (Integer, or "Scroll_to_Element_ID"). How far to scroll document up when control is clicked on (0=top).
    setting: {startline:100, scrollto: 0, scrollduration:1000, fadeduration:[500, 100]},
    controlHTML: '<img src="http://img0.liveinternet.ru/images/attach/c/0//52/578/52578721_1261124590_0_174ed_5a1df0ca_orig.gif" />', //HTML for control, which is auto wrapped in DIV w/ ID="topcontrol"
    controlattrs: {offsetx:5, offsety:25}, //offset of control relative to right/ bottom of window corner
    anchorkeyword: '#top', //Enter href value of HTML anchors on the page that should also act as "Scroll Up" links
    state: {isvisible:false, shouldvisible:false},
    scrollup:function(){
        if (!this.cssfixedsupport) //if control is positioned using JavaScript
            this.$control.css({opacity:0}) //hide control immediately after clicking it
        var dest=isNaN(this.setting.scrollto)? this.setting.scrollto : parseInt(this.setting.scrollto)
        if (typeof dest=="string" && jQuery('#'+dest).length==1) //check element set by string exists
            dest=jQuery('#'+dest).offset().top
        else
            dest=0
        this.$body.animate({scrollTop: dest}, this.setting.scrollduration);
    },
    keepfixed:function(){
        var $window=jQuery(window)
        var controlx=$window.scrollLeft() + $window.width() - this.$control.width() - this.controlattrs.offsetx
        var controly=$window.scrollTop() + $window.height() - this.$control.height() - this.controlattrs.offsety
        this.$control.css({left:controlx+'px', top:controly+'px'})
    },
    togglecontrol:function(){
        var scrolltop=jQuery(window).scrollTop()
        if (!this.cssfixedsupport)
            this.keepfixed()
        this.state.shouldvisible=(scrolltop>=this.setting.startline)? true : false
        if (this.state.shouldvisible && !this.state.isvisible){
            this.$control.stop().animate({opacity:1}, this.setting.fadeduration[0])
            this.state.isvisible=true
        }
        else if (this.state.shouldvisible==false && this.state.isvisible){
            this.$control.stop().animate({opacity:0}, this.setting.fadeduration[1])
            this.state.isvisible=false
        }
    },
 
    init:function(){
        jQuery(document).ready(function($){
            var mainobj=scrolltotop
            var iebrws=document.all
            mainobj.cssfixedsupport=!iebrws || iebrws && document.compatMode=="CSS1Compat" && window.XMLHttpRequest //not IE or IE7+ browsers in standards mode
            mainobj.$body=(window.opera)? (document.compatMode=="CSS1Compat"? $('html') : $('body')) : $('html,body')
            mainobj.$control=$('<div id="topcontrol">'+mainobj.controlHTML+'</div>')
                .css({position:mainobj.cssfixedsupport? 'fixed' : 'absolute', bottom:mainobj.controlattrs.offsety, right:mainobj.controlattrs.offsetx, opacity:0, cursor:'pointer'})
                .attr({title:'Sayfa Başına Dön'})
                .click(function(){mainobj.scrollup(); return false})
                .appendTo('body')
            if (document.all && !window.XMLHttpRequest && mainobj.$control.text()!='') //loose check for IE6 and below, plus whether control contains any text
                mainobj.$control.css({width:mainobj.$control.width()}) //IE6- seems to require an explicit width on a DIV containing text
            mainobj.togglecontrol()
            $('a[href="' + mainobj.anchorkeyword +'"]').click(function(){
                mainobj.scrollup()
                return false
            })
            $(window).bind('scroll resize', function(e){
                mainobj.togglecontrol()
            })
        })
    }
}
scrolltotop.init()

</script>

10 Aralık 2014

Simli Yılbaşı Kartları

Biz şanslı çocuklardık. Belki çoğunuz hatırlarsınız simli yılbaşı kartları olurdu. Karların, gölün doğanın resminin yer aldığı. O kartlara saatlerce bakardım. Şimdi öyle güzel kartlar yok. Ailemiz sevdiklerine kart gönderirdi sevdiklerimizden kart gelirdi. Teknoloji bir çok şeyi kolaylaştırıyor ama sevgiyi, paylaşmayı, sabrı da beraberinde götürüyor gibi.

( Simli yılbaşı kartları)

Nerede o eski günler diyerek şikayet etmeyi bıraktım. Sevdiklerime yılbaşı kartı gönderdim. Bugün ikinci mutluluk haberini alıyorum ve tabi ben de mutlu oluyorum. Bu yüzden sevdiklerinize sürpriz yapmaya ne dersiniz. Ayrıca PTT'nin güzel bir uygulaması var. Yılbaşı kartları onlardan hediye, göndermesi sizden.

Küçücük zarfın içine kocaman sevginin sığdırılabileceğini hatırlatmak güzel değil mi sizce.

Ve karşınızdaki insanlar harika, sevilesi insanlarsa daha güzel oluyor bu sürprizler. Ben bu anneyle kıza  bayılıyorum. Ve paylaştığı şiirlere.

"Sana bir incir yaprağına bakmasını öğreteceğim 
Kendi avuçlarının içinde seyahati 
Ve gökyüzünün her yerde mavi olduğunu öğreteceğim.."



Sahipsiz Cümeleler

7 Aralık 2014

Buz Prenses

Elinde döndürdüğü pembe kaleminin kapağını açıp kareli defterine:

“Doğa boşluğu sevmez, insanın kalbi de” cümlesini yazdı.

Günlerdir beynini kemiren düşüncelerin cümle haline bürünüp soyut halden somut hala gelmiş görüntüsüydü bu.

“Doğa boşluğu sevmez, insanın kalbi de”

Bir müddet duvarındaki kendi çizdiği kelebekleri inceledi. Masasında boyalar için aldığı limon sarısı, üzeri çiçeklerle bezeli büyük kalemliğinin içinden yeşil kalemini alıp:

“Buz prenses” cümlesini iliştiri verdi, gerçekliğe bürünmüş pembe cümlenin altına.



İnsan hep çevresindeki insanlardan yakınıyordu. Onları tanıyamamaktan yakınıyordu. Peki, kendini gerçekten tanıyabiliyor muydu? Pembe renkte üzerinde eflatun ve beyaz çiçeklerden motifleri bezeli zarif görüntüsü olan kahve fincanından soğumuş kahvesinden bir yudum alıp:

“Buz prenses”, diye mırıldandı genç kadın. Bu kısa ama belki kendini, hayatını anlattığını düşündüğü bu cümleyi bir saat önce eski erkek arkadaşı söylemişti.

Buz kalbisin sen. Buzdan bir kalbin var. Ne kadar acı çektiğimi görmüyor musun? Peki, seni ne kadar sevdiği mi? Uzun bir sessizlik kaplamıştı odayı.  Ve genç kadının ağzından çıkan cümleyle o sessizlik.

Kalabalık şehrin gürültüsü gibi dolu vermişti sessiz odaya:

“ Belki de söylediğinde haklısın. Buz kalbiyim ben. Sevme artık beni. Kalbimin soğuğundan üşürsün.” Diyerek ifadesiz gözleriyle genç adama baktı.

Damlalarını gözlerinden biriktiren adam, dile getirmiyordu; ama ne olur yapma, bunu söyleme diyordu, genç kadına.

“Beni sevme, dedi genç kadın tekrardan”

Genç adamın vazgeçmeye niyeti yoktu. Boynuna sarılıp, papatya özüyle kokan siyah saçlarını burnuna bastırıp o güzel kokuyu vücudunun bütün hücrelerine doldurdu.

Tuhaf bir durumdu. Önceden böyle olsa heyecandan kalbi yerinden çıkacakmış gibi atar, utanır yüzü kızarırdı genç kadının. Şu an ise öyle ifadesizdi ve heyecansızdı ki. Sadece kalbi değil. Vücudunun bütün sokakları, göğü, yıldızı ayı… buz tutmuştu sanki. Genç adamı itip:

“Seni sevmiyorum.” Dedi genç kadın.

Genç adam, az önce cümlelerini sinirden söylemişti oysa gerçekten karşısında buz kalpli sevdiği vardı artık. Bu kadarı da fazlaydı. Erkeğin gururuna. Bir umut ışığı hissetseydi ayaklarına kapanırdı. Lütfen yapma diyerek. Ama karşısında gerçekten buzdan kalbi olan bir kadın vardı. Kalbinin buzunu siyah, ifadesiz gözünden bile görebiliyordu.

Canını acıtan, yüreğini yakan damlaları gözünden bırakıp, elinin tersiyle silip, genç kadına sokuldu. Canını acıtmıştı genç kadın, az da olsa onun canını acıtmalıydı ve son kez o güzel kokusunu içine çekmeliydi. Kulağının dibine yaklaşıp üç dört saniye sessizlikten sonra:

Hoşçakal Buz Prenses! Diyerek gözyaşlarını yanında daha çok akıtmaya müsaade vermeyerek hızlı bir şekilde odadan çıktı.

Bu cümlenin canını acıtması gerekiyordu; fakat ilginç bir şekilde hiçbir şey hissetmiyordu genç kadın. Hatta kendini o kadar hafiflemiş hissediyordu ki.

Kağıda bakıp, gülümsedi ve tekrardan “Buz Prenses” diye mırıldandı.

Ben “Buz Prensesim” peki sen nesin? dedi kadın. Bir ay önce en samimi arkadaşıyla aldatmıştı onu ve geçici heves demişti buna. Şimdi ise pişman olup kapısına gelmişti genç adam. Biliyordu, genç kadın onu daha çok seviyordu, sevgisi şiddetliydi, şimdi sesini çıkarmamıştı ama birkaç hafta sonra pişman olacaktı. Gördün mü diyecekti genç adam. Bensizliğe dayanamazsın.

Bekledi. Telefonuna baktı! Saat başı, sosyal medya hesaplarına, açık mavi elbiseli fotoğrafına saatlerce baktı genç kadının, maillerini kontrol etti, tekrar telefonuna baktı. Gelecekti, dayanamazdı biliyordu. Günler geçti, sonra haftalar, aylar. Bekledi genç adam bekledi, bekledi… Saatin tıktaklarını dinledi.

Tık tak tık tak tık tak….

Düşündü, insan kaybedince mi anlıyordu hayatındaki değerleri. Hiç böyle düşünmemişti şimdiye kadar. Bu kadar sevdiğini de. Sonra dayanamayıp. Bir mesaj atmak için telefonu eline aldı.

Seni özle….. cümlesini tamamlamadan geri sildi. Hayır bu olmazdı, küçük düşüremezdi kendisini. Ne yapıy… bu cümleyi de sildi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Birkaç cümle denemesinden sonra en mantıklı Merhaba yazıp göndermek oldu. Konuşmak isterse cevap verirdi. Cevap vermezse de keyfi bilirdi. Artık düşünmeyecekti onu cevap alamazsa. Beni sevmeyen insanı ben de sevmem, aptal değilim, gurursuz, salak değilim diye mırıldandı.

Bekledi, bir gün, iki gün yine cevap gelmedi. Sosyal medya hesabından sildi onu, maillerini değiştirdi hatta ulaşamasın diye yeni sosyal medya hesapları aldı genç adam. Elbet pişman olacaktı. O zaman cezalandırma, öç alma sırası gelecekti. Yıllar geçti. İki yıl, üç yıl. Genç adamda unuttu papatya kokulu sevdiğini. Mutluydu, seviyordu yeni kız arkadaşını onun gibi siyah saçları yoktu; ama kumral saçlarını okşamak, mavi gözlerine bakmak çok hoşuna gidiyordu.

Ama genç adam alınacak intikamını unutmamıştı. İlk fırsatta canını acıtmalıydı Buz Prensesin. Sosyal medya hesaplarında aramaya başladı adını. Sosyal medyada Nasılsın diyerek yeni sevgilisiyle çektiği fotoğrafı görmesini sağlayacaktı, canı acıyacaktı emindi. Oysa kendisi daha ilginç bir durumla karşılaştı. Kucağında kendisi gibi sevimli iri gözlü, uzun kirpikli Dünyanın en güzel iki yaşlarında bir kız çocuğu duruyordu. Kadın ise 2 yıl öncesine göre çokta güzelleşmişti, iki yaş yaşlanmıştı ama bu ona farklı olgunluk vermişti. Profil fotoğrafının altındaki yorumları okudu. Belki tanıdığının çocuğudur diye düşünüyordu, ama kızıydı işte. Onun kalbini acıtmak için gelmişti ama kendi kalbi sızlıyordu yine.

Sonra profilde bir cümle ilişti gözüne. Hakkında kısmında Buz Prenses yazıyordu. Ve Bu iki kelimenin altında bir açıklama:

“Doğa boşluğu sevmez, insanın kalbi de.  Benim kalbimde sevdiğim adama yer vardı. En mutlu haberi vereceğim gün, kalbimi bir ihanetle boş bırakana kadar. İnsanın kalbi boşluğu sevmez dedim ya. Ben de buzlarla doldurdum kalbimi. O boşluk başka bedenle dolmamalıydı. Belki kalbim buzdandı ama o buzdan kalpte bile o vardı. O buzdan kalpte bile onun bıraktığı kızımın sevgisi vardı” –BUZ PRENSES-

Genç adam bir müddet şaşkınlık içinde sevdiği kadının resmine ve kızına baktı. Ne kadar kötü kalpli bir adamdı. O sevdiğinin bıraktığı boşluğu başka bedenlerle doldurmuştu. Buzdan kalpli demişti kadınına, peki onun kalbi neydi.

Atamadığı telefon kartını çekmeceleri karıştırıp buldu. Çalışması ümidiyle bir yandan ağlayıp bir yandan gözyaşlarından görmemesine aldırmayarak kartı telefonuna takıp gözleri buğulu halde sevdiğinin ismini liste de aradı. Umarım ulaşabilirdi ona. Telefonun ara tuşuna basıp, bekledi, çalıyordu:

Neşeli bir ses tonuyla açtı genç kadın. Alo!...
Sessizlikten dolayı tekrar: Alo!..
Numarasını silmişti. Canını acıtmıştı yine. Cesareti toplayıp:

“Doğa boşluğu sevmez, insanın kalbi de. Benim kalbimde senin boşluğunu kabul edemedi. Kalbim timsahların, pis hayvanların yaşadığı çamurlu bir bataklık. Tamam sevme beni, kalbine de alma, buzdan kalsın kalbin; ama kalbimi bu çamurlu bataklıktan kurtar. O boşluğu seninle, kızımla doldurmama izin ver. Buz Prenses”

Kurgudur.

Sahipsiz Cümleler