7 Aralık 2014

Buz Prenses

Elinde döndürdüğü pembe kaleminin kapağını açıp kareli defterine:

“Doğa boşluğu sevmez, insanın kalbi de” cümlesini yazdı.

Günlerdir beynini kemiren düşüncelerin cümle haline bürünüp soyut halden somut hala gelmiş görüntüsüydü bu.

“Doğa boşluğu sevmez, insanın kalbi de”

Bir müddet duvarındaki kendi çizdiği kelebekleri inceledi. Masasında boyalar için aldığı limon sarısı, üzeri çiçeklerle bezeli büyük kalemliğinin içinden yeşil kalemini alıp:

“Buz prenses” cümlesini iliştiri verdi, gerçekliğe bürünmüş pembe cümlenin altına.



İnsan hep çevresindeki insanlardan yakınıyordu. Onları tanıyamamaktan yakınıyordu. Peki, kendini gerçekten tanıyabiliyor muydu? Pembe renkte üzerinde eflatun ve beyaz çiçeklerden motifleri bezeli zarif görüntüsü olan kahve fincanından soğumuş kahvesinden bir yudum alıp:

“Buz prenses”, diye mırıldandı genç kadın. Bu kısa ama belki kendini, hayatını anlattığını düşündüğü bu cümleyi bir saat önce eski erkek arkadaşı söylemişti.

Buz kalbisin sen. Buzdan bir kalbin var. Ne kadar acı çektiğimi görmüyor musun? Peki, seni ne kadar sevdiği mi? Uzun bir sessizlik kaplamıştı odayı.  Ve genç kadının ağzından çıkan cümleyle o sessizlik.

Kalabalık şehrin gürültüsü gibi dolu vermişti sessiz odaya:

“ Belki de söylediğinde haklısın. Buz kalbiyim ben. Sevme artık beni. Kalbimin soğuğundan üşürsün.” Diyerek ifadesiz gözleriyle genç adama baktı.

Damlalarını gözlerinden biriktiren adam, dile getirmiyordu; ama ne olur yapma, bunu söyleme diyordu, genç kadına.

“Beni sevme, dedi genç kadın tekrardan”

Genç adamın vazgeçmeye niyeti yoktu. Boynuna sarılıp, papatya özüyle kokan siyah saçlarını burnuna bastırıp o güzel kokuyu vücudunun bütün hücrelerine doldurdu.

Tuhaf bir durumdu. Önceden böyle olsa heyecandan kalbi yerinden çıkacakmış gibi atar, utanır yüzü kızarırdı genç kadının. Şu an ise öyle ifadesizdi ve heyecansızdı ki. Sadece kalbi değil. Vücudunun bütün sokakları, göğü, yıldızı ayı… buz tutmuştu sanki. Genç adamı itip:

“Seni sevmiyorum.” Dedi genç kadın.

Genç adam, az önce cümlelerini sinirden söylemişti oysa gerçekten karşısında buz kalpli sevdiği vardı artık. Bu kadarı da fazlaydı. Erkeğin gururuna. Bir umut ışığı hissetseydi ayaklarına kapanırdı. Lütfen yapma diyerek. Ama karşısında gerçekten buzdan kalbi olan bir kadın vardı. Kalbinin buzunu siyah, ifadesiz gözünden bile görebiliyordu.

Canını acıtan, yüreğini yakan damlaları gözünden bırakıp, elinin tersiyle silip, genç kadına sokuldu. Canını acıtmıştı genç kadın, az da olsa onun canını acıtmalıydı ve son kez o güzel kokusunu içine çekmeliydi. Kulağının dibine yaklaşıp üç dört saniye sessizlikten sonra:

Hoşçakal Buz Prenses! Diyerek gözyaşlarını yanında daha çok akıtmaya müsaade vermeyerek hızlı bir şekilde odadan çıktı.

Bu cümlenin canını acıtması gerekiyordu; fakat ilginç bir şekilde hiçbir şey hissetmiyordu genç kadın. Hatta kendini o kadar hafiflemiş hissediyordu ki.

Kağıda bakıp, gülümsedi ve tekrardan “Buz Prenses” diye mırıldandı.

Ben “Buz Prensesim” peki sen nesin? dedi kadın. Bir ay önce en samimi arkadaşıyla aldatmıştı onu ve geçici heves demişti buna. Şimdi ise pişman olup kapısına gelmişti genç adam. Biliyordu, genç kadın onu daha çok seviyordu, sevgisi şiddetliydi, şimdi sesini çıkarmamıştı ama birkaç hafta sonra pişman olacaktı. Gördün mü diyecekti genç adam. Bensizliğe dayanamazsın.

Bekledi. Telefonuna baktı! Saat başı, sosyal medya hesaplarına, açık mavi elbiseli fotoğrafına saatlerce baktı genç kadının, maillerini kontrol etti, tekrar telefonuna baktı. Gelecekti, dayanamazdı biliyordu. Günler geçti, sonra haftalar, aylar. Bekledi genç adam bekledi, bekledi… Saatin tıktaklarını dinledi.

Tık tak tık tak tık tak….

Düşündü, insan kaybedince mi anlıyordu hayatındaki değerleri. Hiç böyle düşünmemişti şimdiye kadar. Bu kadar sevdiğini de. Sonra dayanamayıp. Bir mesaj atmak için telefonu eline aldı.

Seni özle….. cümlesini tamamlamadan geri sildi. Hayır bu olmazdı, küçük düşüremezdi kendisini. Ne yapıy… bu cümleyi de sildi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Birkaç cümle denemesinden sonra en mantıklı Merhaba yazıp göndermek oldu. Konuşmak isterse cevap verirdi. Cevap vermezse de keyfi bilirdi. Artık düşünmeyecekti onu cevap alamazsa. Beni sevmeyen insanı ben de sevmem, aptal değilim, gurursuz, salak değilim diye mırıldandı.

Bekledi, bir gün, iki gün yine cevap gelmedi. Sosyal medya hesabından sildi onu, maillerini değiştirdi hatta ulaşamasın diye yeni sosyal medya hesapları aldı genç adam. Elbet pişman olacaktı. O zaman cezalandırma, öç alma sırası gelecekti. Yıllar geçti. İki yıl, üç yıl. Genç adamda unuttu papatya kokulu sevdiğini. Mutluydu, seviyordu yeni kız arkadaşını onun gibi siyah saçları yoktu; ama kumral saçlarını okşamak, mavi gözlerine bakmak çok hoşuna gidiyordu.

Ama genç adam alınacak intikamını unutmamıştı. İlk fırsatta canını acıtmalıydı Buz Prensesin. Sosyal medya hesaplarında aramaya başladı adını. Sosyal medyada Nasılsın diyerek yeni sevgilisiyle çektiği fotoğrafı görmesini sağlayacaktı, canı acıyacaktı emindi. Oysa kendisi daha ilginç bir durumla karşılaştı. Kucağında kendisi gibi sevimli iri gözlü, uzun kirpikli Dünyanın en güzel iki yaşlarında bir kız çocuğu duruyordu. Kadın ise 2 yıl öncesine göre çokta güzelleşmişti, iki yaş yaşlanmıştı ama bu ona farklı olgunluk vermişti. Profil fotoğrafının altındaki yorumları okudu. Belki tanıdığının çocuğudur diye düşünüyordu, ama kızıydı işte. Onun kalbini acıtmak için gelmişti ama kendi kalbi sızlıyordu yine.

Sonra profilde bir cümle ilişti gözüne. Hakkında kısmında Buz Prenses yazıyordu. Ve Bu iki kelimenin altında bir açıklama:

“Doğa boşluğu sevmez, insanın kalbi de.  Benim kalbimde sevdiğim adama yer vardı. En mutlu haberi vereceğim gün, kalbimi bir ihanetle boş bırakana kadar. İnsanın kalbi boşluğu sevmez dedim ya. Ben de buzlarla doldurdum kalbimi. O boşluk başka bedenle dolmamalıydı. Belki kalbim buzdandı ama o buzdan kalpte bile o vardı. O buzdan kalpte bile onun bıraktığı kızımın sevgisi vardı” –BUZ PRENSES-

Genç adam bir müddet şaşkınlık içinde sevdiği kadının resmine ve kızına baktı. Ne kadar kötü kalpli bir adamdı. O sevdiğinin bıraktığı boşluğu başka bedenlerle doldurmuştu. Buzdan kalpli demişti kadınına, peki onun kalbi neydi.

Atamadığı telefon kartını çekmeceleri karıştırıp buldu. Çalışması ümidiyle bir yandan ağlayıp bir yandan gözyaşlarından görmemesine aldırmayarak kartı telefonuna takıp gözleri buğulu halde sevdiğinin ismini liste de aradı. Umarım ulaşabilirdi ona. Telefonun ara tuşuna basıp, bekledi, çalıyordu:

Neşeli bir ses tonuyla açtı genç kadın. Alo!...
Sessizlikten dolayı tekrar: Alo!..
Numarasını silmişti. Canını acıtmıştı yine. Cesareti toplayıp:

“Doğa boşluğu sevmez, insanın kalbi de. Benim kalbimde senin boşluğunu kabul edemedi. Kalbim timsahların, pis hayvanların yaşadığı çamurlu bir bataklık. Tamam sevme beni, kalbine de alma, buzdan kalsın kalbin; ama kalbimi bu çamurlu bataklıktan kurtar. O boşluğu seninle, kızımla doldurmama izin ver. Buz Prenses”

Kurgudur.

Sahipsiz Cümleler

12 yorum:

  1. Wow!
    Fenaymış...

    Eline sağlık Özlem :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sancılı bir süreçti. Uzun süredir yazamıyorum hikaye, deneme tarzı. İki cümleden yola çıktım, gerisi geldi. Demek yazmak için bilgisayarın başına oturmak gerekiyormuş :) Teşekkürler!

      Sil
    2. Ha deyince yazılmıyor, ama ilk kelimeden sonra ardı sıra diziliyor kelimeler.
      Yeni denemeler bekliyoruz :-)

      Sil
    3. Evet iki kelimeden başka hiç bir şey yoktu elimde "BUZ PRENSES" nasıl sinir oluyordum kaç gündür yazmak istiyorum yazamıyorum. Bağımlılık yapıyor adama deneme türünde yazmak ve insanların kılığına bürünüp yazmayı seviyorum. Yazarken sanki o ortamda insanları gizlice izliyormuşum gibi. İnşallah! devamı gelir. Önceden daha sık yazıyordum sanki denme türünde.

      Sil
  2. İnanmıyorum ya çok güzel Allahım yaptığımız salakça hatalar nereye getiriyor bizi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz insanlar vefakar değiliz ve genellikle kaybedince anlarız elimizdekinin kıymetini.

      Sil
  3. Çok akıcı yazmışsınız. Sonunu klasik bekliyordum kesin kadın da evlenmiştir diyerek okudum ama sürpriz oldu :)
    Yorumlarınızdan birinde de demişsiniz, bazen küçücük bir cümle, bir olay yazıyı başlatıyor ve çok güzel şeyler çıkıyor ortaya. Devamını bekleriz diyorum, sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Denemelerimin sonunda insanları şaşırtmayı seviyorum. Tabi bazen başarıyorum bazen başaramıyorum. Umarım. Çünkü yazmak benim için büyük bir tutku, hele böyle yazılar yazmak. İlham Perim gelmese bile ben onu zorla getirtebiliyormuşum, dün bu yazıyı yazmamdan anladım.

      Sil
  4. Bu müthiş bir dönüş olmuş. Özlemiştik böyle tadına doyulmayan öykülerini:) Hem akıcı hem de ders verir nitelikte. Dilerim kaleminden eksilmesin kelimeler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol meleğim benim. :)) Umarım önceki gibi uzun ara vermem bu tür yazılarıma.

      Sil
  5. elimizdekilerin değerini kaybedince anlıyoruz..
    bir çok şeyi yitirdikten sonra dönüşün olması mutlu eder mi yeniden buz prensesi..
    o sevgisinin ilk heyecanına ayrılık rüzgarları gem vurduktan sonra yeniden o ilk sıcaklıkla sevebilir mi yeniden..
    bilmiyorum dönüşler bu kadar kalbi aşındırmadan, yok etmeden, kırmadan olsa..


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanların verdiklerini sandıkları sıcaklıktan bile daha sıcak olduğu için bence buzdan prensesin hep buz kalmıştır

      Sil