14 Aralık 2015

Hadi Kendimize Hediye Alalım

Şimdi yazının başlığını okuyunca saçmalama Özlem, insan kendisine nasıl hediye alsın diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama aldığınız hediye paketinin içinde ne olduğunu bilemeyeceğinizi söylesem ikna olursunuz sanırım değil mi?



Hep başkalarını mutlu etmek için uğraşıyoruz; fakat nedense ben son günlerde şunu düşünüyorum. İnsan ilk önce kendini mutlu etmeli. O yüzden kendinize bu sevimli paketlerden almaya ne dersiniz? İlk önce kendinize  bir paket alın sonra başkasına alırsınız.


Zorla reklam vb. yapmıyorum. Bu hediye paketleri, paketlerin içeriğini bilmemek hoşuma gittiği için sizinle paylaşmak istedim.


Hadi Bi'kutu Mutluluk hediye edin kendinize.


Sahipsiz Cümleler

11 Aralık 2015

Mesafeler Aşka Engel Değil


Birbirine ulaşabilecek, dokunabilecek mesafede olup birbirinden ruhen kilometrelerce olan uzak insanlar varken birbirinden fiziken uzak olup birbirlerinin ruhuna dokunan insanlar var demek ki. Çiftin yaptıkları artık reklam amacına bürünmüş. Keşke çektikleri resimler kendi aralarında kalsaydı masumiyetini yitirmezdi. 

Ama çok kıskandım ben bunları. 



Koreli çift Danbi Shin ve Seok Li bir bütünün iki yarısı. Hem de aralarında 11,000 kilometre mesafe olmasına rağmen. Danbi'nin New York'a taşınması ve Seok'un Seul'de kalmasıyla birlikte çift, mesafe sorunlarını aşmak için ortak bir fotoğraf projesi gerçekleştirmeye karar veriyor. Half&Half ismini verdikleri bu projede Danbi ve Seok, günlük yaşamlarındaki deneyimleri fotoğraflıyor ve ikili bu fotoğrafları birleştirerek aslında yaşamlarının ne kadar da birbirine benzer olduğunu ve mesafelerin birliktelik hissini asla etkileyemeyeceğini gözler önüne seriyor. 

Korean couple Danbi Shin and Seok Li are two halves of the same whole—even if they're 6,863 miles apart. Since Danbi currently lives in New York and Seok Li is based in Seoul, the couple bridges the distance by collaborating on their Half&Half photo project. While they're on video calls, Danbi and Seok will simultaneously capture a photograph in their different locations. They then put these photos side-by-side, for their shared ShinLiArt venture, to explore the similarities that can be found in their individual lifestyles. Even though there's a 14-hour time difference, both artists are able to find parallels between their surroundings and their daily routines. Danbi and Seok's work reveals that our humanity is just as important as our geography.












Kaynak: onedio

Sahipsiz Cümleler













1 Aralık 2015

Tavsiye Film: Bajrangi Bhaijaan


Öyle bir adam düşünün ki hayatında hiç yalan söylememiş, dürüst ve oldukça saf. Ve bir tarafta da konuşmayan Pakistanlı tatlı bir kız çocuğu. Pakistanlı kız yanlışlıkla, çatışma halinde oldukları Hindistan’a geçerse. Ne Pakistanlı olduğunu söyleyebilir nede evine geri dönebilir. Tek şansı tıpkı kendisi gibi temiz adama rastlaması olur. Üstelik iki ülke arasında vize dahi kaldırılmışsa bu tatlı kız çocuğu ailesine nasıl kavuşacak? İzleyin görün.


Sahipsiz Cümleler

28 Kasım 2015

??????


Merhabaaaaa! özlediniz mi beni! Sırf beni özleyin diye uzak kaldım blogumdan. Başka hiçbir nedeni yok. Söyleyecek o kadar çok şey var ki kendime, hayata dair. Bugün oldukça depresif günümdeyim sanırım. Ya da zihnim çok karmaşık diyelim. Belki benim yerimde olmak isteyen ne kadar çok insan var. Ama benim hayata dair istediğim şey bu değil bu olmamalı.

Söyleyebileceğim tek şey şu kendime kızgınım, öfkeliyim ve korkuyorum. Korku bir şeyleri yapabilmek, değiştirebilmek için cesaret verir aslında. Ama kendime binlerce kez söz verip yapmadığım için kızıyorum kendime, hep bir fırsat geçmesini bekledim. Şöyle olsun o zaman yapacağım dedim; ama yürekten istemeyince olmuyor işte. Oyunda bir yan aktör olarak kalıyorsunuz.

Ne demek istiyor bu kız diyebilirsiniz. Şunu sormak istiyorum size. Hayatınızdan mutlu musunuz? Olmak istediğiniz yerde misiniz? Olmak istediğiniz insanların yanında mısınız? Ya da olmak istediğiniz şehirde misiniz, ülkede misiniz? Veya sevdiğiniz işimi yapıyorsunuz? Hayata, bir şeylere başlamak için geç mi? Yaşıyor muyuz gerçekten? Yoksa nefes alıp vermek için çalışıyor muyuz? Şuan da nerede, nasıl olmak isterdiniz? Çok kolay sorular gibi gelse de bu sorulara cevap vermek cidden zor. Belki çok kolay da bu sorulara cevap vermeye korkuyoruz. Cesaretimiz yok çünkü. Ama bir cümleden eminim Hayata bir kez geliyoruz.

Görüşmek üzereeee! Sizi, sorulara boğdum gidiyorum. :D
Sahipsiz Cümleler

1 Ekim 2015

Kadınlar Ülkesi / Herland

Bir uygarlık düşünün erkeğin olmadığı sadece kadınlardan oluşan bir uygarlık. Nasıl bir uygarlık olurdu sizce. Kadınların birbirini kıskanıp, bir araya gelip örgütlenemedikleri bir Dünya olurdu. Çoğu kişi bu cevabı verir değil mi?


İlkel Kabileleri araştırmak için görevlendirilen Mühendis, Doktor ve Sosyolog olan bilim adamları,  sadece kadınlardan oluşan bir ülke bulurlar. Oldukça uygar bir toplumdur üstelik. O kadar kadının içinde sadece 3 erkek. Erkeğin olmadığı uygarlık gelişmiş midir,  ya cinsiyet kalıpları? Bence film olarak yayınlanmalı. PK kadar dikkat çekici bir film olur. Sadece dikkatimi çeken, böyle olsaydı nasıl olurdu, evet gerçekten de öyle dediğim ve sorguladığım noktalar oldukça çok oldu.

Kadının kıskanç olmasını, çekici ve baştan çıkartıcı olup, cinsellikte erkeğin hâkimiyeti altında olması, çocuğa bakıp, ev işleriyle ilgilenmesi… bunlar doğuştan gelen ya da kadının yapısında olan şeyler değil. Eril bir sistemin kadına kanıksattıkları şeyler.

Eril dünya da erkeğin yapısında hâkim olma, elde etme, sahip olma, güçlü olma düşüncesi var. Barışçıl değil. Dünyanın bugün bu halde olması açlık, yoksulluk, savaşlar, iktidar kavgaları… Eril Dünya’nın olmasıdır.

Eril iktidarı her yer de görebilirsiniz. En basitinden küfürlere bakın. Hep kadın organını, kadınlığı vb. ye yapılır. Erkek organını aşağılayıcı bir küfür göremezsiniz, kendini uygar sanan Batı toplumlarında bile. Erkek kadını, kadın cinsel organını aşağılar ama o organın kölesidir. 

Ben cinselliğe hiç bu açıdan bakmamıştım. İlginç geldi. Sosyolog Van’ın aşık olduğu zeki kadının yönelttiği sorular oldukça düşündürücü. Bu sorulardan birisi de şuydu.

-Cinsellik üremek için yapılır. Siz zevk almak amacıyla mı yapıyorsunuz? Anne, baba olmaya hazır olmadığınızda bile mi?

-Van Evet bu aşkın, sevginin göstergesidir.

-Peki, doğa da böyle bir şey var mı? Hiçbir hayvanın zevk amaçlı cinsel birliktelik yaşadığını gördünüz mü?

-Van, biz hayvan değiliz der.

Burada şunu sorgulatmak istemiş yazar bize. Ben cinselliğin hep dürtü, iç güdü olduğunu düşünürdüm; ama şimdi cinselliğin bile toplum tarafından şekillendirildiğini, oluşturulduğunu düşünüyorum artık. Ve yine bunda eril düşünce hâkim. Üç erkeğin Kadınlar Dünyasında özellikle Terry’in  cinsellikle sevdiği kadına HAKİM olmak istemesi ve bunu dile getirmesi. Kendi bekâretini sorgulamayıp kadında bekâret arayan erkekler bunun somut örneği değil mi?

Kitabı okuyun kesinlikle, sorguladığınız çok nokta olacak. Hayata, eğitime, çocuk yetiştirmeye dair. Kitabı bitirdiğimde böyle bir dünya olsa seve seve yurttaşı olurdum diye düşündüm. Hatta İlber Ortaylı bakışı atıp:

Erkeksin keşke ölsen, bile dedim. :)

Ama kitap bunu anlatmak istemiyor. Erkeklerin olmadığı bir Dünya değil amacı. İsmi de sizi yanıltmasın Kadınlar Ülkesi Feminist bir Dünya da değil. Hümanist bir Dünya. Bu kitapta amaç Eril sistemdeki çarpıklıkları, yanlışları gösterme.

Kadınlar Ülkesinde kadınların nasıl ürediklerini merak etmişsinizdir. Sadece bitkilere ve bazı hayvanlara has olan partenojen doğumlarla. Yani erkek spermine ihtiyaç duymadan hamile kalabilmesi, kadının kromozonu XX olduğu için sadece kız çocuk doğuyor. Kadınlar Ülkesi böyle oluşuyor.

Kadınlara nasıl eril düşünce kanıksatıldıysa Humanist düşünce de kanıksatılması gerekmektedir. Kadınlar ilerlemediği, eril ve dişil hâkim olma yarışı engellenip hümanist düşünce benimsenmediği sürece bu dünya Cehennem olacaktır. Gerçi Cehennemden de beter. Savaşlar, açlıktan binlerce çocuk ölüyor.

Saygı görülmeyen, cinsel anlamda bile köle olması istenilen, ezilen ve bütün bunlara rağmen beğenilmek için çaba sarf etmesi istenilen kadın. Çocuk istediği zaman neden bir erkeğin itip, kakmasına, köleliğini kabul etsin ki.

Yaşamı sınırlandırılan kadınlar, insanlığın ilerleyişini yavaşlatıyordu.

Ancak insanlığın yarısını oluşturan kadınlar gelişmesi engellenmiş insanlardır.

Erkekler kendi istedikleri kırılgan, bağımlı, pasif ve ürkek kadın türünü yaratmak için buna karşı çıkan kadınlarla evlenmeyerek iktidarı elinde tutmaktadırlar.



Sahipsiz Cümleler

25 Eylül 2015

Hadi Amasra'ya Gelin!

Amasrayı özlemişim. Ben tenha olur diye düşündüm ama oldukça kalabalık. Ömrümün bir kısmını burada geçirmiş biri olarak bu güzel ilçeden bahsetmemek olmaz. Fırsatınız olursa kesinlikle Amasra'ya uğrayın. Bulunduğunuz şehrin karmaşasından uzaklaşmak istiyorsanız, huzur bulacağınız güzel mekanlardan birisi. Ayrıca burada pansiyon şeklinde evde kiralayabiliyorsunuz. Görsellerle geçirdiğim bir günü paylaşıp Amasra'ya geldiğinizde nerelere gitmeniz gerektiğinin paylaşımını yapacağım.

1. SAHİL BALIK

Amasra'ya gelip balık yemeden giderseniz olmaz. Görsellik açısından en güzel mekan. Karadeniz'in üzerinde balıklarınızı yiyorsunuz. Size tavsiyem saat 5 gibi rezervasyon yaptırıp güneş batışını izleyerek balıklarınızı yemeniz.



Tabi Amasra salatasını istemeyi unutmuyorsunuz.



Ve hazine haritası buldum. Bunu güzel düşünmüşler Salih Balık işletmecileri. Amasrayı tanıtan güzel bir servis kağıdı.




2. LÜTFİYE 

Türk kahvesi için burada. Ayrıca fındık ezmesi, lokum, şerbet, reçel çeşitlerini bulabilirsiniz burada. Ben fındık ezmesi almanızı tavsiye ederim.





3. AMASTRİS AHŞAP

Amasra'ya geldik boş gitmek olmaz diyebilirsiniz. Sevdiklerinize hediye alacağınız güzel bir mekan. Bunun gibi birçok yer söz konusu çarşısında ama ben hediyelik eşya anlamında burayı seviyorum. Ben bir sürü hediye aldım bile. Tabi kendime de :)




4. FATİH CAMİ

Cuma hutbelerinde, Ve Bayram namazında İmam, Fatih Sultan Mehmet'in kılıcını kuşanarak camiye geliyor. Bu gelenek haline getirilmiş.




5. AMASRA'NIN GECESİ

Amasra'yı bence gece daha güzel oluyor. Deniz kenarındaki cafelere oturup gece elbisesini kuşanmış Amasra'yı kahvenizi, çayınızı yudumlarken izleyin. Tek başına ya da sevdiklerinizle. İki durumda da güzel bu ilçe. Yalnızsanız görüntüsüyle size eşlik ediyor. Sevdiklerinizleyseniz hoş sohbet ortamında görüntüsüyle aranıza dahil oluyor. Kesinlikle gecesini görün Amasra'nın.





6. Bunun dışında Müze ve Kuş kalesine gidebilirsiniz. Benden bu kadar.

7. Bu da bonus. Sevilmekten zevk alan bir kedicik.




Sahipsiz Cümleler

24 Eylül 2015

Biri Benim Animemi Yapmış

İyi Bayramlar pisicikleeeeer! Bugün menüde var? Büyük bir kısmınız et yiyecektir; ama ben malesef yiyemeyeceğim. Alerji oldum. Yasak bana :( Ben de balık yiyeceğim. Galiba, sanırım, muhtemelen, olabilir, herhalde :D

Neyse ben bayramdan öte çok farklı bir paylaşım yapmak için geldim. Belki bayram günü yapacak bir şey bulamazsanız izlersiniz.

Himouto Umaru- Chan

Birileri benim animemi yapmış. Bir karakter ancak bu kadar benzeyebilir bana. İzledikçe gülme tutuyor beni. Ne çirkef, iğrenç gözüküyormuşum. Hep bu çirkefliğim evdekilere.

Genç kızımız dışarıda hanım hanımcık, yardım sever.... bir kız. Eve gelince birden canavara dönüşüyor.

Bunun aynısını bende yapıyorum dedim. Eve girer girmez ayakkabıları atıp. Evde en paçoz halde ( büyük ihtimalle pijama) gezip animelere, kitaplara, mangalara dalan zaaat, işte o ben oluyorum. Kim gözetliyor lan beni.

ANİME İÇİN TIK TIK! Evet gerçek yüzümü de gördünüz. :)

İkinci paylaşacağım film ise "My Brilliant Life". Bu film beni çok ağlattı ya. Erken yaşlanma hastalığı olan çocuğun hayatını anlatıyor. Bize sıradan gelen şeylerin ne kadar önemli olduğunu gördüm. Aşkın, okula gitmenin. Bu tarzda film izlemedim. Bu nedenle kıyaslama yapamayacağım. Ama izlenmesi gereken bir film bence, hayatımızın kıymetini anlamak için.


Üçüncü "Twenty" yirmili yaşlardaki gençlerin hayatını anlatıyor. Sırf sevdiğim grup üyesi Junho var diye izledim. Film gençlik filmi. O yaşlardaki tercihlerimiz, ailelerimizin baskıları vb. Seçmek istediğimiz yollar; ama bazı nedenlerden dolayı seçemediğimiz. Bana göre vasat bir filmdi. Böyle güzel konusu olan film daha iyi işlenebilirdi bence. Tabi zevk meselesi.


Ve dördüncü "Queen" Bu filmi uzun süre önce izlemiştim. Çok hoşuma gitmişti. Evleneceği sıra eş adayı tarafından terk edilen genç kızımızın. Kendi hayatını yaşamaya karar vermesi ve Dünya turuna çıkması. Yeni insanlarla tanışmasını konu alıyor. Benim de böyle bir hayalim olduğu için hoşuma gitti. Bence sizde seveceksiniz.


Ve sonuncu. Benim gönlümde yer edinmiş şahane adam. Amir Khan'ın "PK" çabuk izlesin. Daha izlemediniz mi yuh! diyorum başka bir şey demeye gerek yok.



Boş vaktiniz varsa. Bayramda et yemekten başka bir şey yapmıyorum. Bir de evi naylon çorap kokusu dolduran teyzelerden bıktım diyorsanız. Film keyfi yapın. Görüşmek üzere. Ben gideyim, beni anlatan animemi izleyim. Kim yazdı lan bunu. İlk defa animeyi kaleme alan kişiyi merak ettim. Ruh ikizim olabilir. Görüşürüz psicikler!

Sahipsiz Cümleler


17 Eylül 2015

1 Milyon Suriyeli Çocuk Mülteci



Bu Dünya'da en üzücü şeyin "Çocukların gözlerinin çocuk gibi bakmaması" olduğunu düşünürüm. Suriyeli çocukların gözlerine baktınız mı? Hele ailesini bırakıp tek başına mülteci olan çocukların. Küçücük beden 100 yaşındaki acılar çekmiş bir insanın bakışını taşıyor.

"Hiçbiri ülkesini isteyerek terk etmedi. Hiçbiri burada olmaktan mutlu değil. Göçleri zorunluluktan. Lütfen onlara daha anlayışlı, şefkatli davranın. Onlar sizden hiçbir farkı olmayan insanlar. Lütfen onlara gülümseyin. Lütfen onları anlayın" Eminim bir çocuğa vereceğiniz küçük bir çikolata bile gözlerinin çocukça bakmasını sağlayacak. Bizim yarın ne olacağımız belli değil. Maalesef kirli tezgahların döndüğü stratejik önemi olan coğrafyaya sahibiz.





Sahipsiz Cümleler


16 Eylül 2015

Film Tavsiyesi: Kötü Adam / Ek Villain / Ek Vilan

Ne kadar sulu göz bir kızım ben ya. Belki çoğu kişinin ağlamayacağı şeylere ağlıyorum. Yer yer beni duygulandırdı filmin bazı sahneleri. Ana konu aşk ama başka bir konu etrafında dönecek. Aşkla meşkle devam etmiyor yani. Filimden sopiler vermek istemiyorum. Tadını kaçırmayım izlemek isteyen olursa. Ama filmde en çok sevdiğim sözü ve şarkıyı paylaşayım.



Karanlık, karanlıkla son bulmaz.
Sadece aydınlık onu yok edebilir.
Nefret, nefreti yok edemez.
Sadece aşk onu yok edebilir.

Başkalarının acılarını paylaşmazsak kendi acılarımızı dindiremeyiz.

Ayrıca Kore uyarlaması olduğu söyleniyor, bilmiyorum öyle midir? İzlemedim kore versiyonunu.


Sahipsiz Cümleler

2 Eylül 2015

#birkalembirsilgi #binmutluluk



Görsel üzerine fazla söz söylemeye gerek yok. Bir kalem bir silgi, bin mutluluktur diyorum sadece. Hadi sizde bir çocuğu sevindirin.

21 Ağustos 2015

EVDE PROBİYOTİKLİ YOĞURT YAPMA ( ÜRÜN DENEMESİ)

Evde yoğurt yapmayı geçtim, probiyotikli yoğurt yapıyorum He heheyyy sen daha git hazır yoğurt al. Beceriksizzz! Gören de evde kimya laboratuvarı kurdum zanneder. Kişisel tercih sebebidir ama ben hazır yoğurtları sevmiyorum. Yoğurttan öte hamur yiyormuşum gibi geliyor. Bu nedenden ötürü üşenmem pazara gidip süt alırım, yoğurdumu kendim yaparım.

Yalnız ilk probiyotikli yoğurt denemem. Probiyotiği duymayan yoktur herhalde. Benimde uzun süredir duyduğum ama içeriğinin ne olduğunu, faydasının ne olduğunu bilmediğim bir şey. Şey diyorum ama bunlar canlı varlıklar. Sevimli, yararlı baktericikler. Gerçi ben onlara güzel bir ad buldum.

Bağırsak çöpçüleri. hehehehe

Çok tatlılar be

Merak ettim neymiş neciymiş bu probiyotik. Bağırsaklarımızla evlendireceğimiz probiyotiğin in mi cin mi olduğunu bilmek lazım değil mi? Ne kadar çok yararı varmış. Bağırsaktaki zararlı bakterilerin bir kısmının yok edilmesinden, çeşitli vitaminlerin bağırsağımız tarafından emilmesine yardımcı olması, karaciğer ve böbreğin yükünü azaltmasına kadar birçok faydası var. Ayrıca antibiyotik kullanan, ishal sorunu yaşayan bunun dışında karında şişlik probleminiz varsa tüketilmesi gereken bir ürün. Zaten biz probiyotikleri kuru soğan, muz gibi yiyeceklerden alıyormuşuz. Fakat yapılan araştırmalar stres altında olan modern toplum hastalarının probiyotikleri azalıyormuş. Yani hepimizin. Bu da bağışıklık sisteminin zayıflamasına, kolay hasta olunmasına neden oluyormuş. Biz milletçe probiyotiksizizdir kesin.

Probiyotiksiz seni! Artık biri beni sinir ederse. Bu cümleyi kullanacağım.



Yayla probiyotik yoğurt mayasını deneme fırsatım oldu. Gelelim nasıl yaptığıma. Bir litre ılık süt ve bir paket yayla yoğurt mayası. İlk önce yarım çay bardağının içine kerataları (probiyotikleri) atıp ( Evcil hayvanların onlar benim hehehe) çay bardağındaki ılık sütle karıştırdım. 15 dakika bekletip 45 derecelik süte probiyotikleri döktüm. Dereceniz yoksa ( serçe parmağınızı süte sokup 8'e kadar sayıp. Hafif yanma hissi hissettiğinizde. Süt mayalanacak sıcaklıktadır)

İyi çalışın keratalar diyerekten. Yoğurdumu 6 saat mayalanmaya bıraktım. 6 saat sonra bir heyecanla açtım. Aman ne göreyim. Bildiğin süt. Olmadı bu derken neyse biraz daha kapalı kalsın dedim. Ümitsizce açtım bir baktım ki. Probiyotikli yoğurt olmuş bile. Yavaş çalışmışlar ama iyi iş çıkarmış keratalar. Bir gün dolapta beklettim. Ve birkaç saat önce tadına bakmış biri olarak tadını şöyle tanımlayabilirim. Yoğurt, kaymak karışımı bir şey. Ben kahvaltıda kaymak niyetine yerim o derece. Tatlı bir tadı var. Tatlı derken şeker gibi bir şey gelmesin aklınıza. Normal yoğurtta olan ekşi tat yok. Çoğu kişinin ay ne güzel yoğurtmuş diyeceği yoğurt tadı yani. Sevdim ben.

Görüşmek üzereeee!

15 Ağustos 2015

Güney Kore Hayranlığı ( Popüler Kültür)

Twitter da Türkiye gündeminde farklı karakterde, tanımadığımız hashtaglarla karışlamaya başladık.

Kpop grubunun çıkış şarkılarının yayınlanması, 
İki ünlünün ilişiklerini açıklamaları ya da iki ünlünün ayrılık haberleri.  
Yani Güney Koreli ünlüleri ile ilgili aklınıza ne gelirse. 

Yaşanan bu durum Güney Kore ile ilgisi olmayan kişilerin dikkatini çekmeye başladı.  Türkiye gündeminde Çince’ye benzer bir yazı. Hatta Uygur Türklerine işkence uygulayan insanların Türkiye gündeminde ne işi var, diye tepkilere bile neden oldu. Ve en çok sorulan soru:

“Gençlerdeki Güney Kore hastalığının nedeni nedir?”  

Bu soru da benim uzun süredir cevap aradığım bir soruydu. Ben de neden Güney Kore diyerek Kore dizi, kpop gruplarının yoğunlukta olduğu fan sitelerine ulaştım. Onlara Neden Güney Kore? diyerek anket sorularını yönelttim.  235 kişi anketi cevaplandırdı. Fakat makale yazacağım için anket sonuçlarının hepsini burada paylaşmayacağım, özür dileyerek. Makalemi yayınladığım zaman söz hepsini paylaşırım.

Kore fanı olarak araştırma benim için hem kolay hem zor bir süreçti. Zor süreçti çünkü objektif bakabilmem için hayranlıktan sıyrılmam gerekiyordu. Kolay bir süreçti çünkü Kore hayranı olduğum için ulaştığım gruplarda içtenlikle karşılandım. Yaklaşık beş yıldır Kore dizilerini takip ediyor, bir yıldır da kpop müziği dinliyorum; Kpopla pek alakadar olduğum söylenemez.  Çoğu grubu bilmem ve açıkçası 13 kişiden,9 kişiden oluşan grup üyelerinin adlarını da öğrenmeye üşeniyorum. öğrenmek içinde vakit ayıramam açıkçası. İzlediğim dizilerdeki çoğu karakterin isminide bilmem. Bu durumum Kore hayranlığı olarak adlandırılır mı tam emin değilim.

Sohbet esnasında Kore fanlarına Kore’yi sevme nedeniniz nedir, diye sorduğumda büyük çoğunlukla soruların cevapsız kaldığını gördüm.

“Bilmiyorum seviyorum işte” “Neden seviyormuşuz, biz de merak ediyoruz.”

En sık verilen cevap dizileri ve müzikleri sevdikleri üzerine oldu.  Peki dizi ve müzikler Güney Kore’yi sevme nedeniyse. Güney Kore dizi ve müziklerini, Dünyadaki diğer dizi ve müzik sektöründen farklı kılan bir şeyler olmalıydı.

Anket verilerine baktığımızda Güney Kore ile tanışma da



ilk sırayı alan arkadaş çevresi, ikinci TRT dizleri, üçüncüsü ise internet vasıtasıyla. 

Kore dizilerinde hangi türü sevdiklerine dair, verilen cevaplara baktığımızda romantik ve romantik komedinin toplamda %70’lik kesimi oluşturduğunu görüyoruz.




Yalnız Güney Kore dizileri fantastik, bilim kurgu neredeyse bütün türler %99 gibi büyük oranla romantizm, aşk, sevgi barındırır. Hayalet dizisini izlerken korkuyla birlikte aşk, sevgi rüzgârına kaptırırsınız kendinizi.  Bölümler kısadır. Dizi 16-20 gibi bölümlerle son bulur. Türkiye’deki diziler gibi 25463132578… bölüm değildir. 

Aşk sattırır, diye sözüm vardır benim.  En çok satış yapan kitaplara baktığınızda ve çoğu insanın tercih ettiği kitaplara baktığınızda. hep aşk ve sevgi üzerine kitaplar olduğunu görürsünüz. Bunu bilen Koreliler aşkı, sevgiyi çok iyi kullanmış ve dizilerde bu sevgiyi gerçekten çok iyi işliyorlar. Kirlenmemiş, saf bir sevgi söz konusu Kore dizilerinde. Türkiye’deki diziler Kore dizilerinin yanında Porno kalır, o kadar saftır aşkı işleyişleri. Sevgi arayışı içinde olan, tabiatında aşk olan insanın Kore rüzgârına kapılmaması mümkün değil. Birinci nedenimiz bu.

Peki, insanlar dizi izlese ne olacak izlemese ne olacak, diyebilirsiniz. Bize bir katkısı olmayabilir, ama Güney Kore ekonomisine oldukça büyük bir katkısı var. Kore sempatizanlığı, diziler, Kpop sayesinde sadece Türkiye’de değil Dünya’da bir salgın haline gelmiş durumda. Güney Kore kültürel olarak kendini tanıtma imkânı bulduğu gibi, diğer ülkelerle ekonomik, ticari anlamda da büyük bir katkısı olmuş durumda. O kadar etkili bir salgın ki kpop birbirine düşman olan iki ülke İsrail ve Filistinli gençlerin ortak ilgilisi haline gelmiş hatta ortak etkinlikler yapmaya kadar ilerlemiş işler.

Anket verilerine göre fanlar “Sert, maço, korumacı ama sevgi dolu erkek rollerini seviyor” Gelenekselliği ve modernliği harmanlayan Kore dizilerinde bu erkeklerden oldukça çok var.

Tamam dizileri anladık, peki KPOP neden bu kadar seviliyor?

“Beden üzerindeki iktidar” Kpop kız,erkek grupları bedenleri, fanlar üzerine bir iktidar olarak kullanıyorlar. Tabi onların bedenleri üzerinde de bir iktidar var.

Erkekler seksi, sert gerektiğinde sempatik, sevimli hallere bürünebiliyorlar. Örneğin, üst kısımlarını tamamen çıplak bırakıp fanlarının çığlıkları arasında müziklerine devam ediyorlar.  Ya da kızlar kısacık şortlarıyla sevimli, seksi ama utangaç hareketleri ile müziklerini devam ediyorlar. Amaçları gençleri kendilerine âşık etmek, hayran bırakmak; çünkü ne kadar hayran bırakırsan o kadar çok para kazanırsın. Maalesef sosyal medya da incelediğim her yerde çoğu kızlar kpop gruplarının çıplak hallerini, yakışıklı hallerini konuşuyor. Hatta cinsel ilişkiye girecek kadar aşırı uçta hayallerle Bu başarılı olduklarının göstergeleri değil mi? Kore hayranlığının ikinci nedeni de bu. Güzellik, dış görünüş o kadar önemli ki Güney Kore'de Dünya'da estetikte birinci sırada bu ülke de. Bir Koreli ağzından TIK!

İlgimi çeken diğer bir nokta ( Netizen diye Kore de sırf ünlüleri eleştirmek, değerlendirmek için kişiler vardır) Netizencikler erkek gruplarının çıplaklığını eleştirmeyip vücutlarını överken, kızların kısa şort giymesini eleştirip vücudunu sattığını söylüyorlar.  Anketimizde de kız gruplarının dans komspetleri yapmacık bulunuyor. Toplumsal cinsiyetçi yapıyı görüyorsunuz değil mi ve kadın kıskançlığını.

Neyse bunu geçelim. Kpop’ta Ticari boyut o kadar ileri noktaya gelmiş ki. O grup üyelerinin kendi tasarladıkları tişörtler, şapkalar, taktıkları bilekliklerin vb. aynısı bunun dışında tasarladıkları oyuncaklar, hayranları tarafından online ve mağazalardan satın alınıyor.

2013'te En çok kazanan erkek Kpop grupları Top 10
1. Big Bang - 634 Milyon lira
2. Super Junior - 574 Milyon lira
3. DBSK - 506 Milyon lira
4. 2PM - 429 Milyon lira
5. CNBLUE - 369 Milyon lira
6. SHINee - 319 Milyon lira
7. Beast - 253 Milyon lira
8. EXO - 236 Milyon lira
9. FT ISLAND - 228 Milyon lira
10. INFINITE - 209 Milyon lira
Cr: ForbesKorea


Türkiye’deki ünlü anlayışı ve Kore deki ünlü arasında oldukça büyük farklar var. Kpop üyeleri genç nesille hitap etsin diye ( Ağaç yaşken eğilir arkadaşlar. Beyin gençken daha iyi şekil verilir) grup üyeleri genç kişilerden oluşuyor.  27 yaşına gelmiş bir üyeyi yaşlandı diye nitelendiriyorlar bu netizenler. Oysa Biz de böyle bir yaş kriteri yok önemli olan sanatını icra etmesi. Yaş kriteri, güzellik anlayışı bile kpop’u ekonomiye döktüklerini anlamamız açısından yeterince büyük bir kanıt.  Diğer bir farkta sosyal medya vb. hesaplarda fanlarıyla iletişim kurabiliyorlar. Küçük fan tanışma toplantıları yapıyorlar. Onlara kendi elleriyle kurabiye paketleri, meyve paketleri hazırlıyorlar.





Kpop grupları hayranlarına belirli adlar takıyorlar Vip, Hottest gibi.... 2PM grubunun üniversite sınavına girecek hayranalrı için hazırladıkları paketlerle mesaj gönderiyorlar.  Mesajda “2PM’in sınava girecek Hottest’lar için hazırladığı süpriz etkinliği açıklıyoruz! 2PM sizin arkanızda! Hong hong gonh~ Bu bizim Hottest’larımız için!” ve “2PM sınavı olan Hottest’lar için süpriz bir etkinlik hazırlıyor. Onların hayranlarının arkasında oluşlarına bir bakın. Çok tatlı!” 

Bütün bunlar sempatiyi arttığı gibi yol, su, elektirik olarak geri dönüyor tabi. Bu da hayranlarına onlara ulaşılabirlik hayali kurmalarına neden oluyor.

Sevdiği grup üyesinin sevgilisi olduğunda üzülen ya da sevgilisine onu bırakması konusunda hakaretler yağdıran bazı kişiler söz konusu. Ya sevmediği, kıskandığı aktöre hakaret eden kişiler söz konusu.

Park Shin Hye örneği. TIK!

Ben sadece Türkiye örneğini biliyorum. Yabancı ülke vb. birçok örnek vardır eminim.
Ve en can alıcı nokta, Hatta fanlığı ileri boyuta götüren kızcağızlar var maalesef. İŞi güüüüücü hayranı olduğu ünlünün kapısında beklemek. Ben bu tür kişilerin akıl sağlığının pek yerinde olduğunu düşünmüyorum. Bunun neden bulup açıklama yapmaya gerek yok. YAŞANMIŞ BİR OLAY TIK


Hıım oldukça ciddi bir oran, ama bu dizilerden öğrenildiği kadar Peki dizilerdeki Türk ve Kore kültüründeki benzerlik ne? Neden bunun üzerinde duruyorum çünkü. Sevmemim nedeni bize yakınlar, bizim gibiler, kültürleri bize çok benziyor diye cevapta aldığım için.

Dizilerde
Güney Korelilerde bizim gibi ayakkabılarını çıkarırlar.
Bu dışında komşunun tabağını boş bırakmamak için içine bir yiyecek konur.
Türkiye'ye göre büyüklere saygı daha yoğun, ama benzer noktaları vardır. Bunun dışında ben pek benzer nokta görmedim açıkcası. 

Kültürel benzerlik konusunda bir video. Bu artık geleneksel bir şekilde kalmış, ama hala yapanlar var. Biz de ilk diş çıktığında yapılan tören gibi.


Güney Kore



Bu size tanıdık geldi mi? Diş buğdayı törenlerinde de aynı yapılır bize. Önüne konan eşyaları seçmesi istenir. Makas seçerse berber olacak ya da kalem seçerse öğretmen olacak gibi yorumlar yapılır.
Benzer yönleri var gerçekten. Çok büyük bir benzerlik var mı bilemem. Kore de yaşamadan.

Sandığınız gibi ergen kesim hayran değil.

Üniversite öğrencileri arasında daha popüler.




Japonya da üst gelir kesim, yaşlı kadınlar arasında kpop'un önemli olduğunu okumuştum. Bir makale de. Yaşlı başını almış teyzecikler gençecik çocukların hayranı konumundalar. Bunun nedeni de bir statü göstergesi olduğu içinmiş. Bu konu hakkında bilgili olmamak yeriliyormuş Japonya'da ne kadar doğru bilemem. Ama konserlerde yaşça büyük fanlar görmedim değil videoları incelerken.


k Japonya’da 2002’den itibaren ergenlik çağındaki 
gençler ve üst sınıf orta yaşlı kadınların ilgisini çekiyor. 
k Amerika’da ise 2010’dan öncesinde yalnızca Koreli Amerikan vatandaşları tarafından dinlenirken, bu tarihten sonra çokça Koreli Amerikanlar ve Asyalı Amerikanlar ile beyaz Amerikalılar ve Afro-Amerikanların da ilgi alanına girdi. 
k Dünyanın geri kalanında da 2010’dan itibaren ergenlik çağındakiler ve çokça gençlerin gözdesi. Özellikle kızlar, 20’li yaşlardaki kadınlar ve daha az oranda 30’lu yaşlardaki kadınlar. ( Radikal Gazetesi9

Müziğin, dizilerin nasıl bir keskin silah haline getirileceğini Kore çözmüş durumda. Ticaret yapıyor, dilini öğretiyor. Ayrıca beyin yıkama aracı maalesef. En verimli olduğumuz çağda bu tür bağımlılık yapan uğraşlarla vakit geçiriyoruz. Bizim devletin yerinde olsam böyle işe girişirdim. İşte bir kore fanının dedikleri.

“Günde en az altı saatimi onlara ayırıyorum. Sabah uyanır uyanmaz sosyal medya hesaplarına bakıyorum, bir şey paylaşmışlar  mı diye.  Çünkü aramızda saat farkı var. Biz uyurken bir şeyler olmuş olabilir.”

Kore Dünya'daki bu Kore akımını bildiği için birçok şehirde Kore kültürü ve dili hakkında bilgi, eğitim veren merkezler açmış durumda. İzmir, Ankara ve İstanbul'da var. Ayrıca her sene geleneksel kpop festivalleri yapılıyor ülkemizde. Tabi sadece bizim ülkemizde değil. Festival sonucunda seçilen birinciler G. Kore'de tekrar yarışıyorlar.



Müzik dinleyebilirsiniz, dizi izleyebilirsiniz. Ben müzik dinliyorum, dizi de izliyorum, anime de Yalnız bunun ölçüsü (sadece Türkiye'de değil bütün Dünya da) kaçmış durumda.




Unuttuğum noktalar kesinlikle vardır. Şimdilik bu kadar, görüşmek üzereeee! 

Sahipsiz Cümleler


10 Ağustos 2015

Oh My Ghost ( Kore Dizisi)

Tatlı mı tatlı bir diziyle karşınızdayım. Hayalet dizisi. Özlem hayalet dizisine nasıl tatlı mı diyorsun, diyebilirsiniz. Ama bildiğiniz hayalet dizisi değil bu. Dizimizde yaşamınız yitirmiş neden öldüğünü hatırlamayan genç kızımız geçmişindeki bir kin yüzünden bu Dünya'dan göçüp gidememiştir. Bu kinini bekaretini kaydedememiş olmaya bağladığı için alımlı genç kızların vücudunu ele geçirerek erkekleri baştan çıkarmaya çalışır. Yalnız her seferinde bir sorunla karşılaşır. Bir erkeği öpmüş olması bile erkeğin buz kesilip, hasta olmasına neden olmaktadır. Tabi hayalet avcısı teyzemiz, bu sevimli hayaletimizin peşindedir. Bir nedeni var tabi. Uzun süre Dünya'da kalan ruhlar, kötü ruha dönüşecektir. Kötü ruha dönüşmeden onu bu dünya'dan göndermelidir.

Hayalet avcısı kadından kaçarken Na Bong Sun'un içine girer. Ve tesadüftür ki Na Bong Sun hayaletleri görebilmektedir. Yakalanmamak için Na Bong Sun bedeninden çıkmaz. Hatta Na Bong Sun'un iş yerinde çalışmaya başlar. Fakat içine kapanık, ağzından özür dilerim, tamam dışında pek cümle çıkmayan Na Bong Sun tamamen farklı bir kişi olmuştur. Arkadaşları hatta şef bile bu duruma şaşkındır.

Yalnız çapkın hayaletimiz rahat durmaz. Ve şefi gözüne kestirir. Gerçi gözüne kestirmediği erkek yok.  Hastayken şef gayri ihtiyari, sevdiği kadının hayalini görerek onu öper. Yalnız  orta da ilginç bir durum söz konusudur. Öptüğü erkeğe ilk defa bir şey olmamıştır.Ve şefin yaşam gücü erkeği olduğunu öğrenir. Tabi bu Dünya'dan göçüşünü sağlayacak anahtarın da o olduğunu anlar.

Hayalet Na Bong Sun'un vücudundan çıktığında, platonik aşk yaşadığı şefe karşı daha yaklaştığını ve arkadaşlarıyla ilişkisinin daha iyi olduğunu görür. Hayaletin vücuduna girmesini engellemeye çalışır. Sonra şefi kendisine aşık etmesi koşulu ile hayaletle anlaşma yapar.

Yalnız işler öyle sarpa sarar ki. Hayaletimiz de şefe aşık olur. Peki şef kime aşıktır.





























Filmden birkaç sahneyi sahneyi paylaşacak olursak.


Heeeçç! Bir erkekte bu kadar naz yapar mı?

(Ve şefimiz de aşık olur)


(Türkiye'den başarı belgesi aldığına emin misin Şef? Kuru fasulye, pilav yaparsan tamam diyeceğim.  :)

video
(Kaynak: Koreantürk) Bu da bonus.

SAHİPSİZ CÜMLELER

8 Ağustos 2015

ÖNEMLİ DUYURU

Merhaba pisicikleeeer! Nasılsınız? Beni sorarsanız genel anlamda iyiyim ama bugün hiç iyi değilim. Bu sıcak hava da hasta olan tuhaf insanlardan biriyim işte. Lafı çok uzatmayacağım. Zaten lafı uzatacak kadar durumum da musait değil.  Ben bizim yazılarımızdan paylaşımlarınızdan sene de bir dergi hazırlamayı düşünüyorum.



Tabiki katılım sayısına bakıp karar vereceğim buna.  Tek başına bir dergi çıkarmanın imkanı yok değil mi?  Bence katılım zor olmasa gerek eski yazılarınızdan ya da deneme, hikaye, kişisel vb. herhangi bir yazınızı paylaşabilirsiniz. Sadece siyasi içerikli, başkasının ürününü vb. yerecek yazılara yer vermeyi düşünmüyorum. Tabi birkaç tane de editör gerekli. Yazım ve imla yanlışlarını kontrol edecek.  Yorumlarınızı bekliyorum. Bugün bu ağrıdan ölmezsen, dergi çıkarırız inşallah. Görüşmek üzereeeee! Şunu da ekleyim sıradan bir dergi değil. Ve sizin katılımlarınızla ortak güzel bir dergi ortaya çıkartacağımızı düşünüyorum. Bir de dergimize ad bulmaya ne dersiniz? Ben dereyi gömeden paçayı sıvadım; umarım katılırsınız.

25 Temmuz 2015

İyi Geceler Aşk


Gözlerinizi kapatın. Hayal ederek bu güzel sesi dinleyin!



"Geçenlerde karşı inşaatta oynarken dirseğimi çarpmıştım duvara. Öyle hızlı da değildi ama dirseğimden kalbime bir elektrik gitmişti de bir anda kalbimi ağlatmıştı sanki. Onun gibi bir acı var işte. Sadece dirseğimi değil her yerimi çarpmışım gibi; gözümden kalbime, karnımdan kalbime, dilimden kalbime, kalbimden her yanıma yayılan bir acı, bir elektrik var. Geçmiyor."



“Hiç de hayata ait değil kahkaha/Annem demişti mukayyet ol ağzına/Çok gülme çok konuşma çok görünme/Yoksa seni vereğen sanırlar a kızım/İnsana önce hayâ lazım../İşte böyle dedi de ben kızdım/Ne alaka diye”



 
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, rüzgâra karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.



 
Gün gelir düşer gözlerin rengi,karışır sulak topraklara.İşte bu yüzden belki biraz kanamak lazım,biraz bakmak,biraz sataşmak lazım.Tası tarağı toplayıp çekip gitmek lazım belki de.''Bilmem ki bu akşam ben de bir hoş muyum?'' diyerek,bütün şarkıları alarak,sırra kadem basmak lazım.


Sahipsiz Cümleler

24 Temmuz 2015

Tavsiye: Live Clean ( Eco Friendly- Organik)

Piyasada organik, doğaya ve hayvanlara zarar vermeyen ürünleri bulmak benim için önem arz ediyor artık. Sadece şampuan seçiminde önem veriyordum; ama bu konu hakkında oldukça bilgisiz olduğumu gördüm. Bencillik yapıp sağlığıma zarar vermeyecek şampuanları vb. seçerken bugün kullandığımız birçok markanın (ruj, oje, sprey….) hayvanlar üzerinde deney yapılarak piyasaya sürüldüğünün iç yüzünü ayrıntısıyla öğrenme fırsatım oldu. Bununla ilgili videolarda izledim. Paylaşmayacağım o videoları iç karartıcı ve üzücü videolar. İlgiliyseniz bulabilirsiniz bu videoları internette.

Araştırmalarım sonucunda Live Clean markasını buldum. Argan yağlı şampuanını ve kremini aldım. İçinde hiçbir kimyasal madde yok. Bunun dışında en önemli şeylerden biri hayvanlar üzerinde deney yapılmamış olması. Aslında burada önemli bir noktayı görüyorsunuz, deney yapan firmalar demek ki sadece hayvanlara, çevreye değil sağlığımıza zarar verecek ürünler piyasaya sürüyorlar aslında. İçinde tehlikeli, kimyasal bir madde olmayan ürünü firma neden deney etsin ki.


İnsanlar organik ürün bulamamaktan şikayetçi eğer sizde böyle ürün arayışları içindeyseniz bu markayı tavsiye ederim size. Daha deneme imkanım olmadı; ama en kısa zamanda memnun kalıp kalmadığımı yazının yorum kısmında paylaşmaya çalışacağım.




Amacım neden bu ürünleri kullanıyorsunuz diye kimseyi yermek değil, ki çoğumuz bilgisiziz bu konuda. Hangi firmalar hayvanlar üzerinde deney yapıyor, araştırma aşamasındayım. Frimaların isimlerini verecektim; fakat kesin bir sonuca varmadan zan altında bırakmak istemem firmaları. Bu konuda sizde kesinlikle araştırmalarınız yapın ve hayvanlar üzerinde deney yapan firmaların ürünlerini almayın. Çevreyi, hayvanları düşünmüyorsanız en azından kendi sağlığınızı düşünün. Görüşmek üzereee! 

Sahipsiz Cümleler