11 Aralık 2015

Mesafeler Aşka Engel Değil


Birbirine ulaşabilecek, dokunabilecek mesafede olup birbirinden ruhen kilometrelerce olan uzak insanlar varken birbirinden fiziken uzak olup birbirlerinin ruhuna dokunan insanlar var demek ki. Çiftin yaptıkları artık reklam amacına bürünmüş. Keşke çektikleri resimler kendi aralarında kalsaydı masumiyetini yitirmezdi. 

Ama çok kıskandım ben bunları. 



Koreli çift Danbi Shin ve Seok Li bir bütünün iki yarısı. Hem de aralarında 11,000 kilometre mesafe olmasına rağmen. Danbi'nin New York'a taşınması ve Seok'un Seul'de kalmasıyla birlikte çift, mesafe sorunlarını aşmak için ortak bir fotoğraf projesi gerçekleştirmeye karar veriyor. Half&Half ismini verdikleri bu projede Danbi ve Seok, günlük yaşamlarındaki deneyimleri fotoğraflıyor ve ikili bu fotoğrafları birleştirerek aslında yaşamlarının ne kadar da birbirine benzer olduğunu ve mesafelerin birliktelik hissini asla etkileyemeyeceğini gözler önüne seriyor. 

Korean couple Danbi Shin and Seok Li are two halves of the same whole—even if they're 6,863 miles apart. Since Danbi currently lives in New York and Seok Li is based in Seoul, the couple bridges the distance by collaborating on their Half&Half photo project. While they're on video calls, Danbi and Seok will simultaneously capture a photograph in their different locations. They then put these photos side-by-side, for their shared ShinLiArt venture, to explore the similarities that can be found in their individual lifestyles. Even though there's a 14-hour time difference, both artists are able to find parallels between their surroundings and their daily routines. Danbi and Seok's work reveals that our humanity is just as important as our geography.












Kaynak: onedio

Sahipsiz Cümleler













1 Aralık 2015

Tavsiye Film: Bajrangi Bhaijaan


Öyle bir adam düşünün ki hayatında hiç yalan söylememiş, dürüst ve oldukça saf. Ve bir tarafta da konuşmayan Pakistanlı tatlı bir kız çocuğu. Pakistanlı kız yanlışlıkla, çatışma halinde oldukları Hindistan’a geçerse. Ne Pakistanlı olduğunu söyleyebilir nede evine geri dönebilir. Tek şansı tıpkı kendisi gibi temiz adama rastlaması olur. Üstelik iki ülke arasında vize dahi kaldırılmışsa bu tatlı kız çocuğu ailesine nasıl kavuşacak? İzleyin görün.


Sahipsiz Cümleler

1 Ekim 2015

Kadınlar Ülkesi / Herland

Bir uygarlık düşünün erkeğin olmadığı sadece kadınlardan oluşan bir uygarlık. Nasıl bir uygarlık olurdu sizce. Kadınların birbirini kıskanıp, bir araya gelip örgütlenemedikleri bir Dünya olurdu. Çoğu kişi bu cevabı verir değil mi?


İlkel Kabileleri araştırmak için görevlendirilen Mühendis, Doktor ve Sosyolog olan bilim adamları,  sadece kadınlardan oluşan bir ülke bulurlar. Oldukça uygar bir toplumdur üstelik. O kadar kadının içinde sadece 3 erkek. Erkeğin olmadığı uygarlık gelişmiş midir,  ya cinsiyet kalıpları? Bence film olarak yayınlanmalı. PK kadar dikkat çekici bir film olur. Sadece dikkatimi çeken, böyle olsaydı nasıl olurdu, evet gerçekten de öyle dediğim ve sorguladığım noktalar oldukça çok oldu.

Kadının kıskanç olmasını, çekici ve baştan çıkartıcı olup, cinsellikte erkeğin hâkimiyeti altında olması, çocuğa bakıp, ev işleriyle ilgilenmesi… bunlar doğuştan gelen ya da kadının yapısında olan şeyler değil. Eril bir sistemin kadına kanıksattıkları şeyler.

Eril dünya da erkeğin yapısında hâkim olma, elde etme, sahip olma, güçlü olma düşüncesi var. Barışçıl değil. Dünyanın bugün bu halde olması açlık, yoksulluk, savaşlar, iktidar kavgaları… Eril Dünya’nın olmasıdır.

Eril iktidarı her yer de görebilirsiniz. En basitinden küfürlere bakın. Hep kadın organını, kadınlığı vb. ye yapılır. Erkek organını aşağılayıcı bir küfür göremezsiniz, kendini uygar sanan Batı toplumlarında bile. Erkek kadını, kadın cinsel organını aşağılar ama o organın kölesidir. 

Ben cinselliğe hiç bu açıdan bakmamıştım. İlginç geldi. Sosyolog Van’ın aşık olduğu zeki kadının yönelttiği sorular oldukça düşündürücü. Bu sorulardan birisi de şuydu.

-Cinsellik üremek için yapılır. Siz zevk almak amacıyla mı yapıyorsunuz? Anne, baba olmaya hazır olmadığınızda bile mi?

-Van Evet bu aşkın, sevginin göstergesidir.

-Peki, doğa da böyle bir şey var mı? Hiçbir hayvanın zevk amaçlı cinsel birliktelik yaşadığını gördünüz mü?

-Van, biz hayvan değiliz der.

Burada şunu sorgulatmak istemiş yazar bize. Ben cinselliğin hep dürtü, iç güdü olduğunu düşünürdüm; ama şimdi cinselliğin bile toplum tarafından şekillendirildiğini, oluşturulduğunu düşünüyorum artık. Ve yine bunda eril düşünce hâkim. Üç erkeğin Kadınlar Dünyasında özellikle Terry’in  cinsellikle sevdiği kadına HAKİM olmak istemesi ve bunu dile getirmesi. Kendi bekâretini sorgulamayıp kadında bekâret arayan erkekler bunun somut örneği değil mi?

Kitabı okuyun kesinlikle, sorguladığınız çok nokta olacak. Hayata, eğitime, çocuk yetiştirmeye dair. Kitabı bitirdiğimde böyle bir dünya olsa seve seve yurttaşı olurdum diye düşündüm. Hatta İlber Ortaylı bakışı atıp:

Erkeksin keşke ölsen, bile dedim. :)

Ama kitap bunu anlatmak istemiyor. Erkeklerin olmadığı bir Dünya değil amacı. İsmi de sizi yanıltmasın Kadınlar Ülkesi Feminist bir Dünya da değil. Hümanist bir Dünya. Bu kitapta amaç Eril sistemdeki çarpıklıkları, yanlışları gösterme.

Kadınlar Ülkesinde kadınların nasıl ürediklerini merak etmişsinizdir. Sadece bitkilere ve bazı hayvanlara has olan partenojen doğumlarla. Yani erkek spermine ihtiyaç duymadan hamile kalabilmesi, kadının kromozonu XX olduğu için sadece kız çocuk doğuyor. Kadınlar Ülkesi böyle oluşuyor.

Kadınlara nasıl eril düşünce kanıksatıldıysa Humanist düşünce de kanıksatılması gerekmektedir. Kadınlar ilerlemediği, eril ve dişil hâkim olma yarışı engellenip hümanist düşünce benimsenmediği sürece bu dünya Cehennem olacaktır. Gerçi Cehennemden de beter. Savaşlar, açlıktan binlerce çocuk ölüyor.

Saygı görülmeyen, cinsel anlamda bile köle olması istenilen, ezilen ve bütün bunlara rağmen beğenilmek için çaba sarf etmesi istenilen kadın. Çocuk istediği zaman neden bir erkeğin itip, kakmasına, köleliğini kabul etsin ki.

Yaşamı sınırlandırılan kadınlar, insanlığın ilerleyişini yavaşlatıyordu.

Ancak insanlığın yarısını oluşturan kadınlar gelişmesi engellenmiş insanlardır.

Erkekler kendi istedikleri kırılgan, bağımlı, pasif ve ürkek kadın türünü yaratmak için buna karşı çıkan kadınlarla evlenmeyerek iktidarı elinde tutmaktadırlar.



Sahipsiz Cümleler

25 Eylül 2015

Hadi Amasra'ya Gelin!

Amasrayı özlemişim. Ben tenha olur diye düşündüm ama oldukça kalabalık. Ömrümün bir kısmını burada geçirmiş biri olarak bu güzel ilçeden bahsetmemek olmaz. Fırsatınız olursa kesinlikle Amasra'ya uğrayın. Bulunduğunuz şehrin karmaşasından uzaklaşmak istiyorsanız, huzur bulacağınız güzel mekanlardan birisi. Ayrıca burada pansiyon şeklinde evde kiralayabiliyorsunuz. Görsellerle geçirdiğim bir günü paylaşıp Amasra'ya geldiğinizde nerelere gitmeniz gerektiğinin paylaşımını yapacağım.

1. SAHİL BALIK

Amasra'ya gelip balık yemeden giderseniz olmaz. Görsellik açısından en güzel mekan. Karadeniz'in üzerinde balıklarınızı yiyorsunuz. Size tavsiyem saat 5 gibi rezervasyon yaptırıp güneş batışını izleyerek balıklarınızı yemeniz.



Tabi Amasra salatasını istemeyi unutmuyorsunuz.



Ve hazine haritası buldum. Bunu güzel düşünmüşler Salih Balık işletmecileri. Amasrayı tanıtan güzel bir servis kağıdı.




2. LÜTFİYE 

Türk kahvesi için burada. Ayrıca fındık ezmesi, lokum, şerbet, reçel çeşitlerini bulabilirsiniz burada. Ben fındık ezmesi almanızı tavsiye ederim.





3. AMASTRİS AHŞAP

Amasra'ya geldik boş gitmek olmaz diyebilirsiniz. Sevdiklerinize hediye alacağınız güzel bir mekan. Bunun gibi birçok yer söz konusu çarşısında ama ben hediyelik eşya anlamında burayı seviyorum. Ben bir sürü hediye aldım bile. Tabi kendime de :)




4. FATİH CAMİ

Cuma hutbelerinde, Ve Bayram namazında İmam, Fatih Sultan Mehmet'in kılıcını kuşanarak camiye geliyor. Bu gelenek haline getirilmiş.




5. AMASRA'NIN GECESİ

Amasra'yı bence gece daha güzel oluyor. Deniz kenarındaki cafelere oturup gece elbisesini kuşanmış Amasra'yı kahvenizi, çayınızı yudumlarken izleyin. Tek başına ya da sevdiklerinizle. İki durumda da güzel bu ilçe. Yalnızsanız görüntüsüyle size eşlik ediyor. Sevdiklerinizleyseniz hoş sohbet ortamında görüntüsüyle aranıza dahil oluyor. Kesinlikle gecesini görün Amasra'nın.





6. Bunun dışında Müze ve Kuş kalesine gidebilirsiniz. Benden bu kadar.

7. Bu da bonus. Sevilmekten zevk alan bir kedicik.





Sahipsiz Cümleler

17 Eylül 2015

1 Milyon Suriyeli Çocuk Mülteci



Bu Dünya'da en üzücü şeyin "Çocukların gözlerinin çocuk gibi bakmaması" olduğunu düşünürüm. Suriyeli çocukların gözlerine baktınız mı? Hele ailesini bırakıp tek başına mülteci olan çocukların. Küçücük beden 100 yaşındaki acılar çekmiş bir insanın bakışını taşıyor.

"Hiçbiri ülkesini isteyerek terk etmedi. Hiçbiri burada olmaktan mutlu değil. Göçleri zorunluluktan. Lütfen onlara daha anlayışlı, şefkatli davranın. Onlar sizden hiçbir farkı olmayan insanlar. Lütfen onlara gülümseyin. Lütfen onları anlayın" Eminim bir çocuğa vereceğiniz küçük bir çikolata bile gözlerinin çocukça bakmasını sağlayacak. Bizim yarın ne olacağımız belli değil. Maalesef kirli tezgahların döndüğü stratejik önemi olan coğrafyaya sahibiz.





Sahipsiz Cümleler


16 Eylül 2015

Film Tavsiyesi: Kötü Adam / Ek Villain / Ek Vilan

Ne kadar sulu göz bir kızım ben ya. Belki çoğu kişinin ağlamayacağı şeylere ağlıyorum. Yer yer beni duygulandırdı filmin bazı sahneleri. Ana konu aşk ama başka bir konu etrafında dönecek. Aşkla meşkle devam etmiyor yani. Filimden sopiler vermek istemiyorum. Tadını kaçırmayım izlemek isteyen olursa. Ama filmde en çok sevdiğim sözü ve şarkıyı paylaşayım.



Karanlık, karanlıkla son bulmaz.
Sadece aydınlık onu yok edebilir.
Nefret, nefreti yok edemez.
Sadece aşk onu yok edebilir.

Başkalarının acılarını paylaşmazsak kendi acılarımızı dindiremeyiz.

Ayrıca Kore uyarlaması olduğu söyleniyor, bilmiyorum öyle midir? İzlemedim kore versiyonunu.


Sahipsiz Cümleler

2 Eylül 2015

#birkalembirsilgi #binmutluluk



Görsel üzerine fazla söz söylemeye gerek yok. Bir kalem bir silgi, bin mutluluktur diyorum sadece. Hadi sizde bir çocuğu sevindirin.

21 Ağustos 2015

EVDE PROBİYOTİKLİ YOĞURT YAPMA ( ÜRÜN DENEMESİ)

Evde yoğurt yapmayı geçtim, probiyotikli yoğurt yapıyorum He heheyyy sen daha git hazır yoğurt al. Beceriksizzz! Gören de evde kimya laboratuvarı kurdum zanneder. Kişisel tercih sebebidir ama ben hazır yoğurtları sevmiyorum. Yoğurttan öte hamur yiyormuşum gibi geliyor. Bu nedenden ötürü üşenmem pazara gidip süt alırım, yoğurdumu kendim yaparım.

Yalnız ilk probiyotikli yoğurt denemem. Probiyotiği duymayan yoktur herhalde. Benimde uzun süredir duyduğum ama içeriğinin ne olduğunu, faydasının ne olduğunu bilmediğim bir şey. Şey diyorum ama bunlar canlı varlıklar. Sevimli, yararlı baktericikler. Gerçi ben onlara güzel bir ad buldum.

Bağırsak çöpçüleri. hehehehe

Çok tatlılar be

Merak ettim neymiş neciymiş bu probiyotik. Bağırsaklarımızla evlendireceğimiz probiyotiğin in mi cin mi olduğunu bilmek lazım değil mi? Ne kadar çok yararı varmış. Bağırsaktaki zararlı bakterilerin bir kısmının yok edilmesinden, çeşitli vitaminlerin bağırsağımız tarafından emilmesine yardımcı olması, karaciğer ve böbreğin yükünü azaltmasına kadar birçok faydası var. Ayrıca antibiyotik kullanan, ishal sorunu yaşayan bunun dışında karında şişlik probleminiz varsa tüketilmesi gereken bir ürün. Zaten biz probiyotikleri kuru soğan, muz gibi yiyeceklerden alıyormuşuz. Fakat yapılan araştırmalar stres altında olan modern toplum hastalarının probiyotikleri azalıyormuş. Yani hepimizin. Bu da bağışıklık sisteminin zayıflamasına, kolay hasta olunmasına neden oluyormuş. Biz milletçe probiyotiksizizdir kesin.

Probiyotiksiz seni! Artık biri beni sinir ederse. Bu cümleyi kullanacağım.



Yayla probiyotik yoğurt mayasını deneme fırsatım oldu. Gelelim nasıl yaptığıma. Bir litre ılık süt ve bir paket yayla yoğurt mayası. İlk önce yarım çay bardağının içine kerataları (probiyotikleri) atıp ( Evcil hayvanların onlar benim hehehe) çay bardağındaki ılık sütle karıştırdım. 15 dakika bekletip 45 derecelik süte probiyotikleri döktüm. Dereceniz yoksa ( serçe parmağınızı süte sokup 8'e kadar sayıp. Hafif yanma hissi hissettiğinizde. Süt mayalanacak sıcaklıktadır)

İyi çalışın keratalar diyerekten. Yoğurdumu 6 saat mayalanmaya bıraktım. 6 saat sonra bir heyecanla açtım. Aman ne göreyim. Bildiğin süt. Olmadı bu derken neyse biraz daha kapalı kalsın dedim. Ümitsizce açtım bir baktım ki. Probiyotikli yoğurt olmuş bile. Yavaş çalışmışlar ama iyi iş çıkarmış keratalar. Bir gün dolapta beklettim. Ve birkaç saat önce tadına bakmış biri olarak tadını şöyle tanımlayabilirim. Yoğurt, kaymak karışımı bir şey. Ben kahvaltıda kaymak niyetine yerim o derece. Tatlı bir tadı var. Tatlı derken şeker gibi bir şey gelmesin aklınıza. Normal yoğurtta olan ekşi tat yok. Çoğu kişinin ay ne güzel yoğurtmuş diyeceği yoğurt tadı yani. Sevdim ben.

Görüşmek üzereeee!

10 Ağustos 2015

Oh My Ghost ( Kore Dizisi)

Tatlı mı tatlı bir diziyle karşınızdayım. Hayalet dizisi. Özlem hayalet dizisine nasıl tatlı mı diyorsun, diyebilirsiniz. Ama bildiğiniz hayalet dizisi değil bu. Dizimizde yaşamınız yitirmiş neden öldüğünü hatırlamayan genç kızımız geçmişindeki bir kin yüzünden bu Dünya'dan göçüp gidememiştir. Bu kinini bekaretini kaydedememiş olmaya bağladığı için alımlı genç kızların vücudunu ele geçirerek erkekleri baştan çıkarmaya çalışır. Yalnız her seferinde bir sorunla karşılaşır. Bir erkeği öpmüş olması bile erkeğin buz kesilip, hasta olmasına neden olmaktadır. Tabi hayalet avcısı teyzemiz, bu sevimli hayaletimizin peşindedir. Bir nedeni var tabi. Uzun süre Dünya'da kalan ruhlar, kötü ruha dönüşecektir. Kötü ruha dönüşmeden onu bu dünya'dan göndermelidir.

Hayalet avcısı kadından kaçarken Na Bong Sun'un içine girer. Ve tesadüftür ki Na Bong Sun hayaletleri görebilmektedir. Yakalanmamak için Na Bong Sun bedeninden çıkmaz. Hatta Na Bong Sun'un iş yerinde çalışmaya başlar. Fakat içine kapanık, ağzından özür dilerim, tamam dışında pek cümle çıkmayan Na Bong Sun tamamen farklı bir kişi olmuştur. Arkadaşları hatta şef bile bu duruma şaşkındır.

Yalnız çapkın hayaletimiz rahat durmaz. Ve şefi gözüne kestirir. Gerçi gözüne kestirmediği erkek yok.  Hastayken şef gayri ihtiyari, sevdiği kadının hayalini görerek onu öper. Yalnız  orta da ilginç bir durum söz konusudur. Öptüğü erkeğe ilk defa bir şey olmamıştır.Ve şefin yaşam gücü erkeği olduğunu öğrenir. Tabi bu Dünya'dan göçüşünü sağlayacak anahtarın da o olduğunu anlar.

Hayalet Na Bong Sun'un vücudundan çıktığında, platonik aşk yaşadığı şefe karşı daha yaklaştığını ve arkadaşlarıyla ilişkisinin daha iyi olduğunu görür. Hayaletin vücuduna girmesini engellemeye çalışır. Sonra şefi kendisine aşık etmesi koşulu ile hayaletle anlaşma yapar.

Yalnız işler öyle sarpa sarar ki. Hayaletimiz de şefe aşık olur. Peki şef kime aşıktır.





























Filmden birkaç sahneyi sahneyi paylaşacak olursak.


Heeeçç! Bir erkekte bu kadar naz yapar mı?

(Ve şefimiz de aşık olur)


(Türkiye'den başarı belgesi aldığına emin misin Şef? Kuru fasulye, pilav yaparsan tamam diyeceğim.  :)

(Kaynak: Koreantürk) Bu da bonus.

SAHİPSİZ CÜMLELER

25 Temmuz 2015

İyi Geceler Aşk


Gözlerinizi kapatın. Hayal ederek bu güzel sesi dinleyin!



"Geçenlerde karşı inşaatta oynarken dirseğimi çarpmıştım duvara. Öyle hızlı da değildi ama dirseğimden kalbime bir elektrik gitmişti de bir anda kalbimi ağlatmıştı sanki. Onun gibi bir acı var işte. Sadece dirseğimi değil her yerimi çarpmışım gibi; gözümden kalbime, karnımdan kalbime, dilimden kalbime, kalbimden her yanıma yayılan bir acı, bir elektrik var. Geçmiyor."



“Hiç de hayata ait değil kahkaha/Annem demişti mukayyet ol ağzına/Çok gülme çok konuşma çok görünme/Yoksa seni vereğen sanırlar a kızım/İnsana önce hayâ lazım../İşte böyle dedi de ben kızdım/Ne alaka diye”



 
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, rüzgâra karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.



 
Gün gelir düşer gözlerin rengi,karışır sulak topraklara.İşte bu yüzden belki biraz kanamak lazım,biraz bakmak,biraz sataşmak lazım.Tası tarağı toplayıp çekip gitmek lazım belki de.''Bilmem ki bu akşam ben de bir hoş muyum?'' diyerek,bütün şarkıları alarak,sırra kadem basmak lazım.


Sahipsiz Cümleler

8 Temmuz 2015

İYİKİ TÜRKİYE'DE DOĞMUŞUM

Müzik dinlerken birden bu videoları izlerken buldum kendimi. Özlem oruçlu olanlara yapılır mı bu diye bilirsiniz; ama Türk yemekleri dışında diğer yemekleri canımızın çekeceğini sanmıyorum. Ön yargılı olmak değil. Tadanların verdiği tepkiden dolayı bu kanıya vardım.

TÜRKİYE: İlk önce Türk yemeklerini tadan yabancıların tepkilerini izleyelim. Hahahaha şırdan ne ya.Verdikleri tepki çok hoşuma gitti. Onu ben bile yemedim. 


TAYLAND: Balığı çok severim ben. Aşkımdır o benim o derece. Hatta balık cipsi olsa ne güzel olur ya demiştim. Bu Taylandlılar benden önce düşünmüş. Ama videoyu izledikten sonra ne güzel olur ya demekten vazgeçtim.


MEKSİKA: Meksika denilince akla ne gelir tabi acı. Acıyı da severim ama hiç acı olmadığını iddia ettiler.



JAPONYA: Tek beğendikleri Japonya oldu sanki. 


TÜRKİYE: Bizim atıştırmalıklara bak be. Sizinkilerde atıştırmalık mı? İyi ki Türkiye de doğmuşum diyorum. Abur cuburlarımız bile güzel. Farklı ülkeye gitmeyi planlarsam giysi dışında bir valizde yiyecek götüreceğim yanımda :D


TAYLAND: Yenir bu da karın doyurmaz. Ekmek var mı? Bu Taylandıların da ne pis bir midesi var kardeşim.  Açken ben ben değilim. Nasıl olur acaba diye tadını düşünüyorum. Töbe töbe.

 

VE BONUS: Sonra benim çocuk sebzeleri yemez diyorsunuz. Ben de bunları yiyerek büyüseydim ben de sevmezdim. Bebeği olan bebeği olacak anne adayları. Bu tür şeyleri bebeğinize vermeden siz deneyin. :)
Sahipsiz Cümleler

8 Haziran 2015

YİTİK ÜLKE DERGİSİ ÖYKÜ YAZARI ARIYOR

Size iki güzel haberim, duyurum var. Birincisi, Maviye İz Süren'in yani benim kısaca Mavi diye seslendiğim güzel paylaşımlar yapan blogcanın kitap çekilişi var. Önceden görmüştüm, paylaşım yapacaktım. Ama demek istemiyorum. ( Ama demekten bıktım artık. Öyle yoğunum ki neye yetişeceğimi şaşırıyorum o derece. Bugün aklıma geldi. Son iki gün kalmış çekilişe, yetiştiğime sevindim.  Özellikle Bir Deli Çocuğun Güncesi kitabı için çekilişe katılmak istiyorum. Siz de çekilişe katılmak isterseniz. Ayrıntılı bilgi için TIK!

İkinci güzel haberin ise Yitik Ülke Yayınlarının dergi de öykü paylaşımında bulunmak için yazarlar araması. Blogcanlar içinde çok güzel hikaye yazanların olduğunu biliyorum. Maviye İz Süren bunlardan biri bence. Bu güzel yayına yazılarınızı gönderebilirsiniz. Üstelik hikayelerini gönderen kişileri eli boşta göndermiyor.

31 Mayıs 2015

Blog Yazarlarının Dikkatine!



Sizi güzel bir projeden haberdar etmek istiyorum. Mustafa arkadaşımız güzel bir proje düşünmüş. Blog yazarlarının gönderikleri iki yazı ile bir kitap oluşturma fikri. Üstelik ücretsiz, e kitap. Böylelikle daha fazla kişiye ulaşmış olacağız. Geçen gün bende böyle bir şeyler düşünüyordum. Tesadüf eseri karşıma çıkan bir paylaşım oldu. Ayrıca bu düşünceyi ileri ki günlerde geliştirip piyasa da, raflarda yerini alan bir kitap haline getirebileceğimizi düşündüm. Biliyorsunuz ki kitap basım ücretleri hayli tuzlu. Tek başına kitap çıkarmak maddi açıdan biraz zorlayabilir insanları. En az on yazardan oluşan bir kitap olsa kişi başına 200-300 lira gibi bir miktar düşecek. Piyasadaki bazı yayınlarını biliyorsunuzdur belki. Ortak yazarlardan oluşan kitapları var piyasa da. Ortak bir konu belirleyip onun üzerine herkesin bir iki deneme, hikaye yazdığı kitaplar. Örneğin ben şunu düşünmüştüm. Mektuplardan oluşan bir kitap gibi.

Sözü çok uzatmayacağım. Ayrıntılı bilgiyi Mustafa'nın blogunda bulabilirsiniz. Sizler de destek olmak istemez misiniz? Bence böyle bir güzel projeyi kaçırmayın. Haydi o zaman. TIK Bir de buraya TIK!

Sahipsiz Cümleler

20 Mayıs 2015

Kim'in Adası / Kım's Island (2009)

Uzun süredir film izleyemiyordum; ama bugün Kim'in adasını izleme fırsatım oldu. Eğlence amaçlı sıradan ada macerası diyerek izlemeye başladığım bir filmdi. Bir kadın bir erkek adaya düşer. Komik, eğlenceli, aksiyon dolu maceralarla adada vakit geçirirler şeklinde. Fakat hiç beklediğim gibi bir film değildi. Beklentimin çok çok üstündeydi.

Genç adam intihar sonucunda ıssız bir adaya düşüyor; ama bu ıssız ada kaçmak istediği insanların, iş hayatının, kredi kartlarının yanı başında. İlk zamanlar bu durumdan şikayetçi olsa da borçlardan, iş hayatından, paradan uzaklaşıp bunlar olmadan da hayatını idame ettirebileceğini anlıyor. Tek başına bu adada yaşayan adamı dürbünüyle gözleyen asosyal, sanal ortamda vakit geçiren bir genç kızımız da var.

22 Nisan 2015

Mimi Mimi Bir Kuş Konmuştu

Merrhaaabaaa! 

Aslıcığıma  teşekkür ediyor mime geç cevap verdiğim içinde özür diliyorum. 




Kitap okumak için evde belli bir yerin var mı?
Yatağııııım! Ben her yerde kitap okuyabilecek cinsten bir insan değilim. Ufak bir ses, gürültü beni rahatsız eder. Bu nedenden ötürü en sessiz yer odamdır. Ama en çok kitap okumayı sevdiğim yer yatağımdır.

19 Nisan 2015

Yazmak İçin Bir Milyon Neden

Merhabaaa ben geldim! Blog istatistiğim düşmüş.Oldu mu şimdi bu. Ben paylaşım yapmasam bile arada bloguma gireceksiniz. :) Galiba taslak haline çevirdiğim yazılarım ve şablonumdan kaynaklanan bir problem var. Bu yüzden şablon da değişiklik yaptım. Sade şablonları nedense daha çok sevmeye başladım ben. Diğer şablonlar beni yoruyor yazı ya da paylaşımları okurken. İçeriği de her telden devem ettireceğim yine eskisi gibi.

On beş gündür paylaşımda bulunmamışım bu benim için büyük bir olay. Çünkü her hafta bir, iki paylaşım  da bulunuyordum. Yeni bir şehre alışma evresini ancak atlatabildim. Yeni çevre, yeni insanlar... Bu hafta bolca kitap aldım.

4 Nisan 2015

Hızlı Okumak İstemez misiniz?

Özel sektörde çocuklara farklı yöntemlerle eğitim veren bir kurumda çalışma fırsatım oldu. Tabi gözlem gücüm iyidir benim. İlgimi çeken şeyleri araştırmayı da seviyorum. Matematik bile nasıl sevdirilir ve oyun gibi öğretilir onu öğrenmenin yanında. Bana en büyük katkı Hızlı Okuma oldu. 

Hızlı Okumanın her gün yapılması gereken uygulamaları var. Kodlama. Göz açısını genişletme, göz hareketleri…. uzar gider. Bunların hepsini bir arada toplamam mümkün değil; ama size iki programdan bahsedeceğim. Bunu hem çocuklarınıza hem de kendinize uygulayabilirsiniz. Ben ilk okuduğumda okuma hızım Türkiye seviyesindeydi. Bir iki haftalık uğraş sonucu Türkiye seviyesinin üzerine çıktım. En hızlı okuyan % 3 lük kesime de girmek isterim aslında. Size şimdi bir formül 
vereceğim. Elinize bir kitap alın. Kronometrenizi çalıştırın. Açtığınız sayfayı okumayı bitirdiğinizde, kronometreyi durdurun.



Benim yaptığın en büyük yanlışlardan biri. Kelimeleri tek tek okumammış. Yani Göz açımın dar olmasından dolayı böyle yapıyormuşum maalesef. Şimdi bir cümleye baktığımda beş altı kelimeyi toplu şekilde okuyabiliyorum. Bunun nasıl bir yararı olacak Özlem diyebilirsiniz. Şu şekilde anlatalım. 


Diğer yanlışım da her ne kadar ağzımı kıpırdatarak okumasam da genzimden okuduğumu fark ettim. Şimdi sadece gözüm hareket ediyor.

Özel eğtim merkezine gelen aileler çocuklarının hızlı okumasını istemelerinin nedeni sınavlar maalesef. Hatta ales, kpss vb. sınavlar için bile hızlı okuma eğitimi alanlar var. Ben hayata sadece sınav gözüyle bakmıyorum. Şunu diyebilirim sadece.


"Hayat çok boş.  Dua edin ve binlerce kitap okuyun."  Binlerce kitap okumanız içinde hızlı okumanız gerekiyor değil mi? O zaman hadi hızlı okuma çalışmalarına. Bu alıştırmaları her gün alışkanlık haline getirmelisiniz. Yarım saat az televizyon izleyin bahane bulmayın.



Sahipsiz Cümleler



2 Nisan 2015

Hadi Evde Oyun Hamuru Yapalım

Bir şeyi anlatırken bilimsel dil kullanamıyorum ben. Benim anlatımların sohbet havasında ya da standup havasından geçecek sanırım. Robotik dil kullanma beni rahatsız ediyor. Robotik dil kullanan insanlarda. Ben rahat ettiğim şekilde anlatımlarımı devam ettireyim.

Hadi bugün hepimiz çocuk olalım! Oyun hamuru yapalım mı? Çocuğu olan kişiler çocuklarıyla birlikte yapsınlar. Çocuğu olmayan ya da hala bekâr olan kişiler geleceğe hazırlık amacıyla yapsınlar. Deneyim olsun. Aman ne evlenmesi ne çocuğu diyenlerde kendi eğlencesi için yapsın. Oyun hamuruyla oynayıp şekiller yapın gerçekten rahatlayacaksınız. Bir psikoloğun seansına gitmiş gibi
.
Oyun hamuruna neden bu kadar taktın Özlem diyebilirsiniz. Oyun hamuru piyasa da satılan birçok oyuncaktan bin kat daha değerli bir şey.  Çocuğun öncelikle hamuru avucunda yoğururken, yuvarlarken kaba motor becerisini, şekillendirirken parmaklarını kullanarak ince motor becerisini kazanmasını sağlıyorsunuz. Sadece bununla bitmiyor tabi zihinsel gelişimini de sağlıyorsunuz. Kavramları, nesneleri, renkleri tanıması adlandırmasını zevkli hale getiriyorsunuz.

İyi de 1-2 liraya satılan oyun hamurları dolu ortalık. Pahalı olanlar da var; ama içeriğinin çocuğun sağlığına zarar vermesinden korkuyorum, diyorsanız. Evde tamamen organik oyun hamuru yapmaya ne dersiniz. OYUN HAMURU İÇİN TIK

Hala oyun hamuru yapmak istemeyenleri görüyorum aranızda. O zaman ev de fimo hamuru yapmaya ne dersiniz? Takılarınızı, evdeki biblolarınızı siz yapın. Hem kendinize meşguliyet terapisi yapmış olacaksınız fena mı? Bu konu da size güzel bir site önerebilirim.



Bu bloga bayılacaksınız. Ben keşfedeli bir iki yıl oluyor. İlk keşfettiğimde saatlerce sayfalarını incelemiştim. SİTE İÇİN TIK Fimo hamurunu satın almanızı öneririm. Oyun hamuru gibi ev de yapılan fimo hamur tarifleri de var internette. İsterseniz onları deneyebilirsiniz.

Bugünlük bu kadar. Görüşmek üzere.

Sahipsiz Cümleler

28 Mart 2015

Küçük Kara Balık




Ben bu müthiş kitabı, 30 yaşımda, askerdeyken okudum.. açıkçası o güne kadar neden okumadım diye içerledim, sivil elbiselerimin olduğu yerin anahtarını görevli usta askerden alıp, onun refagatiyle aşağı inip, sivil eşyalarımın olduğu çantamdan küçük, kitap okuma fenerimle birlikte çıkardım.

Hemen gelip o gece yat emri verildikten sonra okumaya başladım.. ertesi sabah, öğlen yemeği arasında bulduğum boşlukta bir daha başladım okumaya.. yanımdaki çocuk ne okuduğumu sordu, "küçük kara balık" dedim..

"o ne lan?" dedi.. "hiç" dedim.. "sadece bir öykü kitabı.. daha doğrusu küçük bir hikaye.. çocuklar için yazılmış sanırım.."
"sanırım mı?" dedi.. "evet" dedim.. "sanırım.."
O günün akşamında tekrar okudum.. bitti.. karanlıkta kafamı yastığa koyup, sabah ezanıyla birlikte uyandığımızda parkamın yan cebine koydum.. öğle yemeğinde bir daha başladım.. akşam yemeğiyle komutanlık saati arasındaki o boşlukta kaldığım yerden devam ettim..

Bir hafta boyunca "o okuduğun ne lan?" diye soran herkese "küçük kara balık" dedim.. 107 acemi er içinden hiçbirisi bilmiyordu.. ve bilmemeleri açıkçası beni mutlu ediyordu..

Askerliğin üçüncü haftasında, bir gece yat emri verilmeden önce, nedenini hala bilemediğim bir şekilde, üst yatağın üzerinde ayağa kalkıp, "arkadaşlar, size bir hikaye okumak istiyorum" dedim..
içlerinden bir kaçı "siktir" dedi.. "bir kaçı biz çocuk muyuz" diye çıkıştı.. bir kaçı ise "hele bi' susun amına koyim, okusun" dedi..

Ben de o son bir kaçının dediğini yapıp, okudum.. bağdaş kurup, üst ranzada, bu mükemmel kitapta geçen diyaloglara kendi beynimden tonlar vererek..

Yaklaşık 15-20 dakikada bitti.. kimsenin gıkı çıkmadı.. çok geçmeden nöbetçi astsubay gelip, asker sayımını yaptı, ışıklar söndü.. o gece, koğuştaki askerlerin, gencin hepsi, kafayı yastığa koyar-koymaz uyuyamadı.. küçük kara balık gibi.

Not: Kitabın tanıtımını yapacaktım. Ama bir sözlük yazarının paylaştığı bu yazıyı görünce bunu paylaşmak istedim. Keşke bana bu küçükken hediye edilseymiş dedim okuduğumda. Belli bir dönem yasaklanmış kitaptır ayrıca kendisi.


Cennetten Kovulan 

24 Mart 2015

Hadi, Lösemiyi Biraz Daha Yakından Tanıyalım

Lösemiyi duymayanınız var mı? Yoktur sanırım değil mi? Löseminin ne olduğunu biliyor musunuz? Bir kanser çeşidi olduğu şeklinde, çoğumuzun bilgisi bu kadar değil mi? Genellikle çocuklarda daha sık görüldüğü düşünülür; fakat yetişkinlerde görülme oranı daha yüksek. Yalnız çocukların Akut lösemi olma ihtimalleri daha fazla. Bu yazımda çok farklı bir şekilde Lösemiyi anlatacağım size. Ve löseminin ne olduğunu çok iyi öğreneceksiniz, unutmayacaksınız. Biraz fazla mı iddialı oldum acaba. Neyse yazının sonunda iddialı olup olmadığıma karar verirsiniz.

İlk önce sizinle tanışması gereken 3 tane hücreciklerimiz var. Üç hücrede ilik tarafından üretilirler. ( Lösemi hastalarına neden ilik nakli yapıldığını da anlamış olacaksınız.)  Onlarla tanışın. Onlar sizinle tanışmaya pek istekli. Onlarla tanışmadan löseminin nasıl olduğunu, oluştuğunu anlamanız pek mümkün değil.









Merhaba, pisicikler. Özlem abla pisicik diyor ya size, ben de pisicik desem kızmazsınız bana değil mi? Bana beyaz kan hücresi derler; ama kısa adım AKYUVAR. Siz bana bu şekilde seslenebilirsiniz. Ben vücudun güvenlik görevlisinden biriyim. Vücudu enfeksiyonlara karşı korurum. Benim gibi birçok AKYUVAR var.











Merhaba bende kırmızı kan hücresi. Bana da ALYUVAR diyebilirsiniz. 
Ben dağıtıcıyım. Benim görevimde. Vücuda giren oksijeni vücut içerisinde dağıtımını sağlamaktır. Benim gibi birçok ALYUVAR var.












Merhaba ben de trombosit. Benim kısa adım yok. Ama benimde vücut içinde önemli görevim var. Kanın pıhtılaşmasını sağlarım. Benim gibi birçok TROMBOSİT var.








Sevimli hücreciklerimizle tanıştınız mı? Löseminin nasıl olduğunu yine onlar anlatsın biz dinleyelim.

Bizden belli sayıda güvenlik görevlisi ( AKYUVAR) vardır. İyi eğitim almamış, gelişmemiş, olgunlaşmamış birçok güvenlik görevlisi ( AKYUVAR) aramıza katılır, çoğalırsa lösemi denilen hastalık çıkar. Üstelik bizim yaptığımız görevi yapmazlar. Vücudu hastalıklara, enfeksiyonlara karşı korumadıkları yetmezmiş gibi o kadar çok çoğalırlar ki bulunduğumuz yer dar gelir sığamayız. Bizim gibi yararlı AKYUVARLAR yok olmaya başlar. Bu yüzden vücut hastalıklara açık hale gelir. Ayrıca bulunduğumuz yere sığamadığımız için kırmızı kan hücreleri gibi vücuda yayılmaya başlarlar. Bazı yerlerde birikirler. Onlar lenflerdir. Koltuk altı mesela, vücudunuzda şişlikler olursa doktora gidin olur mu?

Başka kötülükleri de vardır, bu tembel, çalışmayan AKYUVARLARIN. Mesela, ALYUVARLARIN sayısında azalmaya neden olabilirler, çoğaldıkları için. Bu da anemi/ kansızlık hastalığına ve nefes darlığına neden olur. Bunun dışında o kadar çok çoğalırlar ki TROMBOSİTLER ‘ide azaltabilirler. Bu da vücudumuzda kanamalara neden olabileceği gibi kanama olduğunda kanımız pıhtılaştıran TROMBOSİT az olduğundan kanamaları durdurmak zor olabilir.  


AKYUVAR’ın anlattıklarına ben de şunları ekleyebilirim. Bunların dışında zayıflık, yorgunluk, ateş, terleme, diş etlerinde şişkinlik ve kanamalar görülür. Kilo kaybı, iştahsızlık, kemik veya eklemlerde ağrılar, anemiye bağlı olarak soluk ten, nefes darlığı, baş dönmesi, kolay yaralanma, morarma. Gözde rahatsızlık, görme kaybı hissi bunun dışında karında şişlik gibi belirtileri vardır.  Lösemiyi akut ve kronik olarak ikiye ayırmak mümkündür. Genellikle akut lösemiler çocuklarda çıkarken, kronik lösemi yetişkinlerde daha sık görülür. Akut Lösemi hızla ilerleyen lösemidir. Kronik lösemi ise yavaş ilerler.



Bende Löseminin nedenlerini, beslenme ile lösemi arasında ilişki olup olmadığını anlatayım. Löseminin kesin nedeni bilinmiyor. Ama bilim adamları hem genetiğin hem de çevrenin hastalıkta etkili olduğunu söylüyorlar. Mesela, radyasyon, kimyasal maddeler, sigara kullanmak, bazı kan hastalıkları, down sendromu- genetik faktörler.

Beslenme ve Lösemi arasındaki ilişki araştırılmış meyve ve sebze  yemenin lösemi tedavisinde olumlu etkilerin olduğu sonucuna varılmış. Bunun nedeni de meyve ve sebze de  flavonoid adı verilen maddeymiş. Bunlar lösemi hücrelerinin ölümünü artırdığı gibi lösemik hücrelerin çoğalmasını da önlüyormuş. Bu verilere deneysel sonuçlarla ulaşılmış, insanın üzerinde ne kadar kullanımla etkisinin olacağını henüz araştırtmamışlar. Ama hepiniz meyve ve sebze yiyin olur mu? Aynı şekilde kırmızıbiber ve kara üzümde bulunan maddelerinde lösemi için iyileştirici özelliklerinin olduğu sonucuna varılmış.

Sarmısakta bulunan dially sülfid’in lösemi hücrelerinin çoğalmasını engellediği sonucuna varılmış. Ve ilaçlarında etkisini artırdığı görülmüş. Çilek, ahududu, yaban mersini, karabuğday, susam yağı bu besinlerden bazıları. 

Ayrıca bilim adamları uyarmışlar. Yanlış antibiyotik kullanımın bağırsakta yararlı bakteriler yerine zararlı bakterileri artırdığı ve toksit maddelerin kanda artmasına neden olduğunu söylemişler. Bu nedenle her ne kadar genetiğin etkisi olsa da beslenmenin, bulunduğumuz çevrenin lösemi üzerinde etkisi olduğunu unutmayalım. Umarın size lösemiyi anlatabilmişizdir. Bizleri sevin, sağlıklı şekilde besleyin, hasta etmeyin bizi olur mu?

Bir de siz insanlar yılbaşı, sevgililer günü, anneler günü... diye sürekli bir günleriniz var ya işte, hediye alıp verdiğiniz. İşte LÖSEV DÜKKANINDAN sitesinden hediyelerinizi seçin, olmaz mı? Hem sevdiklerinizi sevindirdiğiniz gibi hem de Lösemili miniklere katkınız olacaktır. TIK!


Bana ne ben diyeceğim, bu sefer Özlem abla demesin. Görüşürüz pisiciklerrrr! 

Sahipsiz Cümleler

18 Mart 2015

Şekersiz Hoşaf

18 Mart 1915 her gün hatırlanması gereken bir gün, sadece bugün değil. Atalarımızın ne zorluklarla vatanını savunduğunu her gün düşünüp, ona göre hareket etmemiz gerektiğini her gün düşünmeliyiz. Artık savaşlar Birinci Dünya savaşı gibi değil. Belki İngiltere, Fransa, Amerika ( itilaf devletleri) günümüzdeki böyle olacağını bilseydi savaşa bile girmezlerdi. Burnunu bile kanatmadan özgürlük getiriyorum diye halkları birbirine kırdırıp emeline ulaşıyorlar.

Şimdi toz pembe bakmayalım hayata. Türkiye'nin de durumunun pek iç açıcı olduğu söylenemez. Onlar canlarını biz yaşayalım, ülkemizi savunalım diye verdiler. Twitterda, facebookta oturduğumuz yerden ruhlarına rahmet dileyelim diye değil. Kilometrelerce uzaklıktan Çanakkaleye gelen Anzaklar ve Twitterdan geçmişi hatırladım ayağına yatan millet. Vicdanınız rahatsa bilemem, ama benim rahat değil.

Çanakkale'de ki zorluğu bir de çektiğim fotoğraflardan bakmanızı isterim. Anlatılanlar soyut kalmasın. ( İzin istedim fotoğraf çekebilir miyim? Sorun olur mu diye, sordum. İzin verdiler.Ama yine de çok fotoğraf çekmek istemedim. Belki zarar verir flaşı diye. ) 

İlk önce yemek listelerine bakalım.


Şekersiz hoşaf, ekmek, şekersiz hoşaf, ekmek..... sonra ekmekte azaltılıyor. Evimizde bile bu yeme şekline kaç gün dayanabiliriz. Ki çoğu gün iki öğün atlanıyor.


Bu görüntüyü yakından görmeniz lazım. Hani derler ya metre kareye 3000-6000 arası kurşun düşmüştü diye. İşte kanıtı. Birbiriyle bütünleşmiş kurşunlar.


Kayaya isabet etmiş top mermisi. Çıkardıkları kayada arka tarafta.


Su mataraları, gözlükler. Ve dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama yüzük.


Fransız miferi, deri tozluklar.


Çatalları bilemem de o tahta kaşığın hikayesini yazabilirim. 

Sahipsiz Cümleler

16 Mart 2015

Kusurlu Cinayet

Ambulans sesi ile meraklı insanların uğultusunu bileklerime kelepçe geçirilirken binanın en üst katından rahatlıkla duyabiliyordum.  Cinayeti işlemiştim, sonra polisi arayıp kendimi ihbar etmiştim.

Onu öldürdüm… o-nu öldürdüm!



Kanlar içindeki bedenin üstünden geçip odayı saran kan kokusu içerisinde kahverengi koltuğa oturdum. Paslanmış demire benzeyen koku ilk önce midemi bulandırmıştı, ama yavaş yavaş alışmıştım kokuya. Yerde yatan bedenini, ölmemiş gibi bana bakan ela gözlerini, ellerinin arasından akan kanı bir müddet izledim. Sanki bu Dünya’da sadece ikimiz yaşıyorduk. İlk kez bu kadar sessiz geliyordu Dünya bana. Bu sessizliği bozan saat dışında.

Tik tak tik tak tik tak…

Ela gözleri beni rahatsız etmeye başlamıştı, beni. Sanki ölmemiş gibi bakıyordu. Emin olmak için kulağımı kanlı göğsüne dayadım. Kızıla boyanmış, şekerli bir şerbetin içine sokulmuş hale gelen saçımla göğsünden başımı ayırdım, bileğine elimi uzatarak nabzını kontrol ettim. Sağ kalmasına tahammül edemezdim, küçücük olsa bile yaşama ihtimali olmamalıydı. Ne yapabilirdim ya yaşıyorsa.  Elim, pantolonum paçaları ve saçım kan içinde mutfağa koştum. Tezgâhın üzerinde duran yağı ve çakmağı alıp hızlıca içeriye girdim. Polisler geldiğinde bedeni kül olmuştu bile onunla birlikte mobilyalarda tutuşmaya başlamıştı. Bu duruma hazırlıksız yakalanan polisler arabalarındaki yangın söndürme tüpü ile ateşi söndürmüşlerdi. Bembeyaz köpüklerin arasında yatan siyah bir biblo gibiydi bedeni.

Binlerce gazeteci. Meraklı insanlar doluşmuştu binanın önüne.

Onu neden öldürdünüz?

Pişman mısınız? Şeklinde birbirine benzeyen sorular.

Bu bana göre iyi bir olaydı, ama nerede kötü bir olay olursa akbaba gibi üşüşen insanlar sarmıştı çevreyi. 

Tekrar bir ses, pişman mısınız?

Hayır, pişman değilim…

Verdiğim bu cevapla ömür boyu hapisle cezalandırılacağımı, bir cani olduğumu söyleyeceklerini bilmeme rağmen, polisler tarafından zorla arabaya itiştirilirken, var gücümle:

Onu öldürdüüüm! Pişman değiliiiim!

Karanlık bir odaya alınmıştım. İki polis başımda dikilmiş olay anını anlatmamı istemişlerdi.

Aniden planladığım bir şeydi. Ölmesi gerekiyordu onun öldürmeliydim onu. İçtiği kahvesine onu uyuşturacak ilaç kattım ilk önce. Sonra gerisini gördünüz işte göğsüne aldığı bir bıçak darbesi ile yere yığıldı. Doğrulmak istedi, onu doğrulurken kolundan tutup tekrar yere ittim ve kalbine ikinci bir bıçak darbesi daha indirdim. İnatla sürekli ayağa kalkıyordu ve her doğruluşunda bir bıçak darbesi aldı bedenine. Sonra yaşama ihtimaline karşı bedenini küle çevirdim.

Sen bütün bunları yaparken nasıl sesini çıkartmadı, apartmandaki hiçbir kimse ses duymadıklarını söylüyor.

( hafif bir gülümseme ile) kör, sağır, dilsiz ooo! 

Hahahahaha…. Ne o şaşırdınız, bir kadından böyle canice bir davranış beklemiyordunuz sanırım.

Tuttum gözlerimdeki yaşları, gözlerimdeki biriken damlalarla bağladım kollarını, ayaklarını. Yatırdım yere çırpındıkça bir bıçak darbesi indirdim binlerce kez. Her saplayışta tekrar dirildi sanki. Yerden kalkıp üstüme yürüdü ama bıçaklanmaktan, kan kaybından değil de çaresizlikten ilk önce dizlerinin üzerine düştü sonra yere kapaklandı bedeni. ‘Kör bıçağın başaramadığı şeyi başardı çaresiz kalmak’ Artık yüzüm, gözüm, saçım, ellerim kan içinde ne önemi var. Aşkı öldürdüm, aşk öldü diyorum size beni duymuyor musunuz?

Kördü aşk, çirkinliği görmüyordu.

Sağırdı aşk, kötü sözleri duymuyordu.

Dilsizdi aşk, tartışmazdı, kötü bir şey söylemezdi…

Peki ,neden öldürdün o zaman ?

Gözü görmeye, kulağı duymaya, dili dönmeye başlamıştı.

Aşk ölü artıııık! Lügatımız da aşk kelimesi yok!

Aşk öldü, nasıl bilirdiniz ?



Sahipsiz Cümleler


27 Şubat 2015

Yakın Gelecekte Bilgisayarla Aşk Yaşayacağız ( -Her- Aşk)


Benim beynim mi farklı çalışıyor; yoksa -Her -filmini izleyip çok saçma diyenlerin mi anlamadım. Nerenizle izliyorsunuz demek geldi içimden. Eleştirisel bir bakış açısıyla izlenmesi gereken bir film, Yapay zekanın insanları ne hale getireceğini gösteriyor. Bu şahane konu, (kurgu demeyeceğim çünkü 15-20 yıl içerisinde bizi böyle bir gelecek bekliyor) daha güzel şekilde işlenmesinin mümkünatı yok bana göre.

Filmin konusu yapay zekâyla birlikte, insanlaşmaya başlayan teknolojinin ve yalnızlaşan insanların hayatını filmin başkahramanı Theodore üzerinden bizlere sunuyor. Theodore Mektup şirketinde çalışıyor, insanlardan gelen istek üzerine mektup yazıyor. Mektup yazıyor deyince sakın kalem ya da klavye ile yazıyor sanmayın. Ne kadar duygusunu ifade edemeyen, yitirmiş insanlar var dedim, mektup şirketlerine mektup yazdırıyorlar. Ki mektubu alan kişiler mektup şirketinde yazıldığını biliyor.

Reklam şirketinin yaptığı reklamda yapay zekâyla yapılmış işletim sitemini görüyor ve almaya karar veriyor. İşler bu nokta da değişmeye başlıyor. Tıpkı insan gibi tepkiler veren, duygusu olan ama bedeni olmayan işletim sistemi Samantha’ya aşık olunca.  Filmin her noktasında önemli kısımlar var, sayfalarca yazı yazabilirim bu film hakkında. 

(-Her- Filmi, 2013, +18)

Tabi Theodore belli bir süre mutlu oluyor. Çünkü hayalinde kurduğu, ruh eşim dediği bir işletim sistemi Samantha, yemeğe çıkıyorlar, pikniğe gidiyorlar, oyun oynuyorlar… Sonra bedensel eksiklik ortaya çıkıyor. Ona dokunamama, bir işletim sistemi olması. Bir bedeninin olmaması, Thedorun kafa karışıklığı yaşamasına neden oluyor. Ve bir gün iyice insanlaşan Samantha, Theodore yalnız bırakıp gidiyor.


Ben geleceğe olumsuz bakan insanlardanım. Ki böyle bir geleceğin olacağını sürekli dile getiren insanım. Teknoloji insanları yalnızlaştırıyor. Beni en derinden etkileyen sahne Theodore, Samantha’ya ulaşamayınca metro istasyonunda merdivende otururken, insanların birbirinin yanından geçerken hepsinin elinde telefonları ve işletim sistemleriyle konuşup birbirlerini görmemeleri ve Theodore ilk defa o an da fark ediyor olması durumu. O kadar korkuyor ki Samantha’yı kaybettim diye yaşadığı boşluk, şuan bizim telefon şarjımızın bittiğinde yaşadığımız boşluğu benziyor tıpkı.

Ve benim sürekli söylediğim bir konuyu da işliyor film. Kişiye değil duygulara âşık oluyoruz, karşınızdaki kişi sizi azıcık tamamlaması yeter. Biz insanlar bu duyguları yaşamayı seviyoruz. O yüzden binlerce kişiye âşık olabiliriz, hayatımız boyunca istersek. Theodore'un itirafı bunun kanıtı.
"Hayatımda hiç kimseyi böyle sevmemiştim."



Biz teknolojinin kıyısındayız. Hatta adım attık. Şimdi telefonuma annemi ara dediğimde arıyor. Birkaç sene önce insanlara “Ben telefonuma annemi ara diyeceğim arayacak dediğim de” gülerlerdi eminim. Bu konu da araştırmalar yapabilirsiniz. Yapay Zeka ile uğraşan Bilim adamlarına göre 15 yıl içerisinde 2029’da Her filmi gerçek olacak

Demek istiyorum ki. Şuan siz benim için yarı işletim sisteminiziz, ben de sizin için yarı işletim sistemiyim. Henüz somut görüntümüz, bedenimiz var. İstesem sizin hayatınızdan kolayca çıkabilirim. Siz de benim hayatımdan.  Her şey bir Delete tuşuna bakıyor. Twitterı sil, blogu sil, telefonun numarasını değiştir, bu kadar kolay. Ve bizler yarı yalnız insanlarız. Dediğim gibi bu teknolojinin kıyısındayız. Aslında şanslıyız da yalnızlaşmadan, yalnızlığın verdiği o duygu içerisinde kıvranıp durmadan.  


Güzel süslü süslü kağıtlar alın, defterler alın. Süslü kalemler, kokulu kalemler alın ( müzelik olacak gibi bunlar. Bunu yazarken aklıma geldi. Ciddi ciddi düşündüm. Güzel kalemlerden oluşan bir koleksiyon mu yapsam diye. Özellikle kurşun kalemlerden oluşan) hiç üşenmeden, bıkmadan yazın, sevginizi, duygularınızı aktarın. Somut olan, dokunabildiğiniz kişileri sevin, sevişin. Toplum tarafından kabul edilen tek delilik olan aşkı yaşayın. 

Gezin, eğlenin, sevdiklerinizle sinemaya gidin, Uçurtma uçurun, mutfaktan bulaşık deterjanı aşırıp baloncuklar yapın. Elinizden geldiğince yarı işletim sistemlerinden uzak durun. (Sosyal medyalardan) Sonra benim gibi tatlı yarı işletim sistemleri bağımlılık yapabilir sizde, uyarmadı demeyin. :D Görüşmek üzere pisicikler.

Doğru numaraya ulaşmanız ümidiyle

Sahipsiz Cümleler