27 Ocak 2015

Bir Gün Sabah Sabah



Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
ki, sisler daha kalkmamıştır haliç ten.
Vapur düdükleri ötmektedir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam...
Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş-on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber.
Şarkılar söylemişim pencereden.
Uyanıp uyanıp yine dalmışım.
Biletim üçüncü mevki,
Fakirlik hali.
Lüle taşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
Sana sapanca’dan bir sepet elma almışım.
Ver elini haydarpaşa demişiz,
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
Hava hafiften soğuk,
Deniz katran ve balık kokulu.
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu...
Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,
Kim o dersin uykulu sesinle içerden.
Saçların dağınıktır, mahmursundur.
Kim bilir ne güzel görünürsün sevgilim,
Bir sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni,
ki, daha sisler kalkmamıştır haliç ten.
Fabrika düdükleri ötmektedir 

Turgut Uyar


20 Ocak 2015

Yeni Keşifler. Müzik Tavsiyeleri

Artık sürekli gündemde olan sanatçılardan, gruplardan, popüler kültürün ürettiği ama müzikle alakası olmayan kişileri görmekten bıktım. Yaklaşık bir aydır yeni keşifler içine girdim. Bu nedenden ötürü benim keşfettiğim müzikleri, sanatçıları, grup adlarını sizinle paylaşmak istedim. Çoğu popüler olan sanatçılardan bin kat iyi.

1. RİN’G0. Kazakistanlı grup. Üyeleri: Batır Baynazarov, Otagen Damyler, Ayan Birbayev, Adilijan UmarovRin'Go grubu 2006 yılında Almatı'da kurulmuş. Rin'Go Japonca'da "elma" anlamına geliyor. Grup üyeleri Almatı doğumlu oldukları ve şehrin sembolü elma olduğu için bu ismin uygun olacağına karar vermişler.


Çok güzel. Özümüzü anlatan güzel bir şarkı olmuş. Türkiye’de son zamanlarda Araplaşma görüyorum. Bizim özümüz Arap değildir hatırlatmak isterim. Evet İslamiyet’le Araplar sayesinde tanıştık. Ama İslamiyet’i yükselten Türklerdir. Araplar bunu yapamazdı. Hele Dünya savaşında arkamızdan vuran bir ırk.  Batı, Arap toplumu arasında bocalamaktan kurtulup umarım özümüze ulaşır Umarım bir gün Turancılık gerçekleştiririz.


Klibi çok sevdim. Gelenkesel müzik aletinin kullandığı bölüm hoşuma gitti. 


İstanbul’da çekilmiş klip. 


Duygusal parça da ses tonlarına çok yakışmamış sizce.

2. GOMMALAR Kıbrıslı grup. Üyeleri, Simge ve Aytunç Akdoğu adında iki kardeş.



Her gün dinliyorum bu müziklerini. Çoğu kişi bu covera alışmadığını söylemiş; ama benim çok hoşuma gitti bu grup. Bağımlısı oldum coverin. Şu aralar favorim. 

3.SOFAR SOUNDS. Bir grup değil bu. Güzel bir etkinlik diyebiliriz.  Müzik severlerin anlaşıp bir araya geldiği ve evnizin salonu, bahçesi buluştuğunuz alanlar oluyor. Davet ediyorsunuz. O şehirde, ülke de yaşayan müzik severler bir araya gelip hem müziklerini paylaşıyorlar hem güzel vakit geçirip, yeni arkadaşlıklar ediniyorlar. Ne hoş değil mi? Birçok ülke de yapılıyor bu. İstanbul'da geçen sene 2014'te yapılmış. Bu da Afişlerinden biri.






Ve şimdilik bu kadar yeni keşiflerim oldukça paylaşacağım. Özlem benim de bildiğim gruplar, müzikler var diyorsanız, paylaşırsanız çok memnun olurum, sevinirim. Görüşmek üzere.

Sahipsiz Cümleler

15 Ocak 2015

Kitap Tavsiyesi: Sevme Sanatı / The Art of Loving

Şimdi yazının uzunluğunu görünce ya da aman kitap tanıtımı diye okumayacaksın. Siz bilirsiniz. Belki hayatına, sevgiye dair çok şey kaçıracaksın. Bu kitap tesadüfen çıktı önüme. Ve ben hiç bir şeyin tesadüf olmadığını düşünürüm. İyi ki de çıkmış diyorum. Bence sizde okumalısınız. Kafası karışık sosyoloğumuzun Erich Fromm’un “Sevme Sanatı” kitabını bitirdim. Sosyologların çoğunun kafası karışık. 


“Aşık olmak tamamiyle meta haline gelerek kişinin kendi olanaklarıyla alışveriş etmesi haline dönüştü.”
Sevgi paketlerimizi vitrine düzüyoruz. Kullanma kılavuzunu bir de etiketi ekledik mi tamamdır.

“İnsanlar, en kullanışlı nesneyi bulduklarını düşündükleri zaman birbirlerine âşık olurlar.”
“Kişilik paketlerini birbirleriyle değiştirirler ve ucuza kapatma yoluna giderler.”
Froom buna paket değişimi demiş. Oldukça da güzel tanımlamış. Yalnız ben şunu eklemek istiyorum. Sevgi vitrininde ilk dikkatimizi çeken pakettir. Paketin etiketi ne zaman önemli olur, ona değinmeden önce:

“Sevginin de yaşamak gibi bir sanat olduğunun farkına” varmamız gerekmektedir. Yani nasıl seveceğimizi öğrenmek istiyorsak. Tıpkı bir mesleği öğrenir gibi öğrenmemiz gerekmektedir. Buna kendi mesleğinizi örnek alabilirsiniz.
Sevgiyi daha anlaşılır kılmak için. Yalancı ya da çoğumuzun içine düştüğü sanrı sevgilere örnek vermiş Fromm.

Örneğin aşağılanmaya, sevilmemeye, itilip kakılmaya, hatta ikinci kadın ya da erkek olmaya bile gönüllü tipteki hastalık haline gelmiş sevgi. Bu sevgi mazoşist sevgidir.  Kişi, o kişi olmadan yaşayamayacağını, onsuz hayatının ışığının söneceğini düşünür. Fromma göre bu yalancı bir sevgidir. Bana göre de salaklıktır.

Sadece insanı ele almayın sevgi denince. Mesela, bir çiçeği alıyorsunuz. Onu ilgi gösteriyorsunuz. Sabah kalktığınızda günaydın diyorsunuz. Suyunu, vitaminini VERİYORSUNUZ. Karşılığında o da size çiçek veriyor. Hayatta kalıyor. Daha da güzelleşmek istiyor. İşte Fromm burada “Sevgi vermektir der tekrar” Almak için vermek değildir, sevdiğiniz için vermektir der. Siz gönülden verdiğinizde zaten karşınızdakine vermeyi öğretirsiniz der. Erich Fromm’un bu açıklamasını şu şekilde eleştiririm: İstediğimiz kadar gerçekten gönlümüzden geldiği için verelim. Biz insanoğlu içten içe karşılığını almak isteriz. Çiçeğin tomurcuklanmasını, açmasını isteriz.

Gelelim ikinci yalan sevgiye. Bu da sadist sevgidir. Örneğin nişanlı bir erkek başka bir kadınında kendisiyle ilgilenmesini istemesi gibi. Fromm’a göre bu kişi tek başınalığını, yalnızlığını, hapis olmuşluğunu böyle arayışlar içine girerek kapatmak ister.

Üçüncü yalan sevgi. Buna uzun bir tanım kullanmış; ama ben buna hayali sevgi diyorum. Mesela, filmdeki, kitaptaki aşklara âşık olma. Sevgi duygusunu sadece orada yaşayıp gerçek hayatına döndüğünde unutma. Ve filmlerdeki sevginin olmadığını söyleme durumu söz konusudur. Bu tarzda insanlar oldukça çok bence.

“Sevme zorlama olmadan sadece özgür olunduğunda yaşanabilen, insan gücünü somutlayan bir eylemdir.”
Kendi seçiminiz değilse, özgür değilseniz sevgiyi yaşayamazsınız. Fromm ilgiyi ihmal etmez. Sevgi sanatında ilginin olması gerektiğini söyler. Örneğin; çiçekle ilgilenmeyen birisiniz. Sizin elinize zorla çiçek veriliyor. Bunu seveceksin diye. Veya kedi ilgilendiğiniz bir hayvan değil, bunu seveceksin diye elinize tutuşturuluyor. Ya da en basitinden çoğunuz ilgilenmediğiniz mesleği seçtiğiniz için mesleğinizi sevmiyorsunuz. Daha somut bir örnek verecek olursak ilgilenmediğiniz bir kadın ya da erkekle ailenizin evlenmenizi istemesi. İlgilenmediğiniz şeyi nasıl seveceksiniz?

Sevmek bir eylemdir, edilgen duygu değil.”
Sevmek bir eylemdir, edilgen duygu değil. Bu cümleden ne anladınız? Fromm sevginin aniden oluşan bir duygu olmadığını söyler. Yaşayarak öğrenirsiniz sevgiyi. Bir kişiyi tanımadan sevdiğinizi söylemek bir sanrıdır. Bunu düşününce sevgili anlamında kimseyi sevmediğimi, kimsenin de beni şu ana kadar gerçekten sevmediğini anladım.

Neye üzüleceğimi, üzüldüğümde nasıl biri olduğumu, peki sinirlenince, en sevdiğim yemeği, en çok neyden nefret ettiğimi…. Bilmeyen bir insan beni nasıl sevebilir. 

“En önemli verme edimi maddi değil, insanın kendisinden bir şeyler vermesidir.”
Sevinçlerini, ilgisini, anlayışını, bilgisini, nüktesini, üzüntülerini- Eşlerin evlilikte neden sıkıntı çektiğini şimdi anlıyor musunuz?
Fromm Sevme Sanatının reçetesini veremeyeceğini söyler; ama bana göre reçeteyi vermiş.

Sevme Sanatı Reçetesi:
İlgi
Bilgi
Sorumluluk ( emek)
Saygı
Buna milyonlarca örnek verilebilir. Hayvan, meslek, çiçek, doğa, aile, eş sevgisi…
Ben birine değineceğim. Eşi alalım.

Bir giysi satın alırken ya da ayakkabı ilk önce neyine bakarız. Dış görünüşüne. Öncelik budur. Bizi etkilemelidir. Dış görünüşünden önemli olan diğer şeylere sonra bakarız. Rahat mı, ayağı vuruyor mu? Ayakta güzel gözüküyor mu ya giysi uzun mu kısa mı? Kilolu gösteriyor mu gibi? İnsanoğlu her şey de ilk önce ilgi temelli olur. “İlgilenmediğiniz bir şeyi sevemezsiniz.”  Annenizin ısrarıyla aldığımız içinize sinmeyen giysiyi dolaptan hiç çıkarmayıp tozlanması gibi. 

İkinci Bilgi, bilmediğiniz, tanımadığınız şeyi sevemezsiniz. Şimdi biri bana çıkıp seni seviyorum dese inanmam ailem dışımda. Tanımadığınız kişiyi nasıl sevebileceksiniz.

“Sevgi nedir emektir.” “Kişi uğrunda emek harcadığı şeyi sever ve kişi sevdiği şeyler için emek harcar.”
Ve son olarak saygı. Saygının korkmak olarak anlaşılmaması gerektiğini söyler. Saygı, kişiyi olduğu gibi kabul etmek, değiştirmemektir. Dikensiz kaktüs istemek gibi bir şey bu. 
-Kaktüs istiyorum; ama dikeni olmasın. :)

On sayfalık bir not var elimde. Ancak bu kadar kısaltabildim. Yazamadığım birçok şey var cinsel sevgi, öz disiplin, yalnız kalma terapisi...Kısa notlar ekleyeyim:

*Benlik gelişmemişse sevdiği kişiyi putlaştırmak ister.
*Eğer bir başkasını seviyorsam, ona benim yararlanacağım bir nesne olarak değil. O olarak alır, onunla kendimi bir kılarım.”
*Tanrı sevgisinin yozlaşması, insan sevgisinin yozlaşmasıdır.
*Çağdaş insan üç yaşındaki çocuk konumdadır, ancak anne, baba diye ihtiyaç duyduğu anda bağırır.
*Sevgi arama kendi yalnızlığını, tek başınalığını kapatma duygusuyla karıştırılmamalıdır.
*Sevilmekten korkan bilinç altında sevmekten korkmaktadır.
*Eğer sevginiz sevgi doğurmuyorsa, bu sevginizin sevgi üretmediği anlamına gelir.” Sevilen kişi olamıyorsanız. Sevginiz güçsüzdür.

En son şunu demek istiyorum.
Kadınlar, beyaz atlı prensinizi beklemeyin, erkekler elinizdeki camdan ayakkabıyla Kül kedisi arayışı içine girmeyin. İlk görüşte aşkın, sevginin olmadığını kafası karışık Fromm amcamız gayet güzel anlatmış. O nedenle böyle hayal Dünyasında gezmeye gerek yok.

Neden kafası karışık dediğimi merak ettiniz?
Sevgi almak için vermek değildir der; ama verdiğimiz sevginin yansıması alınmayan sevginin mazoşist sevgi olduğunu söyler. 
Çelişkili bir çok durum var; fakat sevgiyi anlatmak kolay değil. Ve bunu şu ana kadar başaran tek kişi olmuş bana göre.

GEÇERLİ OLAN BU SİSTEM İÇİNDE SEVMEYİ BAŞARABİLEN AYRICALIKLI İNSANLARDIR. Hadi rastgele. Görüşmek üzere!

Sahipsiz Cümleler


7 Ocak 2015

Tarçınlı Kurabiye


Yüreğimdeki kelimeler,
Saklambaç oynayan çocuklar.
Seviyorum kelimesi, seni kelimesinden saklanıyor.
Gidiyorum kelimesi oyuna alınmamış gözü yaşlı çocuk.
Duvara yaslanmış, dizini sertçe çekmiş karnına.
İncilerini toprağa döküyor.
Bir ara konuşacak oluyor.
Bu seferde ben azarlıyorum onu, sus diye.
Suuuuus!

Bugün hayatın bize armağan ettiği son gün
Bunu bilseydin
Bir günlük armağan mı, olurmuş derdin 
O hoş sesinle.
Tıpkı Cindirella’nın gece on ikiyi vurduğunda
Kül Kedisine dönmesi gibi, hayat
Bizim masalımızdaki hayat, eli kanlı bir cellat.
İdam sehpasını hazırlıyor
İnfaz kararı verilen ise aşk

Aşkımız;tarçınlı kurabiye
Mutfak, odalar, sokağımız, şehir, gökyüzü, hatta bu ülke
Bizim aşkımızın kokusuyla dolduruyor
Dünya da ki bütün mavileri kıskandıran
Işıl ışıl Kahverengi bakışlarınla gülümseyip
Çekiyorsun aşkımızın kokusunu içine
Bugün son günümüz
Bugün hayatın bize verdiği son armağan
Gidiyorum. Ben gidiyorum
Demek istiyorum; fakat tüm kelimeleri kılıçtan geçiriyorum.
Paramparçalar, dağılmış durumdalar kalbimin sokaklarında


Akreple, yelkovana takılıyor gözlerim
Nedense hantal akrep daha bir telaşlı gözüküyor gözüme
Sanki oda bir şeylerden kaçıyor
İlk defa zamanın durmasını istiyorum
Saatlerce, günlerce, aylarca, asırlarca…
Gelincik çiçeğim uyurken
Kalbimdeki tarifsiz sızıyla kendimi cezalandırıp
Ömür boyu izlemek


Dünyanın siyah beyaz pozunu bozan kırmızı bavulum.
Rengimle bu güzel ahengi bozduğum için
Kızdığını hissediyorum insanların, dünyanın, hayatın
Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar diyor




Simitçinin küçük arabasına koyduğu eski kaset çalardaki ses
Sevemez kimse seni
Benim sevdiğim kadar
Biletim.12 numaralı koltuk. Bayan yanı.
Bir bilinmeze, bir kayboluşa, bir cehenneme yolculuğa çıkıyorum
Özür dilerim aşkım gidiyorum.

(Özlem/ Anarşi)





Sahipsiz Cümleler