30 Mart 2015

Kardeş Kıskançlığı

Aile Danışmanlığı ile ilgili bir blog açmıştım; fakat iki blogu bir arada idare edemedim. Zaten bu blogta istediğim şeyi paylaşıyorum. O yüzden edindiğim bilgileri artık bu blogta paylaşacağım. Bu nedenden ötürü diğer blogumu kapatacağım. O blogta beni takip edenlerden özür diliyorum. Uzun zamandır paylaşım yapamadım. Aile ile ilgili uzun aradan sonraki ilk paylaşımımı burada yapayım o zaman dedim ve kardeş kıskançlığından başlayayım.


Öncelikle şunu bilmeniz gerekir ki çocuklardaki kıskançlık karşısındaki kişiye güvensizliğinden öte sevgiyi, ilgili kaybetme korkusudur.Hayatlarına kardeşi katıldığında, çocuk dile getirmese de sorduğu ilk soru:

"Beni eskisi gibi sevecekler mi, bana verdikleri sevgiyi paylaşmak zorunda mı kalacağım" sorusu ve endişesidir.

Doğal olarak eve yeni bir üyenin katılması, ilgi, bakım isteyen bir üyenin katılması az da olsa çocuktan ilginin bebeğe kaymasına neden olacaktır. Kıskançlık her çocukta farklı davranış bozuklukları gösterebilir. Mesela; parmağını emme, altına ıslatma, anneden bebek gibi süt içmek isteme, anneyi bebekle yalnız bırakmak istememesinden dolayı okula gitmek istememe, okul başarısında düşüş, ağlama nöbetleri, kullandığı nesnelere, objelere saldırgan davranması, anne babaya kendini sevip sevmediklerini sorma ,kardeşine zarar verme gibi davranış bozuklukları çıkacaktır.

Çocuğunuz ne hissettiğini söyleyemeyebilir, iletişim kuramayabilir, duygularını ifade edemeyebilir. Bu nedenden ötürü davranış bozuklukları şeklinde size duygularını anlatmaya çalışır.

Peki burada aileye ne tür görevler düşüyor. Çocuğunuz duygusunu ifade edemiyorsa, sizin onun elinden tutup duygusunu ifade etmesini sağlamanız gerekecek. Peki nasıl yapılacak bu Özlem

"Çocuğun ne derdin var senin. Kocaman çocuk oldun. Altına ıslatıyorsun daha" şeklinde değil tabi. ( Derdi zaten böyle duygularını anlamayan  ebeveynin olması.)

Ayna Tekniğini kullanacaksınız. Onun duygularını, ona aynayla yansıtacaksınız. Şu şekilde:

"Sürekli kardeşinle ilgilenmek zorunda kalmamız senin biraz canını sıkıyor."
"Şu an da bebeği doyurmak zorunda olduğum için seninle oynayamıyorum ve bu seni üzüyor. Seninle daha fazla oyun oynamamı isterdin değil mi?"

Gördüğünüz gibi ebeveyn hiçbir yargılamada bulunmadan çocuğun ne hissettiğini ona yansıtarak kendi duygularını tanımasını kolaylaştırmakta ve onu anladığı mesajını vermektedir.

Bazı çocuklar hissettiği duygunun ne olduğunu bilmediği için saldırgan davranışlarda bulunurlar kardeş kıskançlığında. Amacı kardeşine zarar vermek değildir. Hissettiği kötü duygunun temelinde kardeşi vardır çünkü. Bu nedenle onun duygularını tanımasını sağlayacak, yargılamadan ve öğüt vermeden onunla sohbet etmelisiniz. Bunu büyük bir bireye bile uygulayabilirsiniz.

Örneğin, bir arkadaşınız size derdinden yakınıyor. Siz de akıl veriyorsunuz. Nasihatta bulunuyorsunuz. Bunun karşınızdakine hiç bir katkısı olmayacaktır. Oysa onun o anki anlattığı olaydan duygusunu ayna tekniğiyle ona yansıtırsanız. "Bu olay seni çok üzmüş" gibi Karşınızdaki kişi bu konu hakkında size kendini daha da ifade etmeye başlayacaktır. Çünkü siz bu cümleyle nasihat vermiyorsunuz, yargılamıyorsunuz. Onun dinlediğinizin, anladığınızın mesajını veriyorsunuz.

Kardeş kıskançlığı için başka neler yapılmalı:

İki kardeşle birlikte oynayın. Birlikte alışverişe gidin.

Sen büyüksün oyuncağı kardeşine ver, demeyin. Zaten size ve kardeşine karşı bir öfkesi var. Bu cümle iyice öfkesini artıracaktır ve hatta davranış bozukluklarının çıkmasına neden olacaktır. O büyük değil o çocuk daha 12-13 ergen yaşına gelene kadar çocuk.

Bebeğin altını değiştirirken ya da süt içirirken onu dışlamayın. Ona kardeşinin bakımıyla ilgili küçük görevler verin.

" Sen olmasaydın. Bu kadar kısa süre de kardeşinin altını temizleyemezdik. Teşekkür ederim." gibi cümleler kurun.

Her zamanki davrandığınız gibi davranın. Kardeşini kıskanmasın, onu sevmediğimizi düşünmesin diye. Oyuncak ve hediyelere boğmayın. Çocuklar her ne kadar duygularını ifede edemeselerde zeki varlıklardır. Bu durumu sizin aleyhine kullanacaklardır.

Ayrıca bebekten önce nasıl ilgileniyorsanız, o şekilde ilgilenmeye çalışın. Mesela, pazar günü parka götürüyorsunuz. Bebek olduğunda parka bu hafta gitmeyelim olur mu demeyin. Gerekirse bu görevi diğer ebeveyn üstlenecek. Yeni kardeş çocuğun hayatında sivri değişiklikler yapmamalı.

Hatta ona Anne koyun ve kuzuların hikayesini anlatın.

Bir anne koyun varmış. Bir tane kuzucuğu. Artık bu kuzucuk azıcık büyümüş. Otta yiyebilmeye başlamış. Sonra araalrına küçük bir kuzucuk katılmış. Küçük kuzucuk ise daha kendi başına ot yiyemiyormuş. Annesinin sütüne ihtiyacı varmış. Diğer kuzucukta sütten içmek istiyormuş. Ama annenin bir kuzucuğa yetebilecek sütü varmış. Diğer kuzucuk ot yiyebiliyor. O kuzucuk ot yese olur mu?

Burada çocuğun verdiği cevap önemlidir. Mesela kabul edebilir. Ya da et yesin diye ilginç cevaplar verebilir. Yiyemeyeceğini tekrar açıklamanız gerekir. Bunun dışında. Hikayenin çocuğun bastırdığı duygusunu atmasında etkisi vardır. Eğer çocuk hikayeden aşırı zevk alıyorsa ve sürekli tekrarlamanızı istiyorsa. Ve bütün yaptığını olumlu davranışlara rağmen kardeşine şiddet uyguluyorsa. Bir uzmana başvurmanız gerekmektedir.

Sahipsiz Cümleler

28 Mart 2015

Küçük Kara Balık




Ben bu müthiş kitabı, 30 yaşımda, askerdeyken okudum.. açıkçası o güne kadar neden okumadım diye içerledim, sivil elbiselerimin olduğu yerin anahtarını görevli usta askerden alıp, onun refagatiyle aşağı inip, sivil eşyalarımın olduğu çantamdan küçük, kitap okuma fenerimle birlikte çıkardım.

Hemen gelip o gece yat emri verildikten sonra okumaya başladım.. ertesi sabah, öğlen yemeği arasında bulduğum boşlukta bir daha başladım okumaya.. yanımdaki çocuk ne okuduğumu sordu, "küçük kara balık" dedim..

"o ne lan?" dedi.. "hiç" dedim.. "sadece bir öykü kitabı.. daha doğrusu küçük bir hikaye.. çocuklar için yazılmış sanırım.."
"sanırım mı?" dedi.. "evet" dedim.. "sanırım.."
O günün akşamında tekrar okudum.. bitti.. karanlıkta kafamı yastığa koyup, sabah ezanıyla birlikte uyandığımızda parkamın yan cebine koydum.. öğle yemeğinde bir daha başladım.. akşam yemeğiyle komutanlık saati arasındaki o boşlukta kaldığım yerden devam ettim..

Bir hafta boyunca "o okuduğun ne lan?" diye soran herkese "küçük kara balık" dedim.. 107 acemi er içinden hiçbirisi bilmiyordu.. ve bilmemeleri açıkçası beni mutlu ediyordu..

Askerliğin üçüncü haftasında, bir gece yat emri verilmeden önce, nedenini hala bilemediğim bir şekilde, üst yatağın üzerinde ayağa kalkıp, "arkadaşlar, size bir hikaye okumak istiyorum" dedim..
içlerinden bir kaçı "siktir" dedi.. "bir kaçı biz çocuk muyuz" diye çıkıştı.. bir kaçı ise "hele bi' susun amına koyim, okusun" dedi..

Ben de o son bir kaçının dediğini yapıp, okudum.. bağdaş kurup, üst ranzada, bu mükemmel kitapta geçen diyaloglara kendi beynimden tonlar vererek..

Yaklaşık 15-20 dakikada bitti.. kimsenin gıkı çıkmadı.. çok geçmeden nöbetçi astsubay gelip, asker sayımını yaptı, ışıklar söndü.. o gece, koğuştaki askerlerin, gencin hepsi, kafayı yastığa koyar-koymaz uyuyamadı.. küçük kara balık gibi.

Not: Kitabın tanıtımını yapacaktım. Ama bir sözlük yazarının paylaştığı bu yazıyı görünce bunu paylaşmak istedim. Keşke bana bu küçükken hediye edilseymiş dedim okuduğumda. Belli bir dönem yasaklanmış kitaptır ayrıca kendisi.


Cennetten Kovulan 

27 Mart 2015

Benim Yolum. Benim Hayallerim. Benim Hayatım


Tek başına değil ama  bir gün sevgilimle ya da evlenirsem eşimle karavana atlayıp gezeceğim. Bir de bu müziği dinleyin Moğolları çok severim zaten. Çok  anlamlı sözleri var.


Sahipsiz Cümleler

Boşanma Kararı Çocukla İletişim

Biliyorsunuz ki aldığım eğitim ve kendime kattıklarım ve katacaklarım çerçevesinde aile danışmanlığı ile ilgili paylaşımlar yapıyorum. İlk bahsettiğim Kardeş Kıskançlığıydı BURADANokuyabilirsiniz.



Bu aralar çocuklar üzerine daha çok yoğunlaşmak istiyorum. Bu yazımda bahsedeceğim konu ise boşanma. Boşanma sürecinde çiftlerin nasıl davranması gerektiği ve çocukları ile nasıl iletişim kurması gerektiği üzerine.

Çevrenizde boşanan arkadaşlara, akrabalara, çiftlere tanık olmuşsunuzdur. Bu çiftler boşanma kararı aldıklarında kanlı bıçaklı olurlar. Belli bir süre hayatını paylaştığı insana karşı davranışları ve sözleriyle sanki karşısındaki düşmanıymış gibi tavır takınırlar. Benim gördüğüm çoğu aile böyleydi.

“Hem benden boşanacak hem arkadaş kalacağım. Bu modernlik midir? Hiç mi gururunuz yok sizin. Görür bak çocuklarımı/ çocuğumu da onun elinden alacağım.”

Hatta bizim toplumda dedikodu bile yaparlar.

“Kız bunlar boşanmış hala görüşüyorlar. Ne utanmazlık. Dünyanın çivisi çıktı valla.”

Kendisine, kendi hayatına bakmayıp kendi eksikliğini, kusurlarını çevresindeki insanlarda arayan kişiler dolu. Bu nedenle ilk önce yapmanız gereken. Nederler? Diye düşünmekten vazgeçmek ve kendi isteklerinize göre hayatınızı şekillendirmek. Çevrenizdeki zavallı insanlara göre değil.

Türkiye’de boşanmak isteyen kadınların eşleri tarafından şiddet görmesi boşanmaya nasıl baktığımızı yeterince kanıtlıyor zaten. Boşanmada birçok faktör etkili ekonomik, cinsellik… Ama bütün bunların temelinde iletişim kuramama söz konusu. Buna ayrı bir başlık altında değinelim.

Boşanma da en önemli nokta çocuktur. Çiftler birbirinden boşanabilir; fakat çocuklarından boşanmaz. Ebeveynler çocuğu maalesef bir silah gibi, intikam aracı gibi görmektedir. Çocuğu diğer tarafı üzmek ve intikam almak için kullanmaktadır. Bu tür ebeveyneler ne yapar:

-Karşı tarafı sürekli kötüler.
“Senin annen ahlaksızın teki, bir de özlediğini mi söylüyorsun.” “O pis, işe yaramaz adamla bir daha görüştüğünü duymayım” gibi…

-Çocuğun yaptığı herhangi bir olumsuz davranış sonucunda:
“Bak, işte babası gibi.” “Anası kılıklı ne olacak.”

Zaten anne ve babasının boşanmasından dolayı güven duygusu sarsılan çocuğa bir de böyle bencil, anne, babalığı öğrenememiş ebeveynlerin yanlış tutumu içerisinde çocuk kendini bir kapana kısılmış gibi hisseder.

Peki, boşanma kararı alan anne baba çocuklarına boşanma kararını nasıl anlatmalıdır? Neler yapmalı, nelerden kaçınılmalıdırlar.

-Boşanma kararı anne ve baba tarafından birlikte çocuğun yaşına göre uygun bir dilde açıklanmalıdır.

-Boşanmanın anne, baba sevgisi kaybetmek anlamına gelmediği vurgulanmalıdır. Ki en çok bundan korkar çocuklar.

-Çocukların bu karar karşısın da duygusal tepkilerini boşaltmalarına müsaade edilmedir.

-Çocuğun kafasından oluşabilecek bütün sorular cevaplanmalıdır. Çocuğunuz soramayabilir. Siz ebeveyneler olarak onu soracağı soruları o sormadan bile anlatabilirsiniz.

*Neden boşanma kararı aldık.
* Bundan sonra ne olacak.
*Boşanma sırasında neler değişecek.
*Boşanmanın onun yüzünden olmadığı… gibi açıklamalar kesinlikle yapılmalıdır.
-Çocuğun aklından geçebilecek sorular:
-Benim yüzümden mi boşanıyorsunuz?
-Boşanma nedir?
-Annemi, babamı bir daha görebilecek miyim?
-Evden hanginiz ayrılacak?
-Neden annem, babam evden ayrılmak zorunda?
-Neden babamla/ annemle kalamıyorum?

Bu nedenle boşanma kararı veren aileler. Kesinlikle şu cümleleri kurmalıdır:
“ Bizim boşanmamız sana karşı sevgimizde bir değişiklik oluşturmayacak. Biz seni her zaman seviyoruz. Ve hep senin annen, baban olacağız. Ayrıca boşanmamızda kesinlikle senin suçun değil.”

-Çocuğun karşısında güçlü olunmalıdır. Ağlayıp, sızlanmamalıdır. Bu tür durumlarda çocuğun güven duygusunu yitirmesine ve kendilerini tehdit altında hissetmelerine neden olursunuz. Örnekleri de var bunun annesi, babası boşanan çocuğun okulda pasifleşmesi, hiçbir görev almak istememesi. Çevresindeki insanlara güveni kaybettiği gibi kendine olan güveni de alıyorsunuz çocuklardan.

-Boşanmada çocuğa verilebilecek en büyük zarar. Boşanmanın onun yüzünden olduğu söylenmesidir.
“ Konuşup durma senin yaramazlığın yüzünden boşanıyoruz gibi.” Saçma, aptalca açıklama yapan anne, baba var. Anne, baba olmayacak bencil insanlardır bunlar. Bana kalsa belki diktatör diye tanımlarlardı; ama herkesin evlenmesine izin vermezdim. Türkiye’de ki anne, babaların acilen iyi bir eğitimden geçmesi gerekiyor bence.

-Boşanmanın anne, babadan ayrılmak anlamına gelmediği ona olan sevgilerinin devam edeceği söylenmelidir.

-Boşanma sürecinde çocuğun hayatından nelerin değişeceğinden öte nelerin aynı kalacağı üzerinde durulmalıdır.

-Çocuğun yeni hayatına uyum sağlayabilmesi için ani değişiklikler yapılmamalıdır. Boşanan çiftte vekâlet hangi ebeveyne verildiyse o yetişkinle bulunduğu evde yaşamaya devam etmelidir. Bazı anne babalar ev değişliğine hatta ani bir şekilde şehir değişliğine karar vermektedir. Zaten çocuk için zor olan bir süreci aile üyesi daha da zorlaştırmakta.

-Evden ayrılacak bireyin evden bir an önce ayrılması yerine kademeli bir şekilde kalış süreleri azaltılarak evden ayrılması tercih edilmelidir.

-Aile üyeleri, zaten çocuğu, çocukları yeterince üzdük. Daha çok üzülmesin, sevgimizin azaldığını düşünmesinler diye çocuğu hediye, oyuncak vb. şeylere boğabilir. Bu yanlış bir tutumdur. Bu ileri de çocukta disiplin problemlerinin çıkmasına neden olacaktır.

-Maddi konular, mal paylaşımı çocuğun yanında konuşulmamalıdır.

-Çocuğun iki ev arasında amaçsızca gidip gelmesine müsaade etmeyin. Ve çocuğunuzla görüşecek, aktiviteler yapacak, kalacak zamanı kararlaştırın.

-Önemli şeylerden biri de bir ev de o da sürekli kaldığı ev de odasının olmasına müsaade edin. İki aile üyesinde de şahane odalar, oyuncaklarla bezeli oda. Çocuğun ikilemde kalmasına ve kaldığı iki yeri de benimseyememesine neden olur.

-Bunun dışında en önemli maddelerden biri de çocuğun yanında diğer aile üyesini kötülemeyin, başkasının kötülemesine izin vermeyim. Oh nefret ettireceğim diye düşünebilirsiniz. Tam tersi olabilir. Sizden nefret edebilir ya da ikinizden de.

-Boşanmadan diğer ebeveyni sorumlu tutmayın. Nedense kişi kendini suçsuz, melek olarak görür bizim toplumdu. Bunun karşılıklı bir karar olduğunu artık kabullenin.

-Çocuğunuza verilen sözleri tutun ve yapılan programları ertelemeyin.

-Çocuğun özel günlerine (Bayram, mezuniyet, doğum günü….) diğer ebeveyni de dahil edin.

-Diğer ebeveynle arasındaki ilişkiyi kıskanmayın. Onunla geçirdiği vakti merak edip sorularla çocuğunuzu sıkıştırmayın. Zaten anlatmak isterse çocuğunuz anlatacaktır.

-Çocuğunuzun karşı tarafı suçlayan, kötüleyen cümleler kurmasına müsaade etmeyin.

-Ve farklı disiplinlerle, yaklaşımlarla çocuğu büyütmeye kalkmayın. Gerekirse bu konuları bile bir araya gelip kararlaştıracaksınız.

-Çocuğunuzu diğer tarafa göndermemekle, görüştürmemekle tehdit etmeyin.

Bütün yaptıklarınıza rağmen çocuğunuzda uyuma, yeme bozuklukları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, ders başarısında azalma, parmak emme, tırnak yeme, altını ıslatma, boşanma olayına ilgisiz davranma, ani ve kontrolsüz tepkiler söz konusu ise uzmana başvurmanız gerekmektedir.

Türk toplumunda boşanma sorunları iki üyenin boşanmayı kabul edememe sorunları vardır. Zaten boşanma gibi bir şokla karşılaşan çocuk bir de böyle anne ve baba tutumu yüzünden davranış bozuklukları ile dolu bir yetişkin olmasına neden olacaktır. Ailelerin ilk önce düzeltmesi gereken şey çocuk yoksa görüşmeme kararı alabilirsin. Buna şöyle örnek verebiliriz.  

Kadın çay, erkek şeker olsun.  Çay şekeri istemeyebilir. Şeker de çayı istemeyebilir. Ama çocuk varsa ki bu çay bardağıdır. Çocuk bardağında çay ile şekerin birleşmesini ister. Çocuk şekersiz çayı sevmez. Çocuğunuz varsa ayrılmış bir anne, baba olarak iletişiminizi kesemeyeceğinizi kabullenin artık ve lütfen artık büyüyüp, sağlıklı bir ebeveyn olun.

Saldım çayıra Mevla’m kayıra derdi babaannem. Öyle çocuk büyütülemeyeceğini düşünüyorum.

Bundan sonraki konumuz yaşa göre oyuncak seçimi olsun ne dersiniz? Oldukça eğlenceli konu olacak. Görüşmek üzereee!

Sahipsiz Cümleler

24 Mart 2015

Hadi, Lösemiyi Biraz Daha Yakından Tanıyalım

Lösemiyi duymayanınız var mı? Yoktur sanırım değil mi? Löseminin ne olduğunu biliyor musunuz? Bir kanser çeşidi olduğu şeklinde, çoğumuzun bilgisi bu kadar değil mi? Genellikle çocuklarda daha sık görüldüğü düşünülür; fakat yetişkinlerde görülme oranı daha yüksek. Yalnız çocukların Akut lösemi olma ihtimalleri daha fazla. Bu yazımda çok farklı bir şekilde Lösemiyi anlatacağım size. Ve löseminin ne olduğunu çok iyi öğreneceksiniz, unutmayacaksınız. Biraz fazla mı iddialı oldum acaba. Neyse yazının sonunda iddialı olup olmadığıma karar verirsiniz.

İlk önce sizinle tanışması gereken 3 tane hücreciklerimiz var. Üç hücrede ilik tarafından üretilirler. ( Lösemi hastalarına neden ilik nakli yapıldığını da anlamış olacaksınız.)  Onlarla tanışın. Onlar sizinle tanışmaya pek istekli. Onlarla tanışmadan löseminin nasıl olduğunu, oluştuğunu anlamanız pek mümkün değil.









Merhaba, pisicikler. Özlem abla pisicik diyor ya size, ben de pisicik desem kızmazsınız bana değil mi? Bana beyaz kan hücresi derler; ama kısa adım AKYUVAR. Siz bana bu şekilde seslenebilirsiniz. Ben vücudun güvenlik görevlisinden biriyim. Vücudu enfeksiyonlara karşı korurum. Benim gibi birçok AKYUVAR var.











Merhaba bende kırmızı kan hücresi. Bana da ALYUVAR diyebilirsiniz. 
Ben dağıtıcıyım. Benim görevimde. Vücuda giren oksijeni vücut içerisinde dağıtımını sağlamaktır. Benim gibi birçok ALYUVAR var.












Merhaba ben de trombosit. Benim kısa adım yok. Ama benimde vücut içinde önemli görevim var. Kanın pıhtılaşmasını sağlarım. Benim gibi birçok TROMBOSİT var.








Sevimli hücreciklerimizle tanıştınız mı? Löseminin nasıl olduğunu yine onlar anlatsın biz dinleyelim.

Bizden belli sayıda güvenlik görevlisi ( AKYUVAR) vardır. İyi eğitim almamış, gelişmemiş, olgunlaşmamış birçok güvenlik görevlisi ( AKYUVAR) aramıza katılır, çoğalırsa lösemi denilen hastalık çıkar. Üstelik bizim yaptığımız görevi yapmazlar. Vücudu hastalıklara, enfeksiyonlara karşı korumadıkları yetmezmiş gibi o kadar çok çoğalırlar ki bulunduğumuz yer dar gelir sığamayız. Bizim gibi yararlı AKYUVARLAR yok olmaya başlar. Bu yüzden vücut hastalıklara açık hale gelir. Ayrıca bulunduğumuz yere sığamadığımız için kırmızı kan hücreleri gibi vücuda yayılmaya başlarlar. Bazı yerlerde birikirler. Onlar lenflerdir. Koltuk altı mesela, vücudunuzda şişlikler olursa doktora gidin olur mu?

Başka kötülükleri de vardır, bu tembel, çalışmayan AKYUVARLARIN. Mesela, ALYUVARLARIN sayısında azalmaya neden olabilirler, çoğaldıkları için. Bu da anemi/ kansızlık hastalığına ve nefes darlığına neden olur. Bunun dışında o kadar çok çoğalırlar ki TROMBOSİTLER ‘ide azaltabilirler. Bu da vücudumuzda kanamalara neden olabileceği gibi kanama olduğunda kanımız pıhtılaştıran TROMBOSİT az olduğundan kanamaları durdurmak zor olabilir.  


AKYUVAR’ın anlattıklarına ben de şunları ekleyebilirim. Bunların dışında zayıflık, yorgunluk, ateş, terleme, diş etlerinde şişkinlik ve kanamalar görülür. Kilo kaybı, iştahsızlık, kemik veya eklemlerde ağrılar, anemiye bağlı olarak soluk ten, nefes darlığı, baş dönmesi, kolay yaralanma, morarma. Gözde rahatsızlık, görme kaybı hissi bunun dışında karında şişlik gibi belirtileri vardır.  Lösemiyi akut ve kronik olarak ikiye ayırmak mümkündür. Genellikle akut lösemiler çocuklarda çıkarken, kronik lösemi yetişkinlerde daha sık görülür. Akut Lösemi hızla ilerleyen lösemidir. Kronik lösemi ise yavaş ilerler.



Bende Löseminin nedenlerini, beslenme ile lösemi arasında ilişki olup olmadığını anlatayım. Löseminin kesin nedeni bilinmiyor. Ama bilim adamları hem genetiğin hem de çevrenin hastalıkta etkili olduğunu söylüyorlar. Mesela, radyasyon, kimyasal maddeler, sigara kullanmak, bazı kan hastalıkları, down sendromu- genetik faktörler.

Beslenme ve Lösemi arasındaki ilişki araştırılmış meyve ve sebze  yemenin lösemi tedavisinde olumlu etkilerin olduğu sonucuna varılmış. Bunun nedeni de meyve ve sebze de  flavonoid adı verilen maddeymiş. Bunlar lösemi hücrelerinin ölümünü artırdığı gibi lösemik hücrelerin çoğalmasını da önlüyormuş. Bu verilere deneysel sonuçlarla ulaşılmış, insanın üzerinde ne kadar kullanımla etkisinin olacağını henüz araştırtmamışlar. Ama hepiniz meyve ve sebze yiyin olur mu? Aynı şekilde kırmızıbiber ve kara üzümde bulunan maddelerinde lösemi için iyileştirici özelliklerinin olduğu sonucuna varılmış.

Sarmısakta bulunan dially sülfid’in lösemi hücrelerinin çoğalmasını engellediği sonucuna varılmış. Ve ilaçlarında etkisini artırdığı görülmüş. Çilek, ahududu, yaban mersini, karabuğday, susam yağı bu besinlerden bazıları. 

Ayrıca bilim adamları uyarmışlar. Yanlış antibiyotik kullanımın bağırsakta yararlı bakteriler yerine zararlı bakterileri artırdığı ve toksit maddelerin kanda artmasına neden olduğunu söylemişler. Bu nedenle her ne kadar genetiğin etkisi olsa da beslenmenin, bulunduğumuz çevrenin lösemi üzerinde etkisi olduğunu unutmayalım. Umarın size lösemiyi anlatabilmişizdir. Bizleri sevin, sağlıklı şekilde besleyin, hasta etmeyin bizi olur mu?

Bir de siz insanlar yılbaşı, sevgililer günü, anneler günü... diye sürekli bir günleriniz var ya işte, hediye alıp verdiğiniz. İşte LÖSEV DÜKKANINDAN sitesinden hediyelerinizi seçin, olmaz mı? Hem sevdiklerinizi sevindirdiğiniz gibi hem de Lösemili miniklere katkınız olacaktır. TIK!


Bana ne ben diyeceğim, bu sefer Özlem abla demesin. Görüşürüz pisiciklerrrr! 

Sahipsiz Cümleler

Bahar Temizliği





Bütün tozları, pislikleri
Temizlemekten üşenip halının altına süpürmüş
İşini kötü yapan temizlikçiler gibiyim.
Hayatım gereksiz tozlarla, pisliklerle dolmuş.
Küçük Prensin fil yutmuş yılanına dönmüş, hayatım
Şimdi iyi bir bahar temizliği lazım bu hayata
Sahipsiz Cümleler

21 Mart 2015

Wattpad da Kitap Yazıyorum

Wattpad'ı bilmeyen var mı hala? Amatör yazarların paylaşım yaptığı site. Ki Türkiye'de daha yazım aşaması bitmediği halde yayın evleri, bunun dışında okuyan kişilerin beğenmesi sonucunda basılıp raflarda kitap olarak yerini almış kitaplar söz konusu.




Hem kendimi geliştirmek hem de fantastik romanımı yazabileceğim en düzgün alan olarak wattpad'ı uygun gördüm. Blogta yazdığım zaman parça parça oluyor araya başka yazılar girdiği için. Mutluluk Dükkanını okuyan arkadaşlarım bilir. Gerçi blogtan silmiştim uzun hikayemi. Romanın ilk kısımlarında o hikayeden esinlenmem olacak ama sonrası tamamiyle farklı. Bazen fantastik bazen gerçek Dünya da dolaştıracağım sizi. 

Karakterimin adı Aren, 24 yaşında genç bir erkek. Modern hayatın getirdiği planlı ve programlı yaşamaya kendini adamış bunu takıntı haline getirmiş biri. Hayatın sürprizlerine, tesadüflerine inanmasa da hayat ona öyle bir sürpriz yapacak ki. düzenli diye tabir ettiği hayatı alt üst olacak. Belki hayata dair daha çok şey öğrenecek belki daha da kötü olacak hayatı. 

Bir tane konu daha geldi aklıma. Oldukça ilginç olabileceğini düşünüyorum yazılırsa. İkisini birden idare edemem dedim. Bu konu da seve seve tüyo veririm. Yazmak isteyen kişi varsa mailime tık desin. Tabi kim önce davranırsa. Belki de beğenmezsiniz roman fikrimi zevk meselesi.

Bir de blogcanlar. Bir fikrim var. Yitik Ülke yayınlarını biliyorsunuzdur belki. Mesela yirmi tane yazarın bir araya gelip yazdıkları hikayelerin vb. birleştiği kitap oluşturmak şahane olmaz mı? Mesela Yitik Ülke Karadenizde Çocuk olmak diye bir konu üzerine yazarların hikayesini bir araya getiriyor. Ortaya kısa süre de bir kitap. Bloggerın kaliteli ve kapitalizme boyun eğmemiş herkesin ulaşabileceğini şahane kitaplar çıkarabileceğine inanıyorum. Belki beklemediğimiz getirisi de olabilir. Olmasa bile okuyan insanların hayatına güzellikler katmış olacağız.

2-3 ayda  bir konu belirlenip 15-20 arası blogger 5-10 sayfa aralığında hikaye vb yazıp birleştirilse 200 sayfalık kitap. Mesela ben demiştim. Hadi hepimiz gönderilmemiş bir aşk mektubu yazalım diye. Bunun gibi konular, daha da ilginç, enteresan fikirlerin geleceğine eminim.

Wattpad'da yazmasanız bile okuyup takip edebileceğiniz amatör yazarlar var. Ben, bugün hesabı açtım. Ücretsiz hesap telefonla da takip edebiliyorsunuz. Kullanması oldukça kolay biraz kurdalayınca öğreniyorsunuz. Daha takip aşamasını gerçekleştirmedim. İncelemem gerekiyor. 

Sizi de bekliyorum wattpad'a benden kat kat iyi yazan bloggerlar var. Kalitesini daha da artırın wattpad'ın. Görüşürüz pisicikler.

Doğru numaraya ulaşmanız ümidiyle. 
Wattpad hesabım için TIK!


Sahipsiz Cümleler


18 Mart 2015

Şekersiz Hoşaf

18 Mart 1915 her gün hatırlanması gereken bir gün, sadece bugün değil. Atalarımızın ne zorluklarla vatanını savunduğunu her gün düşünüp, ona göre hareket etmemiz gerektiğini her gün düşünmeliyiz. Artık savaşlar Birinci Dünya savaşı gibi değil. Belki İngiltere, Fransa, Amerika ( itilaf devletleri) günümüzdeki böyle olacağını bilseydi savaşa bile girmezlerdi. Burnunu bile kanatmadan özgürlük getiriyorum diye halkları birbirine kırdırıp emeline ulaşıyorlar.

Şimdi toz pembe bakmayalım hayata. Türkiye'nin de durumunun pek iç açıcı olduğu söylenemez. Onlar canlarını biz yaşayalım, ülkemizi savunalım diye verdiler. Twitterda, facebookta oturduğumuz yerden ruhlarına rahmet dileyelim diye değil. Kilometrelerce uzaklıktan Çanakkaleye gelen Anzaklar ve Twitterdan geçmişi hatırladım ayağına yatan millet. Vicdanınız rahatsa bilemem, ama benim rahat değil.

Çanakkale'de ki zorluğu bir de çektiğim fotoğraflardan bakmanızı isterim. Anlatılanlar soyut kalmasın. ( İzin istedim fotoğraf çekebilir miyim? Sorun olur mu diye, sordum. İzin verdiler.Ama yine de çok fotoğraf çekmek istemedim. Belki zarar verir flaşı diye. ) 

İlk önce yemek listelerine bakalım.


Şekersiz hoşaf, ekmek, şekersiz hoşaf, ekmek..... sonra ekmekte azaltılıyor. Evimizde bile bu yeme şekline kaç gün dayanabiliriz. Ki çoğu gün iki öğün atlanıyor.


Bu görüntüyü yakından görmeniz lazım. Hani derler ya metre kareye 3000-6000 arası kurşun düşmüştü diye. İşte kanıtı. Birbiriyle bütünleşmiş kurşunlar.


Kayaya isabet etmiş top mermisi. Çıkardıkları kayada arka tarafta.


Su mataraları, gözlükler. Ve dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama yüzük.


Fransız miferi, deri tozluklar.


Çatalları bilemem de o tahta kaşığın hikayesini yazabilirim. 

Sahipsiz Cümleler

16 Mart 2015

Kusurlu Cinayet

Ambulans sesi ile meraklı insanların uğultusunu bileklerime kelepçe geçirilirken binanın en üst katından rahatlıkla duyabiliyordum.  Cinayeti işlemiştim, sonra polisi arayıp kendimi ihbar etmiştim.

Onu öldürdüm… o-nu öldürdüm!



Kanlar içindeki bedenin üstünden geçip odayı saran kan kokusu içerisinde kahverengi koltuğa oturdum. Paslanmış demire benzeyen koku ilk önce midemi bulandırmıştı, ama yavaş yavaş alışmıştım kokuya. Yerde yatan bedenini, ölmemiş gibi bana bakan ela gözlerini, ellerinin arasından akan kanı bir müddet izledim. Sanki bu Dünya’da sadece ikimiz yaşıyorduk. İlk kez bu kadar sessiz geliyordu Dünya bana. Bu sessizliği bozan saat dışında.

Tik tak tik tak tik tak…

Ela gözleri beni rahatsız etmeye başlamıştı, beni. Sanki ölmemiş gibi bakıyordu. Emin olmak için kulağımı kanlı göğsüne dayadım. Kızıla boyanmış, şekerli bir şerbetin içine sokulmuş hale gelen saçımla göğsünden başımı ayırdım, bileğine elimi uzatarak nabzını kontrol ettim. Sağ kalmasına tahammül edemezdim, küçücük olsa bile yaşama ihtimali olmamalıydı. Ne yapabilirdim ya yaşıyorsa.  Elim, pantolonum paçaları ve saçım kan içinde mutfağa koştum. Tezgâhın üzerinde duran yağı ve çakmağı alıp hızlıca içeriye girdim. Polisler geldiğinde bedeni kül olmuştu bile onunla birlikte mobilyalarda tutuşmaya başlamıştı. Bu duruma hazırlıksız yakalanan polisler arabalarındaki yangın söndürme tüpü ile ateşi söndürmüşlerdi. Bembeyaz köpüklerin arasında yatan siyah bir biblo gibiydi bedeni.

Binlerce gazeteci. Meraklı insanlar doluşmuştu binanın önüne.

Onu neden öldürdünüz?

Pişman mısınız? Şeklinde birbirine benzeyen sorular.

Bu bana göre iyi bir olaydı, ama nerede kötü bir olay olursa akbaba gibi üşüşen insanlar sarmıştı çevreyi. 

Tekrar bir ses, pişman mısınız?

Hayır, pişman değilim…

Verdiğim bu cevapla ömür boyu hapisle cezalandırılacağımı, bir cani olduğumu söyleyeceklerini bilmeme rağmen, polisler tarafından zorla arabaya itiştirilirken, var gücümle:

Onu öldürdüüüm! Pişman değiliiiim!

Karanlık bir odaya alınmıştım. İki polis başımda dikilmiş olay anını anlatmamı istemişlerdi.

Aniden planladığım bir şeydi. Ölmesi gerekiyordu onun öldürmeliydim onu. İçtiği kahvesine onu uyuşturacak ilaç kattım ilk önce. Sonra gerisini gördünüz işte göğsüne aldığı bir bıçak darbesi ile yere yığıldı. Doğrulmak istedi, onu doğrulurken kolundan tutup tekrar yere ittim ve kalbine ikinci bir bıçak darbesi daha indirdim. İnatla sürekli ayağa kalkıyordu ve her doğruluşunda bir bıçak darbesi aldı bedenine. Sonra yaşama ihtimaline karşı bedenini küle çevirdim.

Sen bütün bunları yaparken nasıl sesini çıkartmadı, apartmandaki hiçbir kimse ses duymadıklarını söylüyor.

( hafif bir gülümseme ile) kör, sağır, dilsiz ooo! 

Hahahahaha…. Ne o şaşırdınız, bir kadından böyle canice bir davranış beklemiyordunuz sanırım.

Tuttum gözlerimdeki yaşları, gözlerimdeki biriken damlalarla bağladım kollarını, ayaklarını. Yatırdım yere çırpındıkça bir bıçak darbesi indirdim binlerce kez. Her saplayışta tekrar dirildi sanki. Yerden kalkıp üstüme yürüdü ama bıçaklanmaktan, kan kaybından değil de çaresizlikten ilk önce dizlerinin üzerine düştü sonra yere kapaklandı bedeni. ‘Kör bıçağın başaramadığı şeyi başardı çaresiz kalmak’ Artık yüzüm, gözüm, saçım, ellerim kan içinde ne önemi var. Aşkı öldürdüm, aşk öldü diyorum size beni duymuyor musunuz?

Kördü aşk, çirkinliği görmüyordu.

Sağırdı aşk, kötü sözleri duymuyordu.

Dilsizdi aşk, tartışmazdı, kötü bir şey söylemezdi…

Peki ,neden öldürdün o zaman ?

Gözü görmeye, kulağı duymaya, dili dönmeye başlamıştı.

Aşk ölü artıııık! Lügatımız da aşk kelimesi yok!

Aşk öldü, nasıl bilirdiniz ?



Sahipsiz Cümleler


5 Mart 2015

Oradan Buradan Vol 3

Yazıya nasıl giriş yapacağımı düşünmem. Metnin tamamını yazmaktan zor geliyor bana. Bu arada giriş yaptım iyi mi.

(Kaynak: Penguen)

1-2 hafta önce bilim adamlarının yapmış olduğu araştırmanın sonucunda ortaya sürdükleri tezlerini okudum. Bazı bilim adamalarına göre Biz uzaylıların tohumlarıyız. Deney amaçlı gönderilmiş ve onlar tarafından gözlenen denekleriz sadece. ( Atmosferde bir kalıntı cart curt bir şey bulmuşlar. O kadar zeki değilim anlamadım.) Hani nasıl televizyon, internetin başına geçip nasıl yarışmaları takip ediyoruz. Eğer bilim adamlarının dediği doğruysa, onlarda insanları izleyip Aaaa… bak elektiriği buldular, aaaa….ateşi buldular, savaş yapıyorlar, Din diye birbirlerini öldürüyor bu gerizekalılar,  yemek pişirmeyi öğrendiler, diyerek izlerken keyif oluyorlardır herhalde. Nedense böyle Türk formatında bir uzaylı canlandı gözümde. Koltuğa uzanıp puf, sehpa fark etmez ayağını uzatıp bir yandan çekirdek çitleyip, mısır yiyen, çay içip yarışma programlarını izleyen bir uzaylı canlandı hayalimde hehehehe . O değil de onlarından favori milleti var mıdır ya da favori yarışmacısı. :) Eğer doğruysa denek olmak hiç hoşuma gitmedi. Buna deli saçması diyenler var. Ben de öyle olduğuna inanmak istiyorum.

Bumerang’ın reklam yazımında bir sorun yok mu sizce. Hangi metin yazarlarına yazdırıyorlarsa acilen bir değişikliğe gitmeleri lazım, yazılar çok robotik ve duygusuz. Benim paylaştığım marka yazısının okunma oranı Bumerangdan daha fazla. Bence reklam içeriklerinin yazımını bloggerların özgünlüğüne bıraksalar daha iyi olacak. Lays reklamını kat kat daha iyi yapardım eminim. Ve şunu da itiraf edeyim blog okuma listem de aynı paylaşımları görmek markaya sempatiden öte antipati oluşmasına neden oluyor. Sadece kendi görüşümü, fikrimi sunmak istedim. Umarım bunda bir değişikliğe giderler. Mesela giysi markası tanıtımını bize kendisi yazdırıp sonra gönderdiğimiz yazıyı beğenirse onay veriyordu. Bence böyle bir değişiklik yap Bumerang. 


Kabil, harika bir roman.  Dini ideolojin oldukça yüksek diyenlerin bile okuyup sorgulaması gereken şeyler var.  Kabil’in kardeşi Habil’i öldürdükten sonra olaylar başlıyor. Cezalandırılan Kabil geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanda yolculuk yapıp Musa, İbrahim, Nuhla karşılaşıyor. Dini kitaplarda yer alan şehirlerin yıkılmasına vb. birçok şeye şahit oluyor. En sonda da Nuh’un gemisine biniyor. Ve çarpıcı bir sonuçla roman bitiyor. Gemideki insan ırkına dair hiçbir şey bırakmıyor Kabil. Sadece tek başına kendisi kalıyor ve dolayısıyla insan ırkının varlığına son vermiş oluyor Nuh tufanı ile. Keşke böyle bir şey olsaymış dedim, kitabı elimden bıraktığımda. İnsanlar olmasaydı, var olmasaydık keşke. Bu arada haberlerde ilk insanların ağaçlarda yaşadığını öğrendim bugün. Nedeni de zeminin hep suyla dolu olmasıymış. Hayal edince ne kadar zor ve çetrefilli bir yaşam değil mi?

Mars Yıllıkları ve Pal Sokağı Çocukları iki romanı bir arada götürüyorum bu aralar. Mars Yıllıklarına bayıldım. Kitabı okurken bırakıp bazı kısımlarında güldüğümü söylemeliyim. Kitabı bitirdiğimde ayrıntısıyla anlatacağım. Pal Sokağı Çocukları da harika bir kitap. Sonunu bir yerde öğrenmek gibi hata yaptım. Şimdiden üzgünüm. Bence Küçük Kara Balık, Küçük Prens gibi çocuklara hediye etmeniz gereken kitaplardan birisi de Pal Sokağı Çocukları. Tanımadığınız, tanıdığınız, sokakta karşılaştığınız herhangi bir çocuğa bu kitaplardan hediye edin olur mu?


Uzun süredir anime izlemediğimi fark ettim. Anime hastasıyım ama bazen zaman ayırmak zor olabiliyor böyle şeylere. Animenin adı Momo e no Tegami. Oldukça ilginç bir konusu var. Babası vefat edince annesiyle bir adada yaşamaya başlayan minik, sevimli kızın hayatını anlatıyor. İşin ilginç tarafı ise evlerinde sadece onun görebildiği hayaletlerin olması. Sonra o üç hayaletin koruyucu olduğunu öğrenecek ve sıkı bir arkadaşlık bağı gelişecek aralarında. Koruyucu nedir derseniz. Ölen kişinin ailesini ruh ait olduğu yere dönene kadar gözetleyip korumaları ve Gökyüzüne geri de kalan aile üyeleri hakkında rapor vermeleri.

Animeler oldukça ilginç konuları barındırır. Ben anime izlediğimi söyleyince hala tuhaf tuhaf bakan kişiler var. Bebe filmleri, dizileri değil mi onlar. :) Ölüm defteri bunun dışında Fairy Tail gibi animelerden kesitler gösterdiğimde şaşkınlıkları daha da artıyor. Çoğu filmlerden iyi bunlar tepkisi de çabası. İşte ilk defa anime izleyen kişilerin videodaki verdiği tepkiler gibi. 


Ve animeleri merak ettiyseniz. İnternette bu konu hakkında bilgi veren bir çok site var. Ama benim zevkle takip ettiğim sitelerden birisi Anime Fantastica. TIK!


Ve tohumlarım semizotu, dereotu, marul, maydanoz. Burada bahar geldi sayılır. Bahçedeki erik ağaçları çiçek açmaya başladı. Biraz daha belirginleşsinler, o güzel görüntülerini paylaşmak isterim. Tohumlarıma gelince havanın azıcık daha ısınmasını bekliyorum. Onlar bahçem de büyüyecekler. Bu arada yeşil soğanlar büyümeye başladı bile. Görüşmek üzere pisicikler. Kendinize iyi davranın.


Sahipsiz Cümleler

3 Mart 2015

Satın Aldım Bir Tane Eve Geldi Beş Tane

Satın aldım bir tane eve geldi beş tane. Bu bilmecenin cevabı ne olabilir. Tabiki Mecitefendi. 

Artık hepimizin hayatında online alışveriş yer edinmiş halde. Bir de benim gibi küçük kentte yaşıyorsanız, online alışveriş olasılığınız daha da artıyor. Şuana  kadar birçok siteden, markadan alışveriş yaptım. Çoğu da ünlü, herkes tarafından kullanılan markalar. İnsanlar daha çok kazandıkça daha mı cimri oluyor, nedir. Bir tanesi şimdiye kadar bir hediye bir ürün paketin içine koymuş değildir. Bu müşteri memnuniyeti ve tercih edilme olasılığını artıracak bir durumken, çoğu marka, kitap siteleri  bunu kullanmazlar. Mesela, ben kitap satın aldığım zaman küçük not defteri, ayraç vb. çıkmasını hep bekledim.

Hiç ummuyordum, ama ilk defa bir marka bana sürpriz yaptı. Hatta mail atıp hediye ürün koyabilir misiniz? düşüncesi geçti. Sonra vazgeçtim.


Beni uzun süre takip edenler biliyordur. Doğal ürün takıntım var. Hatta yağlardan doğal ürünler yaptığımı da bilirler. Geleceğin doğal güzellik uzamanı olacağım. Yoksa kocakarı ilaçısı mı deseydim :)

Özellikle şampuan vb. ürünlerde. İçinde SLS, paraben, slikon, hayvansal ürünler.... hiç bir katkı olmayan, doğal Çörek Otlu şampuanından aldım. Kuru bir saçım var, çörek otlu olanı tercih etme nedenim buydu. Kokusu harika. Aldığım her ürünü ilk önce koklarım :) Yanında Organik Doğal bakım maskesi, bunun dışında yüz için gül, kil maskesi ve ayakkabı kokusunu giderici ürünü var. Teşekkürler mecitefendi bu güzel akşam sürprizi için.

Ürünleri kullanınca düşüncemi paylaşacağım. Şu an da ilk intibası oldukça olumlu oldu ben de. Hele Argan yağlı ( arganyağı çok pahalıdır) saç maskesinin kokusuna bayıldım. Kesinlikle daha çok kişinin bilmesi gereken bir marka. Sizde doğal ürünler arıyorsanız. Siteye uğrayın. Çok ilginç ürünlerle karşılaşacaksınız. Kolonyalardan ( Fesleğen kolonyasını çok merak ettim mesela) maskelere, el kremlerine, yağlara, bitkisel çaylara kadar her şey mevcut.

Ben de doğal ürünlere meraklıyım diyorsanız. Sizi böyle alalım (tık)

Sahipsiz Cümleler