5 Ağustos 2016

Sokakta Gerçek Sanat Var


Siya Siyabend de dillendirecek zaten. Videoları izlerseniz. Kesinlikle dinleyin hepsini, kulaklığınızı takın gerçek sanat neymiş görün. Kapitalist sistemin bize sunduğu şarkılardan bin kat iyiler bana göre.



















Ben müzikle Dünyanın değişeceğini inanan insanlardan biriyim. Müzik Dünyayı değiştirmemizi sağlayacak oyuncaklardan sadece biri.







13 Temmuz 2016

Mersin

Mersin'e ikinci gelişim. Ama ilk gelişimde bu kadar çok gezememiştim. Sıcaktan dolayı genellikle akşamları dışarı çıktım ben. Hatta şehire güzel bir isimde buldum. Vampir Şehir. Geceleri de hareketli olduğu için. Gündüzleri bu kadar hareketli mi, bilmiyorum açıkçası. Tabi bana göre Vampir Şehir. Yakıştı da bu ad bence. Peki Mersin'e gelince. Ne yapmalı nereye gitmeli, ne yemeli, ne yapmamalı.

1. Cennet Cehenneme gidin. Ve oradan Astım Dilek mağarasına uğrayabilirsiniz.


 Astım Dilek Mağrası

2. Kız kalesi. 
3. Kushimoto caddesini gezin. Burada canlı müzik, barlar ve cafeler bulabilirisniz. Sırf Uzakdoğu'ya sempatim olduğu için merak ettim bu sokağı. Bazı yerlerde Japonya sözler bile var. Ne yazıyor anlamadım gerçi. Bu sokağın adı neden Kushimoto İki şehrin birbirlerini kardeş şehir olarak seçmeleri. Yani Kushimotonun sokaklarından isminin biri de Mersin.


video

4. Muğdat Cami. Türkiye'de 6 minaresi olan 3 Camiden biri.

5.Marina ya gidin. Özellikle akşam saatlerinde. Gittiğimde oturacak yeri zor buldum. Sahil kenarında hem alış verişinizi yapabileceğiniz hem de kahvenizi, biranızı içip ya da dondurmanızı yiyebileceğiniz güzel bir mekan. Favorilerimden oldu kendisi.



video

6. Mersin'in sıcağından bıktım. Yaylaya gidecek vaktim yok. Yakın bir yer olsa da azıcık serinlesem diye düşündüğünüzde gideceğiniz diğer bir yerse Babil. Mersin ayaklarınızın altında. Gittiğim vakit 16-17 sıralarıydı. Aksam buranın daha güzel olacağını düşünüyorum. 

7. Tantuni yiyin. Mersin'e geldin. Tantuni yemeden gittin Özlem demeyin. diye yedim. Beni bir dürüm doyurmadı. İki dürüm yedim yine doymadım. Benim için tehlikeli yiyecek. 
Tarihi yerleri çok gezmedim açıkcası. Artık başka bir sefere.
Bir de Tarsus şelalesini görün kesinlikle.
Tantuni

Mersin de bana göre yapmamanız gereken tek bir şey Kot pantolonla gezmemeniz..Bana mı öyle oldu herkese mi oyle oluyor bilemeyeceğim. Pantolonun bacağıma yapıştığını hissediyordum. Bayanlara önerim elbise ve şortlarla gezin. Erkeklerde şortla gezsin işte.  İlk gün hatadan sonra elbiselerimi ve şortlarımı iyiki koymuşum dedim. Akıllı kızım. O değilde belki üşürüm diye örgü cekette koymuşum. Mersin'de olurda üşürüm diye. :D :D

Fenerbahçeli olarak bunu paylaşmazsam olmazdı. :D
Görüşmek üzere.

18 Haziran 2016

Ki and Ka (Film Tavsiyesi)

Filmin fragmanını ilk izlediğimde gülümseme oluştu yüzümde. Fragmanı izleyince sizde anlayacaksınız. Şimdiye kadar izlediğiniz filmlerden oldukça farklı bir konuya sahip çünkü. Tabi benim gülümsemenin altında eril bir bakış açısı olduğu içindi. Benimsenmiş bir kanı vardır. Erkek çalışır evini geçindirir, erkek kariyer yapar. Kadın gerekirse kariyerinden vazgeçip ev hanımlığı  demiyorum artık, ev işi yapar. Bu gayet normal bir durumdur. Ama bu durumu tam tersine döndürelim. Kadının çalıştığı, erkeğin ev işi yaptığı. Olur mu öyle şey dediniz değil mi? 



Filmde kadın ve erkeğin yaptığı işi değiştirerek farklı bir bakış açısından bakmamız sağlanmış aslında. Belki çoğu kişi komedi diye izleyecektir bu filmi ama komediden çok zekice hazırlanmış bir senaryoyu içeriyor. Burada maskat kimin daha iyi iş yaptığı, hangi iş yaptığı değil. Yapılan işe yüklenen değer. Kabir erkek olarak evde iş yaparken, karısı Kai tarafından küçümseniyor. Başkasının sırtından geçinmek, hiç bir iş yapmamakla nitelendirilmek gibi. Eril bir gözle o bakıyor bu sefer eşine. 

Filmi eşinizle, sevgilinizle birlikte izleyin. Komedi diye geçiştirmeyin filmi. Kabir'in bu hayali (ona göre ev işi yapmak, annesi gibi olmak hayal) gerçekleşecek mi, toplum Kabir'in bu durumunu nasıl karşılayacak izleyin görün.

Tren düşkünü olan Kabir'in evi dekore ettiğinde kullandığı sürgülü kapı görüntüsünü de paylaşmadan geçemeyeceğim. 



Görüşmek üzere.  :))

28 Mayıs 2016

Aşk / Love İs

Farkındayım fazla paylaşım yapamıyorum, yazmıyorum. Yazıyla doldurmayım bu paylaşımı. Tatlı çizimler konuşsun. 


13 Mayıs 2016

ORADAN BURADAN VOL 4 - VİŞNENİN CİNSİYETİ

Uzun zamandır bloga uğramıyorum. Özlem söylemeseydin bilmiyorduk, diyenleriniz olacaktır şimdi. Belki yokluğumdan habersiz kişiler vardır diye söyledim. Neden eskisi gibi paylaşım yapamıyorum. İşim çok yoğun onun için diyeceğim, ama bu da basit bir bahane olur. İnsan yazmak istediği zaman vakit bulur değil mi? Gün içerisinde ne kadar çok gereksiz şeye vakit ayırıyoruz. Eski ilgim kalmadı sanırım bloga en büyük nedenim bu. Ama yine de bloguma uğrayanlara teşekkür ederim. Misafir sayım gittikçe artıyor.

Oradan buradan vol başlıklı yazılarımı beni uzun süredir takip edenler biliyordur. Bilmeyenler için kısaca şöyle diyebilirim. Bir kaç farklı konuya değindiğim paylaşım diyebiliriz. Hadi bakalım nelerden bahsedeceğim:

BİRİNCİSİ:

BARFİ. Ben bu filmi bir kez izleme zahmetinde bulunup sonra yarısında bırakmıştım. Ne kadar saçma diye. geçen günlerde tesadüf eseri karşıma tekrar çıktı. Yorumları okuduğumda herkes harika diyor. Tekrar izleyeyim bari dedim. Gerçekten güzel bir filmmiş ben neden izleyemedim, anlamadım. Filme daha doğrusu Hint filmlerine eleştirim 1 saat sonra filmi başlaması. :) Filmin içeriğine, konusuna değinmeyeceğim tek kelimeyle sessiz aşk diyeceğim sadece. Keşke o kısımları daha çok olsaymış dedim izlediğimde. Hatta bu film bu konu üzerine işlenseydi daha güzel olabilirdi.


İKİNCİSİ:

Bugün haberde "Kitap alma hastalığı" diye bir makale okudum. Anlatılanların hepsi uyuyor. Kitap alma hastalığı var bende. Bir kitapçıya girince kitap almadan çıkamıyorum. Üstelik evde okuyacağım kitaplarım daha bitmemişken. Kitap alma hastalığı olan kişiler bu tarzda davranışları söz konusuymuş. Üstelik hiç okumayanlarda var. Kitabı alıyor ama okumuyor. Şükür o ben de yok. Ama bugün itibariyle şu kararı verdim. Okunacak kitaplarım bitene kadar başka kitap almak yok. Hatta kitapçının vb. önünden bile geçmek yok. Hipnoz olmuş gibi içeriye dalıyorum. :)

Mesela şimdi "Vişnenin Cinsiyeti" kitabını çok merak ediyorum. Ama elimdeki kitapları bitirmeden almak yok. Alsam mı ki. Bir kereden bir şey olmaz değil mi? :D

ÜÇÜNCÜSÜ:


adında güzel bir siteden bahsedeceğim. Açıkçası daha sipariş vermedim. Ama çok hoşuma gitti ve kısa sürede fotoğraflarımı basılı hale getirmek istiyorum. Ve çektiğim doğa fotoğraflarını magnet haline getirmek istiyorum.

Şimdilik benden bu kadar. Görüştüğüm zaman görüşürüz! :)

Sahipsiz Cümleler



29 Şubat 2016

Muhteşem Film Tavsiyesi (PK)

3 idiots ve Taare Zameen Par’ı izledikten sonra böyle muhteşem filmler izleyebilir miyim? Derdim. Arayış içine de girmiştim, arama motorlarında Amir Khan’ın yönettiği film, oynadığı filmler gibi filmler var mı diye? Tabi bu istediğimi karşılayacak hiçbir film bulamadım. Ve yine bu cevabı Amir Khan’ın rol aldığı film cevapladı. PK filmi. Bugün itibariyle en favori filmim. İzlediğim en muhteşem filmdi şimdiye kadar.



Filmi anlatmayacağım. Ama dini eleştirdiğini, daha doğrusu dini kullanan insanları, dini kültleri, din adına yapılan yanlışların eleştirdiğini göreceksiniz. İlginçtir, PK’yı kendime çok benzettiğim için sevdim belki. Aynı soruları soruyoruz onla. Benimle aynı şeyleri eleştiriyor. Mesela, televizyona çıkıp insanların, halkın açlığından bahsedip paraları götüren din tüccarları vb.

Ve benim sürekli dediğim bir cümle vardır. Din sosyalleşerek öğrenilir. Bunu sınıfta dediğimde töbe töbe cevaplarıyla karşılaştığımı da belirteyim. Bulunduğunuz ortam, doğdunuz aile, ortam, zaman çok önemlidir bunda. Müslüman bir aile de doğarsınız Müslüman olursunuz. Hristiyanlığın hakim olduğu bir ülke de doğarsınız Hıristiyan olursunuz. Aynı şekilde, Budist, Yahudi…. Uzar gider. Kimse size doğdunuz anda, ya da İnsan Hakları Beyannamesinde denildiği gibi “ Herkes kendi dinini seçme” hakkına, özgürlüğüne sahiptir. Oysa hiçte öyle değildir. Doğduğunuz andan itibaren kimliğinize Müslüman vb. olduğunuz iliştiriverilir. Kimse sormaz size, sorgulamanızı istemez. Böyle bir şeye cüret edemezsiniz. Çünkü sizin dininiz en muhteşemdir, en mükemmelidir. Sizin dininiz dışındaki insanlar cehennemde yanacaktır. Bu her din için geçerli. Kendi dini dışındaki bütün dinler aptallıktır, yanlış yoldur.

Bir matematik işlemi var elimizde. Farklı yollardan aynı sonuca ulaşıyoruz. İllaki matematik sorusunu benim gittiğim yoldan çözeceksiniz diyoruz. Aynı matematik sonucuna ulaştıktan sonra çözüm yolunun ne önemi var.

Şimdi önyargı, ideoloji elbisenizi hafifçe üzerinizden sıyırın. Dinle toplum üzerinde nasıl bir algı oluşturulur izleyin ve görün. Bunun dışında sosyolojik bir çok şeyi bulacaksınız. Statü, toplumsal yapı.... 

Doğru numaraya ulaşmanız ümidiyle. Görüşmek Üzere.




Sahipsiz Cümleler

26 Şubat 2016

Hayatım bir mutluluk inşaatıydı Pollyanna


video

 Muhabbet kuşumuz öldü
Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak.
Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman.
Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna
Uyumadığım gecelerin sabahında
Gözaltlarımdan mor çocuklar doğardı
Mor çocuklarıma ninni söylerdi sabah ezanları
Fırtınada ters çevrilen şemsiyelere benzerdi
Duaya açılan avuçlarım
Avuçlarıma kar yağardı
Kimi zaman tipi
Kaç kere avuçlarımda mahsur kaldım
Birkaç kış geçti Pollyanna
Ben hep mahzun kaldım.
Kocaman bir kardan adam yaptı içime bir çocuk şair
Tuhaf şarkılar mırıldanarak: Şiirime kenar süsü olsam ben
Bir kenar süsünün gülü olsam ben
Sarı deftere tuttuğum bir günlük
Aşk olsam ben
Sonra yazları
Yaseminlerle sarmaş dolaş bir balkonum oldu
Balkon yaseminlerle sevişirdi
Yaseminler yaseminlerle sevişirdi
Rüya hülyayla sevişirdi
Ben o beyaz kokan çadırın altında
Geceyle sevişirdim.
Bir davet gibi oturdum balkonda
Beyaz bir örtü gibi sarardım acılarımı başıma
Ben sevgilisi çile olan bir gelindim Pollyanna
Gel derdim gel, kim olursan ol yine gel
Çiçekli bir düğün davetiyesi gibi otururdum balkonda
Yıldızlar ürkerdi, titrerdi davetimden
Ayın etrafında beyaz bir hale dönerdi.
Bileklerimi uzatırdım çıplak, beyaz ve ince
Işıktan bir kelepçe istedim yüz görümlüğü olarak Pollyanna.
Secde eden alnımı,
Şarap içen dudağımla öpmek istedim.
Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı
Beyaz bir merhemle ovmak istedim.
Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna
İtiraf etmek gerekirse
Domates biber biçiminde tuzluklar aldım pazardan
Kalp şeklinde kül tablaları
Kalbimde söndürülmüş birkaç sigaradan kalan kül
Yetmezdi yeniden doğmaya.
Orhan Gencebay dinledim itiraf etmek gerekirse
Bedelini ödedim ama Pollyanna
İtiraf artık tedavülden kalkmış bir kağıt  para.
Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna
Çimento, demir, çamur
Duvarlarımı şiir ve türkü söyleyerek sıvardım.
En üst kattan düşerdim her gün
Esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya
Hayatım bir mutluluk inşaatıydı Pollyanna
Sana ve mutluluğa yazılmış mektuplarıma
Cevap beklediğim zamanlarda.
Benim bir köyüm olmadı.
Hiçbir şehir karlı sokaklarıyla bana
Pazen gecelik giymiş bir anne gibi sarılmadı.
İstanbul’u evlat edinsem
Benimsemezdi nasıl olsa otuz yaşlarında bir anneyi
Yüzyıllarca yaşamış bir çocuk olarak
Mütemmim cüz olamadım hiçbir aşka Pollyanna
Bir kitaba bir cüz olamadım.
Yukarıdan aşağı, battal bir intiharı denedim.
Hiçbir bulmacayı tamamlayamadım.
Bir kediyi okşasam ellerim yumuşardı
Biri okşasam bir yumuşardı
Bire bir olamadım.
Fırfırlar olmalıydı oysa hayatımın kenarında Pollyanna
Kırmızı puanlı bir şiir olarak uyumalı, mor puanlı uyanmalıydım.
Pişman olmamalıydı orada olmalarından yeşil farbelalarım.
Bir çingenenin çıkardığı dil olmalıydı şiirlerim
Sana bu son mektubu,
Artık senden mektup beklemediğimi söylemek için yazıyorum Pollyanna
Son şiirini yazmaya cesaret edememiş bir şair olarak.
Seslendiren Sem.

Sahipsiz Cümleler

25 Şubat 2016

Kötü Çocuk Vini Uehara

Hayat çok ilginç ve tesadüflerle dolu, internette paylaştığınız bir fotoğraf kitap kapağında kullanılsın. İlk önce aşk mesajları gelmeye başlasın. Sonra İstanbul’dan Mavi reklamına çekimine katılmak ister misiniz? Binlerce hayranınız sizi bekliyor diye telefon gelsin. Özlem sen de abartma diyor olabilirsiniz; ama bu  Vini Uehara’nın başına geldi. ( Haberin kaynağı TIK )

Mavi marka reklam

Wattpad’ı duymayan var mı? Ben duymuştum; ama bugün haberi okuyunca wattpad hakkında bir araştırma yaptım. İnsanlar nasıl cesaret edip yayınlayabiliyor romanlarını/hikayelerini diye. Telif hakkı korunuyormuş yazının. Eğer telif hakkı korunuyorsa ben de böyle bir yer de yazmak isterim açıkçası. Hikaye yazıyordum ama dikkat ediyorsanız artık yazmıyorum. Çünkü blogta çalıntılar oluyor maalesef. 

Wattpad ne alaka derseniz Vini, Kötü Çocuk ( Büşra Küçük)  kitabına kapak olarak, ünlendi Türkiye’de.  Olayı tam anlayamadım önceden wattpad da yazıp sonra kitap olarak basıldı mı? olayın aslını tam olarak bilmiyorum. Sanırım öyle. Yaklaşık 35 milyon kişi kitabı okumuş. Vini, şimdiye kadar ülkesinde de dikkat çekmemişti belki. Yalnız bu yakışıklılıkla şimdiye kadar nasıl dikkat çekmemiş orası da ayrı bir durum. Gerçi ünlü olmamış binlerce insanlar var güzel ve yakışıklı olan. Ülkesinde durumu nedir bilemem; ama Türkiye’de Mavi markasının yüzü oldu. Genç kızlar tarafından dikkat çekmiş durumda. 

Kitaptaki karakterin cana kemiğe bürünmüş hali olunca hem kitap hem de Vini dikkat çekici hala gelmiş. Özelikle birçok genç kızın elinde bu kitap var şuanda inanmıyorsanız Twittera bakın. Yakışıklılık, güzellik sen nelere kadirsin. Yani şunu demek istiyorum hepimizin kitaplarda hayal ederken etkilendiğimiz karakterler vardır değil mi? Büşra’nın yazma yeteneği inkar edilemez ama şu açıdan da kutlamak lazım okuyan kitlenin farklı karakter hayallerini bir kişi de somut hala getirebilecek  kişiyi seçmiş olması. Bu açıdan da tebrik etmek lazım.

Bir wattpad hakkında beni bilgilendirecek, bu konu da bilgi sahibi birileri varsa bildiklerini benimle paylaşırsa çok memnun olurum. Hatta hikâye yazmakla uğraşan blogcanlar blog yerine ( Blogta telif hakkını almadıysa) wattpad’da yazması daha doğru gibi. Mesela Maviye İz Süren, Sonsuz ( Cahit serisi çok güzeldi) aklıma şu an gelmiyor ama eminim vay bu kitap haline gelse dediğim birçok hikâye okudum blogta. 

Sahipsiz Cümleler

20 Şubat 2016

Yedikule

Merhabalar. Sizlere güzel bir paylaşım yapmaya geldim. Tabi köpecik ve kediciklerle ilgili. Şunu sürekli sorguluyorum.

Hala benimle neden konuşmadıklarını anlayabilmiş değilim. Ömrüm bunları sevmekle, mıncırmakla, okşamakla geçecek. Özellikle sokakta yakaladığım her kediye böyle davranıyorum.

Onlar bize emanet edilen güzel canlılar. Lafı çok uzatmayacağım size Yedikule Hayvan Barınağından bahsedeceğim. Yedikule Barınağı desteğinizi bekliyor. En azından mama parasını karşılayacak kadar destek olabilirsiniz. Üstelik bağış yaptığınız, bakımını üstlendiğiniz sevimli köpeciğin, kediciğin...bir sertifikası tarafınıza ulaştırılabiliyor.


Hepsi sevgiye muhtaç. Bakabilecekseniz, sevebilecekseniz buradan bir köpek sahibi olabilirsiniz. Ya da İstanbulda iseniz hafta sonları bu güzel barınağı ziyaret edebilirsiniz. Onun bakımını üstelenerek koruyucu ailesi olabilirsiniz. Ve sizden bir rica da bulunacağım. Bu yazımı sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız, çok mutlu edersiniz beni. Birkaç kişiye daha ulaşmak adına. Sağlıcakla kalın. Kendinize iyi bakın. Çevrenizdeki hayvanlara da.



Nasıl bağış yapacağınıza ve gönüllü olacağınıza dair bilgileri siteden edinebilirsiniz. Yedikule Hayvan Barınağına buradan ulaşabilirsiniz. TIK!

Sahipsiz Cümleler

10 Şubat 2016

Tatuta

Yazımın tamamını okumadan önce iki tane soruya cevap vermenizi istiyorum. Bu sorularla hayatım boyunca boğuştum ben. Net cevabını belki buldum. Ya da bulduğumu zannedip hala bulamadım.

Yaşamak nedir?

İyi insan olmak nedir? Peki başarılı bir insan olmak?

Yaşamak, hayatta kalmak için para kazanmak, çalışmak, evlenmek, ev almak, araba almak, çocuklara bakmak, miras bırakmak…. Şeklinde uzar gider. Peki iyi, başarılı bir insan olmak. Sınavlara girmek, işe başlamak, evlenmek, çocuk yapmak, para kazanmak, para biriktirmek. Daha çok para biriktirmek için daha çok çalışmak…

Çok para biriktirince, ev alınca, çeşit çeşit kıyafetimiz olunca, son model telefonumuz olunca yaşadık mı biz şimdi. Ölünce bir sürü kıyafetim vardı, son model telefonları da kullandım, ne iyi yaşadım ben mi diyeceğiz.  Bu yaşam değil ki bu maddi şeyler bedenimiz gibi biz ölünce yok olacak. Soyut, maneviyattan hiçbir eser kalmadan modeli eskiyen bir telefon gibi yok olup gideceğiz be.  Kendimi Müslüm Gürses’in konserine katılmış kendini jiletleyen hayranlar gibi hissediyorum. :)  

Keşke bulaşık vb. bir şeyler yaparak kalacağım ve sadece karnımı doyuracağım yerler olsaydı ve ben o şehri gezseydim, yeni insanlar tanısaydım, farklı kültürler görseydim derken, böyle bir şey varmış ya ben onu öğrendim. Şu an yazı sabırsızlıkla bekliyorum. İlk önce Türkiye’den başlayacağım. Sonra yurt dışı.


Peki Özlem ne bulduğun diye merak etmiş olabilirsiniz.  Gittiğiniz yerde iş yapıyorsunuz ve bu işin karşılığında kalacak yer ve yiyecek imkânı sunuluyor. Sabun, reçel, ekmek, turşu yapımı, hayvan bakımından çiftçiliğe kadar… Hem de gittiğiniz şehri gezme imkânınız oluyor. Size ne yedirdikleri belirsiz otellere: D iki, üç günlüğüne tonlarca para harcamamış oluyorsunuz. Eğer yurt dışına gitmek isterseniz uçak paranızı biriktirmeniz yeterli. Bundan ucuz ve keyifli tatil mi olur. Hem insanları ve kültürlerini daha yakından tanımış oluyorsunuz hem de doğa ile iç içe olup yeni şeyler öğreniyorsunuz. 





Sahipsiz Cümleler

30 Ocak 2016

Zamanı Satın Al

Keşke zamanı satın almak mümkün olsaydı değil mi? Ama çoğumuz o satın aldığımız zamanın kıymetini de bilmezdik, eminim. Bize verilen zamanı en verimli şekilde geçirmeye bakalım en iyisi. Belki çoğunuz duydu. Bu fikir, bu cafe benim çok hoşuma gitti. Ben rahatlığına düşkün bir insanım ve bir yerde rahat edebilmem için o ortamı benimsemem, rahat olmam lazım. Bu insanlarla ilişkilerimde de öyle. Sıcakkanlı, çok konuşan biriyimdir; ama sevmediğim kendimi rahat hissedemediğim insanlarla pek iletişim kuramam.


 Böyle bir cafenin olması çok hoşuma gitti. İstanbul'a bir daha gidersem bu cafeye mutlaka uğrayacağım. Başlıkla yazının içeriğinin ne alakası var diyebilirsiniz. Şimdi değineceğim ona. "Anti Cafe" bildiğiniz cafelerden değil. Yani bir garson gelip menüyü verip seçim yapmanızı beklemiyor. Çayınızı, kahvenizi, kekinizi kendiniz alıyorsunuz. Yani başınızda durup sürekli bir şey içmenizi bekleyen kişiler yok. Hatta yemeğinizi bile yapabiliyorsunuz. Mutfak sizin, buzdolabı da sizin. Yiyeceklere para ödemiyorsunuz. Kaldığınız süre, zamana para ödüyorsunuz. Bir saati 10 lira. Gün boyunca kalmak ise 30 liraymış, duyduğuma göre.


 
İster oyun oynayın, ister çizim yapın, ister rapor hazırlayın... bu sıcacık cafe de. Evinizden başka çalışma mekanı aradığınızda ya da arkadaşlarınızla buluştuğunuz da samimi bir arkadaşın evine gitmiş gibi rahat hissettirecek bir mekan bence. İlk fırsatta bu güzel yeri görmek istiyorum. İstanbul'da olup yeni mekan arayışında olanlar uğrayın derim.

Sahipsiz Cümleler

22 Ocak 2016

Aile Aktivitesi ( Family activity)

Yazıya nasıl giriş yapacağımı düşünüp durdum. İçinden geldiği gibi yaz Özlem dedim sonra. Ve yazıya giriş yapmış oldum. Eskisi gibi blogta çok paylaşım yapamadığım için blogta yazma yeteneğimi yitirmişim galiba. Özledim sizi pisicikler. Nasılsınız? Siz de özlediniz mi beni. Ne paylaşım yapacaksın Özlem yap git mi diyorsunuz yoksa. Tamam uzatmadan asıl değinmek istediğim konuya geliyorum.

Hani hiç boş vaktimiz yok, işten eve evden işse modumuz var ya. Bari şu 15 tatilinde kıralım diye geldim. Özellikle bir aile aktivitesi örneği vereceğim. Bu aktiviyeti hayatımızın tamamına entegre edersek daha güzel olur diye düşünüyorum. En azından haftanın bir günü hem ailecek bir arada vakit geçirip hem de eğleneceksiniz. 

 Öncelikle bir kavanoz bulup yapacağınız aktiviteleri yazdığınız çubukları çekerek birlikte hoşça vakit geçirebilirsiniz. Sadece evli, çocuğu olan eşler değil. Sevgililerin bile yapacağı güzel, hoş bir yöntem bence.



 Parmak izlerinizden sevimli resimler yapabilirsiniz.

 Aynı evde bulunmanız birbirinize mektup göndermeye engel değil değil mi?

Duvarlarınıza astığımız tablolar için  yüklü paralar vermeye gerek yok ki. Sevginin resmidir bu. 

Sahipsiz Cümleler

21 Ocak 2016

Sevgililer Günü Hediye / Valentine Day Gift

1. Çay ve mektup. ( ya da benzeri içecek) / Tea and letter. ( Or like drink)
Kaynak: Kadın Bakışı
Burada önemli kısım sevgilinizin ya da eşinizin nelerden hoşlandığını çok iyi bilmeniz gerekiyor. Sevgili, eşiyseniz biliyor olmanız gerekiyor değil mi? Mesela, bana güzel notlarla süslenmiş bir kahve kutusu hediye edilmesi daha çok hoşuma gider, kahve içmeyi seven biri olarak.

2. Örgü Gump bardak/ Knit Gump Cup
Nedense emek verilen hediyeler bana daha cazip geliyor. Sevgilinizin size değer verdiğini hissediyorsunuz böyle hediyelerle. Sevgilinize bardak kılıfı örmeye ne dersiniz. Tek yapmanız gereken bir kupa almak ve güzel ellerinizle hediyesini örmek.

3. Hediye zamanı/ Gift Time

Kaynak: Süprizim net
Sevgilinize hediyelerini veriyorsunuz. Tabi tembihliyorsunuz. Hediye paketlerinin üzerindeki zamana göre hediye paketlerini açmasını. Yine bunda sevgilinizi çok çok iyi tanımanız gerekiyor. Mesela sabah kalktığında kahve içmek en sevdiği şeylerden biri olsun. 8:30 hediye paketinin içine bir kahve koyup güzel bir not yazabilirsiniz. 

4. Kalp Kurabiye / heart cookies

Kaynak: Hediye Paketcisi
Bunun için açıklama yapmaya gerek yok sanırım. Kurabiyelerinizi yapıp rengarenk şeker hanuruyla süsledikten sonra kalpli bir kutuya doldurmanız.

5. Sinema, tiyatro, konser... biletleri / Cinema, theater, concert .....tickets

Bunu ben buldum. Ben buldum. :) Eğer bir erkek bana kutu dolusu tiyatro, konser biletleri hediye etseydi. İşte bu evleneceğim kişi derdim herhalde. Eğer benim gibi sinema, tiyatro hastası bir sevgiliniz varsa. Hemen bilet arayışı içine girin. :) Bir kaç hafta kaldı. Çabuk çabuk!

6. Not dolu balon / Note filled balloon


7. Aşk ilacı / Love drug

Böyle sevimli kapsüller alıp. İçine not iliştireceksiniz. İnce kağıtta. Sevgilinizin AŞKprini.

8. Truffles 
Kaynak: En Uygun Hediye
Yine marifetli eller iş başına. Çok basit ve eğlenceli bir tarifi var. Hem Türk atasözü ne der?
"Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer." :D
" The way to a man's heart is through his stomach."

9. Sevdiği Kitaplar/  Favorite books
Kaynak: Sevgili Hediyem
Sevdiği türden kitapların bir araya getirdiğiniz kitap hediyesi olabilir. Mesela, fantastik türü seviyor olsun. Bu türden kitap serisi vb. alıp. Adını ya da ona özel hitap şeklini ciltlediğiniz kitabın yan tarafına yazabilirsiniz. Bana kalsa ben pisicik ya da pisi yazarım. :)

10. Balon, not, fotoğraf süprizi / Balloons, notes, photo surprise


11. Mektup / Letter
Kaynak: Süprizim Net
Bence anlamlı hediyelerden birisi de bu. Duygularınızı içeriyor. Ki uzakta olan bir sevgiliyse bence en ideal hediye de budur. Tabi sevgiliniz hepsini bir anda okumazsa. Buna acil durum mektubu desek daha doğru olur, sanırım. Mesela, sizi özlediğinde sizin özlem duygularıyla dolu olan mektubu okuması kadar güzel bir şey olamaz.

12. Favori Çikolata-Şekerleme kravat kavanoz / Favori Çikolata-Şekerleme kravat kavanoz
Kaynak: En Uygun hediye


13. ve ve ve 90'larda çocuk olmak. 
Bu hediyeyle gelen kişiyle direk nikah masasına gidiyorum ben. :) Cino var, Horoz şeker var, haribo var.... Yalnız bu hediye tehlikeli olabilir. Sevgiliniz bu hediyeyi alınca sizi unutabilir, sevincinden. Benim gibi 90'lı yıllarda çocuk olan erkek ve kadın için oldukça güzel bir hediye.

14. Çikolata ve kupa
Hem çikolata hediye edin hem de ikinize ait kupa. Birlikte çikolata yiyip, kahve içip sohbet etmek güzel olmaz mı?


Çiçek Sepeti
Bu çilekli çikolataya bayıldım. Benden bu kadar. Görüşmek üzere. Daha fazlası burada.TIK!

Sahipsiz Cümleler

14 Ocak 2016

Unsuz Kek

Wattpad da uzun bir süre önce kitap yazmaya başlamıştım. Uzun bir sürede ara verdim. Yine de kısaca hatırlatayım kitabımın içeriğini. Planlı yaşama düşkünü Ari'nin karşılaştığı dükkan sahibiyle hayatı alt üst olur. Kendisini iş ve parayı bilmeyen  tuhaf insanların, tuhaf ağaçların olduğu bir dünya da bulur. Bakalım daha neler gelecek başına. Fantastik bir roman. Okumak isteyen buyursun.




Bu da bugün yazdığım 8. bölümden 

“ İş ne onu da bilmiyoruz” dedi, yüzü benlerle dolu yaşlı adam. Para ve işin olduğunu bilmeyen insanlar. Böyle bir dünya böyle bir yaşam mümkün müydü? Para olmadan değiş tokuşla yaşamanı insanların idame ettirebileceğini düşündü, ama iş olmadan, çalışmadan nasıl üretim yapıyordu bu insanlar.

“İş, para” dedi bardak altlığı gibi kalın gözlüğü olan yaşlı adam. Hepsi meraklı bir şekilde cevap bekliyorlardı bu garip, yabancı adamdan. İş anlatılacak bir kelimeydi; fakat parayı bilmeyen insanlara parayı anlatmak, oldukça zordu. İlk önce insanların yaptığı işlerden ve iş karşılığında aldıkları ücretten bahsetti. Bu sefer ücret sorusuyla karşılaştı. Yaptığı iş sonucunda kazandığı paraydı. Para dediler tekrardan. Para insanların ürettiği bir kağıttı. Bu kağıdı vererek ekmeklerini alıyorlardı, karınlarını doyuruyorlardı, kitaplarını alıyorlardı. Parayla alınabilecek, yapılabilecek neler varsa tek tek ayrıntısıyla bahsetti. Bir müddet yaşlı adamlar sessizce birbirine bakıp, sonra kahkahalara boğuldular. Şuana kadar sesi hiç çıkmamış içlerinde en genç olan mavi gözlü yaşlı adam zekice bir soru yöneltti.

“Peki, para diye bir şey olmasa, çalışmayacak mıydınız?”

Para diye bir şey olmasa çalışmayacak mıydık, diyerek tekrar etti cümleyi Ari. Daha önce bunu hiç sorgulamamıştı. O da para yokken insanoğlu ne yapıyordu diye düşündü. Eskilerden bildiği tek şey değiş tokuştu. İnsanlar ürettikleri şeyler karşılığında diğerinden bir ürün alıyordu. Bir koz yakaladığını düşünen Ari sinsice gülümseyerek; ukala, bilmiş yaşlı adamlarla dalga geçme, küçük düşürme sırasının onda olduğunu düşündü.

“Sizler de para yok. Fakat birbirinize verdiğiniz ürünler karşısında yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Mesela biriniz ürettiğiniz meyve, sebzeyi vererek başka bir ürün alıyor. Sizin de paranız var. Bu ürettiğiniz ürünler paranız. Tek farkı kâğıt olmaması.”  


Yaşlı adamlar yine şaşkınca birbirlerine bakıp “Biz değiş tokuş yapmıyoruz.” 

Sahipsiz Cümleler